İlişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İlişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2020 Cumartesi

27 MAYIS DARBESİ SONRASI TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA YENİ AÇILIMLAR: ORTADOĞU ve SOVYETLER BİRLİĞİ İLE İLİŞKİLER(1960-1965) BÖLÜM 2

27 MAYIS DARBESİ SONRASI TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA YENİ AÇILIMLAR: ORTADOĞU ve SOVYETLER BİRLİĞİ İLE İLİŞKİLER(1960-1965)  BÖLÜM 2



Yaz tatili arasını bitiren Millet Meclisi 3 Eylül 1962 günü tekrar toplandı. 
Toplantının en önemli konularından biri de Irak’la son haftalarda yaşanan 
hadiseler idi. Soru önergesini yanıtlayan Dışişleri Bakanı Erkin’in, Irak 
hududunda son bir yıldır yaşanan hadiseleri sıralayarak, Türkiye’nin barışçıl 
bir devlet olduğunu ve uluslararası hukuka riayet ettiğini belirttiği konuşması 
Meclis üyelerince olumlu karşılanmıştır (Ulus, 04.09.1962). Dışişleri 
Bakanı Millet Meclisi’nde verdiği bir başka izahatta da Türkiye’ye yönelik 
suçlamaları cevaplandırmıştı. Bazı yabancı basın organlarında Kuzey 
Irak’ta Barzani kuvvetlerine karşı yürütülmekte olan operasyonlara Türki-
ye’nin asker, subay ve silah desteği sağladığı yönünde çıkan haberleri yalanlayarak, Türkiye’nin yalnızca uluslararası hukuka uygun bir şekilde kendi 
sınır güvenliğini sağladığını ve bunun için dost Irak hükümeti ile görüşmeler 
ve ortaklıklar yapıldığını ifade etmişti (MMTD 1963:504; The Times, 03.09.1963).9 

Türkiye’nin Ortadoğu’da yaşadığı problemlerin temelinde bölgedeki en 
büyük rakibi Mısır ve onun bu dönemki lideri Nasır gelmekteydi. Irak’la 
yaşanan gerginliğin dolaylı olarak sebebi de bu idi. Başbakan İnönü tüm 
hadiselere rağmen; “Ortadoğu’da sulh dışında bir politika takip edilmesine 
izin verilemez. Bunun faydası yoktur ve sulh dışı her temayül bütün dünyada 
hoş görülmeyecektir. Arap dünyasıyla münasebetlerimizin normal ve iyi olması 
için bütün sebepler mevcuttur (Ulus, 20.03.1963)” diyerek Türkiye’nin 
ılımlı tutumunu yansıtıyordu. Ortadoğu’da Arap Birliği etrafında yaşanan 
son gelişmeler Ürdün ve Suudi Arabistan’ın nasıl bir tavır takınacağı sorusunu 
da beraberinde getirmişti. Her iki ülke liderlerinin de baskı altında 
olduğunu belirten Baban, tehdide en çok maruz kalanın ise İsrail olduğunu 
vurgulamıştı. Nasır’ın son kazanımları sonrası durulup durulmayacağını 
merak eden yazar, Arap coğrafyasındaki İsrail karşıtlığını daha da körükleyip 
bir savaşın çıkmasından endişelendiğini belirtir. Türkiye’nin bu yeni 
durum karşısındaki konumunu ise değiştirmeyeceğini savunan Baban, 
Türklerin Arapların dostu olduğunu ve Türk-Arap münasebetlerinin Nasır’ın 
tutumuna bağlı kalacağının altını çizmiştir (Baban 1963). Bu çerçevede 
Dışişleri Bakanlığı yayınladığı bir bildiri ile 1 Ekim 1961’den beri Birleşik 
Arap Cumhuriyeti ile kesilen ilişkilerin yeniden tesisine karar verildiğini 
açıklaması Türkiye’nin dünya siyasasındaki hareketlilikte pozisyon alması 
olarak yorumlanabilir. İlişkilerin tekrar kurulması için çaba harcayan Türkiye’nin 
Pakistan, Yugoslavya ve İsviçre gibi devletlerden arabuluculuk 
konusunda yardım aldığı iddia edilmiştir (Milliyet, 30.04.1963). Yaşananlara 
paralel olarak Küba lideri Castro’nun Rusya’yı ziyareti, ABD Dışişleri 
Bakanı Dean Rusk’ın Karaçi’de düzenlenecek CENTO konferansı öncesi 
Türkiye’ye gelmesi de kayda değer bir diğer gelişmedir. Aynı günlerde İngiltere 
Dışişleri Bakanı Lord Home’un da Türkiye’ye gelmesi tesadüfî değildir (Ulus, 28.04.1963). 

Arap açılımının yanı sıra Afrika’daki yeni uyanış hareketleri de artık 
yavaş yavaş Türkiye’nin dikkatlerini bölgeye çekmeyi başarmıştı. Türk diplomasisinin yetersizliği, temsilciliklerin az olduğu ve temsilcilerin işlerini 
hakkıyla yapmadıkları her dönem de olduğu gibi bu dönemde de tartışma 
konusu olmuştur. 1960’lar dünyasında 3.dünya ülkelerinden yükselen dalgaların 
Türk dış politikasında da yansımaları olurken, Afrika meseleleri bu 
konuların başında gelmekteydi. Türkiye dekolonizasyon süreci sonunda 
bağımsızlıklarını kazanan Afrika ülkelerini tanımışsa da ilişkilerini güçlendirmemişti. 

Soğuk Savaş şartları çerçevesinde Batı’yı ön planda tutan ve 
Afrika ve Uzakdoğu’yu göz ardı eden bu yaklaşımın Türkiye’ye hiçbir şey 
kazandırmadığı ancak 1960’ların ortalarında anlaşılacaktı (Afacan 2012: 11). 

Bu politikanın “şahsiyetli” bir dış politikayla bağdaşmadığı suçlamaları 
Cumhuriyet hükümetlerine getirilen eleştirilerin başındaydı (MMTD 1963: 5). 
Türkiye’nin Afrika ülkeleriyle olan ilişkilerindeki yetersizlikleri eleştiren 
Hekimoğlu’nun şu sözleri durumun vahametini göstermesi açısından önemlidir: 


“Dünya olaylarıyla ne kadar ilgilendiğimiz ortada. Afrika’da kaç temsilcimiz 
var?..Nasır’ı Kasım’ı iyi tanıyan Afrika, Türkiye’yi tanıyor mu belli değil. 
CENTO’daki üye dostumuz Pakistan’da bile elçimiz, maslahatgüzarımız, müsteşarımız yok… Brüksel’de temsilcimiz yok. Daha birçok yerde temsilcimiz yok.” (Hekimoğlu 1961). 

Afrika’nın kuzey batısında, Cezayir’de yaşanan bağımsızlık mücadelesi 
de Türkiye’de ses getirmiş ve oldukça destek görmüştü. Öyle ki MBK Başkanı 
Cemal Gürsel’in Fransa ile Cezayir arasındaki görüşmelerde arabulucu 
olması dahi konuşulmaktaydı (Son Havadis, 18.05.1960). Cezayir meselesinde 
tansiyonun gitgide arttığı bir dönemde BM Genel Kurulu’nda Asya ve Afrika’ daki sömürgeciliğe son vermek için verilen önergeyi Türkiye desteklemekle beraber, siyasi komisyonda Cezayir meselesinin referanduma götürülmesi teklifine Türkiye’nin çekimser kalması büyük tepki çekmiştir. Bunun nedeni olarak bir sonraki hafta toplanacak olan Avrupa İktisadi İşbirliği Konseyi toplantısı ve bu toplantıda ele alınması beklenen Türkiye’nin 1961 yılı dış borç açığı olan 90 milyon doların pazarlığı gösterilmektedir (Hekimoğlu 1960). 

Bu küçük hadise bile ekonomik bağımsızlığın dış politikada ülkelere neler sağlayabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. 
MBK idarecilerinin Cezayir’deki bağımsızlık hareketini desteklemelerine rağmen, 
Dışişlerinin kalıplaşmış Batı eksenli, müttefikleri gücendirmeme politikaları 
nedeniyle hem Cezayir nezdinde hem de bağımsızlığına yeni kavuşan ve bu 
uğurda mücadele eden bütün milli hareketlere karşı tarihi birikimlerine 
rağmen mesafeli durması ileriki yıllarda Kıbrıs meselesinde ihtiyaç duyacağı 
uluslararası desteği sağlayamamasında temel neden olacaktı (Tepeciklioğlu 2012:74). 

“Güç Komşuluk”: Türkiye-Sovyetler Birliği Münasebetleri 

27 Mayıs’tan sonra Türkiye’nin Doğu Bloğu ve Sovyetlerle münasebetlerinin 
nasıl olacağı merak edilen konular arasındaydı. 27 Mayıs darbesinin 
demokrasi, hürriyet rejimini korumak ve insan haklarına saygılı bir yönetim 
ideali ile hareket etmesinin Batı dünyasını memnun ettiğini belirten 
Çelik, Doğu bloğu ülkelerinin de Türk dış politikasında köklü bir değişim 
olmayacağını bilmelerine rağmen, bu değişimi olumlu karşıladıklarını ifade 
etmesinin kafaları karıştırmaması gerektiğini, Türkiye’nin tarafsızlık politikasına 
yönelmesinin söz konusu olamayacağını belirtmiştir (Çelik 1960). 
Gürsel’in Sovyet Büyükelçisi ile yaptığı görüşme akabinde Sovyetler Birliği 
Başbakanı’nın gönderdiği mektup Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkilerinde 
yeni bir başlangıcı işaret etmekteydi. Birkaç ay önce U2 uçağının düşürülmesiyle 
gerilen ilişkilerin bu noktaya taşınması önemli bir gelişmeydi. İki 
liderin karşılıklı mektuplaşmasında altı çizilen en önemli husus; Sovyetlerin 
Türkiye’nin egemenlik haklarına duyduğu saygıyı yinelemesi ve ilişkilerin 
bu doğrultuda sürdürülmesi isteği ile Batılı ülkelerle her iki tarafın da diyalog 
içinde olmasının vurgulanması olmuştur (Barlas 1960). Kruşçev 28 Haziran 
tarihli mektubunda Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkilerin 
geliştirilmesinin önemine değinirken, bunun gerçekleşmesinin Türkiye’nin 
ABD ve Batı dünyasıyla ilişkilerine zarar vereceğini düşünmediğini belirtmiştir. 
Türk kamuoyunda oldukça tartışmalı bir konu olan bağımsız dış 
politika vurgusunu da yapan Kruşçev müreffeh ve bağımsız bir politikanın 
hem kendileri hem de komşu devletlerin hakkı olduğunu, bu çerçevede 
Türkiye’nin Atatürk’ün yolundan gitmesi halinde Türk-Sovyet ilişkilerinin 
gelişeceğine inandığını belirtmiştir. Bu kapsamda Türkiye’yi tarafsızlık politikası 
sürdürmeye davet etmiştir (“Closer Soviet Links With Turkey”, The 
Times, 01.09.1960). Mektuba 8 Temmuz’da yanıt veren Gürsel, Türkiye’nin 
NATO ve CENTO ile olan ilişkisinin savunma üzerine kurulu olduğunu, iki 
ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesini arzu ettiğini ifade etti. Kruşçev’in 
mektubunda altını çizdiği, Türkiye’nin tarafsızlık politikası izlemesi halinde 
askeri harcama bütçesini azaltıp bunun kalkınmaya yönlendirilmesi önerisine 
de yanıt veren Gürsel, tarafsızlığın bunu sağlamada yeterli olmayacağını 
İsviçre, İsveç ve Hindistan gibi ülkelerin tarafsız olmalarına rağmen büyük 
askeri bütçelere sahip olduğunu belirtti (“Neutrals’ Need of Defences”, 
The Times, 02.09.1960). Bu mektuplaşmaya ilişkin İngiliz The Times da 
yapılan değerlendirme müttefiklerin Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkilerine 
nasıl baktığı konusunda bizlere bir takım fikirler sunabilmektedir. Tansiyonu 
düşürmek başlıklı makalede Kruşçev’in Atatürk ile Lenin’in kurduğu 
ilişkiye referans vermesinin 1960 şartlarında pek geçerli olmadığı vurgulanırken, 
1939 sonrası iki ülke arasında yaşanan gerginliklere dikkat çekilmiştir. 
Tarafsızlık konusundaki yumuşak Sovyet yaklaşımını iyi bir misyonerin 
tavrına benzeten gazete Menderes’in aylarda kuzey komşusuyla tansiyonu 
düşürme çabalarında olduğunun altını çizmiştir. Son tahlilde ne 
olursa olsun Türkiye’nin tıpkı diğer NATO ülkeleri gibi soğuk savaşın tatsızlıklarını yavaşça ortadan kaldırma çabasının akıllıca olmasına rağmen ilişkilerde henüz gözle görülür bir iyileşmenin olmadığına dikkat çekilmiştir 
(“Lowering Tension”, The Times, 02.09.1960). 

Kurulan ilk koalisyon hükümetinin Başbakanı olan İnönü, hükümetlerinin 
dış politikası ile ilgili yaptığı açıklamada; iki kutuplu dünyanın en büyük 
güçleriyle olan münasebetlerinden bahisle Türkiye’nin NATO ve CENTO 
ittifakları içinde BM politikalarına bağlı olduğunu söylemiştir. Sovyetlerle 
ittifak kurmalarının mümkün olmadığını belirten İnönü, Amerika’dan alınan 
kredilerin de ülke içindeki huzur ve istikrarla doğru orantılı olduğunu ifade 
etmiştir (Havadis, 10.01.1962). 1962 yılında ABD ile Sovyetler Birliği arasında 
yaşanan en gerilimli olay olan Küba Krizi ABD’nin Türkiye’nin müttefiki, 
Sovyetlerin de Türkiye’nin kuzey komşusu olması nedeniyle Türki-
ye’nin adının da bu kriz içinde anılmasına ve pazarlık konusu yapılmasına 
neden oldu. Başbakan İnönü Mecliste verdiği izahatta barış vurgusu yaparak 
tarafları itidalli davranmaya davet etmiş, ancak ABD’nin müttefiki olarak 
üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye hazır olunduğunun 
mesajını vermişti. İnönü’nün sözlerini ve durumu değerlendiren Aslan; 
onun varlığının ülkenin bir maceraya atılacağı endişelerini sildiğini, Türki-
ye’nin krizde takındığı tavrın kimsenin uydusu olmadığı ancak ittifaklarına 
bağlı olduğu mesajını içerdiğini belirtmiştir (Aslan 1962). Ancak bu kriz 
resmi olarak ifade edilmese de bir başka gerçeği yani ABD’nin kendi güvenliğini, 
müttefiklerinin güvenliğinin üzerinde tuttuğunu da gözler önüne 
sermişti. Küba’daki Sovyet füzelerine karşılık, Türkiye’deki Amerikan füzelerinin 
kaldırılması Türkiye’yi Sovyet tehdidine karşı güçsüzleştirici bir 
tedbir olarak da değerlendirilmiştir (Bal 2002:166). Öte yandan füze teknolojisinde yaşanan gelişmeler çerçevesinde uzun menzilli balistik füzelerin 
kullanılır olması Türkiye’nin NATO için stratejik önemini azalttığı, dolayısıyla 
Türkiye’nin elindeki bir büyük kozu kaybettiği de başka bir realitedir 
(Altan 1963) 10. 

Kıbrıs sorununun gitgide tırmandığı bir dönemde müttefiklerinden 
beklediği yardımı göremeyen Türkiye’nin yeni çıkış yolları araması gayet 
doğaldı. Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmek isteyen Rusya için Kıbrıs sorunu 
kaçırılmaz bir fırsat oldu. 27 Mayıs’tan sonra Türkiye’ye ekonomik yardımda 
bulunma teklifi sunan Sovyetlerle ilişkiler, Batı ittifakına 1960’lara 
kadar olan körü körüne bir bağlılık yüzünden gelişmemişti. Amerikalıların 
ve Avrupalı devletlerin her türlü diplomatik ve ticari ilişkileri yeniden kurmalarına rağmen Türkiye bu konuda müttefiklerinden ayrışmıştı. Bu politikanın kendisine yarardan çok zarar verdiğini ancak bu dönemin ortasında 
anlayan Türkiye, rotayı Rusya’ya çevirdi. 1963 yılında bir Türk delegasyonu 
Moskova’ya giderek Başkan Kruşçev’le görüştü. Bu görüşmede Kruşçev 
Rusya’nın Türkiye ile dostane ilişkileri geliştirme arzusunda olduğunu ve 
Stalin döneminde yürütülen Türkiye politikasının değişmesi gerektiğini 
ifade ederek Türkiye’nin duymak istediği mesajları vermişti (Gürtuna 
2006:31). 27 Mayıs sonrası yeni bir yöne giren Türkiye’nin dış politikasının 
da değişmesini normal karşılayan Toker, ABD’nin ve diğer Batı Bloğu ülkelerinin 
Sovyetlerle iyi ilişkiler kurmalarına rağmen Türkiye’nin bundan ayrı 
kalmasının beklenemez olduğunu belirterek, Türkiye’nin kraldan daha çok 
kralcı olmayacağını ve ABD’nin de bunu normal karşılaması gerektiğinin 
altını çizmişti (Toker 1965:5). 

1960-1964 yılları arası Türk-Sovyet ilişkileri normalleşme yolunda 
sürdürülürken, 1965’ten itibaren ilişkiler işbirliği temelinde seyretmiştir 
(Gençalp 2014:318). 1965 sonrası daha da gelişecek siyasi ilişkilerin temeli 
öncesinde yapılan ekonomik anlaşmalarla sağlamlaştırılmıştı. 1963 yılında 
yapılan 28 milyon dolarlık ticaret anlaşması ile iki ülke arasındaki dış ticaret 
hacmi %20 oranında büyütüldü (Milliyet, 20.03.1963). İki ülke arasındaki 
ilişkiler 1964-1965 yıllarında gerçekleştirilen karşılıklı ziyaretlerle 
daha da pekiştirildi11 (BCA.30.18.1.2/180.61.14.). 1963 yılında bir Türk 
Heyeti (02-14.05.1963) ve daha sonra 1964 yılında Türk Dışişleri Bakanı 
Feridun Cemal Erkin Moskova’ya gitmiş (30.10/06.11.1964) ve bu ziyarette 
iki ülke arasında kültür anlaşması imzalanırken12 (BCA, 30.18.1.2/181.70.13.), 
iade-i ziyaret babında da Sovyetlerin efsanevi Dışişleri Bakanlarından 
olan Gromiko13Ankara’ya gelmişti (17-22.05.1965). Litvinov’dan sonra 
Türkiye’ye ilk defa bir Sovyet Dışişleri Bakanı’nın gelmesi ilişkilerin ulaştığı 
boyutu göstermesi bakımından önemlidir. Türkiye’den bu dönemdeki en 
üst düzeydeki ziyaret son koalisyon hükümetinin Başbakanı olan Suat Hayri 
Ürgüplü’nün ziyareti (09-17.08.1965) olmuştur. Yine 1965 yılının başında 
ve sonlarında da iki Rus Heyeti Türkiye’ye gelerek ilişkilerin geliştirilmesine 
katkıda bulundu. 

4 Ocak 1965’te TBMM’nin davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Nikolai 
Podgorny başkanlığındaki 10 kişilik Sovyet Heyeti’nin gelişi haberinin “32 
yıldan beri depoda duran Sovyet bayraklarının” yeniden ütülenmek üzere 
çıkarılması yorumuyla verilmesi ziyaretin önemini göstermesi bakımından 
dikkate değerdi (Milliyet, 03.01.1965). Sovyetler Birliği’nin 4 numaralı ismi 
olan Podgorny’nin ziyareti, Türk Dışişleri Bakanı Erkin’in Moskova ziyaretinin 
yalnızca Kıbrıs meselesinde Sovyetlerden taviz koparmak amacıyla 
yapıldığı düşüncesinin artık kamuoyunda dağılmaya başlamasına vesile 
oldu (Milliyet, 04.01.1965). Ziyareti değerlendiren Toker, tarafların birbirlerinden dış politika ve güvenlik konularında geleceğe yönelik bağlayıcı 
taleplerde bulunmaması halinde ilişkilerin normal yolunda yürümesi için 
hiçbir engel olmadığını belirtmiştir (Toker 1965). Millet Meclisinde milletvekillerine hitap eden Podgorny konuşmasında Toker’in sözlerine benzer 
ifadelerle “Türk-Sovyet dostluğu için hiçbir set, hiçbir engel yoktur” diyerek 
ilişkilerin geleceği hakkında sinyaller verdi14 (Milliyet, 06.01.1965). Ziyaret 
ve Sovyet Heyeti’nin temaslarına ilişkin gözlemlerini aktaran Hekimoğlu, 
Ankara’daki yoğun mesai içinde en çok telaşlı olanların Amerikalı diplomatlar 
olduğu gözlemini paylaşırken, “Telaş edecek bir şey yok… Türk toplumu 
bağlı bir politikanın ıstırabını hele şu Kıbrıs olaylarında çok derinden duydu. 
Bu çıkmazdan kurtulmak, ulusal ve bağımsız bir politikaya yönelmek yollarını 
arıyor artık. Sovyet-Türk münasebetleri bu ışık altında değerlendirilebilir 
ancak” (Hekimoğlu 1965) sözleriyle Türk dış politikasının evirildiği yönü 
gazeteci gözüyle aktarmıştı. Sovyetler Birliği yönetiminin ilk etapta Kıbrıs 
meselesinde Rum tarafını destekler açıklamalar yapmasına karşılık iki ülke 
arasında gelişen ilişkiler ilk meyvelerini bu sorun üzerinde verdi. 

Türk Başbakan’ın ziyaretinden 3 ay önce Ankara’ya gelen Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Gromiko temasların oldukça faydalı geçtiğini, gelecek adına umutlu olduğunu belirtmesinin yanı sıra, Kıbrıs konusuna da değinerek: Ada’ya dış müdahaleye karşı olduklarını fakat yönetim olarak rejimin federasyon şeklinde kurulabileceğini söylemişti (Gençalp 2014:323). Bu yaklaşım Sovyetler’in Türk tezine yaklaştırıldığını göstermesi açısından büyük öneme sahiptir. 
9-17 Ağustos 1965 tarihleri arasında Başbakan Ürgüplü’nün Sovyetler 
Birliği’ne yaptığı ziyaret (BCA, 30.1.0.0/46.277.3)15 bu dönemdeki en 
önemli ekonomik anlaşmalardan birinin esaslarını ortaya koymuştu. Bu 
anlaşmanın gerekli protokollerini yapmak üzere ise 30 Eylül 1965’te bir 
başka Sovyet Heyeti Türkiye’ye geldi ve yapılan uzun müzakereler sonucu 
12 Kasım 1965’te imzalanarak yeni kurulan Demirel hükümetine koalisyonlar 
döneminin bıraktığı son miras oldu (Gürün 1983:204). 

SONUÇ 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze dış politika serüveni 
incelendiğinde izlenen yol haritasında dönem dönem bir takım değişiklikler 
yaşandığı kolaylıkla gözlenebilmektedir. Kuruluş sürecinde Misak-ı Milli ile 
belirlenen dış politika hedeflerine ulaşmaya çalışan Türkiye’nin uluslararası 
camiaya vermek istediği mesaj netti: Milli sınırlara dayalı, tam bağımsız bir 
devlet. Bu konudaki kararlılık ve izlenen dış politika, iki dünya savaşı arası 
dönemde İtilaf devletlerinin Kürkçüoğlu’nun deyimiyle “ihtilaf” devletlerine 
dönüşmesiyle (Kürkçüoğlu 1980:320) Türkiye’nin elini daha da güçlendirdi. 
Bu periyotta komşu devletler Yunanistan, Irak, İran ve Sovyetler Birliği ile 
yapılan bölgesel dostluk ve saldırmazlık anlaşmaları Türkiye’nin itibarını 
arttırırken bir yandan da güvenliğini de sağlamaktaydı. Uygulanan bu politikalar 
İkinci Dünya Savaşı arifesinde değişime uğradı ve savaş sonunda 
oluşan iki kutuplu dünyada Türkiye ABD merkezli Batı ittifakı tarafında yer 
aldı. Bu tercihte Sovyetler Birliği’nden gelen tehditlerin de ciddi bir payı 
olduğunu yinelemek gerek. 1950 yılında yaşanan iktidar değişimi sonrası 
Demokrat Parti, Ortadoğu ülkeleriyle olan ilişkileri yeniden ihya etmeye 
çabaladıysa da gerek geçmiş anlaşmazlıklar gerek ideolojik çatışmalar gerekse 
de bu dönemde sürdürülen kayıtsız şartsız Batı yanlısı tutum nedeniyle 
bu çabalar istenilen sonuçları vermedi. Benzer bir süreç Sovyetlerle 
bu dönemin sonlarına doğru işletilmeye çalışıldıysa da iktidarın ömrü ilişkilerin 
geliştirilmesine yetmedi. 

27 Mayıs darbesi sonrası iktidarı ele alan Milli Birlik Komitesi’nin içeride 
izlediği politikalar DP politikalarına bir tepki niteliği taşımasına rağmen, 
dış politikada tamamen farklı bir yol takip edildi. Komite’den yapılan 
ilk açıklamada müttefiklere olan bağlılığın vurgulanması dış politikada marjinal 
bir değişimin olmayacağı işaretlerini vermişti. Ancak ilerleyen süreçte 
Türkiye’nin çıkarlarının müttefiklerininki ile çatışması sonucu dış politikada 
ciddi bir kırılma yaşandı. 

27 Mayıs sonrasında tartışmaya açılan Türk dış politikasında: 1962 
Küba Krizi, 1963 Kıbrıs olayları, Johnson Mektubu, NATO güvencesinin ve 
yardımlarının azalacağı söylemleri, ABD’nin kromu Türkiye yerine Sovyetlerden 
almaya başlaması ile değişim kaçınılmaz bir hal aldı. Tek yönlü, bağımlı 
dış politikanın kendisine ne kadar zarar verdiğini sonuçlarıyla beraber 
yeni yeni anlayan Türkiye yüzünü, bir taraftan Federal Almanya’ya diğer 
taraftan Ortadoğu, Asya, Latin Amerika ve Afrika’yı kapsayan 3. Dünya’ya 
ve kaçınılmaz olarak kuzey komşusu süper güç olan Sovyetler Birliği’ne 
döndü (Tellal 2000:194). Milli bir dava haline dönüşen Kıbrıs meselesi 
ile Batı ittifakının içindeki yerini adeta bir turnusol kağıdı deneyi ile idrak 
eden Türkiye, bağımsızlığını kazanıp Milletler Cemiyeti’nin üyesi olan 
3. Dünya ülkelerinin olası bir Kıbrıs oylamasında artan önemini de fark ederek 
daha geniş perspektifli bir politika arayışına girdi. Bu değişimin en 
önemli iki ayağından biri olan Ortadoğu ülkeleriyle ilişkiler sınır anlaşmazlıkları, 
ideolojik farklılıklar, tarihi birikimler gibi çeşitli sebeplerden ötürü 
istenilen seviyede geliştirilemediyse de sacın diğer ayağı olan Sovyetler 
Birliği ile münasebetlerin geliştirilmesine yönelik ciddi adımların karşılıklı 
bir şekilde atıldığı görülmektedir. Bu dönemde ilişkilerin geliştirilmesi için 
ortaya konulan çabalar sonraki dönemde karşılık bulmuştur. Dönemin başlangıcı 
kabul ettiğimiz 27 Mayıs 1960’tan 1965 yılına gelindiğinde Türk dış 
politikası 5 yıl önceki halinden tamamen farklı bir hal almış oldu. 

Devletler arası ilişkilerde her devlet kendi çıkarları doğrultusunda hareket 
ederek bir politika belirler. Bu bağlamda Türkiye’nin 1962 yılı ortalarına 
kadar takip ettiği koşulsuz Batı yanlısı siyaset, çıkarların çatışması ve 
müttefiklerden beklenen desteğin sağlanmaması nedeniyle iflas etti. Sonraki 
dönemlerde de görüleceği üzere Türkiye, müttefiki kabul ettiği ABD ve 
Avrupa ile yaşadığı her ciddi sorun sonrası yönünü Sovyetlere ve komşu 
Arap devletlerine dönerek bir denge siyaseti takip etmeye çalışmıştır. Sonuç 
olarak anlaşmalara ve ittifaklara bağlı fakat bağımsız ve milli bir dış 
politikanın Türkiye’nin çıkarlarını koruma noktasında faydaları yaşanan 
her tecrübe sonrası bir kez daha net bir şekilde anlaşılmıştır. Bu iki ilkeden 
vazgeçilmeden takip edilecek her türlü politikanın başarılı olma ihtimalinin, 
tarihi örneklerinde de görüldüğü üzere, diğer yöntemlerden yüksek olacağı aşikârdır. 

KAYNAKLAR 

Arşiv Belgeleri (Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi) 
BCA, 30.1.0.0/46.277.3. 
BCA, 30.1.0.0/50.304.9. 
BCA, 30.18.1.2/181.70.1-3. 
BCA.30.18.1.2/180.61.14. 
Resmi Yayınlar (Millet Meclisi Tutanak Dergisi) 
MMTD, C.11, B.28, 10.01.1963. 
MMTD, C.20, B.128, 02.09.1963. 


Süreli Yayınlar 

Akşam (1960-1965) 
Ulus (1960-1965) 
Milliyet (1960-1965) 
Son Havadis (1960-1965) 
Havadis (1960-1961) 
The Times (1960-1962) 
“Dış Politika”, Milliyet, 30.04.1963. 
“Irak ve Sınır Olayları”, Ulus, 20.08.1962. 
“Sovyet Heyeti’nin Ziyareti”, Milliyet, 04.01.1965. 
AFACAN İsa (2012), “Türk Dış Politikasında Afrika Açılımı”, Ortadoğu Analiz, 4(46). 

AKKAYA Bülent (2012), “Türkiye’nin NATO Üyeliği ve Kore Savaşı”, Akademik 
Bakış Dergisi, Celelabat/Kırgızistan,28. 

ALTAN Çetin (1963), “Takke Önümüze Düşmeden”, Milliyet, 23.01.1963. 

ASLAN İffet (1962), “Küba Krizi ve Türkiye”, Ulus, 30.10.1962. 

BABAN Cihad (1963), “Ortadoğu ve Türkiye”, Ulus, 25.04.1963. 

BAL İdris (2002), “Türk Dış Politikası (1960-1980)”,Türkler Ansiklopedisi, 
C.17, Yeni Türkiye Yay, Ankara 2002. 

BALKAN Aydemir (1960a), “Dış Politika Felsefemiz”, Akşam, 15.08.1960. 

BALKAN Aydemir (1960b), “Ortadoğu Politikamızda Yenilik İhtiyacı”, Akşam, 07.09.1960. 

BARLAS Ali İhsan (1960), “Sovyetler Birliği ve Türkiye”, Son Havadis, 10.09.1960. 

BAŞ Arda (2012), “1957 Suriye Krizi ve Türkiye”, History Studies,4(1). 

BILGE A. Suat (1969), Olaylarla Türk Dış Politikası (1919-1965), Ankara. 

BILGIN Mustafa (2007), Britain and Turkey in the Middle East, London: Tauris. 

BOSTANCI Mustafa (2013), “Türk Arap İlişkilerine Etkisi Bakımından Bağdat 
Paktı”, Gazi Akademik Bakış, 7 (13). 

BULUT Sedef (2008), “Sovyet Tehdidine Karşı Güvenlik Arayışları: I. ve II. 
Menderes Hükümetlerinin (1950-1954) Nato Üyeliği ve Balkan Politikası”, 
Atatürk Yolu Dergisi, 41. 

ÇAKIR Faruk M., “Amerikan Bakış Açısından Türkiye’de 1957–1960 Dönemi 
Siyasal Gelişmeleri ve Türk-Amerikan İlişkileri”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 59(1). 

ÇELIK F. Edip (1960), “Dış Politikada Ölçü”, Akşam, 27.06.1960. 

DOĞANER Yasemin (2006), “İngiliz Büyükelçiliği Yıllık Raporlarında Demokrat 
Parti Dönemi Türkiye’sinde Dış İlişkiler”, Hacettepe Üniversitesi 
Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, 2.(4). 

DURAN Hasan-Ahmet Karaca (2013), “1950-1980 Döneminde TürkiyeOrtadoğu 
İlişkileri”, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 14(1). 

EKINCI Necdet (2002), “İnönü Dönemi ve II. Dünya Savaşı Yılları”, Türkler, 
C.16, Editörler: Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları. 

EKINCIKLI Mustafa (2002), İnönü-Bayar Dönemleri Türk Dış Siyaseti, Ankara: Berikan Yay. 

ESMER Ahmet Şükrü (1962), “Irak’ın Dertli Adamı”, Ulus, 29.08.1962. 

GENÇALP Ebru (2014), “Türk Basınında İkili Ziyaretler Boyutunda Türk 
Sovyet İlişkileri (1965-1980)”, ÇTTAD, XIV(29). 

GÖNLÜBOL Mehmet (1969), Olaylarla Türk Dış Politikası, Ankara:A.Ü. S.B.F. Yayınları. 

GÖNLÜBOL Mehmet-Cem Sar (1997), Atatürk ve Türkiye’nin Dış Politikası 
(1919-1938), Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yay,. 

GÜRTUNA Anıl (2006), Turkish-Russian Relations in The Post Soviet Era: 
From Cocflict to Cooperation, ODTÜ SBE, Ankara, Yayımlanmamış Yüksek 
Lisans Tezi. 

GÜRÜN Kamuran (1983), Dış İlişkiler ve Türk Politikası, Ankara:A.Ü. S.B.F. Matbaası. 

Havadis, 10.01.1962. 

HEKIMOĞLU Müşerref (1960), “Kalb ve Kese Arasında”, Akşam, 14.12.1960. 

HEKIMOĞLU Müşerref (1961), “Afrika Kaynarken”, Akşam, 05.08.1961. 

HEKIMOĞLU Müşerref (1965), “Sovyet Misafirlerle İlk Karşılaşma”, Akşam, 07.01.1965. 

KÜRKÇÜOĞLU Ömer (1980), “Dış Politika Nedir? Türkiye’nin Dünü ve Bugünü”, 
Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 35(1). 

SEYDI Süleyman (2011), “Demokrat Parti’nin Dış Politikada Alternatif Arayışı 
(1957–1960)”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 14(2). 

TELLAL Erel (2000), SSCB-Türkiye İlişkileri 1953-1964, Ankara. 

TELLAL Erel, “Sovyet Dış Politikası ve Gromiko”, A.Ü. SBF Dergisi, 62(3): 349-377. 

TEPECIKLIOĞLU Elem Eylice (2012), “Afrika Kıtasının Dünya Politikasında 
Artan Önemi ve Türkiye-Afrika İlişkileri”, Ankara Üniversitesi Afrika Çalışmaları 
Dergisi, 1(2). 

TOKER Metin (1965a), “”Bugünkü Türkiye’nin Dış Politikası”, Akis, 551, 08.01.1965. 

TOKER Metin (1965b), “Rus Heyetini Karşılarken”, Milliyet, 04.01.1965. 

UÇAROL Rıfat (1995), Siyasi Tarih (1789-1994), İstanbul: Der Yayınları. 

YEŞILBURSA Behçet Kemal (2009), “A General Review of Turkey’s Foreign 
Affairs During The Democrat Party Era (1950-1960)”, Alternative Politics, 1(2). 

DİPNOTLAR;

1 Oysa ki, bu açıklamadan iki hafta evvel Orgeneral Gürsel iki Yunan gazeteciye yaptığı açıklamada Türkiye ile tarihi ve geleneksel bağları olan Birleşik Arap Cumhuriyeti ve Irak’la ilişkilerin geliştirilmesinden daha doğal bir şey olmadığını ifade etmekteydi. Nasır’ın Atina’ya gerçekleştirdiği ziyarette Türk devrimini onaylayan sözleri de ilişkilerin olumlu yönde seyredeceği izlenimi vermekteydi. (“Turkey’s Changed Attitude to U.A.R.”, The Times, 15.07.1960). 
2 Molla Mustafa Barzani ile Irak hükümeti arasındaki çatışmada Iraklı Kürtlerin önemli silah kaynaklarından biri Türkiye idi. Güneydoğu Anadolu’nun sarp coğrafyasının da yardımıyla bölgedeki çeteler silah kaçakçılığından büyük gelir sağlamaktaydı. 1962 Haziran’ında Siirt’te 14 köylü bu organizasyonu ihbar ettikleri gerekçesiyle bu çetelerden biri tarafından kaçırılıp, 40 bin Lira karşılığı fidye sonucu serbest bırakılmıştır. Bu hadise hükümeti sınır güvenliği için 
yeni tedbirler almaya itti. 
3 Hakkari’ye bağlı Rübarük Karakolu ve Biskan Köyü de bombalanan yerler arasındadır. Bu hadiseden bir ay önce Irak Hava Kuvvetlerine ait MIG tipi bir uçak Hakkari Gerur’a 20 mil mesafede konuşlu bir jandarma birliğini hedef aldı fakat şans eseri ölü veya yaralı olmamıştır. Bu olayın Irak uçaklarının isyancı Kürt grupları kovalaması sonucu yaşandığına inanılmaktadır (The Times, 11.07.1962). 
4 Adalet Partisi Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala ve Aydın Milletvekili Reşat Özarda telgraf çekenler arasındadır. 
5 The Times da olayla ilgili çıkan bir haberde Iraklı yetkililer Türk savaş uçaklarının Irak hava sahasından 45 mil içeride bu saldırıyı gerçekleştirdiğini iddia etmektedir (The Times, 20.08.1962). 
6 General Kasım El-Sevre Gazetesi’ne verdiği demeçte; “Türk halkı Müslüman ve Arap dostudur. Hükümetinin işlediği bu cinayeti kabul etmemektedir. Türk halkı Türk hükümetinin Araplar hakkında aldığı kararlara da muhaliftir. Mesela hükümetin İsrail’i tanımasına Türk halkı tamamen karşıdır. Müslüman olan Pakistan Hükümeti de CENTO Paktı’na sırt çevirmiş ve İsrail’i tanımamağa karar vermiştir. Biz komşularımız hakkında iyi niyetlerimizi her vesile ile tekrarla-
dık. Kuzey’deki asilere yardım eden Amerika ve İngiltere’dir. Onlara da yardım eden müstemlekeci komşularımızdır” dedi. 
7 Elçi olayların yatışmasından sonra Eylül ayı içerisinde Bağdat’taki görevine döndü. 
8 Dışişleri yetkilileri bu önerinin Irak tarafından kabul edilmeyeceğini düşündüklerini çünkü Kuzey Irak’ın tamamıyla Kürtlerin hâkimiyetinde olduğu belirttiler. 
9 Türkiye ile Irak arasında karşılıklı suçlamalarla devam eden ilişkiler daha sonra normalleşse de Irak hükümeti ile isyancı Kürtler arasındaki çatışmadan yine en çok etkilenen ülke Türkiye oldu. Kuzey Irak’tan binlerce Kürt yaşanan çatışmalar sebebiyle 1963 yılı içerisinde de Türkiye’ye sığınmaya devam etti (The Times, 28.09.1962; 30.08.1963). 
10 Ayrıca Batı’nın Moskova’da Kruşçev’i Stalinist muhalefete karşı desteklemek adına ilişkileri yumuşatmaya çalışması da Türkiye’nin önemi ile ilgili soru işaretlerinin doğmasına yol açmıştır. Bir bakıma bu gelişme Türkiye’nin güvenliği açısından olumlu bir hadisedir. 
11 1964 Ekim’inde Dışişleri Bakanlığı Türkiye ile Sovyetler Birliği hükümeti arasında vize harçlarının kaldırılması hususunda mektup teatisi anlaşması yapılması hususunda yetkilendirilmişti. Vizelerle ilgili yapılan bu düzenleme karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi yönünde atılan küçük adımlardan biri olarak kabul edilebilir. 
12 Kültür anlaşması ile ilgili yetkilendirme 28.10.1964 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile Erkin’e verildi. Anlaşma kapsamında Türk ve Rus bilim insanlarının karşılıklı bilgi alış verişinde bulunarak üniversiteler arasında işbirliği kurmaları, opera ve müzik alanında sanatçıların mübadelesi, resim, gravür, seramik ve süsleme sanatlarında karşılıklı sergiler açılması, spor karşılaşmaları düzenlen mesi, müzelerdeki eserlerin sergilenmesi düşünülmüştür. 
13 28 Yıl boyunca kesintisiz bir şekilde Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı olan, meslekten bir diplomat olan Andrey Andreyeviç Gromiko hakkında detaylı bilgi için bkz. Tellal 2007: 349.377. 
14 Tabii Senatör Osman Köksal ve bazı AP’li vekiller Podgorny’nin Meclis kürsüsünden konuşmasına karşı çıkarak, komünizm propagandası yapıldığını öne sürmüşlerdi. 
15 Bu ziyaretle ilgili koalisyonun bir diğer ortağı olan CKMP Genel Başkanı Türkeş, Tas Ajansı’na verdiği aşağıdaki demeçle ziyareti desteklediklerini belirtmişti: “Başbakanımızın Rusya seyahati önceden hazırlanmıştır. Biz diğer komşularımızla olduğu gibi bütün milletlerle ve Sovyetler Birliği ile iyi münasebetler içinde bulunmayı daima arzu ederiz. Başbakanımızın bu ziyaretinin de her iki memleket için yararlı olacağını zannediyoruz.” 


***

27 MAYIS DARBESİ SONRASI TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA YENİ AÇILIMLAR: ORTADOĞU ve SOVYETLER BİRLİĞİ İLE İLİŞKİLER(1960-1965)* BÖLÜM 1

27 MAYIS DARBESİ SONRASI TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA YENİ AÇILIMLAR: ORTADOĞU ve SOVYETLER BİRLİĞİ İLE İLİŞKİLER(1960-1965)*  BÖLÜM 1





Fehim KURULOĞLU** 
Karadeniz Araştırmaları 
XIV/54 -Yaz 2017 -s.191-208 
Makale gönderim tarihi: 28.04.2016 
Yayına kabul tarihi: 01.06.2016 
** Arş. Gör. Dr., Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü. E-posta: 
fehim.kuruloglu@gop.edu.tr. 
Fehim Kuruloğlu 



ÖZET 

Dünyanın her yerinde devletlerin takip ettiği dış politikalar çıkarlar 
doğrultusunda zaman zaman değişime uğrayabilmektedir. Türkiye 
Cumhuriyeti’nin dış politika uygulamalarına bakıldığında bunun örneklerine 
rastlamak mümkündür. Kuruluş döneminde bölgesel paktlar 
ve saldırmazlık anlaşmaları ile ulusal güvenliğini ve bağımsızlığını 
korumaya çalışan Türkiye’nin, İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan iki 
kutuplu dünyada yönünü Batı’ya çevirmesi nedeniyle hem Ortadoğu 
hem de Sovyetler Birliği ile ilişkilerinde bir takım kopmalar oluşmuştu. 
1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti iktidarının ilk dönemi 
Ortadoğu ülkeleriyle, son dönemlerinde de Sovyetler Birliği ile ilişkileri 
geliştirmeye çalıştıysa da istenen sonuçlara ulaşılamadı. 27 Mayıs 
1960’ta gerçekleşen askeri darbe sonrası dış politikada bir eksen 
kaymasının yaşanmayacağı vurgusu yapılsa da, kamuoyunda dış politikanın 
yapısı ile ilgili tartışmalar başlamıştı. 1962 yılında patlak veren 
Kıbrıs hadiseleri bu tartışmaların pratiğe dönüşmesine yardımcı 
olurken, müttefiklerinden istediği desteği bulamayıp yeni arayışlara 
giren Türkiye yönünü yeniden Ortadoğu ve Sovyetler Birliği’ne dönmüştür. 
Bu çalışma; Türk dış politikasındaki bu kırılma anını merkez alarak Türkiye’nin yeni dış politika vizyonu doğrultusundaki çabalarını ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’nin Irak’la yaşadığı sınır sorunları, Mısır’daki Nasır yönetimiyle münasebetler, yeni bağımsızlığını kazanan üçüncü dünya ile ilişkilerin geliştirilmesi ve kuzeydeki süper güç Sovyetler Birliği ile ilişkiler ve karşılıklı ziyaretler ele alınmıştır. 

Bu Makale Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih ABD’de sunulan “1960-1965 Yılları Arası Türkiye’de Siyasal, Sosyal ve Ekonomik Hayat” başlıklı doktora tez çalışmasından üretilmiştir. 

Cumhuriyetin ilanından sonra Türk dış politikasının temel hedefi kendi 
kaderine hâkim, bağımsız milli bir devlet kurmaktı. Dönemin en büyük güçleri 
olan İngiltere ile Irak’tan, Fransa ile Suriye’den, İtalya ile On İki Adalar’dan, 
Sovyetler Birliği ile de Karadeniz’den ve doğudan sınır komşusu olan Türkiye bir taraftan Milletler Cemiyeti’ne üye olurken, diğer taraftan da bölgesel ve ikili anlaşmalar çerçevesinde güvenliğini sağlamaya çalışmıştı (Gönlübol vd 1997:147). 

Atatürk’ün vefatı akabinde patlak veren İkinci Dünya Savaşı yılları boyunca 
tarafsız kalma çabasını sonuna kadar başarıyla yürüten İnönü “Şefliğindeki” 
Türkiye, bir yandan savaşın beraberinde getirdiği olumsuz ekonomik, 
sosyal şartların üstesinden gelmeye çalışırken, öte yandan uluslararası 
arenada siyasi olarak pozisyonunu yeniden belirlemeye çalışmıştır. Bu 
çerçevede Atatürk dönemi dış politikasının temel unsurlarından olan taraf-
sızlık politikası, 1939 Ekim’inde İngiltere ve Fransa’yla yapılan üçlü ittifak 
anlaşması ile bozulmuş ve böylelikle Türkiye 6 yıl sonra yapacağı tercih ile 
ilgili ilk sinyalleri o tarihte vermişti (Ekinci 2002:707). 

1945’ten itibaren meydana gelen gelişmeler 1950’lerde dünya devletlerini 
iki büyük devletin çevresinde birleştirerek iki ayrı bloğa ayırdı. 

1950’den sonraki dönemde ise bloklara dâhil olan devletler küresel iki güçten 
birini seçerek bunlarla ikili veya kolektif anlaşmalar imzalamaya başladılar. 
Bu durum ABD ve SSCB’nin kendi eksenindeki devletler üzerindeki 
etkisinin ve kontrolünün artmasına vesile oldu (Uçarol 1995:673). 

II. Dünya Savaşı’nın galibi olan Sovyetler Birliği Türkiye üzerindeki etkisini 
daha da arttırmak için yeni birtakım tekliflerle Türkiye’nin karşısına 
çıktı. Bu noktada Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki 1925 Andlaşması’nın 
Sovyetler lehine tadili ve tavizler söz konusu oldu. 17 Aralık 1925’te 
Paris’te Chicherin ve Tevfik Rüştü Aras tarafından üç yıllığına imzalanan ve 
feshedilmediği müddetçe her sene yenilenen “Tarafsızlık ve Saldırmazlık 
Andlaşması”, 19 Mart 1945 tarihinde Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye verdiği 
notaya kadar yürürlükte kaldı. Notada Sovyetler, anlaşmanın II. Dünya 
Savaşı sonrası ortaya çıkan duruma uygun olmadığını ve ciddi surette geliştirilmeye muhtaç olduğunu belirtmişti (Gönlübol vd 1969:206). Tıpkı Birinci 
Dünya Savaşı sonrası kurulan Locarno düzeninde Batılıların Türkiye’yi 
Rusya’ya yaklaştıran tavırları gibi Rusya’nın 1925 Andlaşmasını gözden 
geçirme talebi de Türkiye’nin dış politikada yeni açılımlara gitmesine ve 
Batı ekseninde “kayıtsız-şartsız” yer almasına neden oldu. 

Bu süreçte tercihini ABD’nin başını çektiği Batı ittifakında kullanan 
Türkiye’nin dış politikadaki ana hedefi Batı dünyasındaki siyasi, askeri ve 
ekonomik ittifaklara üye olmaktı. Dolayısıyla 1950’de iktidarın değişmesi 
herhangi bir farklılık yaratmamış, aynı yıl Kore’de patlak veren savaş NA-
TO’ya girme arzusunda olan Türkiye için büyük bir fırsat doğurmuştu (Akkaya 
2012:16). Kore Savaşı’nın Türkiye açısından en önemli sonucu NA-
TO’ya üyeliğin yolunu açması oldu. Uzun zamandır Batı ile ittifak arayışındaki 
Türkiye, böylelikle hem maruz kaldığı Sovyet baskısını hafifletmiş hem 
de iç politika açısından Menderes hükümetinin hanesine olumlu bir gelişme 
olarak kaydedilmişti (Bulut 2008:40). 

Türkiye NATO’ya girdikten sonra İngiltere’ye verdiği sözler doğrultusunda 
bir yandan Ortadoğu ile ilgilenirken, öte yandan ABD’nin teşvikiyle 
Balkanlar’da birtakım politik hamlelere girişti. Sovyetler Birliği’nden kopan 
Yugoslavya’nın Batı ittifakı içine çekilmesi ve bu çerçevede güvenliğinin 
nasıl sağlanacağı düşünüldüğünde Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya’nın 
bir çatı altında bir arada tutulması öngörülmüştü. Bu doğrultuda 1954 yılında 
imzalanacak olan Balkan Paktı’nın temelleri atılmış, adı geçen ülkeler 
kısa ömürlü olacak bir işbirliğine girmişlerdi (Bilge vd 1969:255). Böyle bir 
paktın kurulması Sovyetlerin ve dolayısıyla Bulgarların tepkisini beraberinde 
getirdi ve yaptıkları açıklamalarda bu girişimlerin İngiliz-Amerikan 
emperyalizminin uzantıları olduğunu iddia ettiler (Yeşilbursa 2009:156). 
İngiliz kaynaklarına göre de bu dönemde DP iktidarının uyguladığı dış politika 
CHP idaresine benzer olmakla beraber, Sovyet etkisi nedeniyle kaçınılmaz 
olarak daha çok İngiliz-Amerikan eksenine sürüklenmekteydi. Bu 
haliyle Türkiye bir taraftan Balkan Paktı, diğer yandan Ortadoğu’da etkin 
olma çabalarının yanı sıra jeopolitik önemi, toplumsal yapısı, askeri gücü ve 
yönetim istikrarı açısından İngilizler ve dolayısıyla Batı için büyük öneme 
sahipti (Doğaner 2006:233). 

Balkanlardan sonra sıra büyük planda olduğu gibi Ortadoğu’ya gelmişti. 
II. Dünya Savaşı sonrasına kadar Ortadoğu’nun hâkimi konumundaki 
İngiltere için Türkiye’nin stratejik önemi büyüktü. İngilizlere göre; Türkiye 
hem coğrafik, hem de kültürel açıdan hem Avrupalı hem de Arap olmayan 
istikrarlı, yüksek ekonomik, siyasi ve sosyal standartlara sahip, bölgeye rol 
model olabilecek bir ülkeydi. Türkiye sahip olduğu bu yapı ve tarihsel birikim 
ile komünizm tehlikesine karşı önemli bir direnç noktası teşkil etmekteydi. 
Bu çerçevede İngilizler için dostluğu yitirilmemesi gereken ülkelerden 
biri idi (Bilgin 2007:237). İktidara geldiği ilk yıllardan itibaren uzun 
zamandır atıl bir halde olan Türk-Arap ilişkilerini canlandırmak isteyen 
Demokrat Parti hükümeti için Batı’nın desteğiyle bölgede Sovyet tehdidine 
karşı kurulacak bir yapı bulunmaz nimetti. 1955 yılına kadar süren görüşmeler 
neticesinde Türkiye, Irak, İngiltere, İran ve Pakistan’ın bir araya gelerek 
oluşturduğu Bağdat Paktı dönemin önemli gelişmeleri arasında yer 
almıştır. ABD eksenli politikaların bir yansıması olan pakt ile Amerika komünizm 
tehlikesine karşı Atlantik’ten Pasifik’e kadar uzanan savunma zincirini 
tamamlamış oluyordu (Ekincikli 2002:249). Ancak Türkiye’nin Batı ile 
olan bu münasebetleri Ortadoğu’da olumlu sonuçlar vermezken, pakt nedeniyle 
Türk-Arap dostluğu sarsılmış, bölgedeki Türkiye imajı daha da kötüye 
giderken, Batılıların isteklerinin aksine Sovyetlerin bölgeye yerleşmesi kolaylaşmıştır (Bostancı 2013:182). 

1950-1960 arası dönemde Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri ile olan ilişkilerinin 
inişli-çıkışlı, zaman zaman yakınlaşan, zaman zaman da birbirinin 
zıttı yönde gelişen durumlar yaşandığı görülmektedir. Bu dönemde bölge ile 
ilgili politikalara yön veren önemli gelişmeler yaşandı. Bağdat Paktı, İsrail’in 
tanınması, Süveyş Krizi, Ürdün Meselesi ve Suriye’de cereyan eden karışıklıklar 
bölge ülkeleri ile Türkiye’nin arasındaki mesafenin açılmasına neden 
olmuştur. Bunun sebebi olarak da DP’nin Soğuk Savaş mantığı çerçevesinde 
ülke çıkarlarını ABD ekseninde görüp ona uygun politikalar uygulaması 
gösterilmektedir (Duran vd 2013:125). 

Demokrat Parti iktidarının son döneminde yaşanan en önemli dış politik 
hadiselerden biri Suriye ile cereyan eden kriz olmuştur. Tarihsel arka 
planına bakıldığında bir güvensizliğin zaten mevcut olduğu Suriye-Türkiye 
ilişkilerindeki gerginlik 1957 yılına gelindiğinde iyiden iyiye su yüzüne 
çıktı. Suriye’de her geçen gün artan Sovyet etkisine dikkatleri çeken Türkiye, 
kuzeyindeki Sovyet tehlikesinden sonra güneyinde de aynı durumla 
karşı karşıya kalmak istemiyordu. Uluslararası güç dengeleri açısından soruna 
bu şekilde yaklaşılabileceği gibi, DP iktidarı konuyu diğer taraftan bir 
iç politika malzemesi şekline sokmuştu. O tarihlerde artan ekonomik bunalımın 
kamuoyu üzerindeki etkisini Suriye’ye yapılması istenen bir harekâtla 
dağıtmak isteyen hükümet, dış politik mevzuları iç politikaya alet etmekteydi. 
Bunda da kısmen başarılı olan hükümetin 1957 seçimleri sonrası krizin dozunu azalttığı ve herhangi bir müdahalede bulunmaksızın konunun gündemden kalktığı görülür (Baş 2012:107). 

1950’lerin ikinci yarısı Türk dış politikası açısından hareketli olmuş, 
Soğuk Savaş ekseninde şekillenen, Batı’ya endeksli politikalar ikinci yarının 
sonlarında yerini denge ve yumuşama politikalarına bırakmıştı. Demokrat 
Parti’nin ilk yıllarında kayıtsız-şartsız ABD ekseninde yürüyen politikaları 
değişen dünya şartları ile beraber dönüşmeye başlamıştı. Batı’nın Sovyetlerle 
işbirliğine girmesi, Türkiye’nin yanı başındaki süper güce kayıtsız kalmasının önüne geçmiş, bu çerçevede 1959 yılında Türk-Sovyet yakınlaşması 
gündemi meşgul etmişti. Türkiye’nin NATO ve CENTO’ya bağlı olmasına 
karşılık böyle bir girişimde bulunması ABD’li yetkilileri doğal olarak 
rahatsız etse de Türk çıkarları açısından elzemdi. ABD’nin kaygısının temelinde 
Türkiye’nin kendi çizgilerinden ayrılması sonucu dalga dalga diğer 
bölge ülkelerinin de etkilenip Ortadoğu’daki etkisinin aşınması yatmaktaydı. 
Türk dış politikasının ekseninde kati bir kayma olmasa da önemli bir 
değişimi ifade eden bu açılım sonraki yıllarda spekülasyon konusu yapılmış 
ve dolayısıyla 27 Mayıs müdahalesi ile bağlantılar kurulmak istenmiştir 
(Seydi 2011:13-14). Ancak 1960’lı yıllardaki Türk dış siyasasına bakıldığında 
1959’da başlayan değişim ve dönüşümün sürdüğü net bir şekilde görülebilecektir. 
Nitekim Çakır’ın da belirttiği gibi Amerikalıların konumu Türkiye’de 
iktidar ve muhalefete yakın mesafede olup, iktidar değişmesi durumunda 
değişimin Türkiye’nin Batı ittifakına bağlılığında bir zayıflama olup 
olmadığı yönündeydi (Çakır 2004:61). 

1950-1960 yılları arasında dış politik gelişmeler genel olarak değerlendiril diğinde, Türkiye’nin tarihsel ve konjonktürel olarak uluslararası arenada Batı yanlısı pozisyon almaya çalıştığı ancak bunu yaparken ulusal çıkarlar açısından bilhassa ABD’ye verilen tavizlerde ve imkânlarda kaba ifadeyle kantarın topuzunu biraz kaçırdığı görülebilmektedir. Batı bloğuna kayıtsız şartsız dâhil olma politikası ilerleyen yıllarda iflas etmiş, dolayısıyla iktidarın son günlerinde olduğu üzere Sovyetlere ve Bağlantısızlara karşı yaklaşımda bir yumuşama olmuştur. Moskova’ya yapılması planlanan ziyaretler, Hindistan Devlet Başkanı Nehru’nun Türkiye’ye gelmesi bu çerçevede değerlendirilebilir. 

Arap ülkeleriyle kurulmak istenen sıcak ilişkiler istenilen seviyede olamamış, Türkiye’nin ABD ve İngiltere eksenli politikaları bölge ülkelerinin muhalefeti ile karşı kaşıya kalmış, Menderes hükümetlerinin son döneminde Suriye’ye asker göndermeye varacak kadar ilişkiler gerginleşmiştir. Sonuç olarak bu dönemde yürütülen dış politika ile Türki-ye’nin geleneksel tarafsız kalma politikaları terk edilip daha aktif ve operasyonel politikalar yürütülmeye çalışılmış, bunların kimisinde başarılı olunurken, kimisinde de istenilen neticelere ulaşılamamıştır. 

Dış Politikada Yeni Arayışlar: Türkiye-Ortadoğu Ülkeleri Münasebetleri 

27 Mayıs darbesi sonrası Türk dış politikasında köklü olmasa da bir reform 
yapılması gerektiği yönünde ülke genelinde yaygın bir kanaat oluşmuştu. 
Bu değişimin ilk ayağı uzun süredir akim kalmış olan Ortadoğu devletleri ile 
ilişkilerin yeniden canlandırılmaya çalışılması olmuştur. Bu çerçevede özeleştiri 
yapılmaya çalışılsa da darbe ertesi bir dönem olması sebebiyle fatura 
genellikle sabık iktidara kesilmişti. DP dönemi dış politika anlayışını eleştiren 
Balkan, bu dönemde uygulanan yanlış politikalar sonucu çevrede dost 
bir ülke kalmadığını, kayıtsız şartsız Batı yanlısı izlenen tutum ve uluslararası 
arenada Batı tezlerinin savunuculuğunun ve sözcülüğünün yapılmasının 
hem Afrika hem de Asya ülkeleri nezdinde Türkiye’nin itibarını sarstığını, buna 
karşılık ise Batı’dan herhangi bir menfaat sağlanamadığını belirtmiştir 
(Balkan 1960a). Türkiye’nin Atatürk sonrası dış politika uygulamalarını 
eleştiren Balkan, bilhassa Ortadoğu politikalarının artık işleyemez 
halde olduğunu, son yıllarda Nasır düşmanlığı, Nuri Sait Dostluğu ve Bağdat 
Paktı politikalarının Türkiye’nin çıkarlarından çok Batı’nın çıkarlarını koruma 
amacında olduğunu, emperyalizmle mücadele eden ülkelere ilham 
kaynağı olan Türkiye’nin bu politikalarının bölgeden kopmasına neden 
olduğunu vurgulamıştır (Balkan 1960b). Darbe sonrası kurulan geçici hükümet 
Arap ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek istemekteydi. Bu çerçevede 
sembolik olarak DP döneminde İsrailli bir şirketle yapılan tütün anlaşmasını 
feshetti (Son Havadis, 21.08.1960). MBK idaresinden Arap dünyasına 
sıcak mesajlar verilmesine rağmen bu açılım, Nasır egemenliğindeki Mısır’ın 
Birleşik Arap Cumhuriyeti kurma yoluna giderek Irak ve Suriye’yi 
kontrolü altına almaya çalışması nedeniyle yerini gerginliğe bıraktı. Nasır’ın 
Hatay’ın ilhakı ile ilgili söylediği sözlere karşılık veren Devlet Başkanı Cemal 
Gürsel İskenderun’da yaptığı açıklamada: “Hatay’a uzanacak her el kırılacaktır” 
diyerek muhataplarına gözdağı vermişti (Milliyet 30.07.1960).1 

1961’in sonları dünya politikaları açısından oldukça hareketli geçmiştir. 
Hindistan’ın Portekiz sömürgesi olan Goa’yı ilhak etmesi ve buna Birleşmiş 
Milletler ile Portekiz’in karşılık verememesi, Irak lideri Kasım’ın 
Kuveyt üzerinde benzer planlar kurmasını kolaylaştırırken, Lübnan’da da 
bir askeri darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Bu süreçte sömürgelerde 
ve Ortadoğu’da yaşanan hareketlilikler İngiliz donanmasının da bölgeye 
sevk edilmesine neden olmuştur. Öte yandan Irak merkezi hükümetiyle 
kuzeydeki Kürtler arasında çatışmalar artmış, bunun üzerine Türkiye sınır 
güvenliğini arttırıcı tedbirlere başvurmuştu (The Times, 30.06.1962)2. Bu 
dönemde Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerle merkezi idare arasında yaşanan 
çatışmaların Türkiye sınırına da sıçraması Türkiye’nin Arap ülkeleriyle 
geliştirmek istediği ilişkileri yaralayan bir hadise oldu. 1962 yılında Irak 
Hava Kuvvetleri’ne ait iki adet F100 savaş uçağının Şemdinli’de konuşlu 
Jandarma Alayı’na bir saat müddetle saldırıda bulunması sonucu, 2 Türk 
askeri şehit olurken bir asker yaralanmıştı. Olayın Ankara’da duyulması 
üzerine Irak hükümetine protesto telgrafı çekildi (Milliyet, 16.08.1962)3. 

Türk Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada olaydan sonra Türk 
Hava Kuvvetlerine ait uçakların Irak sınırında devriye görevine çıktıkları 
belirtildi (The Times, 16.08.1962). Yaşananlar bununla da sınırlı kalmayıp 
benzer bir durum birkaç gün sonra tekerrür etti. Irak uçaklarının Türk sınırına 
yaklaşması üzerine harekete geçen Türk savaş uçakları bir adet MIG 
tipi Irak savaş uçağını düşürdü. 16 Ağustos günü üç Irak savaş uçağının yine 
Türkiye-Irak sınırındaki köylere yangın bombaları ve makineli tüfeklerle 
saldırmaları sonucu Türk jetleri bir Irak uçağını daha vurdu. Irak sınırında 
yaşanan hadiseler İstanbul’daki üniversite gençliği arasında da tepki uyan-
dırarak protestolara neden oldu. MTTB yayınlamış olduğu bildiride; birkaç 
aydan beri devam eden hadiselere ve Ortadoğu’da oynanan oyunlara dikkat 
çekerek Irak hükümetini olaylara son vermeye çağırmıştır (Ulus, 17.08. 
1962). Muhalefet milletvekilleri de Başbakanlığa çektikleri telgraflarla durum 
hakkında izahat istemişlerdi4 (BCA, 30.1.0.0/50.304.9.). 

Olayların sıcaklığının geçmesinden sonra hükümet alınan tedbirlerin 
sonucunda Irak uçaklarının tacizlerinin sona erdiğini açıkladı. Dışişleri Bakanlığına çağrılan Irak Büyükelçisi çıkışta basına yaptığı açıklamada: “Bu 
hadiseleri izale edecek tedbirlerin alınacağına inanıyorum. Bu olayların tekerrür 
etmeyeceğini ümid ederim” dedi. Ayrıca Irak hükümetinin olaylar 
sonunda doğan hasarı karşılamayı kabul ettiği belirtildi. Öte yandan Irak 
ordusunun Barzani kuvvetlerini güç durumlara soktuğu bölgeden gelen 
haberler arasındaydı (Ulus, 18.08.1962). Başbakan İnönü, Irak hadiseleri ile 
ilgili Genelkurmay Başkanı Sunay’dan ve Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan 
Tansel’den bilgi almış, Dışişlerinden yapılan açıklamada da olayların Irak 
hükümetinin kuzeyde Barzanilere karşı giriştiği harekâtın taşkınlığı dolayısıyla 
cereyan etmiş olabileceği ihtimali üzerinde durulduğu belirtilmiştir 
(Milliyet, 19.08.1962; Ulus, 19.08.1962). Olaylardan birkaç gün sonra Irak 
uçaklarının yine bombardımana devam ettiği ancak ölü ya da yaralı bulunmadığı 
İçişleri Bakanı Kurutluoğlu tarafından duyuruldu. Irak uçağının düşürülmesi 
ile ilgili Irak notasında uçağın Irak hava sahasında düşürüldüğü, 
dolayısıyla Türkiye’nin özür dilemesi ve tazminat ödemesi gerektiği ifade 
edilmiştir5. Resmi olmayan Türk cevabında ise Türk sınırına saldırıya karşılık 
verildiği belirtildi (Ulus, 20.08.1962). 

Olaylar üzerine Ulus’ta çıkan bir başyazıda: Irak ile Türkiye’nin dostluğu 
ve iyi münasebetleri vurgulanarak, Irak hükümetinin kuzeydeki isyancılarla 
mücadelesinde zaman zaman sınırı aşan müdahalelerine Türkiye’nin 
ses çıkarmadığı, ancak son yaşanan olaylar ve Türk askerlerinin hayatlarını 
kaybetmesinden sonra durumun kontrolden çıkmaya başladığı tespitinde 
bulunulmuştur. Irak’taki Kasım idaresinin kendi sorumluluklarını Türkiye’ye 
yüklemeye çalışmasının anlamsız olduğunun belirtildiği yazıda: “Kasım’ın 
bu basiretsiz ve akıbeti şüpheli yoldan çabuk dönmesi en halis temennimizdir” 
denilmiştir (Ulus, 20.08.1962). Hükümete yakın bir gazetede 
bu ifadelerin kullanılması bir bakıma gayri resmi ültimatom değeri taşımaktaydı. 
Dışişleri Bakanlığı yapmış olduğu açıklamada olayların gelişim şeklini 
kısaca özetledikten sonra, Türk hükümetinin Türk-Irak dostluğuna büyük 
önem verdiğini, verilen bu ehemmiyet nedeniyle sert tepkiler konmadığını 
ve devriye uçuşlarına şimdilik son verildiğini duyurdu (Milliyet, 21.08.1962). 

Türkiye’nin tansiyonu düşürmeye çalışmasına rağmen Irak kanadı tam 
tersi bir uygulamaya girişti. 20 Ağustos’ta Bağdat’taki Türk Büyükelçiliği 
önünde hükümet destekli olduğu öne sürülen ve Türkiye karşıtı sloganların 
ve hakaretlerin yağdırıldığı bir protesto gösterisi düzenlendi (Ulus, 
22.08.1962). Irak lideri Kasım radyoda yaptığı konuşmada: Türkiye’yi Amerikan 
ve İngiliz emperyalistleri ile işbirliği yapmakla suçlayarak, Türkiye’yi 
Kuzey Irak’taki asi Kürtlere destek vermekle itham etti6 (Milliyet, 
23.08.1962). Olaylar üzerine Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Seyfettin Turagay 
yurda döndü7. Elçi yaptığı açıklamada: Kasım’la görüşmek için randevu 
istese de Başkanın yoğunluğu sebebiyle randevu verilmediğini belirtmişti 
(Ulus, 24.08.1962). Elçinin gelişi ile ilgili sorulan sorular üzerine Dışişleri 
Bakanı Erkin elçinin geri çağrılmadığını, yalnızca yıllık izninin bir kısmını 
kullanmak için Türkiye’de olduğunu söyleyerek diplomatik bir dille durumu 
kurtarmaya çalışmaktaydı (Ulus, 26.08.1962). Dışişleri Bakanlığı 24 Ağustos’ta 
yayınladığı bildiride: Irak hükümetini Türk-Irak dostluğuna aykırı bir 
yola sapmakla itham etmiş, ayrıca Iraklı pilotların Türkiye’ye saldırılarının 
tarafsız bir komisyonca incelenmesini teklif etmiştir8 (Milliyet, 25.08.1962). 
Öte yandan Amerika Birleşik Devletlerinin Türkiye’deki misyonunda görevli 
Ernest Schwarzenbach ve Allen Simon’un yasadışı silah taşımak ve kaçak-
çılık yapmak suçlamalarıyla yargılanacak olması Türkiye’nin Irak makamla-
rınca silah kaçakçılığına göz yumma suçlamalarına verilen bir cevap niteliği 
taşıdığı söylenebilir (The Times, 24.08.1962). Kasım’ın politikalarını ve 
Türkiye karşıtı tutumunu değerlendiren Esmer, Kasım’ın birkaç ay önce 
Barzani meselesinin sonlandırıldığını açıklamasına rağmen, ortadaki savaş 
durumunun gerçeğin hiç de ilan edilen gibi olmadığını gösterdiğini belirtmiştir. 
Ayrıca Barzani’nin Sovyetlerle münasebetlerinden hareketle Kasım’ın 
Türkiye’yi Batı ile işbirliği yapmakla suçlamasının mantıksız bir yaklaşım 
olduğunu ve Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt devletinin Türkiye’ye 
nasıl bir menfaati olabileceğini sormaktadır. Yazıda ayrıca Barzani karşıtı 
operasyonuyla Türk kamuoyunun da sempatisini kazanmış bir liderin başarısızlık 
durumunda hedef tahtasına Türkiye’yi koymasının anlamsızlığı üzerinde 
durulmuştu (Esmer 1962). Öte yandan Irak Türkleri Kültür ve Dayanışma 
Derneği yapmış olduğu açıklamada: Kasım devrinde Irak Türklerinin 
acı günler yaşadığını, Kürtlere tanınan adem-i merkeziyet hakkının 1 milyona 
yakın Türk’e de tanınması talebinde bulunmuştur (Ulus, 22.03.1963). 


2. Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,

***

16 Ocak 2017 Pazartesi

Türkiye Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Arasında Gelişen İlişkiler ve Nedenleri BÖLÜM 2




Türkiye Irak  Bölgesel Kürt Yönetimi Arasında Gelişen İlişkiler ve Nedenleri BÖLÜM 2


Bölgesel Kürt Yönetimi Açısından Yakınlaşma Nedenleri 

Ankara’nın BKY ile ilişkilerinde olumlu adımlar atabilmesi, BKY’nin de tutumunu olumlu yönde değiştirmesi ile gerçekleşmiştir.32 Sözgelimi, Barzani’nin 
denetimindeki Hewler gazetesinin genel yayın yönetmeni Rebwar Kerim Veli, bir yazısında “PKK’nın Kürdistan bölgesini Türkiye’ye yönelik saldırılarında bir 
üs olarak kullanmaya ve Kürtlerin kaderiyle oynamasına asla ve asla hakkı yoktur” demiştir.33 

BKY açısından Ankara ile ilişkilerini geliştirmek ve çeşitli alanlarda işbirliği yapma gereksinimi duymasının en önemli nedeni “ABD’nin Irak’tan çekilmesinden 
sonra bölgede iktisadi açıdan işbirliği yapabileceği, dış dünyaya açılabileceği tek ülke olarak Türkiye’yi görmesidir.”34 Çünkü “Türkiye, bölgede serbest pazar 
ekonomisini benimsemiş ve ekonomisi diğer ülkelere göre gelişmiş, Irak’a sınırdaş tek ülke olarak Kürdistan’ın ekonomisi için vazgeçilmezdir.”35 

Hem Kürtlerin hem de Arapların ayrı düzenli ordular tarafından desteklendiği ve bu ordular arasında karşılıklı güvenin olmadığı,36 Şii Araplarla Sünni 
Arapların Bölgesel Kürt Yönetimi’ne karşı cephe aldıkları, 37 Maliki’ninBarzani’yi ayrılıkçı olarak Barzani’nin de Maliki’yi diktatörlükle suçladığı bir ortamda,38 Amerikan askerlerinin çekilmesi işgali destekleyen Kürtlerin aleyhine bir durum yaratacağı ortadadır. Bu noktada uluslararası platformda Türkiye’nin dışında Suriye ve İran’la sağlıklı ilişkiler kurulamayacağını KDP Dış ilişkiler eski temsilcisi ve şimdiki Eğitim Bakanı Sefin Dizai açıkça belirtmiştir. Dizai’ye göre “Suriye’de Kürtlere kimlik bile verilmezken, İran’ın bölge politikaları henüz netlik kazanmamışken39 BKY’nin Türkiye ile yakınlaşması kaçınılmazdır hatta konfederasyona bile gidilebilir.”40 

BKY’nin Türkiye ile yakınlaşma arzusunun bir diğer nedeni ise, 2007 yılından itibaren ABD’nin kendilerini Sünni Araplara ve Şiilere karşı koruma politikasından vazgeçmesi ve sorunlara Bağdat merkezli çözüm istemesidir. Saddam döneminde Washington’unun Kürtleri kullanması ve daha sonra Kürtleri 
kaderiyle tek başına bırakması olarak bilinen ‘1975 sendromu’ BKY’nin gözünde Türkiye’nin önemini artıran bir başka sebeptir.41 Bu çerçevede, Kürtler 
özellikle petrol anlaşmalarında Türkiye ile ortak hareket etmeyi ve hidrokarbon yasası konusunda Araplara karşı Ankara’nın kendilerini desteklemesini 
beklemektedirler.42 

Bir zamanlar Şiilerin Mehdi ordusuna ve Sünni Arapların desteklediği El Kaideye karşı Kürtlerle işbirliği yapan ABD’nin, bu politikasını değiştirerek, Irak 
nüfusunun önemli kısmını oluşturan Şiilerle ve Sünni Araplarla ilişkilerini onarma yolunu seçmesinin önemli bir sebebi vardır. Bu sebep, Washington’un, 
Kürtlerin özellikle Kerkük’le ilgili maksimize ettiği taleplerinin ülkenin istikrarını bozucu etkisi olduğunu düşünmesidir.43 Sözgelimi, BKY’nin Doğal Kaynaklar 
Bakanı Ashti Hawrami Kasım 2007’de Washington’a yaptığı ziyarette petrol sözleşmeleri ve petrol gelirlerinin paylaşılması ve Bağdat’la uzlaşılması konusunda uyarılmıştır. 44 Aynı şekilde, ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in BKY’yi ziyareti esnasında Kerkük’ün statüsü ve petrolün paylaşımı konusunda 
ABD çekilmeden önce Araplarla uzlaşmaları için Barzani’yi uyarması önemlidir. Ancak BM’nin Kerkük’ün statüsü referandumunu beş yıl erteleyen kararını 
reddeden Barzani, Türkmen, Arap ve Kürtler arasında paylaşım kavgasına sahne olan kenti Kürt Yönetimi’nin toprağı sayan Kürt anayasa taslağını sonbaharda 
referanduma götüreceğini duyurmuştur.45 

Hidrokarbon yasası ve Kerkük’ün statüsü konusunda Mecliste Kürtlere karşı blok oluşturmaya çalışan Araplara karşı ABD’nin kendilerini korumayacağını 
bilen BKY’nin bir başka sorunu petrolün Kürt Yönetimi’nin topraklarından uluslararası pazarlara nakledilmesi için gerekli olan boru hattının olmayışıydı. 
Bu gün bu sorun ortadan kalkmış ve Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı devreye girmiştir. Petrol boru hattının devreye girmesi BKY Doğal Kaynaklar Bakanı, Havrami’nin deyimiyle Irak tarihinde ilk kez Kürt halkının bölgedeki ulusal kaynaklara dair karar verebiliyor olmasını göstermiştir. Havrami, petrolün 
refah ve istikrar kaynağı olacağını söyleyerek bunun gerçekleşmesinde inisiyatif kullanan ve organizasyonu gerçekleştiren Türkiye’ye teşekkür etmiştir. 46 

Türkiye ve BKY arasında ortaya çıkan olumlu gelişmeler her iki tarafın arasında var olan sorunların bir çırpıda ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Mevcut 
durum küresel ve bölgesel dinamiklerin zorlamasıyla ortaya çıkmıştır. Her iki tarafın tehdit algılamalarındaki değişikliklerin kamuoyları tarafından içselleş tirilmediği sürece tam bir güven tesisinin olması beklenemez. Sözgelimi Türk kamuoyunda PKK’nın Kürt siyasiler ve Kürt Yönetimi için bir enstrüman olmaktan çıktığına dair kanının oluşması, Bölgesel Kürt Yönetimi’nin kamuoyunda ise Türkiye’nin Kerkük hassasiyetinin BKY’nin içişlerine bir müdahale, hatta işgal planı olmadığı inancının yerleşmesi gerekmektedir. 

Türk yetkililerinin henüz ‘Kürdistan’ sözcüğünü bile açıkça demeçlerinde kullanamamaları 47 ve kendi içinde Kürt sorununu çözme sancıları içerisindeyken Türkiye’nin BKY ile yakınlaşmasının belli sınırları olacağı çok açıktır. Davutoğlu’nun Erbil’de konsolosluk açılmasının Kuzey Irak’ın tanınması 
anlamına gelmeyeceğini söylemesi ve ‘Nasıl Teksas’a gittiğimizde ABD yerine Teksas’ı tanımış olmuyorsak, burada da durum aynı. Bizim tanıdığımız 
Irak’tır’48 demeci BKY yetkililerinin bağımsızlıkla ilgili ileriye dönük beklentilerini karşılayacak nitelikte değildir. 49 

Sonuçta, bu gün Türkiye, Irak’ın kuzeyi ile olduğu kadar güneyi ile de geliştirdiği ilişkilerde inisiyatif alabilen, olayların gidişatına yön verebilen bir aktör 
haline gelmiştir. Bu durum Türkiye’nin yıllardır sürdürdüğü Batı’nın bir parçası olma çabalarının ürünü olan Batılı politik kültür sayesinde gerçekleşmiştir. Bu 
çerçevede sadece Irak ve Bölgesel Kürt Yönetimi ile değil, diğer bölge ülkeleriyle yakınlaşmasında bu kültürün ciddi bir etkisi vardır ve Türkiye’yi bölgede 
cazip kılan en önemli faktördür. 

Sonuç 

Ankara’nın şimdiye kadar Ortadoğu bölgesinde uyguladığı hızlı ve radikal politika değişiklikleri Irak’la ilişkilere de yansımıştır. İki ülke arasında gelişen sıcak ilişkilerde, başta Dışişleri Bakanı Davutoğlu olmak üzere AKP hükümeti yetkililerince dile getirilen bir görüşün hâkim olduğu görülmektedir. Bu görüşe 
göre, Ortadoğu’daki birçok sınır yapay bir biçimde çizilmiştir ve Avrupa Birliği’nde sınırlar nasıl anlamsızlaştıysa Türkiye de bölgedeki sınırları anlamsızlaştırabilir. 

Dolayısıyla, “Fransa ve Almanya yüzyıllarca savaştılar ama şimdi birleştiler. Bölge ülkeleri olarak biz niye aynı birliği sağlayamayalım”50 fikri öne çıkmaktadır. 

Burada sözü edilen birlik sadece ekonomi ve güvenlik odaklı bir birlik değildir aynı zamanda Wendt’in sözünü ettiği paylaşılan sosyal bilgi, ortak kader 
bağlamında gerçekleştirilmesi hedeflenen bir birliktir. Ortak kader kavramından Ankara’nın vermek istediği mesaj, Irak’ın işgaline karşı çıkmış bir İslam 
ülkesi olarak Türkiye’nin Irak’ın yanında olduğudur. Aslında ‘ortak kader’ söylemi, Ankara’nın oluşturmak istediği ortak ekonomik çıkarların sağlanmasında Türkiye’ye büyük bir kolaylık sağlamaktadır.51 Karl Deutsch’un önerdiği gibi bir bölgede karşılıklı sempati, güven ve ortak çıkarların hâkim olduğu bir topluluk oluşturulursa o bölgede şiddetin kullanılması ihtimali sıfıra yakındır. Böyle bir oluşum için ortak değerler, yeni kurumlar ve geliştirilmiş ilişkiler inşa etmek gerekmektedir.52 

Her ne kadar Ankara’nın Irak’a yönelik mevcut politikaları Deutsch’un öngördüğü tarzda bir oluşuma yol açabilecek nitelikteyse de Türkiye’nin Irak’la ilişkilerini sınırlayan bazı faktörler vardır. Bunların başında Irak’ın gelecekteki yapısının niteliği konusundaki belirsizlik gelmektedir. Bir başka deyişle Irak’ın önünde “üniter devlet”, “bağımsız Kürt devletini içeren parçalanmış Irak” ve “federal devlet” olmak gibi seçenekler bulunmaktadır. Bu seçenekler arasında 
Türkiye’nin desteklediği üniter Irak seçeneği ne ulus ne de devlet niteliği taşıyan, Sünni, Kürt ve pek çok parçalanmış Şii kimliklerinin bulunduğu, kısacası etnik-dinsel çatışmaların devam ettiği Irak’ta çok düşük bir olasılıktır.53 

İstikrarsızlığa sebep olabilecek diğer önemli konular ise Kerkük’ün statüsü ve tartışmalı bölgeler( Nineva, Salah al-Din, Diyala ve Vaset bölgelerinin bazı kesimleri) ile petrol yasasıdır. Kerkük sorunu aslında Irak’ta sözü edilen mevcut sorunları yansıtan bir örnek niteliğindedir. Çünkü bir anlamda Irak’ın devletleşme ve siyasi bütünleşme sancılarını yansıtmaktadır.54 Sözgelimi sancılı bir süreçten sonra Irak parlamentosunda seçim yasası kabul edilmiş ve Irak 2010 

Ocak ayında seçim yapılması kararı almışken55 Kerkük referandumu bir yıl ertelenmiştir. Çünkü Kürtler, bölgede seçim listelerinin 2009 yılında yapılan sayım sonuçları dikkate alınarak düzenlenmesini isterken, Türkmen ve Araplar 
buna karşı çıkmışlardır. Bir yıl boyunca 2009 listelerini araştıracak olan inceleme konseyinin oluşturulmasıyla, Kerkük’te referandum şimdilik ertelenmiştir.56 
Ancak Kerkük, çatışma noktası olmaya devam edeceğinden, referandumun ertelenmesini isteyen Ankara’nın BKY ile ilişkilerinde pürüz oluşturmayı sürdürecektir. 

Irak ile Türkiye arasında üzerinde uzlaşma sağlanamayan bir başka konu ise su meselesidir. Eylül 2009’da yapılan Su Zirvesinde Irak Su Bakanı Latif 
Rashid’in, söz verdiği halde yeterince su bırakmadığı gerekçesiyle Ankara’yı suçlaması57 su sorununun gelecekte de iki ülke arasında önemli bir gündem 
maddesi oluşturmaya devam edeceğini göstermektedir. Türkiye açısından su, çatışma değil işbirliği için bir fırsat oluşturmakta iken Irak, Türkiye’nin Ilısu 
gibi baraj projeleriyle Dicle nehri üzerinde hegemonya sağlayarak bölgedeki suyu kontrol etmek istediğini, Suriye’nin ve Irak’ın suya erişimini kısıtladığını 
düşünmektedir.58 

Bu noktada Türkiye’nin Irak’la ilişkilerinde yaşanan olumlu yönde gelişmelerin ne kadar sürdürülebilir olduğu sorusu öne çıkmaktadır. Çünkü Türkiye’nin 
geo-stratejik öneminin yanı sıra kimlik ve ekonomi gibi faktörleri dış politikasında ön plana çıkarması, Irak’la gelişen ilişkilerin temelinde yatan önemli bir unsurdur. Diğer bir deyişle, son zamanlarda yaşanan global gelişmelerin de etkisiyle Türk dış politikası sadece Türkiye’nin geo-stratejik önemine dayalı 
ve tek boyutlu olmaktan çıkmış, ekonomisiyle, görece gelişmiş demokrasisiyle ve komşularıyla yakınlaşmasına katkıda bulunacak olan kültürel kimliğiyle 
bölgede ön plana çıkmıştır.59 Bu çok boyutlu politika çerçevesinde Ankara, sadece Irak’tan kendisine gelebilecek tehditler doğrultusunda politikalar formüle 
etmek yerine Irak’la çok yönlü ilişkiler tesis etmek yoluna gitmiştir. 

Ankara, sadece Irak’la değil, bölgedeki diğer komşu ve komşu olmayan ülkelerle de aynı şekilde olumlu ilişkiler içine girmek için adımlar atmıştır. Bu 
girişimler, hükümetin yeni-Osmanlıcılık diye nitelenen bir politika izleyerek Atatürk’ün oluşturduğu Batı yanlısı politikalardan sapması şeklinde algılanmış 
ve iç siyasette eleştiri konusu olmuştur. Hâlbuki AKP hükümetinin karar vericileri, Keyman’ın da belirttiği gibi Özal döneminden kalma ve daha sonra Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in 1990’larda ve 2000’lerin başında uyguladığı aktif dış politika girişimlerini devam ettirmiş, en önemlisi de Türkiye’nin hem Batı’lı 
hem de Doğulu yüzünü yukarıda sözü edilen çok boyutlu dış politika uygulamalarının odağı haline getirmiştir.60 Sonuçta bu politika değişikliği ideolojik olmaktan çok süreklilik gösteren ve son zamanlarda yaşanan küresel gelişmelerin61 gerektirdiği bir politikadır. Bu yüzden de Ankara’nın Irak’la geliştirdiği sıcak ilişkilerin sürdürülebilir ve uzun ömürlü olması mümkün gözükmektedir. 

Ancak ilişkilerin Irak tarafından hangi çerçevede geliştirilmek istendiği bu aşamada çok önemlidir. Böylece karşılıklı ilişkiler anlık mı yoksa uzun vadede 
kalıcı mı olacaktır değerlendirmesi yapılabilir. Irak açısından Türkiye ile yakınlaşmanın sebepleri ele alınacak olursa, 2009 seçimleri ile ülkenin iç dinamiklerinin değişmesi,62 ABD’nin asker çekme planı ile Türkiye’nin özellikle Maliki yönetimi nezdinde öneminin artması, Suriye ile Irak’ın yaşadığı güvene dayalı olmayan ilişkilerde Ankara’nın arabuluculuğuna duyulan ihtiyaç 63 ve son olarak Kürt Yönetimi’nin Bağdat’la yaşadığı sorunlar ve ABD’nin bölgeden 
çekilmesi sonrası güvenebileceği tek ülke olarak Türkiye’yi görmesi belli başlı yakınlaşma sebepleridir. Bu faktörler Irak dış politikasında meydana gelen köklü bir değişiklik sonucu olmaktan çok, Irak’ın içinde bulunduğu koşulların değişmesi ve dışardan gelen etkilerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 

Dolayısıyla Irak’ta ani oluşabilecek politik ve ekonomik istikrarı sarsacak yeni gelişmelerin Türkiye ile ilişkileri her an olumsuz yönde etkilemesi kaçınılmazdır. 
Bu çerçevede Türkiye’nin Irak’a yönelik politikalarının kalıcı olması Irak’ın iç siyasetindeki belirsizliklerin ve istikrarsızlık unsurlarının ortadan kalkmasına 
ve Suriye gibi komşularıyla güvene dayalı ilişkilerini geliştirmesine bağlıdır. Dolayısıyla Irak’ın istikrarına katkı sağlamak konusunda bölgede yumuşak bir 
güç olarak önem kazanan Türkiye’ye büyük bir rol düşmektedir. 



DİPNOTLAR;


1 Turkish Journal,“ Davutoğlu:Irak’la Su Meselesine Ortak Kader Olarak Bakıyoruz ”,11 Ağustos, 2009. 
2 AlexanderWendt, “Constructing International Politics ”,International Security, No.20,(Yaz 1995),s.73. 
3 Hakan M.Yavuz, “ CleansingIslam from the Public Sphere,” Journal ofInternational Affairs,No. 54, (Güz 2000),p. 22. 
4 Zaman,“ Savaşın Eşiğinden Sınırsız Dostluğa ”,14Ekim 2009ve Turkish Journal, “ Davutoğlu:Irak’la Su Meselesine Ortak Kader Olarak Bakıyoruz ”,11 Ağustos, 2009. 
5 Meliha Benli Altunışık,“ Turkey’s SecurityCulture and Policy To wards Iraq ”,Perceptions, Cilt12,No.1, (Bahar 2007), ss. 86-87. 
6 Bkz.,Özden Zeynep Oktav, “ WhitherTurkish-USRelationsinNorthernIraq? A Turkish Perspective” Journalof South Asian and Middle Eastern Studies, No.28, (2005), ss. 25-48. 
7 Meliha Benli Altunışık,“Turkey’s Iraq Policy: The War and Beyond ”, Journalof Contemporary European Studies,Vol.14,No2, (2006),s.192. 
8 Sabah, “ Tezkere Meclis’te KabulEdildi ”,17Ekim 2007. 
9 Milliyet, “ Talabani: Bir Kedi Bile Vermeyiz ”, 22Ekim 2007. 
10 İhsan Dörtkardeş, Can Hasasu,“ Operasyon Sınırlı Olursa Karışmayız”, Hürriyet, 19 Kasım 2007. 
11 Star,“Irak’la Anlık İstihbarat”, 20 Kasım 2007. 
12 Milliyet, “Türkiye’ye KarşıEnSert veAçıkTehdit”,8Nisan 2007. 
13 Milliyet, “DTP’liAydoğdu’danBir ÇıkışDaha”,23Şubat 2007. 
14 “Irak parlamentosu ABD ile imzaladığı iki anlaşmayı, SOFA (Statusof Forces Agreement )ve Staratejik 
15 Sabah,“ Gül:Türkmenlerde Kürtlerde Akrabamız ”,14Ocak 2007. 
16 “İlki 19 Kasım 2008’de yapılan üçlü yapının geçmişte kurulan üçlü mekanizmadan farklı olduğunu bildiren Dışişleri Bakanı Babacan, temsilci atanmayacağını 
ve üç ülkenin birimlerinin bir araya gelerek PKK terörü konusunda neler yapabileceklerini tartışacaklarını bildirmiştir.” Toplantılarla ilgili daha ayrıntılı bilgi için 
Bakınız: Dışişleri Bakanlığı Resmi İnternet Sitesi,“ Irak Siyasi Durum Genel Bilgi Notu ”,
http://www.mfa.gov.tr/turkiye-irak-siyasi ilişkileri.tr.mfa28Ekim 2009. 
17 Akşam, “ Terör Zirvesinde Erbil Sürprizi ”,7 Ekim 2009 ve Milliyet, “ PKK’nınTasfiyesi 3’lü Zirvede ”,29 Temmuz 2009. 
18 Dışişleri Bakanlığı Resmi İnternet Sitesi, “Irak Siyasi Durum Genel Bilgi Notu”, 
http://www.mfa.gov.tr/turkiye-irak-siyasi ilişkileri.tr.mfa için de Veysel Ayhan, “ Türkiye-Irakİlişkileri: Bölge Ülkelerinin Irak Politikası Bağlamında Bir Analiz ”, 
Ortadoğu Analiz, Cilt1,Sayı9, (Eylül 2009). 
19 Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyetleri Hükümetleri Arasında Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin Kurulmasına İlişkin Ortak Siyasi Bildirge 
http://www.mfa.gov.tr/data/DISPOLİTİKA/Bolgeler/ortadoğu/irak/ortak%20siyasi%20bildirge.pdf  İçinde Serhat Erkmen, “ Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 
Bağdat Ziyareti Işığında Türkiye-Irak İlişkileri ”, Ortadoğu Analiz, Cilt1,Sayı9,(Eylül 2009). 
20 Turkish Journal,“Davutoğlu:Irak’laSuMeselesineOrtak KaderOlarakBakıyoruz”,11 Ağustos 2009. 
21 SamiKohen,“Irak’taYeniGerçekler”,Milliyet, 25 Kasım 2008. 
22 “ Söz gelimi Barzani’nin Bush yönetimine K. Irak’ta üs kurma teklifine Şii lider Mukteda El Sadr veTalabani şiddetle karşı çıkarak bunun yürürlükteki 
anayasaya aykırı olduğunu bildirmişler ve bu tutumun Kürtlerin Irak’tan ayrılma isteğini hatırlattığını belirtmişlerdir.”, Evrensel, “ Barzani’nin ÜsTeklifine Destek Yok ”,5 
Kasım 2008. 
23 Hewler Post gazetesinden Rebwar Kerim Weliile mülakat, 23 Temmuz 2009, Erbil.“ Maliki Washington’ı ziyareti esnasında Kürtlerle anlaşmazlıklarını ya anayasaya 
bağlılık yada siyasi müzakerelerin yenilenmesi sayesinde çözüleceğini teyit etti.”, Sami Suruş,“ Obama Maliki’yi Zorluyor ”, Avan ( Kuveyt gazetesi ), 27 Temmuz 2009 
içinde Radikal, 28Temmuz 2009. 
24 MetehanDemir,“MGK’danTalabani’yeSarıIşık”,Hürriyet, 21Şubat 2008. 
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=8284143&tarih=2008-02-21 
25 Mete Çubukçu,“ Nihayet Irak Kürdistanı ”,Radikal, 8 Kasım 2009. 
26 Metin Münir,“ Kürt Sorununun Petrol Boyutu ”, Milliyet, 7 Ağustos 2009. 
27 “ Washington PKK’nın lider kadrosunu ‘uyuşturucu kaçakçısı ilan etmiş ve malvarlıklarına el koymuştur.’ 
Zaman,“ PKK ABD’nin Uyuşturucu Listesinde ”, 31 Mayıs 2008. 
28 H.Tarık Oğuzlu, “ ABD’nin Irak’tan Çekilme Planları ve ‘' DemokratikAçılım ”,Ortadoğu Analiz,, Cilt1 Sayı 1, (Kasım 2009), s. 71. 
29 Star,“ Irak’la Ortak Kabinede 48 Stratejik Anlaşma ”,16 Ekim 2009. 
30 Yeni Şafak,“ Erdoğan: Irak’la İki Devlet Tek Hükümet’iz ”,15 Ekim 2009. 
31 “ Bu gezi esnasında Musul ve Basra konsolosluğunun resmi açılışını yapan Davutoğlu,Türkiye’ninErbil’de de konsolosluk açacağını bildirdi.”, 
Milliyet,“ EtleTırnak Gibiyiz ”,1Kasım 2009. 
32 Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, Hakan Fidan’la konuşma: Hakan Fidan, ‘Türkiye’nin Ortadoğu politikasında gerçekleştirdiği atılımlar muhatap ülkelerin 
de istekleri ile olabilmektedir, aksi halde bu politikalaryürütülemezdi’ demiştir. Dolma bahçe Beşiktaş, 18 Ekim 2009. 
33 Rebwar Kerim Veli, “ PKK Kime Hizmet Ediyor? ”, Hewler Post, 23 Ekim 2008. Nur Batur, Barzani ile söyleşi, “ PKK Mecburen Silah Bırakacak ”, Sabah,1 Ağustos 2009. 
34 Kuzey Irak’taki Kürt Bölgesel Parlamentosu’ndan Parlamento İlişkileri Komitesi eski Başkanı Arez 
Abdullah ile mülakat,23Temmuz 2009,Erbil. 
35 Türkmen milletvekili Esad Erbil’le mülakat, 24 Temmuz 2009,Erbil. 
36 The Washington Post, “ Dispute Over Land Simmeringin Iraq”,18 Mayıs 2009. 
37 Soner Çağatay,“ The Futureof the Iraqi Kurds ”,Policy Focus 85, Washington Institutefor Near East Policy, 
July 2008, s. 14. Ayrıca bakınız Radikal,“ Irak Arap-Kürt Savaşının Eşiğinde ”,11 Ağustos 2009. 
38 Milliyet,“ Tetik Hattında Savaş Meselesi ”,11 Ağustos 2009. 
39 “BKY içinde İran’la ilgili endişelerin iki kaynağı vardır. Birincisi BKY içinde İslamcı teröristlerin İran 
tarafından desteklenmesi.İkincisiiseİran’ınBKY içinde ajanlık faaliyetleriniyürütmesidir.IrakKürdistan 
YurtseverlerBirliğiPartisi’ninİran’la yakın ilişkileri olmasına rağmen BKY’ninİran’la sevgi-nefret ilişkisi 
vardır.”Soner Çağatay, “TheFuture of theIraqiKurds”,PolicyFocus 85,WashingtonInstitute forNear 
EastPolicy,July 2008. 
40 “Dizayi,Konfederasyon sözcüğünü üstü kapalı bir şekilde, ‘neden olmasın?’ şeklinde ifade etmiştir.”Sefin 
Dizayi ileMülakat,23Temmuz 2009,Erbil. 
41 Soner Çağatay’ın bir üniversite öğretimüyesi ileErbil’de mülakatı,21Şubat, 2008 içindeSoner Çağatay, 
“TheFutureoftheIraqiKurds”,PolicyFocus85,WashingtonInstituteforNear EastPolicy,July 2008,s.17. 
42 “K. Irak’ta Türkiye Petrolleri Arama Ofisi’nin petrol arama çalışmaları olmasından dolayı Türkiye hidrokarbon yasasının bir an evvel çıkarılmasını desteklemektedir ve hidrokarbon yasası çıkmadığı için bölgeden çıkan petrol ya da doğal gazın hangi hisseler yoluyla realize edilebileceği ile ilgili sıkıntılar 
mevcuttur. Yasal hale gelmeyen çalışmalar hem özel sektörün hem de kamunun hareket kabiliyetini kısıtlamaktadır.”, Boyut Haber, “ Petrol Aramak İçin Hidrokarbon YasasıÖnemli”, 22 Ağustos 2009, 
http://www.boyuthaber.com/News/Ekonomi 
43 “2005 yılında kabul edilenKerkük’ün normalleşmesi;Saddam tarafındanyerlerinden edilmişKürtlerin Kerkük’e geri dönmesi, Arapların evlerine güneye geri dönmesi olarakKerkük meselesinin tanımlandığı 140. Madde eski önemini yitirmiştir. Çünkü BM’nin Güvenlik Konseyi’nin 2007 de kabul edilen 1770 no’lu kararına göre UNAMI’ nin görev süresinin uzatılması ve Irak’ta tartışmalı bölgelerin uzlaşma ile halledilmesi ve Irak hükümetince kabul edilebilir çözüm bulunması gündeme gelmiştir.Bunda ABD’nin 2007’den itibaren BKY’ye Kerkük konusunda doğrudan destek vermekten vazgeçmesi etken olmuştur.”, 
Haber Sol, “ BM Raporu: Kerkük Irak’ta Kalmalı ”,22 Nisan 2009, 
http://haber.sol.org.tr/dunyadan/bmraporu-kerkuk-irakta-kalmali-haberi-13097 
44 Daha fazla bilgi için bakınız:JudithYaphe, “After theSurge:NextSteps inIraq,”StrategicForum,No. 230,(Şubat 2008), 
www.ndu.edu/inss/Strforum/SF230.pdf. 
45 Radikal,“GatesBarzani’yiUyardı”,30Temmuz 2009. 
46 “Bağdat hükümetinin izniyle başlayan proje kapsamında günde doksan bin varile kadar petrolün pompalanacağı boru hattının açılması önemli bir adımdır.
Çünkü Irak’ın doğal kaynaklarının mülkiyet ve satış haklarına ilişkin tartışma, 2005 yılı Kasım ayında kabul edilen Irak anayasası ile tam olarak çözüme 
ulaştırılamadığından, petrol sevkıyatı bugüne dek beklemek zorunda kalmıştı.”, BBC Turkish,“KuzeyIrak Petrolü Devrede ”,2Haziran 2009. 
47 “Gül’ün Bağdat yolunda Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden söz edip, Ankara dönüşünde ‘o ifadeyi kullanmadım’ demesi soru işaretlerine yol açtı.”, 
Radikal, “Gül Sonsuza Kadar Bekleyemeyiz”, 25 Mart 2009. 
48 Fikret Bila,“ Barzani ile Kürt Açılımı ”, Milliyet, 31 Ekim 2009. 
49 “ Sözgelimi Dizayi, Kürt bölgesinin 1991-2003 yılları arasında de facto olarak bağımsız olduğunu hatırlatarak, Kürtlerin eskiden beri temel düsturunun ‘Irak`a 
demokrasi, Kürtlere otonomi` olduğunu söyledi ”, Dizayi ile mülakat, 23 temmuz 2009, Erbil. “Barzani ise her zaman hayalinin bağımsız bir 
Kürdistan’dan yana olduğunu açıkça ifade etmiştir.” Hasan Cemal, “ PKK Silah Bıraksın Dağdan İnsin ”, Milliyet, 15Ekim 2009. 
50 Fikret Bila,“ Barzani’den Söz ”, Milliyet, 1 Kasım 2009. 
51 “2003-2009 yılları arasındaIrak ile ticaret hacmini 10 milyar dolara çıkaranTürkiye, ABD işgalinden ekonomik olaraken fazla fayda sağlayan ülkelerden birisi olmuştur. 
Bununen önemli sebebi Türk şirketleri Irak’taki tüm etnik gruplar arasında kabul görüyor çünkü işgalci değiller ve projeleri daha az maliyetle 
gerçekleştiriyorlar.”, Rod Nordland, “ Rebuilding Its Economy Iraq Shuns US Business”, New York Times,  12 Kasım 2009. “ Erdoğan, her fırsatta ekonomik birliğe atıf yaparak, gayemiz havzayı ekonomik bir havzaya dönüştürmektir demiştir.”, Yeni Şafak, “ Erdoğan: Irak’la İki Devlet Tek Hükümet’iz”, 15 Ekim 2009. 
52 Karl W. Deutschetal.,Political Community and the North Atlantic Area; International Organizationin the Light of Historical Experience, 
( Princeton, Princeton University Press, 1957). 
53 FuatKeyman, “ Dış Politikada Milliyetçilik Kıskacı ”, Radikal, 20Şubat 2005. 
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=4392 
54 Daha fazla bilgi için bakınız:Pınarİpek, “2010SeçimleriÖncesiPetrol KaynaklarınınÖnemi”,Ortadoğu Analiz,,Cilt,1Sayı 11, (Kasım 2009). 
55 “Başlangıçta seçim için 16 Ocak tarihi öngörülmüş, yeni bir seçim yasası düzenlenmesi gecikince 
Birleşmiş Milletler yetkilileri Irak’a 27 Şubat tarihini önermişler, ancak Başkanlık Konseyi 7 Mart’ta 
karar kılmıştır.”, BBC Türkçe, “Irak’taGenelSeçim Krizi”, 23Ocak 2010, 
http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/01/100123_iraq_biden.shtml 
56 Ferai Tınç, “Irak Seçim Yasasında Kerkük’e Geçici Çözüm”, Hürriyet, 17 Kasım 2009, 
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12955178.asp 
57 “ Enerji veTabii Kaynaklar Bakanı, bu suçlamaya verdiği yanıttaTürkiye’nin 2009 yılında, komşularına 
500m3 su bırakırken Orta ve Doğu Anadolu’ya verilen su miktarının sadece 350m3 de kaldığını bildirmiş 
ve bu suçlamayı reddetmiştir. CNN.Com/ World,“ Turkey, Syria and Iraqin Water Crisis Summit”, 3 Eylül 2009 
http://www.cnn.com/2009/WORLD/meast/09/03/turkey.water.shortage/ ve Aswat Al Iraq, “Syria, 
Turkey,Iraq Sign Ministerial Meeting Minutes of Cooperation to Overcome Drought”, 4 Eylül 2009 
http://www.iraqdirectory.com/DisplayNews.aspx?id=10315 
58 Patrick Wrigley, “ Dam Dispute Strains Turkey-IraqTies”, Asia Times, 2 Ekim 2009 
http://www.atimes.com/atimes/Middle_East/KJ02Ak03.html 
59 Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik Türkiye’nin Uluslararası Konumu, (İstanbul, Küre Yayınları, 2001 ). 
60 Fuat Keyman,“ Turkish Foreign Policyin the Eraof Global Turmoil ”, SETA Policy Brief, No.39, ( Aralık 2009 ), s. 7. 
61 “ Soğuk Savaş’ın bitişiyle dünyada yeni bir dönem başladı. Bu dönemin kazançlı çıkan aktörlerinden biri Çin diğeri ise Hindistan olmuştur.
Bu iki ülkeyeni düzenin ekonomik ve politik yönünü belirlemiştir. 
İngiltereyeni düzen de yerini G 20’ye bırakmıştır. G20 yeni dünya düzenindeki güç dağılımının esasını gizlemektedir. Bu formül ABD ve Çin’den ibarettir. 
İşte bu formül yeni düzende güç dağılımının Batı’dan Doğu’ya Avrupa’dan ABD’ye ve Asya’ya geçtiğini bize göstermektedir. Böylece gelecek 20 yılda Avrupa merkezli düzen sona erecektir.”, Joschka Fischer, “ Winnersand Losersof 1989 ”, Guardian, 7Kasım 2009. 
62 “ 31Ocak 2009’da yapılan mahalli seçimlerin sonucundaBağdat hükümetinin eli güçlenmiş oldu.Ülke genelinde illeregöreoydağılımında %81’likbir başarı sergileyenMaliki,Irak anayasasını değiştirmekve Kürt bölgesininyetkilerini sınırlandırmak istemektedir.Buna göreMaliki,Kürtyönetimi kontrolündeki Peşmerge güçlerinin dağıtılmasını, kuzey bölgesinde yapılan petrol anlaşmalarının tümünün merkez hükümete bağlanmasını, Kerkük ile tartışmalı sınır bölgelerinin Bağdat yönetimine bağlı kalmasını amaçlamaktadır.”, MilliGazete,“Irak’taSeçimSonuçlarıBelliOldu”,6Şubat 2009. 
63 “ Sözgelimi19 Ağustos 2009’da Bağdat’ınyeşil bölgesindeeş zamanlımeydanagelenveMalikiyönetimini hedef alan patlamalardapekçok insan ölmüş,Irakbu patlamalardanSuriye’yi sorumlu tutmuşveSuriye 
ile Irak karşılıklı büyükelçilerini geri çekmiş, terör konusunda işbirliği sona ermiştir. Irak Suriye’nin Baas partisini desteklemeyi bırakmasını istemiş ve Davutoğlu’nun arabuluculuk çabalarına her iki ülke de sıcak bakmıştır. 
Davutoğlu ise bu çabaları kardeşler arasındaki ilişkilerin sağlamlaştırılması olarak yorumlamıştır ”. CNN Türk. Com,“ Suriye-Irak’ın ArasınıTürkiyeDüzeltiyor ”, 1 Eylül 2009. 
http://www.cnnturk.com/2009/dunya/08/31/suriye.irakin.arasini.turkiye.duzeltiyor/541475.0/index.html 



Kaynakça; 


- Aswat Al Iraq, “Syria, Turkey, Iraq Sign Ministerial Meeting Minutes of Cooperation to Overcome Drought”, 4 Eylül 2009, http://www.iraqdirectory.com/ 
  DisplayNews.aspx?id=10315. 
- Akşam, “Terör Zirvesinde Erbil Sürprizi”, 7 Ekim 2009. 
- Altunışık, Meliha Benli, “Turkey’s Security Culture and Policy Towards Iraq”, Perceptions, Cilt 12, No. 1, Bahar 2007. 
- Altunışık, Meliha Benli, “Turkey’s Iraq Policy: The War and Beyond”, Journal of Contemporary European Studies, Vol. 14, No 2, (2006). 
- Ayhan, Veysel, “Türkiye-Irak İlişkileri: Bölge Ülkelerinin Irak Politikası Bağlamında Bir Analiz”, Ortadoğu Analiz, Cilt 1, Sayı 9, Eylül 2009 
- Batur, Nur, Barzani ile söyleşi, “PKK Mecburen Silah Bırakacak”, Sabah, 1 Ağustos 2009.- BBC Turkish, “Kuzey Irak Petrolü Devrede”, 2 Haziran 2009. 
- Bila, Fikret, “Barzani ile Kürt Açılımı”, Milliyet, 31 Ekim 2009. 
- Bila, Fikret, “Barzani’den Söz”, Milliyet, 1 Kasım 2009. 
- Boyut Haber, “Petrol Aramak İçin Hidrokarbon Yasası Önemli”, 22 Ağustos 2009, http://www.boyuthaber.com/News/Ekonomi 
- Cemal, Hasan, “PKK Silah Bıraksın Dağdan İnsin”, Milliyet, 15 Ekim 2009. 
- CNN Türk. Com, “Suriye-Irak’ın Arasını Türkiye Düzeltiyor”, 1 Eylül 2009 
  http://www.cnnturk.com/2009/dunya/08/31/suriye.irakin.arasini.turkiye.duzeltiyor/541475.0/index.html. 
- CNN.Com/ World, “Turkey, Syria and Iraq in Water Crisis Summit”, 3 Eylül 2009 
  http://www.cnn.com/2009/WORLD/meast/09/03/turkey.water.shortage 
- Çağaptay, Soner, “The Future of the Iraqi Kurds”, Policy Focus 85, Washington Institute for Near East Policy, July 2008. 
- Çubukçu, Mete, “Nihayet Irak Kürdistanı”, Radikal, 8 Kasım 2009. Ortadoğu Etütleri, Ocak 2010 
- Davutoğlu ,Ahmet, Stratejik Derinlik - Türkiye’nin Uluslararası Konumu, (İstanbul, Küre Yayınları, 2001). 
- Demir, Metehan, “MGK’dan Talabani’ye Sarı Işık”, Hürriyet, 21 Şubat 2008. http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=8284143&tar ih=2008-02-21 
- Deutsch, Karl W. et al., Political Community and the North Atlantic Area; International Organization in the Light of Historical Experience, Princeton: Princeton University Press, 1957. 
- Dışişleri Bakanlığı Resmi İnternet Sitesi, “Irak Siyasi Durum Genel Bilgi Notu”, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-irak-siyasi ilişkileri.tr.mfa , 28 Ekim 2009. 
- Dörtkardeş, İhsan ve Can Hasasu, “Operasyon Sınırlı Olursa Karışmayız”, Hürriyet, 19 Kasım 2007. 
- Erkmen, Serhat, “Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Bağdat Ziyareti Işığında Türkiye-Irak İlişkileri”, Ortadoğu Analiz, Cilt 1, Sayı 9, (Eylül 2009). 
- Evrensel, “Barzani’nin Üs Teklifine Destek Yok”, 5 Kasım 2008. 
- Fischer, Joschka, “Winners and Losers of 1989”, Guardian, 7 Kasım 2009. 
- Haber Sol, “BM Raporu: Kerkük Irak’ta Kalmalı”, 22 Nisan 2009, http://haber.sol.org.tr/dunyadan/bm-raporu-kerkuk-irakta-kalmali-haberi-13097 
- http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=4392 
- İpek, Pınar, “2010 Seçimleri Öncesi Petrol Kaynaklarının Önemi”, Ortadoğu Analiz, Cilt , 1 Sayı 11, Kasım 2009. 
- Keyman , Fuat, “Turkish Foreign Policy in the Era of Global Turmoil”, SETA Policy Brief, No. 39, Aralık 2009. 
- Keyman, Fuat, “Dış Politikada Milliyetçilik Kıskacı”, Radikal, 20 Şubat 2005 
- Kohen, Sami, “Irak’ta Yeni Gerçekler”, Milliyet, 25 Kasım 2008. 
- Milli Gazete, “Irak’ta Seçim Sonuçları Belli Oldu”, 6 Şubat 2009. 
- Milliyet, “PKK’nın Tasfiyesi 3’lü Zirvede”, 29 Temmuz 2009. 
- Milliyet, “DTP’li Aydoğdu’dan Bir Çıkış Daha”, 23 Şubat 2007. 
- Milliyet, “Talabani: Bir Kedi Bile Vermeyiz”, 22 Ekim 2007. 
- Milliyet, “Tetik Hattında Savaş Meselesi”, 11 Ağustos 2009. 
- Milliyet, “Türkiye’ye Karşı En Sert ve Açık Tehdit”, 8 Nisan 2007. 
- Milliyet, “ABD 2011’de Çekiliyor”, 17 Kasım 2008. 
- Milliyet, “Etle Tırnak Gibiyiz”, 1 Kasım 2009. 
- Münir, Metin, “Kürt Sorununun Petrol Boyutu”, Milliyet, 7 Ağustos 2009. 
- Nordland, Rod, “Rebuilding Its Economy Iraq Shuns US Business”, New York Times, 12 Kasım 2009. 
- Oğuzlu, H. Tarık, “ABD’nin Irak’tan Çekilme Planları ve ‘Demokratik Açılım’”, Ortadoğu Analiz, , Cilt 1 Sayı 1, Kasım 2009. 
- Oktav, Özden Zeynep, “Whither Turkish-US Relations in Northern Iraq? A Turkish Perspective”, Journal of South Asian and Middle Eastern Studies, No.28, 2005, ss. 25-48. 
- Radikal, “Gates Barzani’yi Uyardı”, 30 Temmuz 2009. 
- Radikal, “Gül Sonsuza Kadar Bekleyemeyiz”, 25 Mart 2009. 
- Radikal, “Irak Arap-Kürt Savaşının Eşiğinde”, 11 Ağustos 2009. 
- Sabah, “Gül: Türkmenler de Kürtler de Akrabamız”, 14 Ocak 2007. 
- Sabah, “Tezkere Meclis’te Kabul Edildi”, 17 Ekim 2007. 
- Star, “Irak’la Anlık İstihbarat”, 20 Kasım 2007. 
- Star, “Irak’la Ortak Kabinede 48 Stratejik Anlaşma”, 16 Ekim 2009. 
- Suruş, Sami, “Obama Maliki’yi Zorluyor”, Avan (Kuveyt gazetesi), 27 Temmuz 2009 içinde Radikal, 28 Temmuz 2009. 
- The Washington Post, “Dispute Over Land Simmering in Iraq”, 18 Mayıs 2009. 
- Tınç, Ferai, “Irak Seçim Yasasında Kerkük’e Geçici Çözüm”, Hürriyet, 17 Kasım 2009, http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12955178.asp. 
- Turkish Journal, “Davutoğlu: Irak’la Su Meselesine Ortak Kader Olarak Bakıyoruz”, 11 Ağustos, 2009. 
- Turkish Journal, “Davutoğlu: Irak’la Su Meselesine Ortak Kader Olarak Bakıyoruz”, 11 Ağustos, 2009. 
- Turkish Journal, “Davutoğlu: Irak’la Su Meselesine Ortak Kader Olarak Bakıyoruz”, 11 Ağustos 2009. 
- Veli, Rebwar Kerim, “PKK Kime Hizmet Ediyor?”, Hewler Post, 23 Ekim 2008. 
- Wendt, Alexander “Constructing International Politics”, International Security, No. 20, Yaz 1995. 
- Wrigley, Patrick, “Dam Dispute Strains Turkey-Iraq Ties”, Asia Times, 2 Ekim 2009 http://www.atimes.com/atimes/Middle_East/KJ02Ak03.html. 
- Yavuz, Hakan M., “Cleansing Islam from the Public Sphere,” Journal of International Affairs, No. 54, Güz 2000. 
- Yaphe, Judith, “After the Surge: Next Steps in Iraq,” Strategic Forum, No. 230, Şubat 2008, www.ndu.edu/inss/Strforum/SF230.pdf . 
- Yeni Şafak, “Erdoğan: Irak’la İki Devlet Tek Hükümet’iz”, 15 Ekim 2009. 
- Yeni Şafak, “Erdoğan: Irak’la İki Devlet Tek Hükümet’iz”, 15 Ekim 2009. 
- Zaman, “PKK ABD’nin Uyuşturucu Listesinde”, 31 Mayıs 2008. 
- Zaman, “Savaşın Eşiğinden Sınırsız Dostluğa”, 14 Ekim 2009. Ortadoğu            Etütleri, Ocak 2010 



****