Can Ataklı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Can Ataklı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2020 Cuma

" BU İŞTE BİR MİT YENİĞİ Mİ VAR ? "

" BU İŞTE BİR MİT YENİĞİ Mİ VAR ? "



Kıvanç Değirmenli
OYUN BOZAN
25 EKİM 2004


" Dünyanın gerçek sırrı, Görülebilir olandadır; Görülmeyen de değil! " 
Oscar Wilde


Biliyor muydunuz?

    NATO sembolünün Yeni Ahid'i Yazan 4 Evangelisti ve Alşimist-Okulist gelenekte yeralan 4 temel elementi simgelediğini ve bu 4'lü Haç'ın gösterdiği misyon çerçevesinde dünyanın dört bir yanına asker gönderen NATO'nun üslerinde aynı zamanda Asker Misyoner Papazlar olduğunu...

Kaynak: Aytunç Altındal / Gül ve Haç Kardeşliği

Can Ataklı Star gazetesinde yayınlanan Oyun Bozan köşesine son verdiğinde tarih 15 Kasım 2003'tü.
O gün çıkan yazı; yarısı sansürlenmiş şekilde yayınlandı. Sonuna bize ait olmayan; "Star'daki yaklaşık 2 aylık beraberliğimiz burada bitiyor. Hoşça kalın" ifadesi eklenerek okuyucularımızla iletişimimiz kesilmiş oldu.

" Bu İşte Bir MİT Yeniği Var mı? " başlıklı sansürlenen yazıyı okumak için tıklayın
Oyun Bozan köşesi aracılığı ile; ABD Büyükelçisi'nin yaptığı temaslardan; Fettullah Gülen'in Türkiye'ye dönüş planlarına kadar bir çok deşifrasyonu gerçekleştirdik.

(Zaman'a manşet olan Fettullah Gülen röportajları serisi geçen sene yapıldığı halde ancak bu sene yayınlandı. Sebebi; Gülen'in Türkiye'ye dönüş planının deşifre olması idi)

Kandil dağı sosyolojisi üzerine kalem oynatmadığımız, AB'ye karşı "ev ödevlerin den"  söz eden yazılara imza atmadığımız dan,; kısacası suya sabuna dokunmadan birilerine zemin hazırlayan yazıları yazmadığımız dan olsa gerek; bu kadar deşifrasyonu bünye kaldıramadı ve köşemiz sansürlendi.
Bizi sansürleyenler çok fazla geçmeden kendileri de ciddi bir sansürle karşı karşıya kaldılar.
Cem Uzan'ı yaklaşan operasyon ve sonuçlarından kurtarabileceğini düşünenler; o günlerde patronları adına harıl harıl görüşme yapmakla meşguldüler. 

Başbakanlıktan; Ankara'da Sheraton oteline kadar bir çok mekan Cem Uzan ve ekibinin ümit dolu vaatlerle sırtlarının sıvazlandığı sahnelere sahne oldu.

Bandı daha da geriye sardığımızda ise; Fatih Çekirge gibi isimler aracılığı ile, Cem Uzan'a; "Ağustos'ta darbe olacak, parti kur, AKP'ye yüklen" mesajları yollayanları görüyoruz.

Liderler ve çevresindeki danışmanların öneminin en güçlü iki kanıtı bu sürecin sonunda karşı karşıya getirildiler ve Cüneyt Zapsu/Egemen Bağış/Ömer Çelik gibi "veri filtrelerine" sahip Tayyip Erdoğan ile Fatih Çekirge/Can Ataklı/Engin Saydam gibi "veri filtrelerine" sahip Cem Uzan kontrol edemedikleri bir arenaya sürüklendiler.
Gücünü aklı ile dengeleyemeyen Cem Uzan'ın defteri ; görünürde AKP hükümeti, perde arkasında ise, artık "Uzan Operasyonuna" ihtiyacı kalmayan güçler tarafından kapatıldı. 
"Oyun Bozan" işte bu süreçte yayından kaldırıldı. 
Şimdi yeniden karşınızdayız. 
Vatanımıza yönelik tarihin en kapsamlı ve boyutlu saldırılarından biri ile karşı karşıya olduğumuz bu dönemde; Oyunu Bozmak ve yeni bir oyun kurmak zorundayız. 
Oyunu Bozmanın ilk safhası deşifrasyondur fakat deşifrasyon hiç bir zaman; bu ülkenin beyinlerinin yılgınlığa düşmesi ve "elimizden geleni yaptık ama ne yapalım her yerdeler" duygusunu yaratmaya hizmet etmemelidir.
Oyunu Bozarken; yeni ve daha güçlü bir karşı oyun kurmanın dinamiklerini de beraberinde yaratmalı ve önümüzdeki haritayı doğru etüd etmeliyiz; bu harita üzerine kendi güçlerimizi konuşlandırmadan önce. 
Sizleri hep beraber bu oyunu bozmaya ve Türkiye için yeni bir karşı oyun kurmaya davet ediyoruz.

Yolumuz açık olsun.

Kıvaç Değirmenli
***

23 Eylül 2020 Çarşamba

Hırsız olan CHP ama sandıklara sahip çıkan da yine CHP iyi mi?

Hırsız olan CHP ama sandıklara sahip çıkan da yine CHP iyi mi?




Bİ SORALIM BAKALIM, 


Can Ataklı, 

6 Nisan 2019


Hırsız olan CHP ama sandıklara sahip çıkan da yine CHP iyi mi?

Tam 17 yıldır iktidarda olan AKP'yi hiç böyle görmüş müydünüz?

Deli gibiler.

Gece Gündüz saldırıyorlar.

İsimlerini yeni öğrendiğimiz, yüzlerini yeni gördüğümüz bazı AKP yetkilileri, günlerdir ekranlarda çaresizce bağırıp çağırıyorlar.

Yandaş yalaka tetikçi takımı, altüst olmuş suratlarıyla “olamaaaaz”diye çırpınıyor.

Her seçimden sonra muhalefetten yapılan itirazları “Yenilen pehlivan güreşe doymazmış” diyen alaycı ifadelerle geri çevirtenler; şimdi kalkmışlar “İtiraz etmek de demokratik bir haktır” diyor.

Elbette demokratik hak da, bunun bir demokratik hak olduğu, AKP seçim yenilgisi alınca mı akla geldi?

AKP ve yandaşlarına göre; CHP “tarihin en büyük oy yolsuzluğunu” yaptı.

1946 yılında bile bu kadarı olmamıştı.

Gerçi bu AKP'lilere “1946'da ne olmuştu?” diye sorarsanız hiçbiri cevap veremez ama olsun, hep ağızdan dolma tüfek gibi konuştukları için bu kadar kusur kabul edilebilir belki de.

Bununla yetinmeyen, daha da ileri giden de var.

Aklıevvellerin önde gidenleri seçim galibiyetini “darbe” olarak niteliyor.

AKP kazanırsa “milli iradenin tecellisi” oluyor ama maazallah muhalefet bir yeri AKP'den almışsa “darbe” oluyor.

Komik bile değil.

Neyse ki CHP'liler son derece sakin ve soğukkanlı.

Yapılan bütün tahriklere rağmen, bir tek CHP'li bile sesini yükseltmiyor, kavga etmiyor, ağız dalaşına bile girmiyor.

Ve en garibi ne biliyor musunuz?

Yeniden sayım kararı verilen oyları CHP'liler koruyor.

Şimdi belki bazılarınız “Ne var bunda?” diyebilir.

Aslında çok şey var.

AKP, bir haftadır muhalefete saldırıyor ve “hırsızlık” yaptığını ileri sürüyor.

Bu nedenle oylar yeniden sayılıyor pek çok yerde.

Peki, nasıl oluyor da “oyları çaldı” denilen CHP'liler yeniden sayım için tüm torbaları koruma altına alırken, AKP'liler hiç ortada görünmüyor.

Mantıklı olan; AKP'lilerin seçim kurullarında kamp kurmaları ve “oy çalındı, usulsüzlük yapıldı” dedikleri torbaları korumaları, CHP'lilerin ise delilleri ortadan kaldırmak için çırpınmasıdır.

Oysa bizde öyle olmuyor.

Yolsuzluk, hırsızlık yaptığı için oyların bulunduğu torbaların asla emanet edilemeyeceği CHP'liler, torbaları “namusları gibi”koruyup gece üstünde yatıp sayım anına kadar kimseye el sürdürtmezken, AKP'liler dışarıdaki masalarda ha babam itiraz dilekçesi yazıyor.

Hiçbir AKP milletvekilinin aklına “Aman, oyların içinde olduğu torbaları sıkı koruma altına alalım, muhalefeti yaklaştırmayalım” demek gelmiyor.

Neden acaba?

Kim bilir, belki de oyları korusalar da korumasalar da sonucu önceden biliyorlar.

YSK'nın nasıl bir karar alacağından haberleri var belki de.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Hani İstanbul'a Aşıktınız?

Neredeyse tam bir ay boyunca Erdoğan, İstanbul halkına “Bizimkisi bir aşk hikayesi” yazan dev afişlerden baktı.

Nereye baksak bu afişler vardı.

Kurtuluşumuz yoktu yani.

Tabii bu kadar çok olunca bu afişlerdeki slogana da inanmıştır pek çok insan.

Öyle ya “İstanbul aşığı olmayan” biri ne diye böyle afişler yaptırıp milyonlarca lira para ödesin ki?

Ancak seçimler bitti, AKP'nin kazanamadığı anlaşıldı, bu büyük aşkın da aslında bir yalan olduğu ortaya çıktı.

AKP Genel Başkanı Erdoğan, bir camide kendisine gözyaşları içinde yalvararak, “Biz bu adamlara çalışamayız, ne olur bir şeyler yapın”  diyen kadınlara

“Merak etmeyin daha her şey bitmedi. Meclis'te biz üstünüz, bunlar topal ördek zaten” cevabını verdi.

Amerikan başkanları için, seçim günüyle görevin devir teslim edeceği tarih arasındaki 2 aylık süreyi anlatmakta kullanılan “topal ördek” deyimini; belli ki İmamoğlu için “Belediye başkanlığına otursa da hiçbir şey yapamayacak” anlamında kullandı.

Özeti şu; “İmamoğlu başkan olabilir belki ama Belediye Meclisi'nde AKP çok güçlü olacaktır. Bu durumda başkan hiçbir şey yapamayacaktır.”

İyi de İmamoğlu ya da bir başkası olsaydı kendisine mi çalışacaktı?

Hayır, İstanbul için çalışacak seçilen kişi.

Ama “İstanbul aşığı” Erdoğan, eğer başkan kendisinden değilseçalıştırmayacağını söylüyor.

Hani “Çok seviyorum ulaaaan” diye bağıran ve kendisine yüz vermeyen sevdiğini bıçaklayıp öldürenler vardır ya, tam o durum işte.ŞAŞIRDIM

İmamoğlu'nun teşekkür afişine de çok kızdılar

AKP'liler ve yandaşları Ekrem İmamoğlu'nun Anıtkabir Defteri'ne “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı” unvanını yazmasına ateş püskürüyorlar.

Efendim nasıl olurmuş da henüz seçildiği tescillenmemiş birisanki seçilmiş gibi davranabilirmiş.

AKP anlayışına göre her şey sadece kendilerine yakışıyor.

Ekrem İmamoğlu'na, “Sen daha seçilmeden nasıl böyle yaparsın?” diyenler, bütün İstanbul'u “Teşekkürler İstanbul, gönül belediyeciliği kazandı” afişleriyle  doldurmadı mı?

Herkesi aptal yerine koyanlar, “Aynı değil, çünkü AKP İstanbul'da belediyelerin çoğunu kazandı, teşekkür o nedenle” diyor.

Peki o halde seçimi kazanıp kazanmadığı belli olmayan Binali Yıldırım'ın o afişlerde ne işi var?

O afişleri astığınızda Binali Yıldırım da seçimi kazanmış başkan gibi sunulmuş olmuyor mu?

Sokaktaki 100 kişiye, “Bu afişlerin kazanılan belediyeler için verildiğine mi inanıyorsunuz?” diye sorduğunuzda nasıl bir cevap alırsınız?

Şimdi haklı olarak Ekrem İmamoğlu da bazı yerlere “Teşekkürler İstanbul” afişleri astırmış.

Çıldırmış gibi saldırıyorlar yine.KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Sahte anketle CHP'yi “sokağa dökülmek istiyor” gibi göstermeye çalışıyorlar

Pek çok okurdan şikayetler aldım.

Diyorlardı ki; “Bir araştırma şirketinden aradıklarını söyleyenler, CHP için bir kamuoyu araştırması yaptıklarını söylüyor ama durum çok şüpheli.”

Tabii “Neden şüpheli?” diye sordum hemen.

Çünkü önce CHP ile ilgili birkaç soru sorduktan sonra şu soru geliyormuş; “Eğer İmamoğlu'na mazbatası verilmezse büyük protesto gösterileri yapılmasını ister ve buna katılır mısınız?”

Soruya bakar mısınız?

Şunu umut ediyorlar herhalde; öfkeli CHP'liler, “Tabii başka çare yok, zaten bunlar bu dilden anlar” türü cevaplar verecek.

Bu araştırma şirketi de sonuç raporuna, “İmamoğlu, Belediye Başkanı olarak ilan edilmezse CHP sokağa inecek, yeni bir Gezi planlanıyor”  diye yazacak.

Yandaş-tetikçi medya da sanki bilimsel bir veriymiş gibi “İşte gördünüz araştırmalardan da bu çıkıyor” diyerek olayı köpürtecek.

Vatandaşların sözde anket bahanesiyle arandığı numara 0216 227 08 80.

Bu numarayı aradım…

Bir bant kaydı çıktı karşıma ve “Ipsos Araştırma Merkezi. Anket için sizi aramıştık, geri dönüşünüz için teşekkür ederiz” dedi. Sonra da telefon kapandı.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Süleyman Soylu hiç ortaya çıkmıyor ya şokta ya da bir şeyler düşünüyor Seçimden önce en şahin isimlerden biri İçişleri Bakanı Süleyman Soylu idi.

Bir devlet adamı olma vasfını tamamen yitiren Soylu,muhalefeti terörle işbirliği içinde göstermekten ve hatta terörist olarak suçlamaktan geri kalmıyor ve avaz avaz bağırıyordu;

“Muhalefetin listelerinden belediye meclislerine giren bütün teröristleri biliyoruz. Ama seçimden sonra hepsinden tek tek hesap sorulacak.”

Soylu'nun bu sözlerine, AKP Genel Başkanı da destek veriyor ve muhalefetin teröristleri belediyelere sızdırdığını ama bunların hepsinin seçimden sonra  halledileceğini söylüyordu.

Bakalım tutuklamalar ne zaman başlayacak?

Ancak Soylu'nun seçimden bu yana ortalıkta hiç görünmemesi de hem canımı sıkıyor hem de şüphemi çekiyor.

Büyük ihtimalle şok yaşıyordur.

Öyle ya, ısrarla muhalefetin teröristlerle işbirliği yaptığını söyleyeceksiniz, herkesi terörist olmakla suçlayacaksınız, sonra halk gidip sizin terörist dediklerinizin arkasında duracak.

İnsan içine çıkmak, bu duruma bir cevap bulmak herhalde çok zordur.

Tabii bir de bu yenilgiyi hazmedemeyip karşı operasyon yapılması ihtimali var.

Ne bileyim belki de Soylu adamlarıyla bir köşeye çekilmiştir, “Bu işi nasıl hallederiz?” diye planlar yapıyordur.


https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/can-atakli/hirsiz-olan-chp-ama-sandiklara-sahip-cikan-da-yine-chp-iyi-mi-4317039/



***

22 Eylül 2019 Pazar

BU İŞTE BİR MİT YENİĞİ Mİ VAR ?

" BU İŞTE BİR MİT YENİĞİ Mİ VAR ?"

Kıvanç Değirmenli,

OYUN BOZAN
25 EKİM 2004

"Dünyanın gerçek Sırrı, Görülebilir olandadır; Görülmeyende değil!" 
Oscar Wilde

Biliyor muydunuz?

    NATO sembolünün Yeni Ahid'i Yazan 4 Evangelisti ve Alşimist-Okulist gelenekte yeralan 4 temel elementi simgelediğini ve bu 4'lü Haç'ın 
gösterdiği misyon çerçevesinde dünyanın dört bir yanına asker gönderen NATO'nun üslerinde aynı zamanda Asker Misyoner Papazlar olduğunu...

Kaynak: Aytunç Altındal / Gül ve Haç Kardeşliği

Can Ataklı Star gazetesinde yayınlanan Oyun Bozan köşesine son verdiğinde tarih 15 Kasım 2003'tü.

O gün çıkan yazı; yarısı sansürlenmiş şekilde yayınlandı. Sonuna bize ait olmayan; "Star'daki yaklaşık 2 aylık beraberliğimiz burada bitiyor. Hoşçakalın" ifadesi eklenerek okuyucularımızla iletişimimiz kesilmiş oldu.

"Bu İşte Bir MİT Yeniği Var mı?" başlıklı sansürlenen yazıyı okumak için tıklayın
Oyun Bozan köşesi aracılığı ile; ABD Büyükelçisi'nin yaptığı temaslardan; Fettullah Gülen'in Türkiye'ye dönüş planlarına kadar bir çok deşifrasyonu gerçekleştirdik. (Zaman'a manşet olan Fettullah Gülen röportajları serisi geçen sene yapıldığı halde ancak bu sene yayınlandı. Sebebi; Gülen'in Türkiye'ye dönüş planının deşifre olması idi)

Kandil dağı sosyolojisi üzerine kalem oynatmadığımız, AB'ye karşı "ev ödevlerinden" sözeden yazılara imza atmadığımızdan,; kısacası suya sabuna dokunmadan birilerine zemin hazırlayan yazıları yazmadığımızdan olsa gerek; bu kadar deşifrasyonu bünye kaldıramadı ve köşemiz sansürlendi.

Bizi sansürleyenler çok fazla geçmeden kendileri de ciddi bir sansürle karşı karşıya kaldılar.

Cem Uzan'ı yaklaşan operasyon ve sonuçlarından kurtarabileceğini düşünenler; o günlerde patronları adına harıl harıl görüşme yapmakla meşguldüler. Başbakanlıktan; Ankara'da Sheraton oteline kadar bir çok mekan Cem Uzan ve ekibinin ümit dolu vaatlerle sırtlarının sıvazlandığı sahnelere sahne oldu.

Bandı daha da geriye sardığımızda ise; Fatih Çekirge gibi isimler aracılığı ile, Cem Uzan'a; "Ağustos'ta darbe olacak, parti kur, AKP'ye yüklen" mesajları yollayanları görüyoruz.

Liderler ve çevresindeki danışmanların öneminin en güçlü iki kanıtı bu sürecin sonunda karşı karşıya getirildiler ve Cüneyt Zapsu/Egemen Bağış/Ömer Çelik gibi "veri filtrelerine" sahip Tayyip Erdoğan ile Fatih Çekirge/Can Ataklı/Engin Saydam gibi "veri filtrelerine" sahip Cem Uzan kontrol edemedikleri bir arenaya sürüklendiler.

Gücünü aklı ile dengeleyemeyen Cem Uzan'ın defteri ; görünürde AKP hükümeti, perde arkasında ise, artık " Uzan Operasyonuna " ihtiyacı kalmayan güçler tarafından kapatıldı. 

"Oyun Bozan" işte bu süreçte yayından kaldırıldı. 

Şimdi yeniden karşınızdayız. 

Vatanımıza yönelik tarihin en kapsamlı ve boyutlu saldırılarından biri ile karşı karşıya olduğumuz bu dönemde; Oyunu Bozmak ve yeni bir oyun kurmak zorundayız. 

Oyunu Bozmanın ilk safhası deşifrasyondur fakat deşifrasyon hiç bir zaman; bu ülkenin beyinlerinin yılgınlığa düşmesi ve "elimizden geleni yaptık ama ne yapalım her yerdeler" duygusunu yaratmaya hizmet etmemelidir.

Oyunu Bozarken; yeni ve daha güçlü bir karşı oyun kurmanın dinamiklerini de beraberinde yaratmalı ve önümüzdeki haritayı doğru etüd etmeliyiz; bu harita üzerine kendi güçlerimizi konuşlandırmadan önce. 

Sizleri hep beraber bu oyunu bozmaya ve Türkiye için yeni bir karşı oyun kurmaya davet ediyoruz.

Yolumuz açık olsun.

Kıvaç Değirmenli

 http://www.acikistihbarat.com/oyunbozan/oyunbozan251004.htm

***********

2 Ağustos 2018 Perşembe

BİR İHTİMAL DAHA VAR!


BİR İHTİMAL DAHA VAR!
MÜDAFAA-İ HUKUKSerdar ANTdenizkurdu66@gmail.com
İşçi Partisi, Aydınlık ve Ulusal Kanal çevresinin Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan, İhsanoğlu ve Demirtaş’ın dışında Cumhuriyetçi, laik ve demokrat güçlerin tercih edebileceği bir üçüncü aday çıkarmak için son dakikaya kadar mücadele ettiği biliniyor. Bu bağlamda CHP içinden bazı milletvekillerinin de desteğiyle Emine Ülker Tarhan’ın adaylığı gerçekleştirilmeye çalışıldı, ama aday olmak için gerekli olan 20 milletvekilinin desteği sağlanamadığından bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Dolayısıyla Ağustos ayında Cumhurbaşkanlığı yarışı bir “BOP eş başkanı”, bir “Osmanlı hayranı İslamcı” ve bir “bölücünün” arasında olacak ne yazık ki…
Peki, Cumhuriyetçi, laik, demokrat güçler ne yapacak? Her şey bitti mi artık?
Örneğin Cumhuriyetçi güçler de 4 Temmuz akşamı Can Ataklı’nın Ulusal Kanal ekranlarından yaptığı gibi, isim vermeden, ama diğer bütün seçeneklerin olmazlığını vurgulayarak sonunda Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vereceğini mi ilan etmeli?
Cumhuriyetçi güçlerin kendilerine dayatılan Ekmeleddin İhsanoğlu seçeneği karşısında Can Ataklı gibi boyun eğmek dışında başka bir seçenekleri yok mu gerçekten?
Bu soruya bir yanıt vermeden önce, bir an için seçime Cumhuriyetçi güçlerin de bir adayla katıldığını varsayalım. Örneğin bir an için, Emine Ülker Tarhan’ın aday olması için gerekli olan 20 milletvekilinin imzasının elde edildiğini ve Tarhan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimine 4. aday olarak katılma hakkını elde ettiğini düşünelim.
Peki, o zaman ne olacaktı?
10 Ağustos günü, sandık başına gidecek ve Emine Ülker Tarhan için oy kullanacaktık. Amaç, Emine Ülke Tarhan’ın Ekmeleddin İhsanoğlu’ndan daha fazla oy alarak ikinci tura kalmasını sağlamak ve böylece ikinci tur oylamada Erdoğan’a karşı Cumhuriyetçi oyların toplanacağı bir direniş cephesi yaratabilmekti. Emine Ülker Tarhan’ın adaylığının tartışıldığı günlerde, Erdoğan’ı durdurabilmenin tek formülü olarak, özelikle
Doğu Perinçek tarafından savunulan görüş bu değil miydi?
Bugün artık kesinleşti ki Cumhurbaşkanlığı seçimi sadece üç adayın katılımı ile yapılacak ve ne yazık ki bu stratejinin uygulanması mümkün değildir. Ama her şey yine de bitmiş değil.
Eğer Emin Ülker Tarhan seçime aday olarak katılsaydı, sandığa gidip onun birinci turda en çok oy alan iki adaydan biri olması için oy kullanacak olanlar, bence bugün de hâlâ bir şeyler yapabilirler. 10 Ağustos günü, yine sandığa gider ve BOŞ OY kullanırlar! Kısacası biz Cumhuriyetçi, laik demokrat güçlerin Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayımız “BOŞ OY” olur!
Mesela bu şekilde davranılacak bir seçimde birinci tur sonunda şöyle bir sonuç ortaya çıkarsa bu nasıl yorumlanmalıdır?
ERDOĞAN: % 45
İHSANOĞLU: %22
DEMİRTAŞ: %7
BOŞ OY: %26
Bu durumda yasal olarak ikinci tur oylamaya Erdoğan ve İhsanoğlu katılma hakkını elde ederler. Ama birinci tur öncesinde Cumhuriyetçi, laik ve demokrat güçlerin birinci tur oylamada sandığa gidip BOŞ OY kullanacaklarının propagandası iyi yapılırsa,
şu açık bir şekilde görülecektir ki, yasal sonuç ne olursa olsun bu, toplumsal gerçeği yansıtmamaktadır.
Böyle bir davranış tarzının iki sakıncası vardır: 
Birincisi, açıktır ki hukuksal sonuç almak olanaklı olmayacaktır.
Yani en nihayetinde ikinci tur oylama yine Erdoğan ile İhsanoğlu arasında olacaktır.
İkincisi de bu biçimde BOŞ OY kullanmak amacıyla sandığa gidip bir anlamda gövde
gösterisi yapılsa bile, bu davranış en sonunda bu düzmece seçime, bu danışıklı dövüşe bir tür hukuksal geçerlilik, bir meşruiyet kazandıracaktır.
Ne var ki bu olumsuzlukların yanında elde edilecek bir kazanım vardır ki,
bence ilk iki sakıncayı dengeler.
Eğer Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turunda BOŞ OY’ların sayısı en azından sıralamada ilk iki arasında yer alırsa, başka bir anlatımla BOŞ OY’lar Ekmeleddin İhsanoğlu’na verilecek oylardan daha çok olursa,  o zaman bu ülkede Cumhuriyetçi, laik, demokrat güçlerin hâlâ var olduğu; bu tür düzmece seçimlerle, dayatmalarla Cumhuriyeti tasfiye etme girişimlerine kimsenin meşruiyet kazandıramayacağı bütün dünyaya gösterilmiş olur.
Böyle bir seçenek Can Ataklı gibi, en sonunda boyun eğip “ne yapalım başka yapacak bir şey yok ki?” demeye getirerek üstü kapalı bir şekilde Ekmeleddin İhsanoğlu için destek vereceğini açıklamaktan çok daha onurlu ve çok daha işlevseldir.
Bu önerdiğim seçeneğin daha radikal olanı, hiç sandığa gitmemek ve seçime katılım oranını en azından yüzde 70 altına düşürmektir. Bu ikinci seçeneğin daha az göze batıcı ve ses getirici olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, eğer kitlesel olarak yapılabilirse ve sonunda boş oylar en azından % 20’ler düzeyine çıkarılabilirse,
sandığa gidip BOŞ OY kullanmanın da aslında Cumhuriyetçi, laik, demokrat güçlerin sesini duyurması için etkin bir yol olduğu açıktır.
Ayrıca böyle bir seçenek, Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında gündeme gelecek CHP Olağanüstü Kurultay’ında Cumhuriyeti güçlerin elini güçlendirecek, Kılıçdaroğlu ve ekibinin tasfiyesini daha da kolaylaştıracaktır.
Kısacası, her şey bitmiş değil. Mücadele son dakikaya kadar sürmelidir. Hele ki sözkonusu olan Cumhuriyet, laiklik ve demokrasi mücadelesi ise umutsuzluğa kapılmak, teslim olmak asla düşünülmemelidir.
Ne güzel diyordu Nazım:
Mesele esir düşmekte değil,Teslim olmamakta tüm mesele…
SERDAR ANT5.7.2014

***