İNGİLTERE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İNGİLTERE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2020 Salı

BÜYÜK GÜÇLERİN KÜRT KARTI. BÖLÜM 2

BÜYÜK GÜÇLERİN KÜRT KARTI. BÖLÜM 2

Büyük güçlerin Kürt kartı,Erol Kurubaş, Al Jazeera,ABD,RUSYA, AB, İngiltere,Şeyh Ubeydullah,Abdurrezzak Bedirhan,


Sonra Ruslar geldi

Fakat Kürtler büyük güçlerden umudunu yine de kesmedi. Sonraki yıllarda bir yandan isyanlarını sürdürürken, öte yandan büyük güçlerden yardım talep etmeye devam ettiler. Ama bu talepler uzunca bir süre karşılık bulamadı. Ta ki, 2. Dünya Savaşına değin. 1941’de İngiltere ile SSCB İran’ın işgali konusunda anlaşınca, Rusya buradaki varlığını tahkim etmek için işgal bölgesindeki Mehabat’ta bölgesel bir Kürt yönetimi oluşturdu. Savaşın hemen sonunda da, Ocak 1946’da Mehabat Kürt Cumhuriyeti ilan edildi. Fakat uluslararası güç dengeleri gereği Sovyet birlikleri İran’dan çıkınca, Mehabat ve Kürtlere verilen destek de kesildi. 1946 sonunda İran ordusu Mehabat’a girerek devlet başkanı Kadı Muhammed’i ve Kürt ileri gelenlerini idam ederken SSCB hiç sesini çıkarmadı. Kürtlerin bir büyük güce dayanarak giriştikleri bu ilk devlet deneyimi, dış desteğin sona ermesiyle hüsranla sonuçlandı. Böylece Kürtler ikinci kez büyük devletler tarafından aldatılmanın şokunu yaşamış oldu.

Buna rağmen Mehabat’ın genelkurmay başkanlığını yapan Irak Kürtlerinin lideri Molla Mustafa Barzani’nin ülkesine döndüğünde karşılaştığı baskı nedeniyle SSCB’ye iltica etmesi, Kürtlerin büyük devlet desteğine olan inancını kaybetmediklerini göstermektedir. 12 yıl SSCB’de sürgün kalan Barzani, SSCB çıkarlarının Kürt çıkarlarıyla örtüşeceği günü sabırla bekledi. Ancak 1958’de Irak’ta yapılan darbe sonucunda ülkesine dönen Barzani’ye Sovyetler sadece Irak’la ilgili değil, Batı blokunda yer alan Türkiye ve İran’la ilgili de bir misyon yüklemişti: Onun tüm Kürtler nezdindeki saygınlığından yararlanarak tüm bu ülkelerdeki Kürt hareketlerini canlandırmak. Gerçekten öyle de oldu ve özellikle Türkiye’de 1930’lardan bu yana etkisini neredeyse tamamen kaybetmiş olan Kürt hareketi 1958’den itibaren yeniden canlandı. Irak’ta ise mevcut Bağdat yönetimiyle anlaşamayan Barzani 1960 sonlarına değin SSCB desteğiyle çeşitli ayaklanmalar çıkartsa da, SSCB esasen Irak’la anlaşmanın yollarını aramaktaydı. Nihayet 1972’de SSCB Irak’la “Dostluk ve İşbirliği Anlaşması”nı imzalayınca Kürtleri bir kere daha unutuverdi. Böylece Kürtler bir büyük hayal kırıklığı daha yaşadı ve SSCB’den umutlarını kestiler.



Daha sonra Amerikalılar ortaya çıktı

  Ama Kürtlerin iki kutuplu sistem mantığına uygun olarak destek alabileceği bir başka büyük güç daha vardı: ABD. Barzani hiç vakit kaybetmeden, son derece pragmatik bir manevrayla bu sefer de ABD’nin desteğini almaya çalıştı. ABD ise Sovyet yörüngesine oturmuş olan Irak’ı sıkıştırmak ve belki de cezalandırmak için Barzani’nin yardım talebine olumlu yaklaştı. ABD’nin bölgedeki sadık müttefikleri İran (Şatt-ül Arap sorunu nedeniyle) ve İsrail de (Arap devletlerini zayıflatma politikası) Irak’a karşı Kürtleri desteklemeye istekliydiler. Böylece İsrail-İran-ABD desteğini arkasında bulan Barzani Irak’ta 1974’te büyük bir Kürt ayaklanması başlattı. Fakat kısa süre içinde bölge politikasının öznesi olan devletler arasında anlaşma sağlanınca (1975’te İran ve Irak arasında Cezayir Anlaşması yapıldı), yine bölge politikasının nesneleri/araçları olan Kürtler yüzüstü bırakıldılar. Böylece Kürtler, bir kere daha dış desteğin çekilmesiyle başarısızlığa mahkum olurken, 1975’te bir CIA yetkilisine ABD’nin 51. Eyaleti olabileceklerini bile belirten Barzani, daha sonra Amerikan Başkanına yazdığı 2 mektupta hayal kırıklığını dile getirdi ve sitemkar duygular içinde 1979’da Amerika’da hayatını kaybetti. Bir kere daha aldatılan Kürtlerin payına yine hayal kırıklığı ve hüsran düşmüştü.

Bu olaydan sonra bir süreliğine büyük güçler tarafından unutulan Kürtleri, SSCB 1980’de “yeni Soğuk Savaş”ın başlamasıyla yeniden hatırladı. Bu sefer temas kurulan Kürtler, ideolojik olarak kendine yakın duran Türkiye’dekiler oldu. PKK’nın 1980’de SSCB’nin Ortadoğu’daki müttefiki Suriye’ye yerleşmesi ve Bekaa’daki kamplarda askeri eğitime başlaması elbette bir rastlantı değildi. SSCB yeri geldiğinde Türkiye’ye karşı kullanabileceği bir aracı elinde tutmak istiyordu. 1984-91 arası SSCB’nin Suriye üzerinden süren dolaylı desteğiyle PKK, NATO üyesi Türkiye’ye karşı uzun süreli ve yıpratıcı terör eylemlerine girişti.

Söz konusu süreç 1991’de SSCB’nin dağılması ve ABD’nin Irak müdahalesiyle farklı bir boyut kazandı. Şimdi PKK, hem ABD hem de Rusya için bölge politikalarının kullanışlı bir aracına dönüşmüştü. 1992-96 arası ABD ve Rusya’nın desteğini arkasına alan PKK’nın eylemleri gözle görünür biçimde arttı. ABD, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle Türkiye’nin kendi ekseninden çıkmasını engellemeye ve bölgedeki nüfuzunu sürdürmeye dönük bir araç olarak PKK’dan yararlanırken (PKK ABD’nin Çekiç Güç’le koruduğu Kuzey Irak’ta varlığını tahkim etti ve eylemlerini artırdı), Rusya da Türkiye’nin Çeçenistan’a dolaylı destek politikasını engellemek ve dengelemek için PKK’ya desteğini artırdı. Bir Kürt hareketi ilk kez bu kadar açık biçimde iki büyük gücün desteğini aynı anda elde etmişti. Sonuçta, PKK bölgenin en güçlü ve dinamik aktörlerinden biri haline geldi.

Fakat bir süre sonra büyük güç reelpolitiği ve onunla kurulan ilişkinin doğası bir kere daha kendini gösterdi ve ABD, Rusya ve Türkiye arasında gelişen yeni ilişki biçimi PKK’ya olan bu desteği sona erdirdi. Bunun Kürtlere maliyeti ise, 1999’da Öcalan’ın Türkiye’nin eline geçmesi ve ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması oldu. Kürtler bir kere daha büyük devlet politikalarının soğuk yüzünü gördüler.

Öte yandan, 1975’ten sonra Kürtleri unutan ABD, 1991’de onları yeniden hatırladı. 1980-88 arasında Irak’ın, ABD’nin bölgedeki en büyük düşmanı haline gelen İran’la savaşması, Kürtlerden uzak durması için yeterli bir neden olmuş, ama aynı güdülerle bu kez İran, Iraklı Kürt grupları desteklemişti. İran-Irak Savaşı sona erince Iraklı Kürtler Saddam’ın başlattığı Enfal Operasyonuyla büyük bir dram yaşarken, savaş boyunca Saddam’ı destekleyen Batılı büyük güçler bu dram karşısında sessiz kaldılar.

1991’de Kuveyt’in kurtarılması için Irak’a müdahalesiyle başlayan süreçte ABD’nin Kürtlerle bir kere daha yolu kesişti. Müdahale sırasında Amerikan’ın Sesi radyosunun yaptığı yayınların da etkisiyle ayaklanan Kürtler, ilginç bir biçimde ABD’nin Saddam’la vardığı mutabakat sonucu yine Irak ordusunun operasyonuna maruz kaldılar. Sonuç, bir milyonu aşkın Kürtün Türkiye ve İran sınırlarına hücum etmesi oldu.

Bunun ardından ABD Kuzey Irak’ı uçuşa yasak bölge haline getirerek Çekiç Güçle koruma altına alsa da, 1998’e değin süren Barzani-Talabani çatışmalarına hiç sesini çıkarmadı. Vakti geldiğinde de tarafları Washington’da bir araya getirerek çatışmaları sona erdirme ve ABD desteğinde bölgede istikrarlı bir yapı kurma konusunda anlaşmaya zorladı. Böylece ABD kendi himayesinde ve kendine müzahir bir Kürt bölgesi kurmuş ve Saddam’a son darbeyi vurmak için Irak Kürt hareketini kendi eksenine katmıştı. Kürtler açısındansa en azından şimdilik bir hayal kırıklığı ve hüsran yoktu. Yoksa Kürtlerin makus kaderi değişiyor muydu? O halde büyük güçlerle ilişki bu minval üzere devam etmeliydi.

Nitekim öyle de oldu. Kürtlerle ABD’nin yolları 2003’te bir kere daha kesiştiğinde aslında ABD için 1991’den beri ekilen tohumların hasat zamanı gelmişti. Kürtler Saddam’ı devirmek için yapılacak müdahale ve sonrasında ABD’nin en sadık müttefiki oldular ve 2003’te fiilen ABD’yle birlikte hareket ederek Saddam rejiminin devrilmesinde kilit rol oynadılar. Buna karşılık bağımsızlık elde edemeseler de, güçlü bir biçimde desteklendiler ve Irak’ta kurulan yeni düzende çok önemli kazanımlar elde ettiler. Bu kazanımlar bağımsızlık yolundaki umutları artırdığı gibi, büyük devlet desteğine inancı da pekiştirdi. Gerçekten yoksa bu ilişki bakımından Kürtlerin makus kaderi değişiyor muydu?

Nihayet bütün dünya kürtlerin arkasında…

2011 sonrası Kürtlerle büyük güçler arasındaki ilişkide yeni bir döneme girildiği kuşkusuz. Özellikle de 2015’ten itibaren Kürtler nihayet tüm büyük güçlerin desteğini arkasına almış görünüyorlar. Bu sefer neredeyse tüm büyük güçler, neredeyse tüm Kürt hareketlerine yönelik güçlü desteklerini izhar ediyorlar. Bu ilk kez ortaya çıkan bir durum.

Kürtlerin bu denli büyük güç desteğine mazhar olmasında kuşkusuz Irak’taki istikrarsız durumun, Suriye’deki iç savaşın ve IŞID faktörünün etkisi çok büyük. Halihazırda büyük güçler benzer korku ve beklentilerle bölge politikalarında Kürtleri temel dayanaklarından biri yapmış durumdalar. ABD, Rusya ve Avrupa’nın önemli devletleri Irak’ta ve Suriye’de IŞID’e karşı durabilecek tek gücün Kürtler olduğunu düşünüyorlar. Bunun için terör örgütü ilan ettikleri PKK ile bağlantısı kuşkusuz olan PYD’ye, Türkiye’yi küstürme pahasına her türlü desteği sağlamada hiçbir sakınca görmüyorlar. Rusya’nın PYD ve PKK’ya olan desteği ayrıca Uçak Krizi nedeniyle Türkiye’ye karşı intikam hırsından da besleniyor. ABD ise Irak’ta tek istikrarlı yerin Kürt bölgesi olduğu ve Iraklı Kürtlerin 1991’den beri verdiği mücadele ve gösterdiği sadakatle bir devlet olmayı hak ettiğini düşünüyor.

Tüm bunları alt alta sıraladığımızda, yıllar boyunca büyük devletleri kendisi için mesih gibi gören Kürtler, şimdi bu çalkantılı dönemde dünya tarafından Ortadoğu’nun kurtarıcı mesihi olmuş gibi görünüyorlar. Bu çerçevede ABD ve Rusya Kürtleri kendi eksenine katma mücadelesi içinde onlara her türlü desteği sunmada son derece cömert davranıyorlar. Bununla birlikte bu devletler Kürtleri birbirine kaptırma endişesi ile müttefiklerini kaybetme endişesi arasında sıkışıp kalmış durumdalar. Bu çelişki nedeniyle şimdilik temkinli bir Kürt politikası izleyerek ne Kürtleri ne de müttefiklerini küstürmemeye çalışıyorlar.

Bu politika ne kadar devam eder bilinmez ama Kürtlerin bunu tarihi bir fırsat olarak gördükleri kuşkusuz. Madem ki Ortadoğu’da yüzyıllık statüko alt üst oluyor, o halde Kürtler, yüzyıl önce başlayan makus kaderlerini değiştirmek ve yeni düzende kendilerine güçlü bir yer bulmayı umuyorlar. Büyük güçlerle son yirmi yıldır süren kesintisiz ilişkinin artık meyvesini almayı bekleyen Kürtler, bir kere daha büyük güçlerin açtığı yolda hayallerini gerçekleştirebilmenin eşiğine gelmiş bulunuyorlar. Bu eksende bulundukları ülkelerde statülerini bir üst aşamaya taşımak için (Türkiye ve Suriye’de özerklik, Irak’ta bağımsızlık) var güçleriyle mücadele ediyorlar. Bu yolun sonu nereye çıkar, tarihsel kısırdöngülerini kırabilir mi, bilmiyoruz. Ama Kürtlerin şimdi büyük güçlerle bir balayı dönemi yaşadığı kuşkusuz.

Peki ya sonra…

Kürtlerin makus tarihleri bu beklentilere fazla güvenilemeyeceğini söylese de, elbette tarihsel akıl da yanılabilir. Ama her durumda, başta dile getirdiğimiz şu gerçeği kulak ardı etmemek gerekir: Büyük devletlerin Kürtlerle kurduğu ilişkinin çerçevesini kendi çıkarları belirler ve her durumda sonucu belirleyecek olan Kürtlerin idealleri değil, küresel ve bölgesel güçler arasındaki ilişki ve dengelerdir.

O nedenle büyük devletler ancak bölgesel ve uluslararası dengeler doğrultusunda çıkarları elverirse Kürtlerin hayallerini gerçekleştirmelerine izin vereceklerdir. Böyle bir izne karşılık da herhalde kendilerine bir biçimde sadakat duymalarını bekleyeceklerdir. Bu sadakatse, Kürtleri yine bölgesel politikanın nesnesi/aracı yapabilir. Ama böyle bir durumda daha kötüsü Kürtler, İsrail gibi bölgede düşman nazarıyla bakılan, yapayalnız bir aktöre dönüşebilir. Tabii tüm bunların dışında, tarihin tekerrürü de mümkün: Ya büyük güçler, geçmişte olduğu gibi, çıkarlar ve dengeler gereği Kürtleri yüzüstü bırakırlarsa…

Nitekim buna dair güçlü emareler de var. Örneğin, Türkiye’de PKK terörüyle mücadele kapsamında yapılan operasyonlara dünyadan tek bir ses çıkmaması Kürtler için bir işaret olmalı. Benzer biçimde büyük güçlerin İran’la ilişkilerini konsolide ettiği bir dönemde İran’ın da Kürt ideallerine sıcak bakmayacağı aşikar. Bu durumda büyük güçler belki şimdilik Suriye ve Irak ekseninde Kürtlere güçlü destek veriyor olsalar da, bu Irak ve Suriye’deki statükoyu gözden çıkardıkları için şimdilik böyle. Ama Türkiye ve İran için aynı şey söylenemez. Biri ABD’nin öteki Rusya’nın müttefiki olan Türkiye ve İran büyük güçler açısından gözden çıkarılmaları mümkün değil. Bu ülkelerinse Kürt ideallerinin karşısında olduğu ise kuşkusuz. O halde soru şu: Büyük güçler Türkiye ve İran’a rağmen Kürt ideallerini gerçekten sonuna kadar desteklerler mi?

(Al Jazeera)


http://www.aljazeera.com.tr/interaktif/buyuk-guclerin-kurt-karti


***

26 Ocak 2017 Perşembe

PKK' YA DESTEK VEREN ÜLKELER



PKK' YA  DESTEK VEREN ÜLKELER,


RUSYA

Rusya'dan PKK'ya yeni yıl hediyesi olarak gönderilen Sam füzeleri, RPG roketatarlar, 60 milimetrelik havan topu ile bunlara ait mühimmat, uzaktan kumandalı mayınlar, gece görüş dürbünleri ve Kalaşnikof marka silahları manşet yapmıyorlar.



1 /20

 PKK'ya destek veren ülkeler


Kalaşnikoflar'da ise yüzde 70'lik oranla Rusya ilk sırada. Mayın teminatı konusunda ise ikinci sırada. Roketlerde de durum değişmiyor. PKK'nın hastanelere bile atmaktan çekinmediği roketlerin menşei incelendiğinde adres yine Rusya çıkıyor. Tespitler göre PKK'nın kullandığı roketlerin yüzde 65'i Rusya'ya ait


2 /20

 PKK'ya destek veren ülkeler


Tabanca ve el bombaların birçoğunda da Rusya imzası var. Bugünlerde terör ve vesayet çukurlarında ismini sıklıkla duyduğumuz suikast silahı Kannaslar'da yine Rusya yüzde 50 ile önde görülüyor.


3 /20

 PKK'ya destek veren ülkeler

İNGİLTERE

Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait kargo uçaklarıyla roketatarlar PKK'ya teslim ediliyor. Ele geçirilen diğer suikast silahlarının İngiltere orijinli olduğu tespit ediliyor.


4 /20


 PKK'ya destek veren ülkeler

ALMANYA
Almanya kod numaralarını ordu envanterinin dışında tutarak PKK'ya füze gönderiyor. İtalya'yı mayınlar konusunda izleyen diğer ülke ise Almanya. Almanya ayrıca PKK'lı teröristlere siyasi eğitimin verildiği bir ülke.


5 /20

 PKK'ya destek veren ülkeler

ABD

Silahların seri numaralarını silen ABD, PKK'ya her türlü silahı aktarıyor. Ele geçirilen diğer suikast silahlarının ABD orijinli olduğu tespit ediliyor. ABD'nin bir diğer desteği ise el bombaları



6 /20

 PKK'ya destek veren ülkeler


İTALYA

İtalya da ABD gibi silahların seri numaralarını silerek PKK'ya veriyor. Son on yılda güvenlik güçlerinin PKK'ya yaptığı operasyonlarda ele geçirdiği mayınların yüzde 60'ı İtalya'ya ait. Tabancalarda da İtalya imzası var. İtalya ayrıca PKK'lı teröristlere siyasi eğitimin verildiği bir ülke.



7 /20

 PKK'ya destek veren ülkeler

ÇİN

Çin de ABD ve İtalya gibi silahların seri numaralarını silerek PKK'ya veriyor. Rusya'dan sonra Kalaşnikof teminatında ikinci sırada.


8 /20

 PKK'ya destek veren ülkeler
İSPANYA

PKK'ya Seri numaraları silinmiş silah ve tabanca teminatı.
Ayrıca PKK'lı Teröristlere siyasi eğitimin verilmesi...


9 /20

 PKK'ya destek veren ülkeler
İSRAİL

PKK'ya Seri Numaraları silinmiş silah ve tabanca teminatı.

10 /20 

PKK'ya destek veren ülkeler

SURİYE

PKK'lı Teröristlerin kamplarının olduğu ve terör eğitimi istihbarat birimlerince veriliyor.


11 /20 


PKK'ya destek veren ülkeler

IRAK

PKK'lı Teröristlere terör eğitimi istihbarat birimlerince veriliyor.


12 /20 

PKK'ya destek veren ülkeler

ERMENİSTAN

PKK'lı Teröristlere terör eğitimi istihbarat birimlerince veriliyor.


13 /20 

PKK'ya destek veren ülkeler

HOLLANDA

PKK'lı Teröristlere siyasi ve örgütsel eğitim veriliyor.


14 /20 

PKK'ya destek veren ülkeler

BELÇİKA

PKK'lı Teröristlere siyasi ve örgütsel eğitim veriliyor.


15 /20 

PKK'ya destek veren ülkeler

İSVİÇRE

PKK'lı Teröristlere siyasi ve örgütsel eğitim veriliyor.



16 /20

 PKK'ya destek veren ülkeler

YUNANİSTAN

PKK'lı Teröristlere siyasi ve örgütsel eğitim veriliyor.


17 /20 

PKK'ya destek veren ülkeler

FRANSA

PKK'lı Teröristlere siyasi ve örgütsel eğitim veriliyor.


18 /20 

PKK'ya destek veren ülkeler


DANİMARKA
PKK'lı Teröristlere siyasi ve örgütsel eğitim veriliyor.

19 /20 

PKK'ya destek veren ülkeler

SIRBİSTAN

Sırplar ile PKK arasında ciddi oranda Balkan coğrafyası için uyuşturucu ticareti yapılıyor. Sırp ve PKK arasında uyuşturucu ortaklığı var.



20/20


 PKK'ya destek veren ülkeler
.



http://www.ahaber.com.tr/galeri/turkiye/pkkya-destek-veren-ulkeler-1452036371

26 Mart 2015 Perşembe

IŞİD GÖLGESİNDEKİ TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ Bölüm:1 & 2


IŞİD GÖLGESİNDEKİ TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ Bölüm:1













IŞİD GÖLGESİNDEKİ TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ Bölüm:2








IŞİD VE TÜRKİYE İNGİLTERE’DEN NASIL GÖRÜNÜYOR?…

Geçtiğimiz hafta, gündemde Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun İngiltere ziyareti vardı. Başbakan buradaki İngiliz gazeteleri Independent ve Times’a,” Türkiye’nin Suriye sınırını kapatmasının mümkün olmadığını”, söyledi. Vee öylece  devam etti: “IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) ise Irak Savaşı’nın ve bu ülkenin ABD tarafından işgalinin ürünüdür”.
 Bugünlerde özellikle Batı Avrupa “İslamofobi”yle uğraşıyor. “Paris’teki saldırılardan”, sonraysa “İslamofobi”, denince bugünlerde, hemen hemen tüm Avrupalıların aklına tek bir kelime geliyor: “IŞİD”.
Sırf bu yüzden, Independent‘ın Orta Doğu muhabiri Patrick Cockburn ve Times’ın diplomasi editörü Roger Boyes gazeteleri adına önemli bir iş yapmışlar ve kısa bir süre önce  Türkiye’nin dışpolitikasının başında bulunan (Türkiye’nin Suriye politikasını taa başından beri oluşturan adamla), Başbakan Ahmet Davutoğlu konuşmuşlardı…
Independent’ın manşeti anlamlıydı:
“Gönüllü cihatçıların Suriye’ye akını ‘durdurulamaz’ “. Gazete, Başbakan Davutoğlu’nun bu uyarısının, IŞİD’in ele geçirdiği toprakların çoğunda kontrolü elinde tutmaya devam etmesi ihtimalini artırdığını belirtiyordu.
Times ise Davutoğlu’nun sözleriyle ilgili olarak birinci sayfasında “Cihatçıları durdurmaya hayır” demiş ve iç sayfalardaki haberin devamındaysa, “Türkiye Başbakanı itiraf ediyor: Cihatçıların Suriye’ye gitmelerini durduramayız”, şeklinde birbaşlığı öne çıkarmıştı.
Independent ve Times’taki haberlerde, aslında, bütün Batı Dünyası’nın “ortak inanışı” ortaya koyuluyordu:
“Ankara, cihatçıların IŞİD’in kontrolündeki topraklara girişlerini ve çıkışlarını engelleme konusunda daha fazla çaba sarfetmelidir”.
Başbakan Davutoğlu ise iki İngiliz gazetesine yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye ile olan uzun sınırını kapatamayacağını belirtti ve ekledi:
“Her halükarda sınırın diğer tarafında bir devlet yok.”
IŞİD, IRAK SAVAŞI’NIN VE İŞGALİN ÜRÜNÜ
Başbakan Davutoğlu’nun vurguladığı bir diğer nokta da Türkiye’nin IŞİD’in yükselişinde rolü olmadığıydı. Davutoğlu, IŞİD’i yaratanın, Irak Savaşı ve bu ülkenin 2003′te ABD tarafından işgali olduğunu anlatıyordu.
Davutoğlu’nun mülakat verdiği gazetecilerden Patrick Cockburn, Türkiye’nin Suriye politikasında” zigzaglar” çizdiği görüşünde… Cockburn soruyor:
“IŞİD Kobani’de Suriye Kürtlerine saldırdığında ve Ekim ayında neredeyse kenti ele geçirdiğinde; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kobani’yi savunanları terörist olarak nitelendirdi, PKK’nın Suriye’deki kolunun da IŞİD kadar kötü olduğunu söyledi. Ancak Türkiye hem Suriyeli Kürt sığınmacıların hem de Kobani’yi güçlendirecek ve transit geçiş yapacak Irak’tan 150 peşmergenin ülkeye girişlerine izin verdi” .
Davutoğlu’nun bu soruya verdiği yanıt oldukça anlamlı:
“Suriye sınırını kapatabiliriz ama bu durumda sığınmacıları kim kurtaracak? Kim onları güvenli bir bölgede tutacak? Tüm bu insanlar yürüyerek kaçtılar Suriye’den. Sınırı onlara kapatmalı mıyız? Bu ahlaki olarak kabul edilebilir mi?…
(Ayrıca) 937 kilometrelik bir sınırdan bahsediyoruz. Sınırın kapatılması mümkün değil. Her köşeye de bir asker yerleştiremeyiz…Eğer entegre bir strateji geliştirilirse, biz de bu stratejiye dahil oluruz. Ancak (NATO’daki) ortaklarımız Türkiye’nin güvenlik kaygılarını anlamazlarsa ve sadece tek bir kaygıya odaklanırlarsa, o zaman bu stratejiye dahil olmayız.”
Öte yandan, İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond ise, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “bu sözlerine karşın” Türkiye’nin sınırdan geçerek Suriye’ye gitmek isteyen yabancı cihatçılar konusunda “harika bir iş çıkardığını” söylüyor.
Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) karşıtı koalisyona üye 21 ülke, yine geçen hafta; aynı günlerde, Londra’da buluşarak IŞİD’e karşı yürütülen “strateji”yi konuştular. Bu toplantıdan sonra, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Hammond ve Irak Başbakanı Haydar el Abadi ortak bir basın toplantısı düzenlediler…
Orada Hammond yabancı savaşçıların IŞİD’a katılımının önlenmesi hakkında şunları söyledi:
“Türklerle de çalışıyoruz… Türkiye Başbakanının bu mütevazı sözlerine karşın Türkiye, sınırını geçerek Suriye’ye gitmek isteyenleri durdurmak konusunda harika bir iş çıkarıyor”. Hammond, devam etti: “Elbette Türkiye Başbakanı kesinlikle haklı, o sınırın doğası ve uzunluğu gereği yüzde 100 başarı sağlayamazlar, ama çok iyi iş çıkarıyorlar”…
Kısacası, İngiltere’de basın ve kamuoyu ile hükümetin Türkiye’ye bakışları  işte böylesine “farklı” ve dolayısıyla da “kafalar karışık”… 
...