Ünal Atabay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ünal Atabay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2019 Cumartesi

Suriye ve Irak’ta Olasılığı Yüksek Senaryolar

Suriye ve Irak’ta Olasılığı Yüksek Senaryolar

Suriye ve Irak’ta Olasılığı Yüksek Senaryolar
Yazan  Ünal Atabay 
20 Aralık 2019
Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi,



Türkiye, Hem Oyun Kurucu- Hem Oyun Bozucu..

    Birinci Dünya Savaşı sonrası Suriye’yi şekillendirenler; İngiltere ve Fransa iken, bugün gelinen noktada ABD ve Rusya, Suriye’nin kaderinde başat aktör konumundadır. İngiltere ve Fransa, stratejik avantaj peşinde olmanın yanı sıra; Suriye’ye müdahil olmayı kendilerinde tarihsel bir hak olarak görmektedir,ABD ile yakın iş birliği içerisinde kalarak Suriye coğrafyasından pek ayrılmak istememektedirler.
İngiltere;Suriye sahasında görünürde çok öne çıkmıyor gibi olsa da, geleneksel emperyalist alışkanlığı gereği ABD’ye Suriye’de kılavuzluk etmektedir. Fransa ise Suriye’de var olmanın ötesinde, daha ziyade Doğu Akdeniz havzasında etkin olma ve inisiyatif almanın peşindedir. Nitekim Fransa, Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin hukuksuz girişimleriyle, Kıbrıs Adası’nın güneyinde ihalesi yapılan bazı parsellerde arama faaliyetlerinde bulunmaktadır.

Türkiye ise bölgesel güç ve tarihsel avantajıyla, bu küresel aktörlerin denge levhasında yer almaktadır.Yani Türkiye’nin coğrafi ve jeopolitik konumu gereği,hem ABD hem Rusya nezdinde kendi lehine stratejik iş birliğine zorlayan bir pozisyona sahiptir.
Türkiye bu anlamda, Suriye sahasında; bir tarafta oyun kurucu ve bir tarafta oyun bozucu konumundadır/olmak zorundadır.Türkiye,elbette bu avantajını; ABD ve Rusya’nın karşılıklı menfaat çatışmalarından istifadeyle kullanabilme becerisi oranında kullanabilecektir.

Irak-Suriye Arasında, İran’a Karşı Sünni Kuşak

ABD; Suriye’de bulunan İran Şii milislerinden, rejime olan desteklerinden ve özellikle İsrail’i yakın kuşaktan tehdit eder bir konuma ulaşmasından ciddi anlamda rahatsızdır. Suriye sahasında 70 binden fazla İran destekli Şii milisi bulunmaktadır.
İran; İsrail’i tehdit olarak gördüğünden, Irak-Suriye coğrafyası üzerinden İsrail’e karşı, tehdittin uzaktan karşılanması stratejisini izlemektedir. Suriye sahasında bulunan Şii güçler, aynı zamanda Lübnan siyaseti üzerinde de ciddi baskı oluşturmaktadır.
ABD’nin tüm amacı; İran’ın Suriye’ye uzanan askeri ve siyasi kollarını kırmaktır. ABD, bu nedenle öncelikle; İran’ın Akdeniz’e uzanımını kesecek şekilde, Irak sahasında askeri konuşlanmasını artırmaktadır. Çünkü, Irak coğrafyası; İran Şii milislerinin Suriye-Lübnan sahasına ulaşmasına fırsat veren bir konumdadır.
ABD Irak’taki konuşlanmasıyla; sadece İran’a karşı değil aynı zamanda Çin’in İran-Irak üzerinden düşünülen Kuşak-Yol projesinin Akdeniz’e sahildar ülkelere uzanımının önüne set çekmeyi amaçlamaktadır.
Kısacası, İran'ın Suriye sahasına ulaşmadan Irak’tan itibaren önünün kesilmesi arzulanmaktadır. Bunun gerçekleşebilmesi için, Irak-Suriye arasında Sünni bir kuşak oluşturmakla mümkün olacaktır. İşte bu Sünni kuşağın oluşabilmesi amacıyla, Irak’ta iç istikrar daha da bozularak, yeni sancılı bir dönemin yaşatılması istenmektedir.

Irak, Suriye’den Önce Parçalanabilir

Irak’ta söz konusu Sünni kuşağın oluşturulması adına, Irak yeniden ABD’nin hedef tahtasındadır ve zaten kırılgan olan istikrarı ve dengesi daha da bozulmak suretiyle çok parçalı federal bir yapıya doğru evirilebilecektir. Şöyle ki;
Irak Şiileri; İran/Kum ekolü ve Irak/Necef ekolü olarak iki grup halinde Irak’ın güneyinde, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, etnik-Sünni temele dayalı mevcut kendi coğrafyasında, Orta-batı Irak sahasında ise Sünni bölgeden oluşan bir federal yapılanmanın dayatılabileceği düşünülmektedir.
Bunlardan en önemlisi, yukarıda da vurgulandığı gibi, orta-batı Irak sahasında Şii hattının önünü kesecek Sünni bir blokun gerçekleştirilmesidir. Bu Sünni blokun Irak’ın Anbar bölgesinde oluşturulacağını ve bu bölgedeki aşiretlerin şimdiden silahlandırıldığını da hatırlatalım. Bu arada, bu projenin finansmanın da bazı körfez ülkelerince sağlanacağını da unutmayalım.

ABD’nin Niyeti,Çin Kuşak-Yol Projesine Set Çekmek

Irak-Suriye arasında oluşacak Sünni federal yapıyla, ABD’nin elde edebileceği hedef; İran’ın Akdeniz’e uzanımının önüne geçmek,

Önüne set çekmeyi düşündüğü Çin Kuşak-Yol projesinin güzergâhı üzerinde pazarlık konusu yapabilmek, Projenin ABD’siz olamayacağı ve hatta ABD’nin Ortadoğu’da menfaat alanlarına girilemeyeceği noktasına getirmek olacaktır.
Öte yandan İran’ın temel amacı ise;

Şii hatlarıyla İsrail’i askeri anlamda tehdit etmeyi sürdürmek,
Çin projesine kendi ülkesinden itibaren eklemlenmek suretiyle, Akdeniz’e uzanacak bu proje içerisinde geleceğe dair hâkim güç olmak niyetindedir.
İran’ın şii hattı güzergâhı; hem siyasi, hem askeri, hem de ekonomik maksatlıdır. Diğer bir ifadeyle, şii yayılmacılığının hedefinde siyasi olduğu kadar, ekonomik kazanımlara ulaşmak yatmaktadır. Çin ve İran’ın gelecekteki ekonomik kazanımlarını engellemek için; Kuşak-Yol projesinin Çin ve İran ekseninden Akdeniz’e ulaşmasının ABD’ye rağmen mümkün olamayacağına inanan ve engellemeye çalışan bir ABD’yi görmekteyiz.

ABD, Yeni Enerji Koridoru Peşinde

ABD, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e çıkış için uğraştığı koridordan umudunu bugünkü konjonktür itibariyle yitirmiş, bir şekilde Türkiye ve Rusya’nın etkisi altına bırakmayı göze almıştır. Buna mukabil,terör örgütüYPG ile birlikte ağırlıklı olarak konuşlandığı Deyrizor bölgesinde bir süre daha kalıcı olmaya devam edecektir.
ABD bilahare, Deyrizor bölgesinin kontrolünü;yerel aşiret-kabile gruplarının üzerinden parayla sağlayacak ve aynı zamanda YPG’nin önemli bir kısmını sahadan tasfiye ederek, Irak sahasında İran’a karşı konumlandırmak üzere aktaracaktır.

Aynı zamanda Deyrizor bölgesi üzerinden; Suriye-Irak-Ürdün sınırının birleştiği yerde bulunan Tanf bölgesine ve oradan da Suveyda (Dürzi bölgesi) üzerinden Golan/İsrail hattına kadar uzanan koridorda, enerji nakil güzergâhı olarak kontrolü ellerinde bulunduracaktır. ABD’nin oluşturacağı bu koridorun, yine Irak tarafında yerel aşiret-kabile güçleriyle oluşturulacak Sünni kuşak ile bir birini tamamlaması hedeflenmektedir.
Nitekim ABD, Suriye’deki konuşlanmasını Irakta’ki tertiplenmesinin arka bahçesi ve tamamlayıcısı olarak görmektedir. Bu nedenledir ki, Irak-Suriye sınır hattında Sünni bir tampon bölge oluşturarak Suriye sahasının bir kısmıyla bütünleştirmek istemektedir.
Gerek enerji nakil güzergâhı, gerekse Sünni bölgenin oluşturulması projeleri, ABD’nin Tanf bölgesindeki varlığı üzerinden yürütülmektedir. ABD’nin bu çöl bölgesinde son derece kritik bir konumda olan üssünden, bu nedenlerle asla vaz geçmemektedir.
Güvenli Bölgeye;Roj Peşmergeleri ve Aşiret-Kabile Güçleri ABD, güvenli bölge sahasını her nekadar Rusya’ya terk etmiş gibi görünse de, halen bölgeye olan ilgisinde ve desteğinde bir değişiklik yoktur. Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyine yönelik yaptığı üç askeri harekâtın sonunda terör koridoru önlenirken, ABD ve Rusya’nın ise alandaki faaliyetleri iç içe girmiş, bukarmaşık yapıdan çıkış yoları arayışları devam etmektedir. Kısacası sahada tam bir kilitlenmişlik yaşanmaktadır.
Gerek ABD gerekse Rusya, Türkiye’ye sunulacak çözüm önerilerine; Türkiye’nin kendi kriterlerine uygun ve güvenliğine ilişkin tatmin edici olmadığı takdirde sıcak bakmayacağını bilmektedirler.Uluslararası camianın Suriye’ye yönelik beyanatlarına ve konuşmalarına bakıldığında, başta ABD ve Rusya olmak üzere, küresel güç odaklarının alternatif projeler üzerinde çalıştıkları muhakkaktır.

Önümüzdeki yakın vadede;

Türkiye’nin YPG’ye karşı ısrarlı tutumu nedeniyle; Resûlayn batısından Derik-Sincar üçgeni bölgesi,başlangıçta Rusya’nın kontrolünde kalacak, bilahare IKBY’nin egemenliğine bağlanacak,
Bu bölgede; YPG’nin içinde olmadığı kabile-aşiret unsurlarından istifadeyle bir güç teşkil edilecek ve bu güç Roj peşmergelerinin de entegre edildiği bir model olacaktır.
Böyle bir saha gerçeğinin yaşanması durumunda; Türkiye’nin kontrolünde bulunan Barış Pınarı Harekât Alanı’nın karşılığında;Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekât bölgesinin tamamen, İdlib’in bir kısmının Türkiye’nin egemenliğine bırakılması veya Türkmeneli şeklinde merkezi otoriteye bağlı bir seçenek gelişebilir.
Suriye Güneyi’ne Özerk Dürzi Bölgesi
Şam’ın güneyinde ise bir Dürzi bölgesi kurulacaktır. Ülkenin yaklaşık % 3’ünü Dürziler oluşturmaktadır. Dürziler geçmişte, birçok mücadeleyi kaybeden taraf olma gibi tarihsel acı tecrübeleri nedeniyle, iç savaşta olabildiğince sessiz kalmayı tercih etmişlerdir. Suveyda bölgesi Dürziler’in tarihsel bölgesidir. Geçmişte de bu bölgede; 1922 de Dürzi emirliği kurulmuş ve 1936 da kaldırılmıştır.
Dürziler; İsrail’de, Suriye’de ve Lübnan sınırları içerisinde yaşamaktadırlar. İsrail’de yaşayan Dürzilerle İsrail yönetiminin sıcak ilişkileri mevcuttur, hatta İsrail ordusunda önemli görevlerde bulunan Dürzi subaylar vardır.
Her üç ülkede yaşayan Dürziler’in aralarında sosyolojik ciddi farklar gözlemlense de, İsrail Dürzileri’nin diğer ülkelerdeki Dürzilere yakın bir yönelişleri bulunmaktadır. İsrail, Golan Tepeleri ile oluşturduğu doğal tampon hattının daha da güçlendirilmesi adına, Golan Tepeleri’nin ön cephesine doğru uzanan özerk bir Dürzi bölgesi oluşturulacaktır.

Esad’ın Tasfiyesi, Seçimlere Kadar Geçici Yönetim

Fırat’ın doğusunda zımni bir mutabakat ya da saha gerçeğinin oluşturduğu son durum; ABD ve Rusya’nın önümüzdeki dönemde Fırat’ın batısına yönelik tutumlarını, nihayetinde Suriye’nin genelini de şüphesiz etkileyecektir.
Gelinen noktada, hiçbir grup zafere diğerlerinden daha yakın değildir. Özellikle İdlib bölgesinde çatışan gruplar, bulundukları alanlarda tutunmakla meşguller. Bu durum, anayasa çalışmalarına da etki etmekte ve tarafların, özellikle rejim desteğindeki komisyonun çalışmalara katılmalarında engel durumunda dır. Türkiye ve İran’ın yanı sıra, Rusya’da bu durumun bir an önce aşılmasını istemektedir.

Önümüzdeki süreçte Rusya;

İdlib’de muhaliflere destek veren güç odaklarının çekilmesi ve bölgenin teröristlerden tahliye edilmesi karşılığında/şartıyla, Cenevre’de rejimin tutumu nedeniyle tıkanan anayasa komitesi çalışmalarının yolunu açmaya çalışacak,
Bu mümkün olmadığı takdirde, başkaca bir seçenek de kalmayacağından, siyasal sürece hız kazandırmak amacıyla ve anayasa müzakerelerinde kendi inisiyatifini korumak adına, seçimlere kadar Suriye’de geçici bir yönetim oluşturulmasını gündeme getirebilecek, yani Esad’ın görevden tasfiyesi sağlanacaktır.

https://21yyte.org/tr/merkezler/bolgesel-arastirma-merkezleri/orta-dogu-ve-afrika-arastirmalari-merkezi/suriye-ve-irak-ta-olasiligi-yuksek-senaryolar


***

Barış Koridoru ve Hedef..,

Barış Koridoru ve Hedef..,


Barış Koridoru ve Hedef
Ünal Atabay 02 Ağustos 2019
Yayınlandığı Kategori. SURİYE, ORTADOĞU.,



“Barış Koridoru” Güvenli Bölgenin Bir Sonucudur.
Suriye iç savaşı başladığı günlerden itibaren, kamuoyunda çok sık adı duyulan kavramlardan birisi de, “Güvenli Bölge” söylemidir. 30 Temmuz 2019 günü yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, güvenli bölge kavramına “Barış Koridoru”[[i]] adı altında bir söylemin eklendiğini görmekteyiz.
“Barış Koridoru” yeni bir söylem gibi görünse de, esasen güvenli bölgenin ruhunda ve işlevinde barış kavramı vardır. Nitekim uluslararası alanda, ateşkes ve barışın sağlanması gibi saha çalışmalarında “Barış Gücü” adı altında güçler konuşlandırılır ve bunlar genellikle çatışan iki devlet, kuvvet, toplum gibi unsurlar arasında tayin edilen bir bölgede, hat üzerinde veya kuşakta yer alırlar.
Güvenli bölge, barış ve barış gücü gibi kavramların uluslararası alanda kabul görmüş birçok tanımı bulunurken, “Barış Koridoru” nun özel bir tanımı yoktur. Çünkü, bunun karşılığı güvenli bölgenin ruhunda var olduğu gibi, güvenli bölgenin oluşturulmasını müteakip meydana gelebilecek bir sonucun da parçasıdır “Barış Koridoru”.
Suriye’ye yönelik güvenli bölge kavramının ortaya atıldığı günden itibaren, bu kavramın yanlış ifade edildiği, bundan sakınılması gerektiği ve güvenlik nedeniyle haklı olduğumuz bu Suriye meselesinde, uluslararası hukuk üzerinden yanlış algılara sebebiyet verilebileceği defalarca gündeme getirilmişti.
Çünkü uluslararası anlamda “Güvenli Bölge”; ‘sivil halkı çatışan taraflardan veya bir devletin baskı, şiddet ve insan hakları ihlallerinden korumak amacıyla tesis edilir’ şeklinde tanımlanmaktadır.[[ii]] Bu tanım üzerinden, bizim Suriye’de yaşayan Kürtlere sözde baskı ve şiddet uygulayacağımızın algısı yaratılmaktadır.
Nitekim, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde yayımlanan bir makalede, bu tür kavram tartışmalarından uzak durmak için, “Güvenli Bölge” yerine “İstikrar Kuşağı” kavramının kullanılmasının daha uygun olacağı ifade edilmişti.[[iii]] Gelinen noktada, söz konusu tartışmaların da etkisiyle, güvenli bölge söyleminin yeni bir kavramla yani “Barış Koridoru” söylemiyle güçlendirilmek/desteklenmek istendiği anlaşılmaktadır.
Oysa ki Türkiye’nin güvenli bölgeden kastettiği, terörden arındırılmış bir bölgedir. Güvenli bölgenin uluslararası alandaki tanımından ziyade, bizim neyi kastettiğimizin iyi anlatılma ihtiyacı vardır. Şüphesiz bu anlatamama sorunu “Barış Koridoru” nu doğurmuştur.

“Barış Koridoru” Söylemi Türkiye’nin Tarihsel Birikimidir.

Türkiye esas itibariyle, Uluslararası alandaki tartışmaların önüne geçmek ve haklılığımızı güçlendirmek adına, tarihsel birikiminin de dürtüsüyle bu bölgeyi “Barış Koridoru” olarak nitelendirmek zorunda kalmıştır. Esasen bu kavram, Türkiye için çok yabancı değildir. Barış koridoru kavramının içerisinde; Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in temel felsefesinin ve yine Atatürk’ün söylediği “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesinin yansımasını görmekteyiz.
Çünkü ülkemiz, barışı önceleyen geleneğini öteden beri gerek diplomaside gerekse sahada tüm uygulamalarında göstermiştir. Bu nedenle, “Barış Koridoru” da bu geleneğin ifadesidir. Tarihseldir ve “Kıbrıs Barış Harekâtı” ile “Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri” ifadesi de bu tarihsel birikimin sonucudur.
Öte yandan, bölgenin coğrafi anlamda tanımlanması ve algının daha iyi yönetilebilmesi adına, yukarıda da ifade edildiği gibi “Güvenli Bölge” kavramından şimdilik tamamen vaz geçilemeyeceğini de söylemek yerinde olacaktır. Bir taraftan güvenli bölge ifadesi kullanılırken, diğer taraftan da “Barış Koridoru” söyleminin tamamlayıcı manada kullanılması uygun düşecektir.
Barış koridoru, Türkiye’nin bölgeye müdahalesinde; siyasi, askeri, coğrafi, sosyo-kültürel, demografik ve insani boyutlara bakış açısını ortaya koyması bakımından, güvenli bölgenin güçlendirilmesi adına değer ifade etmektedir. Barış koridoru; sahada yaratılmak istenilen etkiden ziyade, daha çok diplomasiyi çağrıştıran bir üslubu içerirken, “Güvenli Bölge” terimi ise; verilecek etkininin sahadaki somut yansımasını ve coğrafi ifadesini anlatmaktadır. Her hâlükârda, “Barış Koridoru” söylemi, güvenli bölgeyle birlikte telaffuz edilmek zorundadır.
Suriye özelinde “Barış Koridoru”; diplomasiyi önceleyen, bu mümkün olmadığı takdirde güvenli bölge sahası içerisinde yaşayan tüm etnik, dini ve mezhebi grupları terör örgütü YPG/PKK’nın boyunduruğundan, baskısından, şiddetinden ve insan hakları ihlallerinden kurtaran bir yaklaşımın ifadesi olarak söylenebilir.
“Barış Koridoru” Nihai Hedefe Giden Bir Atlama Taşıdır.

Öte yandan, “Güvenli Bölge” ve “Barış Koridoru”; herhangi bir harekâta ihtiyaç kalmadan terörden arındırılmış bir saha olarak birlikte mütalaa edilmeli ve esas olan bu sahanın üzerinden YPG/PKK’nın koridor dışında kalan varlığının ortadan kaldırılması nihai hedef olarak belirlenmeli ve uygulanmalıdır. Yani, “Barış Koridoru” nihai hedefe giden bir atlama taşı olarak kabul edilmelidir.
Güvenli Bölge / Barış Koridorunun dışında kalan saha içerisinde YPG/PKK varlığını sürdürmesi halinde; ABD’nin kanatları altında Türkiye’nin sözde hışmından korunan Kürtler’in olduğu ve bunlara koruma kalkanı uygulandığı şeklinde bir meşruiyet zırhı giydirilmiş olacaktır ki, bu durumda bazı art niyetli ülkeler ve uluslararası kuruluşlar Türkiye’nin YPG/PKK ile defacto (Hukuki olarak fiili durum) durumunda olduğunu gündeme getirebilirler. Bu nedenle, “Barış Koridoru” nu güvenli bölge sahası ile sınırlandırmamak gerekir.

 “Barış Koridoru” ve ABD

Güvenli bölge içerisinde, “Barış Koridoru” nun tesisi, öncelikle güç kullanmadan ABD ile birlikte bir uzlaşıyı içerebilmelidir. Bu uzlaşı doğrultusunda, daha önce varılan yol haritası mutabakatı çerçevesinde; YPG/PKK’nın silah, mühimmat ve teçhizatının toplanması ve Fırat’ın doğusundan tamamen tasfiyesini kapsamalıdır.
Güç kullanmak suretiyle barış koridorunun tesisi halinde ise, ABD ile uzlaşı pek mümkün görünmemektedir. İşte bu noktada, güvenli bölge/barış koridorunun güneyinde kalacak olan terör unsurlarının varlığı ve tehdidi devam edecektir. Buradaki tehdidin de ortadan kaldırılması için, “Barış Koridoru” güvenli bölge sınırlarını aşan bir hareket tarzını içermelidir.
Diğer taraftan barış koridorunu; sadece YPG/PKK’nın silahtan arındırılması ile elde edilebilecek bir sonuç olarak değerlendirmek de mümkün değildir. Aynı zamanda, ABD ile gerilen ilişkilerin yeniden düzeltilmesi/düzenlenmesi ve stratejik ortaklığın yeniden tesisi için değer biçilen kriterlerde buluşmanın zemini olarak da düşünülebilir.

 [[i]]  MGK “30 Temmuz 2019” Tarihli Toplantısı, https://www.mgk.gov.tr., 30 Temmuz 2019.

[[ii]] Oktay Bingöl-A.Bilgin Varlık, “Korunmuş Bölgeler Bilgi Notu”, Merkez Strateji Enstitüsü, 29 Eylül 2014.

[[iii]]Ünal Atabay, Suriye’nin Kuzeyinde “Güvenli Bölge” Tesisi, https://21yyte.org., 22 Ocak 2019.

https://21yyte.org/tr/suriye/baris-koridoru-ve-hedef

***

16 Kasım 2018 Cuma

Terörist Başları Karşılığında ABD’nin Hedefi!

Terörist Başları Karşılığında ABD’nin Hedefi!


Ünal Atabay  
11 Kasım 2018


ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcsı Matthew Palmer, PKK terörist başlarından; Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ın yakalanması için, ABD tarafından toplam 12 milyon dolar para ödülü konduğunu duyurmuştur.[[i]]

ABD’nin bu terörist başları ile geçtiğimiz yıllarda defalarca görüştükleri de ve iş birliği içerisinde oldukları da bir vakıadır. Tüm bunlar Türk istihbarat örgütlerince de elbette  bilinmektedir. Hal böyle olunca, ne oldu da içinde bulunduğumuz dönemde birden bire PKK liderlerinin yakalanması istenmektedir?

Kaldı ki, PKK ile bu kadar içli dışlı bulunan bir ABD’nin terörist başlarının yerlerini nokta olarak bilmemeleri mümkün değildir. İstedikleri zaman rahatlıkla yakalayabilecekleri imkanlara sahiptirler. Buna rağmen niçin ödül konularak peşine düşülmüştür?

Söz konusu sorunun cevabına geçmeden önce, geçtiğimiz yıl içerisinde ABD’nin PKK’ya yönelik ve liderlerine ilişkin açıklamalarını burada hatırlatmak yerinde olacaktır.

Konuyla ilgili olarak ilk defa, Ekim 2017’de Türkiye’nin ABD Büyükelçiliği tarafından; “...Öcalan, saygı görmeye değer bir şahsiyet değildir."[[1]] demek suretiyle; “Terörist başı Öcalan ve Kandil’de ki kemikleşmiş kadro ile ilişkilerini sürdürmek istemediklerini ve Öcalan’ı örgütün başından sildik” mesajını vermişlerdir.

Söz konusu açıklama sonrasında ABD’nin önümüzdeki süreçte PKK’ya yönelik ne yapmak istediğini ve özellikle terörist başlarının yakalanması için operasyon yapılacağına dair 21.Yüzyıl Türkiye Enstitümüz’ün bu sayfasında 21 Kasım 2017 tarihinde, “Yeni Bir PKK’mı”[[2]] başlığı altında gündeme getirilmişti.

Bilahare, dönemin MSB Nurettin Canikli’nin ABD Savunma Bakanı Mattis ile Brüksel’de 15 Şubat 2018 tarihindeki görüşme sonrasında yaptığı açıklamada; ABD’nin, “YPG’yi PKK’ya Karşı Savaştırabileceklerini”[[3]] ifade ettiklerinin kamuoyuna duyurulmasıyla birlikte, ABD’nin PKK’ya yönelik muhtemel planları daha net olarak ortaya çıkmaya başlamıştı.

Yukarıda bahsi geçen, “Yeni Bir PKK’mı” başlığı altındaki makalede özetle; “ABD’nin PKK’yı PYD/YPG üzerinden dönüştürmeye çalışacağı ve Kandil’de kemikleşmiş PKK liderlerine yönelik bir operasyon yapılacağı” ön görülmüştür. Gelinen noktada ABD bu değerlendirmelerimizden yaklaşık bir yıl sonra, bu makaledeki ön görülere uygun olarak “Terörist Başlarına Operasyon Yapılacağını” duyurmuştur.

Terörle kırk yıldır mücadele eden Türkiye, mücadelenin ağırlık merkezinin terörist başları olduğu ve Kandil’de bulunan liderlere odaklı mutlak bir operasyon yapılması gerektiği defalarca dillendirilmiş, ancak bu güne kadar bir şekilde bu mümkün olamamıştır. ABD’den bağımsız, Türkiye’nin bu imkan kabiliyetinin bulunduğunu da burada söylemek gerekir. Yeter ki siyasi irade buna karar verebilsin.

Gelinen Noktada, ABD’nin Türkiye’ye fırsat vermeden kendisinin devreye girdiği bu dönemin koşullarına baktığımızda, niyetlerinin pek temiz olmadığı ve ihtiyatla yaklaşılması gerektiği söylenebilir.
Elbette, ABD’nin bu çıkışına, yine içinde bulunduğumuz dönemin koşulları üzerinden bakmak ve niyetlerinin ne olduğunu bu çerçeveden tespit etmek uygun olacaktır.

Terörist Başlarından Sonra, Muhtemelen Yeni Bir Plan Ortaya Konulacaktır İçinde bulunduğumuz durumda, Türkiye’nin; Fırat’ın doğusuna yönelik harekât yapabileceğini açıklaması, Sınıra yakın bazı hedefleri aralıklarla vurmaya başlaması, Münbiç konusunun ABD ile gerilimli bir şekilde devam ediyor olması ve İran’a yönelik yaptırım kararının alındığının ertesi gününe denk gelmesi gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde; terörist liderlerin yakalanması sonrasında, ABD’nin yeni bir plan daha ortaya koyacağının işareti olarak düşünmek gerekir.
Ayrıca, PKK’nın şu anki konumu üzerinden bakmak gerekirse;

Karayılan-Bayık-Kalkan üçlüsünün İran ile iyi ilişkileri nedeniyle, İran’dan Lübnan’a kadar uzanan Şii hattının Irak topraklarındaki ayağı PKK denetimi ve kontrolü altında bulunmaktadır.
Nitekim, Şii milislerin Suriye’ye ulaşımlarının önemli bir kısmı PKK’nın kontrolünde yapılmaktadır.[[4]]
Bunun karşılığında, PKK’lı teröristler İran’da barındırılmakta ve PKK’nın İran’daki kolu olan PJAK/YRK[[5]] İran topraklarında şimdilik etkili bir eylemde bulunmamaktadır.

İran’ın Çevrelenmesinde Türkiye’nin de Yer Alması İstenecek ABD’nin, İran’a uyguladığı ambargoyla birlikte, İran’ın gerek coğrafi olarak, gerekse içeriden çevrelenmesi amacıyla;

Irak üzerindeki Şii hattından PKK tasfiye edilerek Şii hattının önünün kesilmesini, PJAK’ın İran içerisinde yeniden terör eylemlerine başlatılmasını, Tüm bu faaliyetlerle birlikte, İran’ın çevrelenmesinde Türkiye’nin de yer almasını hedeflediği düşünülmektedir.
ABD, hedeflediği bu senaryosunun önünde engel olarak, PKK’nın Kandil’deki liderlerinin İran ile iş birliğinden ciddi manada rahatsızlık duymaktadır. Öte yandan Kandil’deki terörist başlarının, Suriye’de oluşturulan PYD/YPG-PKK Terör Örgütü’nün sözde düzenli bir ordu yapılanmasına uyum sağlayamayacağı, bu yapıya entegre olmalarının mümkün olamayacağı gerçeğini gören ABD’nin, PYD/YPG üzerinden yeni bir liderlik altında yeni bir PKK düzenlemesine gideceği anlaşılmaktadır.
Fırat’ın Doğusuna Türkiye’nin Olası Müdahalesinin Önüne Geçmek İstenmekte ABD; PKK’yı terör örgütü olarak kabul ederken, PYD/YPG’yi terör örgütü olarak görmemekte, bilakis bu örgütü Suriye Demokratik Güçleri(SDG) adı altında meşrulaştırma gayreti içerisinde bulunmaktadır. Diğer taraftan  ABD, Cenevre görüşmelerinde bu örgütün temsil edilmesini istemekte ve Rusya’da buna bir şekilde sıcak bakmaktadır.
ABD tarafından PKK terörist başlarının tasfiye edilmek istenmesinin temel nedeni; kemikleşmiş dünya görüşleri, değişmez mücadele alışkanlıkları, esnek olmayan örgütün hiyerarşik düzeni ve İran ile olan iyi ilişkileridir.

Söz konusu Teröristler, 
ABD’nin Kandil üzerindeki hakimiyetini derinleştirmesinde engel kişilikler olarak görüldüğü, bunların yerine kendileri ile daha yakın iş birliği yapabilecek yeni liderlerle ve PYD/YPG (SDG)’nin üzerinden yeni bir yapıyla yola devam etmek istedikleri değerlendirilmektedir.
Terörist başlarının yakalanmasını sağlamak suretiyle; bir taraftan SDG’nin Cenevre’de masaya oturmasına sıcak bakılmasını sağlamak ve Kandil’deki  terörist başlarının da aynı şekilde Öcalan gibi teslim edilerek bölgede PKK bitti PYD/YPG meşrudur noktasına getirmek, bir taraftanda Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna müdahale olasılığının önüne geçmek istendiği mütalaa edilmektedir.

Suriye’de PKK Devletçiği, İçeride Çözüm Süreci Planı Devreye Alınacak
ABD’nin terörist başlarına yönelik operasyonun gündeme getirilişinden kısa bir süre öncesinde, MSB Hulusi Akar ile ABD eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’in açıklamalarına baktığımızda ABD’nin niyetinin dikkat çekici olduğu söylenebilir.

Şöyle ki;

MSB Hulusi Akar’ın mecliste yaptığı bir konuşmasında, HDP milletvekili Hüseyin Kaçmaz’a hitaben; “...geleceği olumlu görün, çözüm süreci yaşandı, onun getirdiği bir takım dersler var. Şimdi terörle mücadele süreci yaşanıyor, umarız, dileriz ki bundan güzel bir sentez çıkar”[[6]] sözünün yanı sıra,
Akar’ın açıklamasının arkasından, ABD eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey; “ABD’nin iki ortağı Kürtler ve Türkiye arasında bir çözüm bulunmasına yönelik çabaların yeniden başlatıldığı”nı[[7]] duyurması, yeni bir çözüm sürecine benzer bir girişimin ayak seslerini çağrıştırdığı değerlendirilmektedir.
Gerek ABD’nin açıklamaları, gerekse iç siyasetin açıklaması; ABD’nin terörist başlarına yönelik operasyon isteğinin tüm bu konuşmalar öncesi ve arifesine denk gelişleri manidar bulunmuştur.

Netice itibariyle, ABD’nin söylemleri üzerinden konuyu değerlendirdiğimizde, PKK’nın Kandil’deki terörist başlarına yönelik yapılacak böyle bir operasyon sonrasında;

Terör örgütünden kurtulunuyor algısı yaratılarak, bir taraftan Türkiye’nin ruhunun okşanmak isteneceği, Suriye’nin kuzeyinde bir PKK devletçiğinin oluşmasına kayıtsız kalmamızın hedefleneceği, PKK bitti söylemiyle, çözüm süreci benzeri bir planın önümüze konulacağı kıymetlendirilmektedir.
                                                                                              
KAYNAKÇALAR;

[[1]]  “Türkiye’deki Diplomatik Misyonu Tarafından Yapılan Açıklama”, ABD Büyükelçiliği Resmi Yazısı, www.odatv.com/, 21.10.2017.

[[2]]  Ünal Atabay, ‘Yeni Bir PKK’mı?’, www.21.yte.org., 21 Kasım 2017.

[[3]]  ‘YPG’yi PKK ile Savaştırabiliriz’, www.milliyet.com.tr., 16 Şubat 2018.

[[4]]  PKK’nın Amacı Şii Hilalini Korumak, https://www.aa.com.tr/775456, 20 Mart 2017.

[[5]]  PJAK(Özgür Yaşam Partisi) / YRK(Doğu Kürdistan Savunma Birlikleri); Osman Öcalan tarafından 2007 yılında İran’da faaliyet göstermek üzere PKK’nın bir kolu olarak kurulmuştur.

[[6]] Akar’dan HDP’li Kaçmaz’a: ‘Geleceği Olumlu Görün’, https://www.gazeteduvar.com.tr., 01 Kasım 2018.

[[7]] Murat Sabuncu, ABD; Türkler ve Kürtler Arasında ‘Çözüm’ İçin Devrede mi?, m.t24.com.tr., 06 Kasım 2018.

[[i]]  ABD: Karayılan İçin 5 Milyon Dolar, https://www.cnnturk.com., 06 Kasım 2018.


https://21yyte.org/tr/merkezler/bolgesel-arastirma-merkezleri/orta-dogu-ve-afrika-arastirmalari-merkezi/terorist-baslari-karsiliginda-abd-nin-hedefi

***