Deniz Feneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Feneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2017 Çarşamba

Ben kim miyim? Ben Milli İradeyim!!


Ben kim miyim? Ben Milli İradeyim!!  


Rifat Serdaroğlu
Pazartesi, Ağustos 29, 2011


Oturun oturduğunuz yerde, adamın kafasını bozmayın ulan. İkide bir demokrasiymiş, insan haklarıymış, hukuk devletiymiş,  yettiniz be.
Size kırk defa söyledik, hala anlamadınız mı? Artık devir değişti. Kafanıza dank etsin yahu…
Bundan böyle ben ne dersem o olur?
Ben kim miyim? Ben Milli İradeyim yahu, bu milletin her iki kişisinden biri bana oy verdi!.. Bana oy verirken benim ne olduğumu bilmiyorlar mıydı?
Bal gibi biliyorlardı… Eee o zaman ne bu tafra, tatava?
Yok, Deniz Feneri Davasının Savcılarını değiştirmişim  yok, davanın sümen altı edilmesini emretmişim yok Almanya Büyükelçisini sıkıştırmışım, Futbol Federasyonunu ben seçmişim  falan, filan…
Bir kere ben milli iradeyim, böyle işlerle ben uğraşmam. Söylerim adamlarıma onlar  hallederler.
Bakın, Bursaspor yöneticilerinden, benim adamımın kardeşini tutukladılar. Bu terbiyesizlik nasıl olur yahu!..  Bu hareket,  milli iradenin tutuklanması ve siyasi iradenin üstünde vesayet anlamına gelir!… Hemen adamım Sado’ya söyledim,
o da Bursa’ya adamı olan bir Yargıtaycı üye gönderdi.
Yargıtaycı da, hakimlere ülkenin patronunun kim olduğunu hatırlattı, hop adamlar tahliye oldu…
Bu işler böyle birader, yersen. Ne demiştim unuttunuz mu?
Bitaraf olan bertaraf olur, demedik mi?  Daha açık nasıl anlatayım ki !…
Gelelim şu top olayına;
Gazi Mustafa Kemal dahil, gelmiş geçmiş devlet adamları içinde futboldan benim kadar iyi anlayan, futbol oynamış biri var mı? Elinizi cüzdanınıza pardon vicdanınıza koyun öyle söyleyin. Tamam mı?
O zaman federasyon başkanını da ben seçerim, kim düşecek kim kalkacak ben karar veririm…
Şu Aziz’e bakar mısınız, adam daha “R”  harfini doğru düzgün söyleyemiyor, bana rağmen ihaleye girecekmiş de, Fenerbahçe’nin imparatoruymuş da, herkese posta atıyormuş da…
Gördük işte, bir fiske yedi Savcıdan, kendini delikte buldu…
Manisa’dan Bursa’ya salladığım  ağlayan kaşar abim ne diyordu; “Bir mahallede iki muhtar olmaz.”
Kim kafasını az bir şey kaldırır, “Milli İrade” tepesine biner. Öyle, “Bağımsız”, “Özgür”, “Özerk” federasyon istemem ben kardeşim. Ben alemin kralı olacağım, ama  Kasımpaşa’nın ligden düşmesi engellenmeyecek. Var mı böyle bir şey yahu? Ben Kasımpaşa’da kahvedeki cankuşlarımın yüzüne nasıl bakarım? Beni makaraya almazlar mı?…
Ne yaptım ben; Hocaefendinin adamını Başkan yaptım, yanına da Hanımın akrabası var ya ismini unuttum, hani o parlak çocuk, Belediyenin başına da ben koymuştum, esas patron odur. Hem Hocaefendiyi de memnun etmiş olduk, hem de benden habersiz orada artık sinek uçamaz!…
Deniz Feneri olayına gelince;
Herkes şunu çok iyi anlamalı. Ben kendi adamlarıma sonuna kadar sahip çıkarım. Efendim adam yanlışlık yapmış, şeytana uymuş. Kim uymuyor ki?, Kim yanlış yapmıyor ki?

Size iki örnek vereyim, bana hak verecesiniz;
Adam, benim taa Belediye Başkanlığımdan beri çantalarımı taşıyan, yanımdan ayrılmayan, Kanal 7 de davamız için çalışan, RTÜK’ü tamamen bizim hakimiyetimize veren bir kişi. Kuruluşunda benim de payım bulunan bir dernekte üç-beş yol buldu diye terk mi edeyim, yalnız mı bırakayım, hapislerde çürümesine göz mü yumayım? Sonra ya bildiklerini anlatmaya başlarsa ne olacak?
Diğerine  gelince, kendisini gençlik yıllarımdan beri tanırım. Ne günlerimiz geçti, anlatsam film olur.
Sonra adamcağız, benim oğlanın bacanağının babası. Al sen benim yakınımı, at içeri.
Ne oluyor kardeşim, kimsin sen, kendini ne zannediyorsun sen? Senin ne haddine Milli İradeye karşı savaş açmak. Sen bunu yaparsan, anında yerinden uçarsın…
Üstelik ben daha İl başkanıyken, Almanya’da şehir  şehir, cami cami  dolaşıp dernek için para toplanmasına yardım ediyordum. Elbette ki toplanan bu paralarda benim de tasarruf hakkım var. Hem kime ne yahu, veren razı, alan razı. Savcıya ne bu işlerden, Alman meslektaşlarına özendi bizimkiler. Sanki burası doçland, ya sabır…
İşte böyle, bundan böyle herkes, hepiniz milli iradeye saygılı olacaksınız. Olmayan Silivri’ye baksın. Orada 20 bin kişilik yeni bir cezaevi yaptırıyorum, tamam mı, tamam mı dedim ulan!…
Bu konuşmalar maalesef, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bahçesinde, kendini  “milli irade” sanan bir zavallı ile, onu tedavi etmekle görevli doktoru arasında geçmiştir. Günümüz olayları ile bir ilgisi yoktur.
Bu konuşmaların geçtiği ülkede tüm bunlar olurken, vatan evlatları onar, onar şehit düşmeye devam ediyorlardı, Ülke içinden kaçırılan askerlerden bir aydır haber alınamıyordu.
Son 10 günde %18-20 devalüasyon olmuş, insanlar daha da fakirleşmiş, Kazdağı denen dünya harikasında yabancılara 16 ruhsat daha verilmiş, azınlık cemaat vakıflarının malları konu TBMM den kaçırılarak, Kanun Hükmünde Kararname ile halledilmişti. Toplumun büyük bir kısmı ise, boğazına kadar borç içinde tatil yörelerinde “eller havaya” yapıp “lay lay lom” eğleniyorlardı…
Doktorun koluna girip, içeri götürmeye çalıştığı “milli irade” ; “Bırak beni, bırak yahu, bak bıçak kemiğe dayandı, karışmam sonra” diye bağırıyordu…

Sağlık ve başarı dileklerimle

Rifat Serdaroğlu


https://haberguncel.blogspot.com.tr/2011/08/ben-kim-miyim-ben-milli-iradeyim-rifat.html

***

31 Ocak 2017 Salı

Yargıya Gölge Düşürülmesin..



Yargıya Gölge Düşürülmesin..


Yekta Güngör Özden
19.01.2009

Sayı:220


Gündem değiştirerek sorunları saklamak ve ertelemek konusunda becerikli olan siyasal iktidar “Ergenekon” soruşturmasıyla kimi durumların tartışılmasından yine kurtuldu. Muhalefetin yetersizliği giderek çizgisinden kayan demokrasimizi iyice yozlaştırmaya dönüştü. Atatürkçü, ilerici, devrimci, çağdaş kesimi sindirme ve yıldırma operasyonuna dönüşen uygulamalar yerel seçim öncesinde siyasal iktidarın diline dolayacağı konuların başında gelecektir. Hukukâ, adalete, yargıya karşıtlıkları bilinen iktidar yandaşlarının bu kez tüm çelişki ve aykırılıkları, önceki tertiplerinin tersine, görmezlikten gelip savunmaları gerçek kimliklerini ve niteliklerini ortaya koyan bir görünümdür. Oysa, herkes, her zaman, her durumda ve her koşulda gerçeğin ortaya çıkarak haksızlıkların ve hukuk dışılıkların önlenmesi için adalete sarılmalı, yargıya güvenmeli ve işlemlerin uygunlukla gitmesine tutumuyla yardımcı olmalıdır. Gizlilik kurallarının çiğnenmesinden Hükûmet Sözcüsü de yakınmaktadır. Savcılık ve Mahkeme anlatımları medyaya yansımakta, savlar ve savunmalar devlet kuruluşları adına yapılan açıklama ve düzeltmelerle yanıtlanmakta, kazılar tüm televizyon kanallarıyla – sözde açıklık adına - izlettirilmektedir. Bir kişinin tek başına yapması, yerleştirmesi, kazıp üstünü örtmesi olanaksız cephane depolama ya da gizlemesi soruşturması yapılan ama varlığı hâlâ kanıtlanamayan örgüte bağlanmakta, kamu arazisinde, birden çok kişinin işi, hattâ ilgili kişi ve kurumların bilgisi içinde olması olanağının ağır bastığı buluntuların örgüt malı olduğu, kanıtlanmadan, alelacele ileri sürülmektedir. Gerçeğin kaynağı adalet olmalıdır. Suçlanan kimselerin bu konudaki anlatımları bırakılarak tek yanlı anlatımla kamuoyunun bilgilendirilmesi doyurucu olamaz.

Üzerlerine atılan suçları işlemeleri düşünülmeyecek kimseler, birbiriyle ilişkisi olanaksız şüpheliler-sanıklar, çok çok önemli görevlerin saygın emeklileri ve çalışanları karışık ve karanlık kişilerle birlikte gösterilerek uyandırılmak istenen kanılar ürperticidir. Önceki yılların gizli kalmış olaylarının çözülmesini, örnek olacak, ibret alınacak sonuçların elde edilmesini herkes ister. Ancak, olmayan bir şeyi olmuş göstermek amacıyla zorlamalara, senaryolara, yapaylıklara, düzenlere girmeyi kimse uygun karşılayamaz. Kimse adaletin siyasete âlet edilmesini, kullanılmasını bağışlayamaz. Bu nedenlerle çok özenli davranmak zorunluluğu açıktır. Yöntemsiz, özensiz, gereksiz uygulamalar yarardan çok zarar verir. Yakıştırmalar, dedikodular, karşıtlıklar yargısal işlemlerin nedeni olamaz. Yandaşlık ve önyargılılık yargının düşmanıdır. Siyasal iktidarın, muhalefetin durumuna ve duruşuna güvenerek sürdürdüğü aldırışsızlık bu alanda da kendini göstermiştir. Adalet Bakanı’nın görüşmelerinin içeriğine, sözde ilgisizliğine ilişkin konuşmaları yanında YARSAV için söylediklerine katılmak olanaksızdır. Hukuk tanımayan iktidarın çekindiği bir kurum ya da toplumsal güç yoktur. Yargı konuları siyasetçilerin karşılıklı atışmalarıyla değerlendirilemez. Hukuksal eleştirileri siyasal tartışmalara dönüştürmek yanlıştır. İşlemler işgüzarlıkla da yürütülemez. İktidar medyasıyla iktidar yandaşı medyada konuşup yazanların toplumu bölen, kutuplara ayıran, bilimsel ve yargısal konuları sömüren, gerçeklerle bağdaşmayan görüşleri değişik zararlara yol açacak nitelikte ve içeriktedir. Darbeye ve darbecilere karşı olmak içtenlikli yurttaşlığın gereğidir. Yeltenenleri “eski-yeni” ayırmadan birlikte yargıya teslim etmek, hepsi için eşit uygulamayı istemek gerekir. İktidar oyunlarının, rejim değiştirme ve Ilımlı İslâm çabalarının, AB ve ABD baskılarının, Ermeni ve Kürt yıkıcılıklarının karşısına çıkan ilerici, Atatürkçü ve gerçek ulusalcıları susturmak korku düzenleri oluşturanları dışarıda tutmak inandırıcı olamaz. Silâhlı Kuvvetleri tümüyle geriye itmek, kurucusu olduğu cumhuriyeti nitelikleriyle birlikte koruma ve kollama yükümlülüğünden uzaklaştırmak, güçsüz ve etkisiz göstermek için kolları sıvamak hiçbir yarar getirmez. Suça ve suçluya bilinçli karşıtlık, adalete saygı, hukuka bağlılık, yargıya güvenle başlar. Tersine davranışlarla ulusun güven ve inanının sarsılması yaşamın en tehlikeli durumudur. Siyasetçilerin konuşmalarına çok dikkat etmesi gerekir. Başbakanın soruşturmanın sonraki evrelerine ilişkin kimi olasılıklardan söz etmesi büyük bir yanlıştır.

Mahalle, park, okul baskılarıyla kuşkulara itilen toplumun siyasal amaçlı girişimlerle ayrılıklara düşmesi kaçınılmazdır. Toplumsal barışın sarsılması da ulusal yapı için en sakıncalı oluşumdur. İçimizdeki karşıtlar, işbirlikçiler kendi etkinlikelerinin artması, çıkarlarının büyümesi için bu yolda çaba harcamaktadır. Yazılar konuşmalar bunu göstermektedir. Yargının etkinliğini kaldırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye Barolar Birliği ile Ankara, İstanbul, İzmir ve birlikteliklerini açıklayan öbür baroların uyarılarına kulak verilmelidir.

Dinsel Dayanışma

İnsana, insanlığa karşı olumsuzluklara tepki vermek, inanç ve soy ayrımı gözetmeksizin gerçekleşmelidir. Dinci, ümmetçi, Şeriatçı açılımlar, mezhep ve tarikat dayanışmaları evrensel değerler ve insancıl ilkeler bağlamında arka sırada kalır. Ülkemizde siyasetin değişmez malzemesi durumuna getirilerek saygıda içtenlikten uzak kalınan din, son Gazze olayları nedeniyle yine kullanılıyor. Terörün aramızdan ayırdıkları için sesini çıkarmayanlar, şehitlerimize gereken ilgiyi göstermeyenler, din bağıyla alanlara çıkıyor. Bu yetmiyormuş gibi Millî Eğitim Bakanlığı 13 Ocak’ta tüm okullarda Filistinliler için saygı duruşu yaptırdı. Filistinliler, Araplar Türkler için ne yaptı? Ne yapıyor? Halk olarak, ulus olarak, bireyler olarak, kimi kurumlar olarak Filistin olaylarında tepki vermek ayrı, devlet eliyle ulusal saygı duruşları düzenlemek ayrı. Ölçüyü Kaçırmamak gerekir. Dine göre düzenlemeler yanlıştır.

Yerel seçimler nedeniyle kesenin ağzını açan iktidar ve yandaşı kuruluşların “yardım” adı altında oy sağlama açılımları sürmektedir. Kömür ve gıda yardımlarında önceki yıla göre belirgin artışlar ilgi çekici düzeydedir. Devlet eliyle yapılan yardımların partizanlık yansıtan biçimler ve oranları demokrasiyle bağdaşmayan çarpık anlayışları yansıtmaktadır. Deniz Feneri de korunmaktadır.

Belediye başkan adaylarının açıklanması da kimlerin ne olduğunu ve olacağını daha iyi göstermiştir. Makam için ilkelerinden ödün verip dönenler, yaranmak için yanaşanlar ve daha başkaları..

Siyasal partilerin ilgi çekmekten çok tepki çekmeleri, geleceğimiz için umut kırıcıdır. Hukukun altyapısını oluşturduğu demokrasi, hukukdışı çözümler aramakla güçlenmez. Hukuk içinde yükselme ve güçlenme çabası esenlik getirir. Sekiz yıl önce alınmış ifadelerin yitirildiği söylenen kayıtlarının televizyon kanallarına dağıtıldığı bir ortamda gizlilikten, hukuktan söz edilemez. Olmayan bir yapıyı oydurmak için her yola başvurulduğu kanısı uyanır. Çamur atarak yıpratma ve yıkma kampanyası görünümü sakıncalıdır. İfadeler inkâr da edilebilir. Onlara dayanan işlemler çöker.

Kitap

Ahmet Şahin Aksoy’un Kardanadam yayınlarından “1930” adlı yapıtı 1930’un önemli olaylarını romanlaştırarak günümüze aktarıp toplumsal belleği tazeleyen bir içerik taşımaktadır. Cumhuriyetimizin gelişmelerini belgeleyen kitaplardan biri sayılır. Okurlarımıza salık veriyoruz. Yazarını da kutluyoruz.

http://www.turksolu.com.tr/220/ozden220.htm


***