Türkiye'de Yabancı Sermaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye'de Yabancı Sermaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2014 Cumartesi

Türkiye'de Yabancı Sermaye, BÖLÜM 5





Türkiye'de Yabancı Sermaye, BÖLÜM 5



1990 YILI SONRASI:

1991 yılı, hükümet krizi ve erken seçim atmosferi dolayısıyla yabancı yatırımcılar için kötü bir yıl olmuştu. 1992 yılı ve 1993 yılının ilk yarısında yabancı yatırımcı bir yandan yeni hükümetin kurulması, programın açıklanması, daha sonra programda yer alan hususlarla ilgili uygulamaları bekler, liberalleşmenin hız kaybetmesinden, hatta duraksamasından ve bu durumun faaliyetlerinde yarattığı, az da olsa, negatif etkilerinden rahatsız olurken, diğer yandan, Türkiye’ nin 1980 lerin ikinci yarısında kazandığı ivme sonucu, hızlı büyüme, talep patlaması, dış pazara açılma ve diğer tüm olumlu gelişmeler nedeniyle Türkiye’ de faaliyet göstertmekten duyduğu memnuniyeti muhafaza ediyordu. Yabancı yatırımcıya göre, Türkiye dünyanın en büyük 15 pazarından biri olmanın ötesinde, hemen her şeyi satın alan çok enteresan bir tüketici kitlesine, pek çok gelişmiş ülke seviyesinde, çok iyi yetişmiş ya da eğitilebilir insan kaynaklarına, liberal yabancı yatırım mevzuatına ve son derece enteresan eko-stratejik bir konuma ve çevre bağlantısına sahip bir ülkeydi. O günlerin esprisi, yüksek enflasyon dolayısıyla, ekonomide istikrarlı bir istikrarsızlığın var olduğu idi.

1993 yılı sonunda yabancı yatırımcıda hakim olan düşünceler bunlardı. Ve bu nedenle, hem Türkiye’ de yatırımı olanlar yatırımlarına devam ediyor, hem de yeni uluslar arası kuruluşlar Türkiye’ ye yatırım yapıyorlardı. 

1994 yılı başında patlak veren kriz, yerli sermayeyi olduğu kadar yabancı sermayeyi de olumsuz yönde etkiledi. Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik bunalımının yaşandığı bu dönemde yabancı yatırımcı nedenini yeterince anlayamadığı bu krizle ilgili alınması gereken tedbirlerin gecikmesi, dolayısıyla olumsuz etkilendi. 

5 Nisan kararlarının parasal olanları dışında, özellikle yapısal tedbirlerle ilgili bölümünün bir türlü uygulamaya konmaması ve parasal tedbirlerle kazanılan sürelerin her geçen günle birlikte yitirilmesi, yabancı yatırımcının, Türkiye’ nin kriz sonrası koşulları değiştirerek ekonominin dengelerini yeniden tesis edeceğine olan güvenini sarsmıştır. Ve maalesef yabancı yatırımcı bugün hala bu konuda hala ciddi bir aşama kat edilmediğini düşünmektedir.

Bütün bu kriz sonrası olumsuzluklar yaşanırken, Türkiye bir yandan da Gümrük Birliği’ nin başlamış olması, diğer yandan da parasal önlemlerle sağlanan nisbi ferahlık, yabancı yatırımcının geleceğe biraz olsun umutla bakmasına neden oluyor, ancak hem gümrük birliği kararı öncesinde yapılması gerekenler, hem de yapısal tedbirler geciktikçe mutlu bekleyiş, yerini karamsarlığa bırakıyordu. 19 aralık 1994 ‘ te Gümrük Birliği kararının 6 Mart 1995’ e ertelenişi, yabancı yatırımcıda ikinci bir şok yarattı ve bütün dikkatler 6 Marta odaklandı. 6 Martta Gümrük Birliği kararının alınmasının ve ekonominin nisbi olarak toparlanmasının yarattığı ferahlık, bu kez de bahar aylarında başlayarak sonbahar da hükümetin istifasıyla zirveye çıkan olumsuz politik gelişmeler nedeniyle gölgelendi. Tüm yabancı yatırımcılar Aralık ayında ki seçimleri ve Avrupa Parlamentosunun Gümrük Birliği ile ilgili kararını beklemeye başladı. Olumlu karar çıkmasıyla birlikte son derece olumsuz politik gelişmelerin yaşandığı ve yabancı yatırımcının gözünde Türkiye’ nin imajının tamamen bozulduğu bir başka süreci yaşamaya başladı. Türkiye seçimlerden hiçbir partinin tek başına iktidara gelemediği bir tablo ile çıktı. Üç buçuk ay hükümet kurulamadı. ANAYOL Koalisyon hükümeti bir buçuk ay Hazine Müsteşarı ve Merkez Bankası Başkanını atayamadı. Ve, mayıs ayında yeni bir hükümet krizine girildi. İki aya yakın bir süreden sonra Haziran 1996 sonunda yeni bir hükümet kurulabildi. 

1995 Eylül’ ünden sonra ortaya çıkan tüm bu olumsuz gelişmeler özellikle de 1 Ocak 1996’ dan sonra Gümrük Birliği kararının kağıt üzerinde kalması, yabancı yatırımcıda yavaş yavaş Türkiye’ nin geleceğine ilişkin umutların kaybolmasına, yeni bir kriz beklentisine ve dolayısıyla yatırım kararlarının ertelenmesine yol açtı. Bu nedenle yeni yatırımlar hemen hemen tamamen durdu, mevcutlar yatırım kararlarını ertelemeye, askıya almaya başladılar. Bu gün , yapmak zorunda oldukları kapasite artırımı, ya da yenileme yatırımlarını dahi ana merkezlerine kabul ettirmekte zorlandılar. 

Cumhuriyetin 74 'üncü yılına gelindiğinde de Altın Borsası ve Rekabet Kurumu ile serbest piyasanın kurumsallaşmasına çalışıldı.
‘TBMM, 13 Ağustos 1999'da Anayasa'da değişikliğe giderek, yabancı sermayenin Türkiye'ye gelmesi konusunda çekingen davranmasına gerekçe gösterilen "tahkim"i kabul etti. Anayasa değişikliği ile artık yabancı sermaye yatırımlarından doğan hukuksal uyuşmazlıkların, ülke yargı organları yerine, iki tarafça belirlenen bir hakem kurulunda çözümlenebilecek. Tahkim öncesinde kamu hizmetleri 'imtiyaz' kabul edildiğinden bu hizmetlerin devri Danıştay incelemesine tutuluyordu.
Türkiye; akit taraf ülkelerinde yapılan yabancı sermaye yatırımlarının ve ilgili faaliyetlerinin tabi olacağı muameleyi belirleyerek daha yakın ekonomik işbirliği için uygun şartların yaratılması, akit taraf ülkelerinde özel teşebbüsle devlet arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözüm yollarının tespit edilmesi, daha istikrarlı bir yatırım ortamının temini ve yatırımcılara ekonomik ve yasal güvence sağlanması amacıyla şimdiye kadar 67 ülkeyle yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşmaların Türkiye ile üçüncü ülkeler arasındaki sermaye akışının artmasına yardımcı olmaları beklenmektedir.’(www.hazine.gov.tr)
5 Haziran 2003 kabul tarihli 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatımlar kanunu ile Yabancı Sermaye Teşvik Kanunu Yürürlükten kaldırırken, doğrudan yabancı yatırımların özendirilmesine yabancı yatırımcıların haklarının korunması ile yatırım ve yatırımcı tanımlarında Uluslar arası standartlara uyulmasının doğrudan yabancı yatırımların gerçekleştirilmesinde izin ve onay sisteminin bilgilendirme sistemine dönüştürülmesine ve tespit edilecek politikalar yoluyla doğrudan yabancı yatırımların artırılmasına ilşkin esasların düzenlenmesi öngörülerek hazırlanan yasa mevcut son yasadır. Tarihsel süreç dikkate alındığında gelinen nokta da artık bu yasayla yabancı sermaye yatırımları ülkemiz için olmazsa olmaz bir kaynak olarak kabul görmüştür. Korumacı ve devletçilik yanlısı politikalarla liberal ve dışa açılmayı savunan politikalar arasındaki tarihsel süreç, liberal anlayıştan yana bu yasayla noktalanmıştır. 
Yeni yasayla ; İzin ve onay yükümlülüğü yerini bildirime bırakmıştır. Ayrıca ‘yabancılık’ unsuruyla ilgili yeni tanımlamalar getirilmiştir. Bu yasayla yurt dışında yerleşik Türk vatandaşlarının yatırımları da böylece yabancı sermaye yatırımlarına tanına ayrıcalıklardan yararlanma hakkına kavuşmuştur. Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıkların çözümlenmesinde 4686 sayılı Milletler arası Tahkim kanunu yetkili kılınmıştır. Ayrıca yatırım serbestisi ve milli muamele, yabancı yatırımcıların, mütekabiliyet esası gözetilmeden taşınmaz mal edinme ayrıcalığı, devlet ile olan uyuşmazlıkların milli mahkemelerde değil tahkimde çözülmesi, doğrudan yabancı yatırımların kamu yararı gerektirmedikçe ve karşılıkları ödenmedikçe kamulaştırılamayacağı ve devletleştirilemeyeceği, yabancı yatırımcıların, kar, temettü, dış kredi vb.lerini yurt dışına serbestçe transferi, sayı ve iş niteliği olmaksızın yabancı personel istihdamı ayrıcalığı gibi ana başlıklarla yeni ve köklü düzenlemeler getirilmiştir. Aslında günümüz siyasi ve ekonomik konjektörü ışığında bu yasa metinin değerlendirmesi zamana bırakılması gereken bir husus. Yeni yasanın neticelerinin hazırlanma amacına hizmet edip etmeyeceğini şüphesiz zaman gösterecektir. Son yıllara damgasını vuran AB düşü bütün planların ve politikaların değişmez referansı olduğunu kabul etmekle aslında son yıllarda özgün bir süreç yaşamadığımız söylenebilir. 

Yaşanan süreçte yerine getirilen kriterlerin ya da ileride yerine getirilecek ekonomik kriterlerin zeminini hazırlamaya talip olan yeni yabancı sermaye yasası yaşanan tarihsel süreçteki evrimin son evresi olarak kabul edilebilir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME : 
Bu çalışmanın ışığında yabancı sermaye ile ilgili bir rahatsızlıktan, zaman zaman psikolojik hastalığa dönüşen aşırı şüphecilikten bahsetmek mümkün. Yukarıda bu durumun sosyal, siyasi, ekonomik sebeplerini izaha çalıştıktan sonra bu rahatsızlığın sebepleri ve reçetesiyle ilgili olarak aşağıda ki rapor olan/olması gereken bağlamında zikrettiğimiz hususların özeti niteliğini taşıyor. 
Dünya Bankası bünyesinde faaliyet gösteren Yabancı Yatırım Danışmanlık Kurumu (FIAS) ile T.C.Hazine Müsteşarlığı’nın ortaklaşa hazırladıkları “Yatırımlarda Karşılaşılan İdari Engellerin Tesbiti Projesi” Türk yatırımcıların karşılaştıkları zorlukları ve Yabancı yatırımcıların niçin Türkiye’de yatırım yapmak istemediklerini ortaya koymaktadır. FIAS yetkilisi Frank Sodar tarafından sunulan rapor, aynadaki yüzümüzü çok net görmemizi sağlamaktadır.

Rapora göre Türkiye’de yerli ve yabancı yatırımcıların önündeki engeller şunlardır:

1- Türkiye, karmaşık ve dolambaçlı bir bürokrasi ile tanınmaktadır. Hakim olan mantık yardımcı olma ve kolaylaştırma değil, kontrol etme ve güvensizliktir.
2- Ülkede hangi kurumun, neden sorumlu olduğu net değildir. Bakanlıklar arasında, merkezi idare ile yerel yönetimler arasında eşgüdüm ya yok veya çok zayıftır.
3- Türkiye’de başta kanunlar olmak üzere yönetmelikler, genelgeler, tüzükler özetle hukukî prosedür sık sık değişmektedir. Uygulamadakiler ise şeffaf değildir. Prosedürün sade ve açık olmaması, bir yığın işlem gerektirmesi bıkkınlığa yol açmaktadır.
4- 1990’dan itibaren küreselleşme sayesinde dünya çapında yabancı sermaye yatırımları 12 kat artarken Türkiye’deki yabancı sermaye yatırımları 1980’lerdeki seviyesinde kalmıştır. 57.hükümet döneminde üst üste gelen ekonomik krizler bırakın dış sermaye girişini, ülkeden yerli sermayenin yurt dışına kaçışını hızlandırmıştır. Bulgaristan ve Romanya gibi ülkeler, dışarıdan gelen yatırımcıları daha gümrükten girerken adeta milli kahramanlar gibi karşılamakta ve bütün işlemlerini bizzat kendileri takip edip sonuçlandırmaktadırlar. 2000 yılında dışarıya kaçan Türk sermayesi 1 milyar dolardır. Yerli sermayenin yurt dışına kaçışı Türkiye’nin yatırımlar için elverişsiz olduğu imajını pekiştirmektedir.
5- Türkiye’deki bürokratik yapı da tıpkı hukuki prosedür gibi çok teferruatlı ve karmaşıktır. Onun için Türkiye’de bir ürünün patentini almak için Avrupa’dakinden en az üç kat daha fazla süreye ihtiyaç duyulmaktadır.
6- Türk vergi mevzuatı çok ama çok karmaşıktır.
7- Vergi oranları Türkiye’de çok yüksektir.
8- Vergi ve Gümrük bürokrasisi etkin ve verimli değildir.
9- Türkiye’de serbest bölgeler, ihracata yönelik firmalara hizmet vermekten ziyade yerli tüketime yönelik malları ucuza depolamak amacıyla kullanılmaktadır.
10- Türkiye’de, hiçbir aksama olmasa bile bir şirketin kuruluşu 2,5 aylık bir süre almaktadır. Bir şirket kurmak için 19 değişik idari aşama, bir yığın imza ve paraf gerekmektedir; ve bunların çoğu lüzumsuzdur. Bir yapı ruhsatı almak için bile 20’den fazla mükerrer işlem yapılmaktadır.


Raporda yapılması gerekenler, atılması gerek adımlar da sıralanmıştır. Buna göre;

1- Yolsuzluk ve usulsüzlüklerle çok etkin bir biçimde mücadele edilmelidir.
2- Vergi sistemine Pazar şartlarını yansıtacak mekanizmalar eklenmelidir. Enflasyon muhasebesine mutlaka geçilmelidir.
3- Vergi mevzuatı şeffaf hâle getirilmeli, vergi idarelerini daha seri çalıştıracak bir mekanizma geliştirilmeli. Yatırım teşvik vergileri kaldırılmalı ve tüm mali teşvikler vergi sistemi içinde otomatik hale getirilmeli.
4- KDV ve Gümrük vergi iadeleri, yatırım sürecini hızlandırmak amacıyla detaylı bir biçimde gözden geçirilmelidir.
5- Gümrük ve kaçakçılık kanunlarının zorlayıcı hükümleri gözden geçirilerek , gümrük mevzuatı sade ama güçlü hale getirilmeli.
6- Gümrüklerin fiziki, dijital ve insanî alt yapıları güçlendirilmelidir.
7- Ürün taklitlerine ve fikri mülkiyet ihlallerine karşı savaş açılmalı.
8- Yabancı personelin çalışma izinleri ile ilgili prosedür kolaylaştırılmalıdır.
9- Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü, girişimciler adına kurumlar arasında eşgüdüm sağlamalı ve merkezi tescil sistemi kurulmalıdır.
10- Çatışan yetki ve izinler kaldırılmalı, mevzuat mümkün olduğu kadar basite indirgeyici olmalı ve güveni esas almalıdır.
11- Arsa üretimi için stratejik planlama güçlendirilmeli. Tesis kurma izni ve çevre koruma ile ilgili iki kanunu uyumlu hale getirecek süreç kolaylaştırılmalıdır. İnşaat izni süreci daha sade hâle getirilmeli.

“Tarihsel süreç dikkate alındığında yabancı sermayenin ülkemize girişini engelleyen, sekteye uğratan sebepleri de net olarak görmek mümkün oluyor. Tüm politik, ekonomik faktörleri bir yana bırakırsak aslında asıl sorunun ülkemizin kendi vatandaşı için yapması gereken ideal düzenlemeleri yapmaması, adeta ‘devlet baba’ bakışıyla vatandaşı küçük ve hor görmesi, onu kendi bekası için araç olarak değerlendirmesi, onun temel hak ve özgürlüklerinin sınırını kendi otoritesiyle buluşturması, ağır işleyen bürokrasiyi bilinçli mi yapıyor kuşkusunu beslercesine inatla sürdürmesi olduğunu düşünmek bizi belki de sistemle baş başa kalacağımız başka bir araştırma konusuna yönlendiriyor. Kendi vatandaşı için yapılması gerekeni yapmayan bir devletten başka bir ülkenin vatandaşına kolaylıklar sağlamasını beklemenin mantıksızlığı aslında işlediğimiz konunun temelinde yatan asıl sorun. Bu sorunun izalesi ancak devlet – birey ilişkilerine yön veren ana felsefenin değişmesiyle mümkün. Bu felsefenin değişmesi için AB kriterlerinin, IMF kriterlerinin vaazı nasihati değil kendi vatandaşımız için Ankara kriterlerinin ihdası, bizi bize hizmet etmenin yollarını açacaktır. Akabinde kişi başına düşen milli geliri yüksek olan bir ülkede yabancı sermayenin kudreti karşısında bilinç altlarımızda yabancı sermayeye karşı ‘düşman’ psikozundan da kurtulmuş olarak ‘dostlarımızla’ iş yapmanın zevkini ve semerelerini alacağımız günlere ulaşmanın kolaylaşacağına inanıyorum.” 

KAYNAKÇA:

YÖK Tez Merkezi :

- Türkiye’ de yabancı sermaye yatırımları teşvikler ve teşviklerin etkinliği
Hüseyin Şenyıl, 54432

Yabancı sermaye yatırımları ve Türkiye 
Fatih Çelik, 74483

Uluslar arası sermaye ihracı ve ithalinde ki nedensellik
Faruk Eskioğlu, 501

Kapitülasyonların kaldırılmasından bugüne yabancı sermaye
Erdoğan Süleymaniye, 10960

Türkiye’ de 1980 sonrası yabancı sermaye 
Yeşim Pazarbaşı,15021

Türkiye’ de yabancı sermayeyi teşvik mevzuatı ve uygulaması
Hüseyin Erdem, 19239

Türkiye’ de yabancı sermaye üzerine bir analiz
Ali Nihat Dilek, 26916

Yabancı sermaye ve Türkiye ekonomisinde ki yeri
Gülsevil Uğuz, 41737

Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Sermaye
İbrahim Murat Bozkurt, 42212

Türkiye’ de yabancı sermaye yatırımları
Aydın Sarı, 43740

Yabancı sermaye şirketlerinin gelişimi
Gamze Akıncı, 66653

Türkiye’ de yabancı sermaye yatırımları
Mehmet Ali Ateş,63066

Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Türkiye'de Yabancı Sermaye" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Murat Türkyılmaz'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.


Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.

http://www.turkhukuksitesi.com/makale_142.htm

..

Türkiye'de Yabancı Sermaye, BÖLÜM 4





Türkiye'de Yabancı Sermaye, BÖLÜM 4



‘1960 lar dan sonra hızlanan ikame sanayi görevini tamamladıktan sonra 1980 li yıllarda ekonominin serbest rekabete yönelmesi ve kambiyo rejiminin liberalleşmesi sanayi kesiminde dışa yönelik bir gelişmenin oluşmasına yol açmıştır. Sanayinin dışa açılması bir sonuç değil aksine sanayileşmenin yol açtığı bir birikimin ihracat bakımından başlangıcı sayılmaktadır. Ne var ki, 1984 den itibaren hızlı bir gelişim gösteren ihracat sanayi, kuruluşlarının kendilerine yenileme imkanlarından uzaklaştırılmaları nedeniyle geriye doğru azalan bir tren izlemeye başlamıştır.

Giderek dış satımın sanayileşmeye tercih edilmesi, birbirini tamamlaması gereken üretim-ihracat dengesinin kopmasına neden olmuştur. Bugün ekonominin yeni teknolojik yatırımlarının gerçekleşmesine imkan sağlayacak öz kaynaklara sahip bulunmadığı bir gerçektir. İşletme dışı kredi kaynaklarının yüksek oranlara varan faizler nedeniyle kullanımı ekonomik konjektörün durgunluk arz ettiği dönemde kredi veren kuruluşların ipoteğini peşinen kabul etmek anlamı taşımaktadır. Oysa, ihracata dönük sanayileşmede rekabeti korumak için teknolojik gelişmelerden yararlanılacak yatırımlara başvurma gereği kaçınılmazdır. Ancak, yüksek enflasyon ve kredi faizleri karşısında sanayi yatırımları için uygun kaynak arayışı bugün değişik kaynak alternatiflerinden ibaret değildir. Çünkü, yeterli sermaye birikimi ve döviz kaynakları olmayan, teknolojik birikimi bulunmayan ülkemizde yatırım yoğunluğu yaratma da kaynak arayışı sonuçsuz kalmaktadır.

Dolayısıyla yatırımların finasmanın da ki iç kaynaklardan çok yabancı sermaye öncelikli hale gelmektedir. Ancak her ne olursa olsun yeterki yabancı sermaye gelsin biçiminde ki bir yaklaşımın kabul edilmeyeceği de gerçektir.’(24)

24 ocak 1980 de yayınlanan 8-168 sayılı yabancı sermaye çerçeve kararnamesi ise bir mevzuat değişikliği olmakla birlikte köklü, süratli, ve akılcı çözümleri bünyesinde bulundurmaktadır.

13 sayılı Yabancı sermaye çerçeve kararnamesi ile :

- Yabancı sermaye gelirleri ve özel dış kredilerin ana para ve faiz ödemeleri,
- Yurt dışında yerleşik kişi ve kuruluşların Türk parasının kıymetini koruma mevzuatı çerçevesinde bloke edilen paraları yabancı sermaye kapsamına dahil edilmiştir.

Yeni dönem ekonomik olaylara daha farklı ve olumlu yaklaşımı ortaya koymaktadır. Ancak, bütün bu gayretlerin kısa sürede sonuç vermesini beklemek iyimser bir düşünce olmakla birlikte Türkiye de 1980-86 döneminde yabancı sermaye yatırımlarında olumlu gelişmeler olmuştur.

1980 sonrası Türkiye’ye gelen yabancı sermaye miktarında bir artış olmuştur. 1979 yılı sonunda kadar ülkeye gelen yabancı sermaye miktarı 228 milyon dolarken, 1986 yılı sonunda bir trilyon 802.2 a çıkmıştır. 1980 öncesi yıllık ortalama sermaye girişi on milyon doların altındayken, 1980 sonrası iki yüz yirmi beş milyon dolara çıkmıştır. Türkiye nin verdiği 13 sayılı kararın yanı sıra ikinci güven anahtarı ise gerek karların, gelirlerin, patent haklarının gerek tasfiye ya da devir durumunda, yabancı sermayenin serbestçe transferi olmuştur.
_____


24) Koray Başol, Türkiye Ekonomisi, shf: 249
25) T.İ.E. raporları



1980 den sonra yabancı sermaye yatırımlarında hızlı bir artış gözlemlemekteyse de Türkiye, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olanlara yönelik yabancı sermaye yatırımlarından oldukça küçük bir oranda faydalanmaktadır. Mesela 82 de gelişmekte olan ülkelere doğru fon akışının yıllık tutarı 15 milyar dolar civarında olmuştur. Aynı yıl ülkemize gelen yabancı sermaye miktarının 167 milyon dolar (izin verilen miktar) olduğu hatırlanırsa, Türkiye’nin bu kaynaktan en iyi yılda bile yüzde bir oranında faydalandığı ortaya çıkmaktadır. Taze para girişi olarak bu oran yüzde birden bile küçüktür. Halbuki Türkiye’nin sosyal,politik,ekonomik potansiyeli çok daha büyük bir faydalanma oranını gerektirmektedir.


Yabancı sermayeyi teşvik kanunu ile özelleştirme kanunlarında değişiklik için yapılan çalışmalar sonucunda yeni kanun yürürlüğe girmiştir yeni kanunla, 6224 sayılı yabancı sermaye teşvik kanunun birinci maddesinin birinci fıkrasına yapılan bir eklemeyle Türkiye’ye girecek yabancı sermaye, ülke çapında tekel oluşturacak faaliyetlerde bulunan kuruluşlarda çoğunluk hissesine sahip olamayacaktır.(26)

Yabancı sermayenin fiili girişi 1990 dan itibaren bir milyar doların üstüne çıkmıştı. Bu muazzam bir rakamdı. Düşünün ki 1954-79 arasında ki 25 yıllık dönemde kümulatif olarak sadece 228 milyon dolar yabancı sermaye gelmişti. Yani yılda ortalama 9 milyon gibi küçük bir rakamdır. 

Bu dokuz milyon dolar 80 den itibaren artışa geçiyor ve o yıl 35 milyon dolar iken yıllar itibariyle 141-103-87-162-158-170-239-488-855…. Ve nihayet 1990 da 1.005 milyar dolara, 1992 de ise 1.242 milyar dolara yükseliyordu.

Bunlar 54-79 arası kıyaslandığında gerçekten muazzam rakamlardır. Ama bir de başka ülkelere giren yabancı sermaye miktarına bakıp ; İspanya ya Meksika’ ya vb. yılda 10 milyar dolar, Malezya’ya Singapur’a vb. yılda beş milyar dolar yabancı sermaye girişi olmuştur. Yani bize ancak İspanyanın onda biri, Singapur’un beşte biri oranında yabancı sermaye gelmiş. 

Kriz öncesiyle sonrası arasında ki farklılığı şu şekilde açıklamak mümkün: Kriz öncesinde şartlar belirli olduğu için istikrarlı bir istikrasızlık vardı. İstikrarsızlık bilindiği gibi enflasyondan kaynaklanıyordu. İstikrar ise enflasyonun 8 yıldır aynı oranlarda seyretmesiydi.

Bu istikrarlı istikrasızlık iyi kötü tahminlerin yapılabilmesine imkan veriyordu. Yani yıllık enflasyon her yıl olduğu gibi 1994 de %60-70 lerde seyredecekti. Oysa beş nisan kararları sonucu ilk defa bu denge bozuldu. Alınan tedbirler donucu %150 lere giden bir enflasyon gerçekleşeceği havası doğdu. 

Öte yandan bu dönemin en önemli olaylarından biriside evvelce yatırım yapmış olan sermaye şirketlerinin kriz patlak verince, yani ekonominin daralmasına paralel olarak satışlar düşünce, üretimi kısmaları hatta elde büyük stoklar varsa tamamen durdurmaları, ona bağlı olarak da işçi çıkarmalarının gündeme gelmesi oldu. Uluslar arası kuruluşlar bu konuda kendi başlarına karar veremiyorlar. Ana merkezlerine Türkiye nin içinde bulunduğu sıkıntılı durumu rapor ederek gerekli gördükleri önlemler hakkında onay alıyorlar. 


1980 den sonra Türkiye’ de ekonomik, politik ve sosyal yönden bir değişim sürecine girilmiştir. Bu gelişme ile birlikte yabancı sermaye yatırımları konusuna oldukça ağırlık verilmiş, yabancı sermaye ile ilgili yasal düzenlemelere gidilmiştir. Bunun sonucunda ise ülkeye gelen yabancı sermaye miktarında bir artış olmuştur. 1979 yılı sonuna kadar Türkiye’ ye gelen yabancı sermaye miktarı 228 milyon dolarken, 1989 sonunda 4 milyar dolara yükselmiştir.

Yabancı sermayenin 1979 yılında kadar yetersiz bir düzeyde kalmasının nedenleri şöyle sıralanabilir:


- İstikrarsızlık : Bunu idari, ekonomik ve politik istikrarsızlık olarak üçe ayırabiliriz. Önceki yıllarda iktidarda bulunan partilerin yabancı sermaye konusunda farklı düşünmeleri yabancı sermayenin güvenini sarsmıştır. Özellikle 1970 li yıllarda bu tedirginlik daha da artmıştır. Siyasi istikrasızlıktan kaynaklanan ekonomide ki yalpalanma ve son yıllarda içinde bulunduğumuz bunalım, yabancı sermayeyi ürkütmüştür. Buna paralel olarak, bu konudaki uygulama da etkilenmiştir. Sonuç olarak, yabancı sermayenin girişi çok sınırlı kalmıştır. 
- Yetki dağılımı : Yabancı sermaye konusunda belli bir karar almak için bir çok mercie başvurmak gerekmiştir. Bir talep içinde kredi varsa Maliye Bakanlığına, yatırım varsa Sanayi Bakanlığı’na giderdi. Bunun yanında DPT de yabancı sermaye ile ilgiliydi. Ayrıca yabancı sermaye ile ilgili her konuda bir kararname düzenlenirdi.
- İsteksizlik : Yabancı sermayeye karşı kamu oyunda oluşturulmuş hava, bir ölçüde kapitülasyon uygulamasından etkilenerek, güvensizlik doğurmuştur. Yabancı sermaye gelirse bizi sömürür duygusu yerleşmiş, bu yüzden, adeta yabancı sermayenin gelmemesi teşvik edilmiştir. 
- Eşitsizlik : 6224 sayılı kanunda öngörülen şartlara göre faaliyette bulunmasına izin verilen yabancı sermayeli kuruluşların yerli kuruluşlarla aynı avantajlardan yararlanacağı öngörülmesine rağmen, uygulama farklı olmuştur.
- Enflasyon : Yabancı sermayenin girişini engelleyen faktörlerden biri de enflasyondur. Yabancı sermaye gideceği ülkede özellikle iki şey arar. Birincisi yatırdığı sermayenin geri dönmesidir. Bu güven unsuruna bağlıdır. İkincisi de karlılıktır. 
- Başka ülkelerin tanıdığı cazip imkanlar : Yabancı sermayenin kalkınmada ki önemi anlaşılmaya başladıkça bu konuda ülkeler arasında adeta yarışa girilmiştir. Kalkınma için sermaye sıkıntısı çekmeyen ülkeler dahi birbiriyle rekabet göstermektedir. 

DEVAM EDECEK.,


.

Türkiye'de Yabancı Sermaye, BÖLÜM 3




Türkiye'de Yabancı Sermaye, BÖLÜM 3



1950 yılından sonra liberal ekonomi politikasının benimsenmesi sonucu yabancı sermayenin ülkemize girişi ile ilgili hukuki tedbirler alınmaya başlanmıştır. Bu dönemde 5583 sayılı kanunla yabancı sermayeye transfer garantisi ve ülkemiz özel sektörünün dış borçlarının faizini transfer etme imkanı getirilmiştir. Ancak yeni yatırımları gerekli finansman ve teknoloji ihtiyacı için yabancı sermayeden yararlanmasını amaçlayan bu kanun istenilen hedefe ulaşamamış küçük birkaç firmadan başka başvuru olmamıştır. 9 Ağustos 1951 de 5821 sayılı ‘yabancı sermayeyi teşvik kanunu’ adı altında 12 maddelik yeni bir kanun yayımlanmıştır. 5821 sayılı kanunla sanayi, enerji, madencilik, bayındırlık, ulaştırma ve turizm sektörleri yabancı sermayeye açılmıştır. Yasa ile yabancı sermayeli şirketlere toplam karlarının %10 unu transfer hakkın tanınmıştır. Ancak bu yasa beklenen sonuçları vermemiş, yaklaşık iki senelik dönemde sadece 42 müracaat olmuş bunlarında ancak onu kabul edilmiştir. 1954 yılında 6224 sayılı ‘yabancı sermayeyi teşvik kanunu ile yabancı sermayeye yerli özel teşebbüslere açık bırakılan alanlarda çalışma imkanı verilmiş ve kanundan yararlanacak faaliyet kolları daha da genişletilmiştir.(19)

5821 sayılı yasanın beklenen sonuçları vermemesi üzerine yeni bir yasa tasarısı hazırlanmış ve bu tasarı 1954 yılları başında kabul edilmiştir. 24 Ocak 1954 tarihinde yürürlüğe giren 6224 yılı yeni yabancı sermayeyi teşvik kanunu tasarım ve ticaret sektörlerini de yabancı sermayeye açmış ve yabancı sermayeye ‘ memleketin iktisadi kalkınması yararlı olması, Türk özel teşebbüslerine açık bulunan bir faaliyet sahasında çalışması inhisar ve özel bir imtiyaz ifade etmemesi’ koşullarıyla her alanda çalışmakta özgür bırakmıştır. 6326 sayılı petrol kanunu kapsamı dışındaki bütün yabancı sermaye yatırımlarını içine alan bu kanun bugünde bu tür yatırımların yasal temelini oluşturmaktadır.

Kanuna göre yatırım izni alan yatırımcının yararlanabileceği haklar şöyle sıralanabilir:

i) Kar transferi ve kuruluşun tasfiyesi halinde satış hasılatının transferi
ii) Yurt dışından alınan onaylanmış borçların ana para ödemelerinin ve faiz ödemelerinin transferi.
iii) Karların sermayeye dönüştürülmesi
iv) Yabancı personelin istihdamı ve onaylanmış yabancı işçilerin kazançlarının transferi
v) Yerli yatırımcılarla eşit muamele görme

Görünüşte 6224 sayılı kanun yabancı yatırımcılara karşı çok olumlu bir tavır sergilemekteydi. Ancak özellikle yabancı yatırımların onaylanması ile ilgili ön şartlar konusunda kanun koyucusunun çok genel bir ifade kullanmış olması pratikte başvuruları yoruma açık hale getirmekteydi. Bunun sonucu olarak yabancı yatırımcıların bir çok başvurusu ya çok uzun süren ve karmaşık bir onaylama sürecinde terkedilmiş ya da reddedilmişti. (20)

6224 sayılı yabancı sermayeyi teşvik kanunu gereğince Türkiye de 1954 den 1980 e kadar geçen 27 yılda 325 milyon dolar tutarında yabancı sermaye girmiştir. Bu değerin 1981 temmuz sonu itibariyle toplam 523 milyon dolara 1983 mayıs sonunda ise 830 milyon dolara çıktığı görülmektedir.(21)
_______


19) Başol,a.g.e.s, 242
20) Baban,a.g.e.s,26
21)Hacaloğlu, a.g.e, s.6



PLANLI DÖNEM:

Planlı dönem 1963 yılında başlar. Nitekim, planlı dönemde ki kalkınmanın finansmanında yabancı sermayeye olan ihtiyaç I,II,III,IV,V,VI planlarda yer alarak, uygulanacak yabancı sermaye politikasında yabancı sermaye girişini kolaylaştırmak ve Türkiye ekonomisine katkısını artırmak amacı gözetilmiştir. Böylece yabancı sermayenin çalışma ve işleme şartları ile sınırları daha belli daha etkin bir hale getirilmiştir. Yabancı sermayenin ihracata ve turizm sektörüne kaydırılmasına ağırlık verilmiştir. Aynı dönemde müsaade alındığı halde, faaliyete geçmeyen , faaliyetini durduran, gerçekleştirme sürecini aşanların izinleri geri alınmıştır. İthal edilen değerlerin tescil edilmesi sağlanmıştır. İzin verilen yatırımların gümrük muaflığından ve yatırım indiriminden faydalanması, transfer edilen teknolojiyi ülke şartlarına uydurmaları, araştırma labarotuvarları kurmaları, öncelikle makine, imalat, kimya, elektronik sektörlerin ara malı ve yatırım malı niteliğinde olanlara öncelik verilmesi ile ‘ Türk ekonomisinin iktisadi gelişmesine yararlı olma’ prensibi ortaya konulmuştur.(22)

Birinci plan döneminde sermaye ithalinin öngörülen düzeye varmamasının özellikle konsorsiyumun ve proje ve program kredisi olarak talep edilen yatırımlara istenen ölçüde ve zamanda cevap verememesinin payı büyük olmuştur.

Özel yabancı sermaye 1970 de en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu rakam ikinci beş yıllık plan hedefinin 11, program hedefinin ise 33 milyon dolar üstündedir. 1970 den sonra yabancı sermayenin tekrar azalmakta olduğu görülmektedir.

Üçüncü beş yıllık planda kısa dönemli sermaye hareketlerinde artış görülmüştür. Buna karşın özel yabancı sermaye girişi istenen boyutlarda gerçekleşememiştir. 4. beş yıllık plan döneminde Türkiye de 1980 yılı sonu itibariyle 6224 sayılı kanuna göre 100 yabancı sermayeli firma faaliyette bulunmaktaydı. Yabancı sermaye bakımından en çekici sektör olan imalat sanayinde yer alan firma sayısı 84 adettir. Bu sektörü turizm, bankacılık, mühendislik, tarım ve madencilik izlemektedir. 

24 Ocak 1980 kararları ışında :

24 ocak 1980 tarihinde alınan ekonomik istikrar tedbirlerinin önemli bir bölümü yabancı sermaye ile ilgilidir. 24 ocak istikrar tedbirleri arasında, yabancı sermaye sorunlarıyla ilgilenmek, yabancı sermaye yatırım, karar ve uygulamalarına yön vermek üzere 8-168 sayılı yabancı sermaye çerçeve kararnamesi yayınlamıştır.

Bu kararnamenin birinci maddesi ile, 6224 sayılı yabancı sermaye teşvik kanunu 1. md. de belirtilen yatırımları yapacak şirketlerin ülkenin ekonomik kalkınmasında yararlı olması, Türk özel sektörüne açık bir faaliyet sahasında çalışması, tekel veya özel imtiyaz ifade etmemesi şartıyla bu kararname hükümlerine göre değerlendirilmesi uygun görülmüştür. Bu amaçla, yabancı sermaye ile ilgili kararlarda ve işlemlerde ahenk ve sürat sağlamak üzere, maliye, ticareti sanayi ve teknoloji bakanlıkları ile DPT tarafından yürütülen hizmetleri bir arada toplamak amacıyla başbakanlığa bağlı sermaye dairesi kurulmuştur.(23)

24 ocak kararları ile getirilen yeni düzenlemelerde yabancı sermayeye daha gerçekçi bir gözle bakılmış; geçmişte karşılaşılan güçlüklere süratli çözümler getirilmeye çalışılmış, yeni yatırım izinleri verilmiş, yabancı sermayeye güven veren bir siyasi ve ekonomik ortam yaratılmaya özen gösterilerek yabancı sermaye girişlerinin bir ölçüde de olsa hızlandırılması sağlanmıştır.
______


22)Ramazan Uludağ, Türkiye’ de yabancı sermaye uygulaması,Ankara s, 23.
23)Karluk, Türkiye’ de…..s,142



DEVAM EDECEK..,

Türkiye'de Yabancı Sermaye, BÖLÜM 2





Türkiye'de Yabancı Sermaye, BÖLÜM 2


Yeri gelmişken Atatürk’ ün yabancı sermayeyi destekler mahiyetteki birkaç cümlesine yer vermek bakış açısını yansıtması anlamında önemlidir : “İktisadiyat sahasında düşünür ve konuşurken zannolunmasın ki ecnebi sermayesine hasımız, hayır bizim memleketimiz vasidir. Çok say ve sermayeye ihtiyacımız var. Kanunlarımıza riayet şartıyla ecnebi sermayelerine lazım gelen teminatı vermeğe hazırız. Ecnebi sermayesi bizim sayimize inzimam etsin ve bizim ile onlar için faydalı neticeler versin. Mazide, Tanzimat devrinden sonra ecnebi sermayesi müstesna bir mevkie malikti. Devlet ve hükümet ecnebi sermayesinin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Her yeni millet gibi Türkiye buna muvafakat edemez. Burasını esir ülkesi yaptırmayız.”(9) demiştir.Hükümet 1929 yılına gelene kadar etkili bir korumacı dış ticaret politikası izleyemediği görülmektedir. Bunun da sebebi, genç Türk Devletinin Osmanlı gümrük tarifelerinden ancak Lozan Barış Anlaşmasının imzalanmasından 5 yıl sonra kurtulabilmiş olmasıdır. Genç Türkiye Cumhuriyeti bu Osmanlı mirasından ancak 1929 yılında kurtulabilmiş ve o yıl Türkiye Büyük Millet meclisinin kabul ettiği Gümrük Tarife kanunu ile kendi muhtar tarifesine ve dolayısıyla korumacı bir dış ticaret politikası izleme imkanına kavuşmuştur. Görüldüğü gibi Türkiye 1923-1929 yılları arasında zoraki liberal bir dış ticaret politikası izlemek zorunda kalmıştır. 

Daha öncede belirtildiği gibi, genç Türk devleti yabancı sermayeye karşı değildi. Ne var ki, yabancı sermaye, bir yandan Türkiye’ deki güven ve istikrar şartlarını yeterli görmediğinden, diğer yandan nüfus yoğunluğunun az olması, ekonomik faaliyetler düzeyinin düşüklüğü ve Pazar darlığı sebepleriyle Türkiye’ ye gelmek istememişlerdir.(10) Özellikle Lozan Barış görüşmelerinin bir sonuca bağlanması, cumhuriyetin ilanı, Saltanatın ve Hilafetin kaldırılması, dış borçlar sorunun uygun bir çözüme bağlanamaması, yurtiçi isyanlar, gibi etkenler ülkemizi yabancı sermayeye, diğer şartlar elverişli olsaydı bile, sevimsiz ve cazibesiz bırakmaya yetmiştir. 

1939-1950 Atatürk Sonrası Ekonomi Politikasında Yabancı Sermaye : İnönü diye adlandırdığımız 1930-1950 döneminde 1936’ da Atatürk döneminde hazırlanan ikinci beş yıllık sanayi planı, ikinci dünya savaşının başlamasıyla uygulamaya konamamıştır. (11)

1923-1939 dönemini İkinci Dünya Savaşı’ nın izlemesi ekonomik politikada bir değişiklik yaratmamıştır. Ancak savaşa katılmamış olmakla birlikte Türkiye’ de bu dönemde savaş ekonomisinin kuralları geçerli olmuştur. Özel sektörün faaliyetlerine devlet müdahalesi fazla olmuş,tarım alanında ormanlar devletleştirilmiştir. Bayar hükümeti döneminde çok az devletleştirilen yabancı şirketlerin sayısı Refik Saydam Hükümeti döneminde hızla artmıştır. 1939 yılının ilk yarısında bir dizi devletleştirme tamamlanmıştır. 

Bu dönemde İsmet İnönü tarafından uygulanan devletçilik rejiminin Atatürk tarafından uygulanan devletçilik rejimine kıyasla daha az esnek olduğu söylenebilir. Bu katı devletçilik rejimi, büyüme hızı ve refahtaki gerilemelerle birleştiğinde, Celal Bayar’ ın liderliğinde ki liberal ekonomik görüşü savunan muhalefete kuvvet kazandırmıştır. Nitekim, 1939-1948 yılları arasında ekonomik performans çok düşük olmuştur. Bu performans düşüklüğü şüphesiz kısmen ikinci dünya savaşının getirdiği menfi konjonktüre bağlı olmakla beraber, kısmen katı bir devletçilik rejimi uygulaması ile izah edilmiştir. Bu kanaatin yaygınlaşması neticesinde 1950’ den sonra iktidara daha liberal görüşü temsil eden Demokrat Parti gelmiştir. (12)

1950-1960 Çok Partili Dönemin Ekonomi Politikasında Yabancı Sermaye :
1950 genel seçimleriyle liberal görüşü temsil eden Demokrat Parti büyük çoğunlukla iktidara gelince CHP muhalefete çekilmiştir. 1950-1960 döneminde DP tarafından uygulanan ekonomi politikalarının ve ekonomik rejiminin ülke şartlarına ve Atatürk ilkelerine uygunluğu sürekli tartışılmıştır. Çünkü Atatürk fiilen mutedil devletçiliği seçmişti. DP ise, liberal bir ekonomi politikasını benimsemişti.
______


(9) Ökçün; a.g.e. S.252-253.
(10) Aktan, Reşat; Türkiye İktisadı 3. baskı sh. 41.
(11) Atatürk ve Cumhuriyet dönemi Türkiye si Ankara,1981,shf. 140 
(12) Atatürk ve Cumhuriyet dönemi Türkiye si Ankara, shf. 142


1950 li yıllar dünya çapında da büyük olayların meydana geldiği yıllardır. Bu tarihlerde, başta ABD olmak üzere, batı devletleri özel teşebbüsün ve özel yabancı sermayenin teşvikini, aynı zamanda dış ticaretin serbestleştirilmesini tavsiye etmekteydiler. Demokrat Parti de bu doğrultuda programında iktisadi hayatta özel teşebbüs ve sermaye faaliyetlerinin esas olduğu ilkesi belirlendikten sonra, faaliyet sahaları iyice sınırlandırılmak şartıyla, özel teşebbüsle devlet teşebbüslerinin birbirine engel olmadan, birbirlerini tamamlayıcı bir ahenk içinde çalışmalarının mümkün ve faydalı olacağı açıklanmaktaydı. (13) Bu cümleler karma bir ekonomi sistemine işaret etmekteydi. 

DP döneminde dış yardımlar ve özel yabancı sermaye ile ilgili tutum değişiktir. Gerek Atatürk, gerek İnönü devrinde dış kredi imkanları kısıtlı idi. Fakat Duyun-u Umumiye kötü tecrübesine rağmen o devirlerde mevcut kısıtlı imkanlardan yararlanılmıştır. DP döneminde dış kredi imkanları büyük ölçüde genişlemiştir. Yine Atatürk döneminde özel yabancı sermayenin ülke kanunları çerçevesinde, yani kapitülasyonlar söz konusu olmamak şartıyla, teşviki ilkesi kabul edilmiş, ancak bu dönemde her hangi bir özel yabancı sermaye girişi vuku bulmamıştır.

1950’ den sonra, bu imkan ortaya çıkmakla beraber, yine de gelişen ülkelere, bu arada Türkiye’ ye giren özel yabancı sermaye, köklü teşviklere rağmen, sınırlı seviyede kalmıştır. Bu dönemde, ekonomi politikası alanında yapılan bazı hatalara rağmen, Türkiye, Atatürk dönemini izleyerek ikinci kalkınma hamlesini gerçekleştirmiştir, diyebiliriz. 27 Mayıs 1960 yılında, demokrasinin aksamadan yürümesi ve ekonomik hataların düzeltilmesi gayesiyle yapılan askeri müdahale ile ekonomi politikası alanında planlama getirilmiş, yatırımların verimli alanlara yönelmesi ve enflasyonun önlenmesi düşünülmüş, ayrıca Toprak Reformu, İktisadi Devlet Teşekküllerinin reformu ve mali reform gibi çeşitli reformlar öngörülmüştür. 

Bu dönemde yabancı sermaye ile ilgili ilk düzenleme 1950 yılında çıkarılan 5583 sayılı hazinece özel teşebbüslere kefalet edilmesine ve döviz taahhüdünde bulunulmasına dair kanundur. Bu kanun özel teşebbüslere dövizle borçlanma imkanı getirmektedir. 5583 sayılı kanun bir yıl sonra kaldırılmış, 8 Eylül 1951 yılında kabul edilen 5821 sayılı Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu yürürlüğe konmuştur. Bu kanuna göre yabancı sermaye, Türk özel sermayesine açık olan işlerde kullanılacak, tekel ve ayrıcalık öngörmeyecek, sanayi, enerji, maden, bayındırlık, ulaştırma ve turizm alanlarında çalışabilecektir. Yine bu kanuna göre yabancı sermayenin yıllık kar transferi %10’ u geçmemelidir. 5821 sayılı kanunun 3 yıllık uygulaması beklenilen sonucu vermeyince 18 Ocak 1954 tarih ve 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu çıkarılmıştır. “Dünyanın en liberal yabancı sermaye kanunu” olarak tanımlanan bu kanunun yanında, 7 Nisan 1954 tarih ve 6326 sayılı Petrol yasası, 28 Şubat 1960 tarihli ve 7462 sayılı Ereğli Demir-Çelik fabrikaları kanunu (14) ile 11 Ağustos 1962 tarih ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında kanun ve kanuna ilişkin 17 sayılı kararı görmekteyiz. 

6224 Sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu : 18 Ocak 1954 yılında kabul edilen 6224 sayılı Yabancı Sermaye Teşvik Kanunu (15), yabancı sermayeyi düzenleyen mevzuat içinde önemli bir yere sahiptir. Bu kanun, belirgin bir şekilde yabancı sermayeyi teşvik amacıyla hazırlanmış ve o zamandan beri petrol arama çıkarma, işletme ve dağıtımıyla ilgili yatırımların dışındaki tüm yabancı yatırımların dayandığı yasal düzenlemeyi oluşturmuştur. Bu yasanın en önemli özelliklerinden bir kaçını saymak gerekirse : 

- Bu kanuna göre, ülkenin ekonomik gelişmesine yararlı olmak, tekel veya imtiyazlar ifade etmemek koşulu ile Türk özel teşebbüsüne açık bulunan her alanda yabancı sermayeye çalışma olanağı tanımıştır.
- Kanun yerli girişimcilere tanınan tüm haklar muafiyetler ve kolaylıklardan aynı alanda çalışan yabancı sermayeli firmaların da yararlanabilmelerine olanak tanımaktadır.

(13) Yaşa, Memduh; İktisadi meselelerimiz. İstanbul,1966,sh.47-48
(14) 7462 sayılı kanun ile yabancı sermaye konusunda özel koşullar getirildiğinden bu yasa genellikle yabancı sermaye mevzuatı arasında sayılır.
(15)Bkz. 18 Ocak 1954 tarih ve 8615 sayılı RG.
6224 sayılı yasaya göre yapılmış yatırımlar kar ve sermaye transferine açık bir şekilde izin verilmesi nedeniyle, Türkiye’ de faaliyette bulunan yabancı teşebbüsler tarafından “korunmuş sermaye” olarak adlandırılmaktadır. 


6326 Sayılı Petrol Kanunu : ABD petrol şirketleri avukatı Marks Ball’ e hazırlatılan 6326 sayılı Petrol Kanunu 1954 yılında yürürlüğe girmiştir. Kanun petrolde devletçilikten vazgeçmekte, petrol kaynaklarının özel teşebbüs eliyle değerlendirilmesini kabul etmektedir. Bu karardan sonra Shell ve Mobil gibi yabancı şirketlerle eşit olarak çalışmak durumunda bırakılan Türkiye Petrolleri bir anonim şirket olarak kurulmuştur. 1957 yılında, Petrol Kanununda değişiklik yapılmış ve Petrol şirketlerine rafineri kurma hakkı sağlanmıştır. 17 Nisan 1973 yılında çıkarılan 1702 sayılı Petrol Reformu Yasası ile devlet adına izin, arama ve işletme ruhsatnamesi ile diğer belge alma hakkı Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’ na aittir. Faaliyetlerini kontrol etmek ve yönlendirmek amacıyla yeni düzenlemelerin yapılmasından sonra yabancı sermayeli petrol şirketlerinin büyük bir kısmı yatırımlarını geri çekmiştir. Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı ise gereken üretiminin çok gerisinde kalmıştır. 

Petrol arama ve işletmeciliğinin geliştirmek ve yabancı sermayenin daha çok teşvik edilmesi amacıyla 6326 sayılı Petrol Kanunda, 28 Nisan 1983’ de 2802 nolu yasayla değişiklikler yapılmıştır. Kanunda, petrol hakları ile ilgili başvuru ve karar sürelerini kısaltan ve işlemleri hızlandıran gerekli değişiklikler de yer almıştır. Bu kanunun en önemli maddelerinden biri de kar transferiyle ilgili olandır. Buna göre, yabancı şirketlerin yurtdışına yaptıkları satımdan elde ettikleri dövizleri transfer hakkından düşebilmeleri ve petrolle ilgili her türlü ödemelerde kullanabilmeleri olanağı doğmuştur. 

7462 sayılı Ereğli Demir Çelik Fabrikaları Kanunu : 28 Şubat 1960 yılında 7462 sayılı bu kanun 6224 sayılı kanundan daha liberal hükümler taşımaktadır. (16) Bu istisnai bir kanun olup bir tek kuruluş için çıkarılmıştır. 

1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu ve Kanuna ilişkin 17 sayılı karar : Bu karara göre Türkiye’ ye gelecek yabancı sermayeli kuruluş, T.C. Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığına başvuracaktır. Ülkeye gelen sermaye, belli koşulları yerine getirdiğinde, ülkeden geri çıkabilir. 

17 sayılı karara göre, 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu kapsam dışında kalan gerçek veya tüzel kişiler, dış ülkelerden kredi sağlayabilir. (17) Ancak kredinin alınabilmesi için Maliye Bakanlığı aracılığıyla Bakanlar Kurulunun izin vermesi gereklidir.(18)

17 sayılı karar esas olarak üretimle uğraşacak yabancı sermayeyi hedef almadığı halde, Türkiye pazarında büyük payı olan bazı sanayi faaliyetler 17 sayılı karar çerçevesinde sürdürülmüştür. 29 Aralık 1983 tarihli RG ‘ de yayınlanan “Türk parasının Kıymetini Koruma Hakkında ki 28 sayılı karar” 17 sayılı kararı yürürlükten kaldırmıştır. Yürürlükten kaldırılan karar hükümlerine göre başlamış olan işlemler, eski hükümlere bağlı olacak ve yeni kararın ilgililer olan hükümlerinden de yararlanacaklardır. 28 sayılı karar ile : 
- Türkiye’ ye her türlü yoldan ve cinsten döviz ithali, hiçbir kayda tutulmaksızın, serbest bırakılmıştır.
- Türkiye’ de yerleşik kişilerin, beraberlerinde döviz bulundurmaları kayda tabi tutulmaksızın serbest kılınmıştır.
-Türkiye’ ye yerleşik kişilerin yurt dışına çıkışlarında, beraberlerinde 3000 doları veya eşitine kadar döviz çıkarabilmeleri esası getirilmiştir. 


DEVAM EDECEK.,



Türkiye'de Yabancı Sermaye, BÖLÜM 1




Türkiye'de Yabancı Sermaye, BÖLÜM 1

Türkiye’ de Yabancı Sermayeye İlişkin Hukuksal Düzenlemelerin Tarihsel Gelişimi ve Konuya İlişkin Siyasal ve Ekonomik Nedenler

Av. Murat Türkyılmaz..,



GİRİŞ


Dünya, günümüzde hızlı bir değişim süreci içinde bulunmaktadır. Bu değişim sürecinde yaşanılan en önemli olgu globalleşme olarak karşımıza çıkmaktadır. Üç kıtada kurulan serbest ticaret bölgeleri ile bölgesel çapta serbestleşen mal ve sermaye hareketleri, bu akımın ana etkenleridir. Globalleşme ile yakın bağlantısı olan diğer bir olgu da, serbest piyasa ekonomisinin gittikçe yaygınlaşması ve ekonomiye devlet müdahalesinin asgariye inmesidir. Bu eğilim beraberinde özelleştirme sürecini de getirmektedir.

Bütün bu yönelimlerin yanı sıra, sermaye ihraç eden gelişmiş ülkelerin ve çok uluslu kuruluşların statükoyu koruma ve riskleri asgariye indirme eğilimleri mevcuttur. Risk asgarileştirilmesi isteği, müteşebbisleri doğrudan sermaye yatırımlarına yöneltmekte, iş yapacakları alanları belirlemede son derece dikkatli davranmaya sevk etmektedir. Bu istek, serbest piyasa ekonomisinin giderek yaygınlaşması ve ekonomiye devlet müdahalesinin asgarileşmesi olgusu ile birlikte, yabancı sermaye çekilmesi konusunda ciddi bir rekabetin doğuşuna neden olmuştur.
‘Günümüzün yeni şartları sonucunda, yabancı sermayenin yeni yararları ortaya çıkmıştır. Bilindiği üzere, yabancı sermayeden umulan klasik yararlar; sermaye açığını kapatmak, işsizliğe çözüm bulmak ve teknoloji getirmek şeklindedir. Günümüzde yabancı sermaye, gelişen yeni şartlara bağlı olarak gelişmiş ve sermaye ihraç eden ülkelerin siyasi ve ekonomik desteği, promosyon (tanıtım), globalleşme (dışa açılım), çevresel koruma ve insan kaynaklarının geliştirilmesi gibi yararları da beraberinde getirmektedir.
Yabancı sermaye bütün bu yararları sağlarken, muhakkak bunların karşılığında kârlı bir operasyon beklemektedir. Her ticari faaliyet türü gibi, yabancı sermaye yatırımı için de, en temel güdü kârdır. Ancak bu kâr devamlılık arz etmelidir. Başka bir ülkede yatırımda bulunma kararı verilirken, en az kârlılık kadar, bu kârlılığın devamlılığı da aranmaktadır. Kârın devamlılığını sağlayan en önemli etken ise istikrardır. Kalıcı bir istikrar da, sağlam bir demokrasi ile temel insan hakları, mülkiyet hakkı ve teşebbüs özgürlüğünün güvence altında olduğu ortamlarda mevcuttur. Yabancı sermayenin herhangi bir ülkeye yatırım kararı alırken, istikrarla birlikte aradığı diğer önemli bir husus da ekonomik politikaların tutarlılık ve devamlılık arz etmesidir.’ (Dr. Bekir GÖRDÖVE- Sak.Ünv.-Doğr.Yab.Serm. yatırımlarının belirleyicileri adlı makale.) 
Yabancı Sermayenin yatırım yaparken dikkate aldığı faktörlerin doğru tespiti ve bu tespit üzerinden hayata geçirilecek politikaların politik düzlemde de destek bulması halinde yatırımların artacağı şüphesizdir. Öncelikle burada önemine işaret ettiğimiz faktörleri tablo yardımıyla izaha çalışalım. Zira bu faktörler çerçevesinde ülkemizde ki yabancı sermaye yatırım mevzuatının gelişimini doğru tahlil edebilmek mümkün olacaktır. Zaten çalışmamızın muhtevası da bu faktörler ışığında mevzuatımızın gelişim süreci üzerinedir. 

UNCTAD 1998 yılı Dünya Yatırım Raporu’nda, DYS yatırımlarını etkileyen faktörlere ilişkin bir analiz yapmıştır. Söz konusu belirleyicileri, üç ana başlıkta toplamıştır: Bunlar; ekonomik faktörler, yatırım ortamına ait faktörler ve politik faktörlerdir. Ayrıca, ekonomik faktörlerin yatırım stratejileri açısından alt başlıkları da ortaya konmuştur. UNCTAD’ın belirtmiş olduğu faktörler Tablo 1’de verilmiştir.
Faktör Grupları Ev Sahibi Ülkelerdeki Belirleyiciler
I. Politik Faktörler • Ekonomik, politik ve sosyal istikrar, 
• Yabancı yatırımlara ilişkin uluslararası anlaşmalar, 
• Vergi politikası, 
• Ticaret politikası, ticaret politikası ve DYS yatırımlarının tutarlılığı, 
• Özelleştirme politikası, 
• Piyasaların yapısı ve işleyişine ilişkin politikalar (özellikle; rekabet ve şirket satın ve birleşme politikaları), 
• Yabancı iştiraklerin anlaşma standartları. 
II. Yatırım Ortamına
İlişkin Faktörler • Yatırımların promosyonu (imaj yaratılması, ülkenin pazarlanması vb.) 
• Yatırım teşvikleri 
• Maliyetler (rüşvet, bürokratik etkinlik vb) 
• Yatırım sonrası hizmetler 
• (Yaşam kalitesi vb.) Sosyal etkenler 
III.Ekonomik
Faktörler Yatırım Stratejileri Faktörler
Pazara yönelme • Pazar büyüklüğü ve kişi başına milli gelir. 
• Piyasanın büyümesi. 
• Bölgesel ve global piyasalara giriş imkanları. 
• Tüketici tercihleri. 
• Piyasaların yapısı. 
Kaynağa/stratejik
varlığa yönelme • Hammaddeler 
• Düşük ücretli vasıfsız işgücü 
• Vasıflı işgücü 
• Fiziki altyapı (havaalanları, enerji, yollar ve
telekomünikasyon) 
• AR-GE 
• Teknolojik, yenilikçi ve diğer yaratılmış varlıklar (markalar vb.) 
Etkinliğe yönelme • Kaynakların/varlıkların maliyeti ve işgücünün
verimliliği 
• Diğer girdilerin maliyeti (iletişim, ara mallar,) 
• Bölgesel entegrasyon anlaşmasına üyelik, ölçek ekonomisi. 
Kaynak: UNCTAD, World Investment Report 1998-Trends and Determinants-, UN: New York and Cenova, 1998, s.91.


Tablo 1’ de sayılan faktörler ışığında Türkiye’ deki Yabancı sermaye mevzuatının gelişimi çalışmamızın omurgasını oluşturmaktadır. Bu çalışma da siyasi, politik, ekonomik ve dünya ölçekli genel olaylar da dikkate alınarak, kronolojik bir üslup tercih edilmiştir. Özellikle korumacı ve liberal politikaların çatışması olarak özetleyebileceğimiz sürecin mazisi çeyrek asır kadardır. Osmanlı da ki tecrübeleri de dikkate alacak olursak eğer yaklaşık bir buçuk asırlık bir maziden söz etmiş oluruz. Bu bir buçuk asır içinde olup bitenleri bilmeden Türkiye’ nin yabancı sermaye politikası ve uygulaması sağlıklı bir şekilde değerlendirilemez. Ekonomik sistemleri farklı olmakla birlikte hemen hemen bir çok ülke kalkınmalarını hızlandırmak, refahı yükseltmek, ileri teknoloji ve yatırım tecrübelerini değerlendirmek amacıyla yabancı sermayeden faydalanma yoluna başvurmuştur. Türkiye ye yabancı sermaye girişi Osmanlı devletine rastlar. Ancak dünyada ki sermaye hareketlerinin özellikle ikinci dünya savaşı sonrası önemli gelişmeler kaydettiği görülmektedir. Türk ekonomisine yabancı sermaye 1950 den sonra uygulamaya konulan liberal ekonominin bir sonucu olarak girmiştir. 



I – Osmanlı Devleti Dönemi : 


Osmanlı döneminde ülkeye yabancı sermaye (1) 1838 Ticaret Anlaşmasından sonra girmeye başlamıştır. İngiltere ile Osmanlı arasında imzalanan 1838 tarihli antlaşma diğer Avrupa devletleriyle yapılan antlaşmalar için bir ‘tip’ antlaşma niteliğini taşır. 
Bu antlaşmayla ;
1- İç ticarette yed-i vahit usulü kaldırılacak. 
2- İngiliz Osmanlıya mal götürürken Osmanlı tüccarlarının ödediği vergiyi ödeyecek, dışarıdan getirdikleri için ise yarısını ödeyecektir.
Başta İngiltere olmak üzere, Avrupa ülkeleriyle yapılan bu ticaret anlaşmaları sonucunda Osmanlı Devleti, yabancı ülkelerden mal ithalini serbest bırakmış, ithalatta % 5, ihracatta ise % 12 gümrük vergisi uygulamayı kabul etmiştir. Yabancı tüccarlar mallarını satış için bir bölgeden diğerine naklederken ödemesi gereken çeşitli vergi ve resimlerden muaf tutulmuştur. Bu antlaşmayla yabancı sermaye, iç tüccarlarla eşit hale getirilmiş, batının işlemiş olduğu mallar Osmanlının her köşesine girmiş oldu. Dolayısıyla batılı yatırımlar sanayi mallarını kolayca iç pazarda satabileceğinden sanayi alanına yatırım yapmakla ilgilenmemişlerdir. Gerçekleşen yabancı sermaye yatırımları ise demiryolu, elektrik, havagazı gibi hizmet sektörlerine yönelmiştir.Batılı endüstrileşmiş ülkeler Anadolu’yu kendilerine böylece açık pazar haline getirmiş oldular.


19.yy başlarından 20.yy başlarına kadar Osmanlı da ki yabancı yatırımların özellikleri, sömürgelerdeki yabancı sermaye hareketleri özdeşlik gösterir.Bu dönemde yabancı sermayenin ilgisizliğinin sebebi Osmanlının İngiltere ve Avrupa ülkeleri ile yapmış oldukları ticaret sözleşmeleriyle ilişkilidir. Bu kapitülasyonlarla içte gerekli tedbirler alınmadığından yerli endüstri bir çok ayrıcalıklardan yararlanan ve serbestçe ithal edilen yabancı mallarla rekabet edemez duruma gelmiştir.

Türkiye’ ye ilk yabancı sermaye, 1851 Kırım savaşından sonra sağlanan borçları izleyerek gelmiştir. (2) 1854 yılında Kırım savaşının gerektirdiği yeni harcamaları karşılamak amacıyla Dent Palmer And Co. İsimli bir aracı firmanın yardımıyla batıdan 3 milyon İngiliz sterlini borçlanmaya gidilmiştir. Bu borcu Fransa’ dan alınan borçlar izlemiştir. 1850 ler den sonra Osmanlı Devleti’nin aldığı dış borçları ödeyemeyecek hale gelmesi, 1881 yılında çıkarılan Muharrem Kararnamesi ile Duyun- u Umumiye idaresinin kurulmasına neden olmuş, Böylece ödenmeyen borçlara karşılık ülkenin doğal kaynaklarının gelirlerine el uzatılmış ve kaynakları işletecek bir çıkar şirketi yaratılmıştır.(3) 
_____


(1) Osmanlı döneminde doğrudan yatırım söz konusu olmadığı için tüm yabancı yatırımlardan yabancı sermaye diye söz edeceğiz.
(2) Erol Zeytinoğlu, Az gelişmiş memleketlerin kalkınmasında yabancı özel sermaye yatırımları ve Türkiye, İstanbul : Aşkın Basımevi, 1966, s.114.
(3) Karluk, Türkiye’ de Yabancı Sermaye Yatırımları, s.42. 


Duyun-u Umumiye’ den önceki dönemde yabancı sermayenin doğrudan ilişkili olduğu konular sınırlı idi. Türkiye’ de Duyun-u Umumiye ile birlikte yabancılar bugünkü anlamda işletmeciliğe başlamışlardır. Tuz işletmesi, Osmanlı bankası, tütün tekel işletmesi Avusturya ve Almanya tarafından ortaklaşa kurulan “Reji İdaresi” isimli mültezime verilmiştir. İngiliz ve Fransız sermayeli Osmanlı Bankası zamanla Ereğli kömür madenlerinin işletilmesini, Şam-Hama, İzmit-Kasaba, Selanik-İstanbul demiryolları ile İstanbul Elektrik,su, tramvay işletmesine de hakim olmuştur. Almanya 1888 yılında Deutsche Bank aracılığıyla Bağdat Demiryolu projesine girerek 1889’ da “Anadolu Osmanlı Şimendifer Kumpanyası” isimli şirketi kurmuştur. Birinci dünya savaşından sonra Osmanlı Devletinin toprakları üzerinde 16 bağımsız devlet kurulmuştur. Bu nedenle Osmanlı Devletinin batıdan almış olduğu borçların ancak belirli bir kısmının Türkiye Cumhuriyeti tarafından ödeneceği bildirilmiştir. Osmanlı borçlarının kesin tasfiyesi ancak 1954 yılında sona ermiştir. 

Yabancı sermaye için Osmanlı Hükümetleri özel bir mevzuat hazırlamamışlardır. Yalnızca tescil usul ve şartlarını belirleyen birkaç kanun vardır. Bunlar Ecnebi Anonim Şirketleriyle Sigorta Kumpanyaları Hakkında ki 1885 yılında yayınlanan kanun, 1904 yılında yayımlanan Nizamname ve 1917 yılında yürürlüğe giren Ecnebi Anonim ve Sermaye Eshama Munkasem şirketlerle Ecnebi Sigorta Şirketleri Hakkındaki kanundur. 

Sonuç olarak denilebilir ki, kapitülasyonların verdiği ayrıcalıklar ve Osmanlının ekonomik ve siyasal güçsüzlüğü ile yabancı şirketler açık Pazar olarak gördükleri Osmanlıya ihracatta bulunmuşlar bu olanak bulunmadığı zamanda en karlı yatırım alanlarını seçerek getirdikleri sermayeyi kısa zamanda geri almanın yollarını aramışlardır. Yabancı şirketlerin devletin güvenliği ile yakından ilgili bulunan demiryolu, denizyolu, liman gibi, Kamu hizmetleri alanındaki faaliyetleri ancak Lozan anlaşmasından ve yeni Türk Devletinin kurulmasından sonra son bulmuştur. 

II – Cumhuriyet Döneminde Yabancı Sermaye : 


Yabancı sermayenin cumhuriyet döneminde ki tarihi gelişimi iki alt döneme ayrılarak incelenmelidir. Bu ayrımda ki ölçüt, Türkiye’ de yabancı sermaye konusunda ki bilinçli gelişmelerin 1950 ‘ li yıllarda gerçekleşmiş olmasıdır. 

a) 1950 ‘ den önce Yabancı Sermaye : 1923 yılında toplanan İzmir İktisat Kongresinde ülkenin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmak ve siyasal otoritesinin zedelenmemesi koşuluyla, yabancı yatırımları uyaran bir politikanın izlenmesi gerekliliği belirtilmiştir.

Cumhuriyet’ in ilanından sonra Türkiye’ nin Osmanlı borçlarından kendi payına düşeni ödeyip ödemeyeceği konusundaki belirsizlik, Türkiye’ ye yeni yabancı sermaye gelmesini olumsuz yönde etkilemiştir. Buna rağmen 1930 yılına kadar, yabancı sermaye girişleri artan bir tempoyla gerçekleşmiştir. (4) Bu artış 1927 Teşvik-i Sanayi Kanundan sonra daha da belirginleşmiştir.(5) Ancak Türkiye’ nin 1923-50 dönemine ilişkin ödemeler dengesi hakkında güvenilir rakamlar olmadığından bu dönemde ki yabancı sermaye girişi ve uluslar arası sermaye hareketleri konusunda bir değerlendirme yapmak güçtür. 

Cumhuriyet’in ilk yıllarında millileştirmeler nedeniyle çok düşük miktarlarda yabancı sermaye hareketi görülmektedir. 1929-30 Dünya Bunalımı yabancı sermaye yatırımlarını olumsuz yönde etkilemiştir. Bu yıllardan sonra Türkiye’ den sermaye çıkışı olmuş, Osmanlı borçlarının ödenmesi ve yabancı sermaye yatırımlarının millileştirilmesi sonucu ödenen bedeller yurt dışına transfer olmuştur. 

__________________________________________________ ________________________________
(4) Nef’i Kovacı, Türkiye’de Dış Ticaret ve Yabancı Sermaye Politikaları, İstanbul: İ.T.O. Yayınları,1982, s.62.
(5) Söz konusu kanunu getirdiği olanaklardan yabancı sermayeli şirketlerde yararlanmıştır. Yahya S.Tezel, Cumhuriyet Döneminin İktisat Tarihi (1923-1950), Ankara : Yurt Yayınları 



1928 yılından itibaren Türk Hükümeti 24 yabancı sermayeli şirketi millileştirmiştir. Bu millileştirmelerin yirmi biri 1933 - 45 döneminde gerçekleştirilmiştir. Bu millileştirmelerle devletçilik politikaları uygulamalarının aynı döneme rast gelmesi dolayısıyla devletçiliğin, genel bir politika olarak yabancı şirketlere karşı tutum oluşturduğu sonucu çıkarılmıştır. Oysa örneğin demiryollarında ki millileştirmenin amacı bu hatların yabancı şirketlerin elinde olmasının neden olduğu stratejik sakıncalardır.

Çöküş sırasında ki imparatorluğun, aynı zamanda bağımsız bir dış ticaret politikası izleyebilme imkanından yoksun bir açık pazar konumunda kalmış olması Cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan sanayileşme politikalarını büyük ölçüde etkilemişti. “Atatürk dönemi olarak adlandırılan 1923-1938 dönemi, kurumları henüz yeterince oluşmamış, hemen hemen tümüyle tarıma dayalı, geniş ölçüde dışa bağımlı ve geri bir ekonomiyi sanayileşmiş, dışa karşı bağımsız, teşkilatlanmasını geliştirmiş, ileri bir ekonomiye dönüştürme çabalarının başlatıldığı yıllar olmuştur.”(6) Bu politika da ülkenin temel ihtiyaç maddelerinin üretimi ve altyapı yatırımlarında kendine yeterlik ilkesi esas alınmıştır. Böyle bir politikanın uygulanabilmesinin ön şartı olarak bağımsız bir dış ticaret politikası öngörülmüştü. Cumhuriyetin ilk yıllarında yabancı sermayeye karşı katı, olumsuz, bir tavır söz konusu olmamıştır. Erzurum kongresinde kongre kararlarının yedinci maddesinde ‘ herhangi bir devletin fenni, sınai, iktisadi yardımını memnuniyetle karşılarız’ hükmü yer almıştır. “Atatürk’ün genel ekonomik politikası, 17 Şubat 1923 tarihinde İzmir’ de toplanan Türkiye İktisat Kongresi açış konuşmasında en özlü ifadesini bulmuştur. İzmir iktisat kongresinin açılış konuşmasında Atatürk ‘ ekonomi alanında düşünür ve konuşurken zannolunmasın ki yabancı sermayeye karşıyız. Bizim memleketimiz geniştir. Çok emek ve sermayeye ihtiyacımız var. Yabancı sermaye bizim emeğimize katkıda bulunsun ve bizimle onlar için yararlı sonuçlar versin’ diyerek tutumunu sergilemiştir.”(7) Atatürk Bunun dışında nutuk’ da mevcut söylevlerinde de yabancı sermayenin öneminin altını çizmektedir.(8) Atatürk döneminin iktisat bakanı Mahmut Esat Bozkurt da kanunlara saygılı olan yabancı sermayeye Türkiye’ nin diğer ülkelerden daha fazla ayrıcalık tanıyacağını söylemiştir.

Cumhuriyet döneminde yabancı şirketlerin Türkiye’ de geniş yatırımlara girişmemelerinin sebebi bu dönemdeki siyasi kadronun yabancı sermayeye karşı isteksiz olmasından değil, fakat büyük şirketlerin artık Türkiye’ de kapitülasyonlar döneminde elde ettikleri sınırsız ayrıcalıkları bulamamalarından ileri gelmekteydi. Gerçekte yabancı sermayenin yerli sermaye karşısında bir imtiyaz haline gelmesinden endişe duyulurken, aynı endişenin bizzat yerli sermaye tarafından duyulduğu şüphelidir. Çünkü zamanın büyük sermaye sınıfları ve sanayicisi, yabancı şirketlerin, ithalatçı niteliğinde ki temsilcisi durumundaydı.

Türkiye’ de yabancı sermaye ile ilgili ilk mevzuat 1925 yılında yürürlüğe giren 1447 sayılı Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsaları Kanunudur. Bu kanun döviz kontrolünü düzenlemiştir. Bu yasayla borsalarda serbest işlem gören yabancı hisse senetleri alışverişleri denetim altına alınmıştır. Bunu 1930 yılında Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu izlemiştir. Bu kanunun amacı ise döviz ve yabancı sermaye hareketlerini düzenlemek ve denetlemektir. Bu kanun 1947 yılına kadar, Türkiye’ de yabancı sermayeyi engelleme politikasının bir aracı olarak kullanılmıştır. Bu dönem, yabancı sermayenin engellenmesi dönemi, bu kanuna ilişkin olarak çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararı ile (22 Mayıs 1947 tarihli ve 13 sayılı karar.) son bulmuştur. Bu kararla yabancı sermayenin geliş şekli, transferi, amacı hakkında ek düzenlemeler yapılmıştır.


(6) Gürkan Çebecican; Atatürk döneminde para-kredi siyaseti ve kurumlaşma hareketleri Ankara s.1
(7) Fer, Muslih’ in Konuşması; Atatürk dönemi ekonomi politikası Ankara,sh.1
(8) Söylev.shf: 228-229, 227, 231.



DEVAM EDECEK;


.