6 Aralık 2018 Perşembe

17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu Olarak Bilinen olayın SONUÇLARI., BÖLÜM 2

17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu Olarak Bilinen olayın SONUÇLARI., BÖLÜM 2



“Soruşturma UYAP’a Kayıtlı Değildi” İftirası.,


Söz konusu örgütün, yolsuzluk soruşturmalarını itibarsızlaştırma adına, toplumun büyük bir kesiminin bilgisinin olmasının mümkün olamayacağı teknik konularla ilgili ürettikleri yalanları kullandıkları, bunun da algı operasyonlarının bir sistematiği olduğu anlaşılmıştır.

Operasyonun hemen akabinde, ilgi (a) sayılı soruşturmanın Ulusal Yargı Ağı Projesi’ne (UYAP’a) kayıtlı olmadığı ve böylece soruşturmanın UYAP’tan saklandığı/sakınıldığı ile ilgili iftiraların yaygınlaştırıldığı görülmüştür. Oysa adliye pratiği olan herkesin bileceği gibi, soruşturma ile ilgili işlemlerin tümü UYAP üzerinden gerçekleştirilmektedir ve başkaca bir pratik, teknik olarak mümkün değildir. Soruşturma numarasının mevcut olması o soruşturmanın UYAP’a kayıt edildiğinin en büyük delilidir. Bahse konu soruşturma 2012 yılında 120653 sayısı ile UYAP’a kayda girmiştir. (Bu soruşturma numarasını veren UYAP sisteminin kendisidir) Bahse konu soruşturmada, belki 30 farklı mahkemeden alınmış 100’e yakın karar bulunmaktadır ve bu karar tarihleri 14 aylık uzun bir süreye yayılmıştır. Bilindiği üzere savcılık makamı mahkemeden taleplerini UYAP üzerinden yapar ve mahkemeler de UYAP üzerinden kararlarını verir. UYAP’a kayıtlı olmayan bir soruşturma ile ilgili bir konunun savcılık tarafından mahkemeye sevki veya mahkemenin kararı teknik olarak mümkün değildir. Soruşturma dosyasındaki bu işlemlere dair tüm kayıtlar UYAP’ta bulunmaktadır.
Tüm bunlara rağmen, söz konusu örgüt tarafından, yolsuzluk soruşturmasını yürütenlerin kötü niyetle hareket ettikleri algısını kamuoyunda oluşturmak için bu derece mantıksız ve ucuz bir iftira yöntemi kullanılmıştır. 
“Operasyondan Üstlerin Bilgisi Yoktu” Manipülasyonu.,

Söz konusu örgütün, soruşturmayı yürütenlerin kötü niyetli olduğu algısını kamuoyunda oluşturmak için başvurduğu manipülatif söylemlerden biri de idari üstlerin bu adli soruşturmadan haberdar olmadıklarıdır.
Adli Kolluğun, adli amiri Cumhuriyet Savcısıdır. Soruşturmanın amiri ve sahibi savcıdır. Adli kolluk sorumlusu Şube Müdürüdür. Bahse konu soruşturmanın adli kolluk sorumlusu ise Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürüdür. Adli Kolluğun idari amirinin (idari üstlerinin), adli soruşturmalarla ilgili bir tasarruf yetkisi veya bilgi sahibi olmasını gerektirecek bir konumu yoktur. Adli kolluk sorumlusunun (Şube Müdürünün) halihazırda yürüyen ve mahkemece verilmiş Kısıtlılık (Gizlilik) Kararı bulunan adli bir soruşturma hakkında idari üstlerine bilgi verme sorumluluğu ve hatta yetkisi yoktur. Tüm bu hususlar mevzuat hükümleri ile sabittir. Çünkü bu uygulama, bağımsız yargının yürütme erki tarafından tahakküm altına alınmamasına yönelik Anayasa’da belirtilen Kuvvetler Ayrılığı ilkesinin en temel uygulamalarındandır.
Hatta bu konu o kadar açıktır ki, 17 Aralık 2013 tarihinden sonra, Adli Kolluk Yönetmeliği’nde bu hususları belirleyen maddeler üzerinde değişiklik yapılmış, ancak bu değişiklik Danıştay tarafından Anayasa’ya aykırılık sebebiyle iptal edilmiştir.
Açıkça görüldüğü gibi, o dönem Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından yapılan uygulama başta Anayasa olmak üzere mevzuata uygundur. Ancak aşağıda detaylarıyla anlatılacağı üzere bahse konu örgüt tarafından, mevzuata uygun hareket eden kolluk görevlileri, aynı örgütün medya ayağı tarafından üretilen bu tür manipülasyonların senkronizasyonunda görevden alınmış, yerlerine atanan görevliler ile birlikte sistematik olarak Anayasa’nın kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı bir şekilde bağımsız yargı işlemleri tahakküm altına alınmış, Cumhuriyet Savcılarının talimatları ve mahkemelerin kararları kolluk amirleri tarafından yürütme erkinde görevli örgüt yöneticisinin onayına sunulmuş ve uygulanması gereken talimat ve kararlar burada takılmıştır.

“Hedef, Hükümeti Yıpratmak” İftirası.,

İlgi (a) sayılı soruşturma en başından itibaren “Rıza SARRAF liderliğindeki grubun örgüt halinde suç işlediği şüphesi” ile başlayıp bu eksende devam etmiş, 17 Aralık 2013 tarihinde yapılan operasyon da bu minvalde gerçekleştirilmiştir. Takibi yapılan suç örgütünün, rüşvet verme eylemlerinde rüşvetin o dönem (3) bakana gönderildiği, takibi yapılan şüpheliler üzerinden elde edilen somut delillerden anlaşılmıştır. Hukuk önünde herkesin eşit olduğu ve adalet karşısında herkesin hesap verebilirliği inancıyla, rüşvetin hangi kamu görevlisine verilirse verilsin suç olmaktan çıkmadığı yasalarla da ortada olduğundan bahse konu soruşturmada, suç teşkil eden bu hususlara değinilmekten çekinilmemiş, kanunun verdiği görev tarafımızca yerine getirilmiştir.
Ancak 18 Aralık Hukuka Darbe Örgütü, ilgi (a) sayılı soruşturmada hukuka uygun toplanmış delillerin bazı hükümet üyelerini suç şüphesi altında bırakmasını, soruşturmayı yapanların hükümeti yıpratma girişimi olarak topluma lanse etmiş, kolluğun ve savcılığın görevini yapma ve lehe ve aleyhe delilleri toplama zorunluluğu hakkında en ufak bir tartışmaya girmeden direk kötü niyet addederek iftirada bulunmuştur.
Halbuki soruşturmayı yürütenler, lehe ve aleyhe tüm delilleri toplamakla mükelleftir ve yolsuzluk soruşturmalarında da böyle uygulanmıştır. Şöyle ki, ilgi (a) sayılı soruşturma kapsamında elde edilen somut deliller neticesinde, takibi yapılan Rıza SARRAF liderliğindeki örgütün belli başlı işler karşılığında o dönem bakanlık yapan M. Zafer ÇAĞLAYAN, Muammer GÜLER ve Egemen BAĞIŞ’a haksız maddi menfaatler sağladığı anlaşılmış, takibi yapılan örgüt yönüyle bu hususlar fezlekede belirtilmiştir. Ancak fezlekede hükümet üyelerinin adının geçtiği tek konu/konum bu değildir. Devlet Bakanı Ali BABACAN ve Maliye Bakanı Mehmet ŞİMŞEK’in de adları bahse konu fezlekede (ve raporda) geçmektedir. Ancak bu bakanların adı fezlekede/raporda, takibi yapılan bahse konu örgütün rüşvet verdiği bakanlar olarak değil, örgütün, rüşvet eylemlerini deşifre etmesinden çekindiği/örgütün, illegal iş ve işlemlerini deşifre etmesinden çekindiği/örgütün rüşvet vermeye çekindiği/şüphelilerin, rüşvet ilişkisi içerisinde oldukları bakanlardan farklı mizaçta olduklarını belirttikleri/örgütün kendilerine şikâyet edilmekten korktuğu bakanlar olarak geçmektedir. Bu hususlar soruşturma kapsamındaki fezleke ve Meclis’e gönderilmek üzere hazırlanan raporda detaylıca anlatılmış, bu (2) bakanımız soruşturmada rüşvet almayan Gümrük Görevlisi “Memur Teoman” gibi adeta övülmüştür.




Bu konu 18 Aralık Hukuka Darbe Örgütü tarafından kesinlikle dile getirilmemiştir. Bu sebeple soruşturmayı yürüten ve fezlekeyi/raporu yazan görevliler hakkında, hükümeti yıpratma iftirasının hiçbir tutarlı yanı olmadığı görülmektedir. Hükümeti yıpratma gibi bir niyetimiz olsa (ki böyle bir niyete dair en ufak bir emare gösterilemez), hükümet üyesi bu (2) bakanın takdire şayan duruşu neden fezleke ve raporda yazılsın ki? Hakkımızda bu tür iftirayı atanlar, bu soruya asla tutarlı bir cevap veremeyeceklerdir.
Eğer ortada hükümeti ve itibarını bir yıpratma varsa, bunu yapanlar görevini hakkıyla ve cesurca yapmak suretiyle suç ve suçun karşısında olanlar ve ahlaki duruşlarıyla suçluların kendilerine rüşvet teklif etmekten çekindikleri görevliler değil, maddi menfaat arzularına yenilip rüşvete bulaşarak rüşvet aldıkları suçluları koruyup kollama gibi bir ahlaksızlığa gebe kalanlardır. Kaldı ki medyada yayınlanan ve 17 Aralık’tan 8 ay önce MİT’in hazırladığı anlaşılan (ve yalanlanmayan) bilgi notunda, hükümeti zora düşürecek şahıs ve ilişkilerinin neler olduğu açıkça belirtilmiş olduğu görülmektedir.

HUKUK FİİL VE DELİLLERE BAKILARAK, FAİLİN KİM OLDUĞUNA DEĞİL, BİRİLERİ ÜZÜLMESİN/BİRİLERİ SEVİNSİN BİZİ BAĞLAMAZ, HUKUKUN BÖYLE BİR LÜKSÜ YOK




“17 Aralık Darbesi” ve “17 Aralık Başarılı Olsaydı …” İftiraları.,

Darbeler hiçbir demokratik hukuk devletinde kabullenilebilir bir yanı olmayan hukukun askıya alınma dönemleridir. Darbe, Anayasa başta olmak üzere yasalara aykırı uygulamalarla kuvvetler ayrılığının ihlal edilmesi, hak ve hürriyetin ortadan kalkması, devletin işletme sisteminin bozularak adalet ve yasama uygulamalarının bertaraf olması, keyfi idari uygulamaların alabildiğine yayılmasıdır. Darbenin ilk belirtisi, devletin DNA’sı olan Anayasa’ya aykırı uygulama ve işlemlerin meşrulaştırılmasıdır.

Ülkemizin ve milletimizin darbeler ile ilgili maalesef çok kötü tecrübeleri vardır. Bu konuda milletimizin hassas olduğu herkesçe bilinmektedir. 18 Aralık Hukuka Darbe Örgütünün, yolsuzluk soruşturmalarını örtbas etmede bu hassasiyeti kullandığı, bağımsız yargıyı ve adli işlemleri (adli talimat ve kararların uygulamasını) tahakküm altına alırken, faili olduğu eylemi, görevini yaparak yolsuzluk soruşturmasını yürütenlere isnat etmekten geri durmamıştır. 
Başta şunu söylemek gerekir ki; 18 Aralık Hukuka Darbe Örgütünün, darbecilik iftirasıyla suçladığı bu görevliler arasında, ülkemizin son dönemlerinde darbelere karşı kelle koltukta mücadele edenler ve bu adli soruşturmalarda görev alanlar da bulunmaktadır. Yargıtay tarafından onanan darbe örgütlerine karşı yürütülmüş soruşturmalar, yıllardır siyasi rantlara meze yapılmasına rağmen her nedense 18 Aralık tarihi itibariyle birer komplo olarak ilan edilmiştir. Açıkçası 18 Aralık günü icraatına başlayan 18 Aralık Darbe Örgütü, ilk olarak türdeşlerini aklamakla işe başlamıştır.
Şunu tekrar vurgulamakta fayda var ki; ilgi (a) sayılı soruşturma, baştan sona hukuka uygun olarak yürütülen, delilleri -olması gerektiği gibi- savcı talimatı ve mahkeme kararlarına istinaden hukuka uygun olarak toplanan ve hiçbir merhalesinde en ufak bir hukuka aykırılık bulunmayan BİR YOLSUZLUK SORUŞTURMASIDIR. Hem de Türkiye Cumhuriyeti tarihinin şuana kadar görebileceği en somut ve en ciddi delilleri ihtiva eden bir soruşturmadır. Her yönüyle hukuka uygun rutin bir yolsuzluk soruşturmasının, her yönüyle hukuka ayrılık ihtiva eden Darbe şeklinde, kanunen görevini ifa edenlerin de ancak cebir ve şiddet kullanarak anayasaya aykırı işlem yapanların tanımlanabileceği Darbeci şeklinde tarif edilmesi, akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Kaldı ki Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü olarak ilk defa bir yolsuzluk operasyonu gerçekleştirilmemiştir. Bundan önce CHP’li Maltepe, Avcılar, Kadıköy ve Sarıyer Belediyelerine de aynı şube tarafından (tarafımızca) soruşturma yürütülmüş ve operasyon gerçekleştirilmiştir. Ancak bunların hiçbirisi, hiçbir kimse tarafından bir darbe olarak nitelendirilmemiştir.

Bu şekildeki iftiralarda kullanılan bir illüzyondan da bahsetm
Yoo, polisiye anlamda gayet başarılı bir operasyondu
Başarısız diyerek (İLİZYON) (eğer darbe olsa sonuçları ortada olmadığı için)
Darbelerde Meclise gönderilmez, meclisten kaçırılır
TBMM’de açın bakalım darbe mi değil mi

“Sızdırma” İftirası.,

Operasyondan önce sızma olmamıştır. Avukatların veya adliyenin
YeniAkit’in fiziki takibi yayınlaması, SELVİ
İkamet Aramaları (Recep Abinin olayı)
Sızma operasyondan önce olur, aynen şuan yapıldığı gibi

Bu hususları burada bahsetmemizin sebebi, aşağıda detaylarıyla değinileceği üzere, bu tarihten sonra bahse konu soruşturma ile uzaktan yakından alakası olmayan varsayım ve iftiralarla soruşturma ve soruşturmada göre alanlar yıpratılmaya ve itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Bu konuda burada ve aşağıda yapılan açıklamalar, hakkımızdaki iftiralara cevap (savunma) mahiyetindedir.

25 Aralık (2012/656) Soruşturması.,

Kamuoyunca 25 Aralık dosyası olarak bilinen soruşturma, 1,5 yılı aşkın bir süre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı uhdesinde yürütülen adli bir soruşturmadır. Kayıtlı numarası 2012/656 olan soruşturma o dönem TMK 10. Md. İle yetkili kısımda görevli Cumhuriyet Savcısı Muammer AKKAŞ’IN talimatları ile olgunlaşmıştır. Soruşturma ile ilgili kamuoyunun bazı yanlış yönlendirmelere maruz kaldığı soruşturmada görev alan aşağıda adı yazılı personel tarafından gözlemlenmiştir. 
Öncelikle soruşturma İhaleye Fesat Karıştırmak, Rüşvet, Nüfuz Ticareti, Resmi Belgede Sahtecilik, Soruşturma Gizliliğini İhlal, Tehdit, Usulsüz İşlemlerle Kamu Zararına Neden Olmak (Nitelikli Dolandırıcılık), Suç İşlemek Amacı İle Örgüt Kurmak Ve Yönetmek suçlarını araştırmak ve şüphelilerin tam tespiti ile somut delillerin ortaya konması amacıyla yürütülmüştür. Dosya kapsamında büyük çoğunluğu yolsuzluk konulu çok sayıda suç fiili tespit edilmiş ve tespit edilen hususların şüpheli şahıslar arasındaki telefon görüşmeleri, mahkeme kararlarına istinaden yapılan fiziki takipler ve alınan görüntüler ve bilirkişi raporları ile delillendirilmesi yoluna gidilmiştir.
Soruşturma kapsamında kamuoyunda yer alan asıl iddiaların aksine R. Tayyip Erdoğan, oğlu Bilal Erdoğan veya herhangi bir yakını-kızı, damadı, kardeşi vs.- dinlenmemiştir. Aynı şekilde fiziki takibe konu edilmemiş, görüntüleri alınmamıştır. Tüm bunları soruşturmada görevli adli kolluk personeli olarak ifade etmekteyiz. Ayrıca yasama dokunulmazlığı olan herhangi bir milletvekili, bakan vs. de dinlenmemiş veya takip edilmemiştir. 
Soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na hitaben yazılan yazıda (fezlekede) Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan hakkında “Dönemin Başbakanı” ve “Örgüt Lideri” ifadeleri de kullanılmamıştır. 
Soruşturma süresince tespit edilen hususlarda;

Öncelikle Suç İşlemek Amacı İle Kurulan Örgütün işleyişi, yapısı ve özellikleri, kamu nüfuzunun maksimum düzeyde nasıl kullanıldığı ele alınmıştır.
Sonrasında kamu kaynaklarının körfez sermayesi olarak adlandırılan Yasin El Kadı, Muaz Kadı, Usame Kutub gibi şahıslar için seferber edildiği, bunda N. Bilal Erdoğan’ın etkisi ve Başbakanlık Yatırım ve Destek Ajansı Başkanı M. İlker AYCI ile diğer örgüt üyelerinin körfez sermayesi için seferber oluşu mahkeme kararları ile elde edilen maddi delillerle ortaya konmuştur. Bu safhada Yasin El Kadı Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde devletin en üst düzey kaynakları kullanılarak ağırlanırken, bundan dönemin T.C. Başbakanı R. Tayyip ERDOĞAN’IN haberdar oluşu da dikkat çekici olarak yerini almıştır. Kamuoyuna sızdırıldığı anlaşılan görüntülerde de Yasin El Kadı’nın BM Terörle Bağlantılı Kişiler listesinde olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına adımını atmasının dahi yasak olduğu dönemde T.C. Başbakanı R. Tayyip ERDOĞAN ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile de görüşmeler yaptığı anlaşılmakla birlikte bu iddialar doğrudur ve soruşturmada şüpheli Yasin El Kadı’nın ifadesinde sorulması gereken benzer çok daha fazla husus dosyada mevcuttur.  Bu safhada ayrıca Yasin El Kadı’nın suç işlemek amacı ile kurulan örgütün 1. Grubunun Lideri olduğuna ve şahsın Başbakan R. Tayyip ERDOĞAN’IN nüfuzu ile tamamladığı suça konu eylemlere yer verilmiştir.

Bir sonraki bölümde de R. Tayyip ERDOĞAN’IN yakın arkadaşı olması münasebeti ile adı kamuoyunda sıkça zikredilen M. Latif TOPBAŞ’IN liderliğini yaptığı 2. Gruba yer ayrılmıştır. Bu safhada da Başbakanlık Müsteşar Yardımcılarından İbrahim KALIN’IN da şüphelisi olduğu bazı suça konu eylemlere yer verilmiş olup, bu eylemler kapsamında, nüfuz ticareti/rüşvet, Kadıköy 3. İcra Dairesince çıkılan bir ihaleye fesat karıştırmak, dönemin Başbakanı R. Tayyip ERDOĞAN vasıtası ile sit alanları ile ilgili yapılan usulsüzlükler ve Urla villalarına yer verilmiştir.

N. Bilal ERDOĞAN’IN -her ne kadar teknik ve fiziki takibi yapılmasa da- örgütün 3. Grubunun başında olduğu ve TÜRGEV adına suça konu eylemleri takip ettiği, rüşvet, nüfuz ticareti ve tehdit yöntemleri ile TÜRGEV lehine arazi ve para topladığı tespit edilmiştir. Ayrıca örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları görüşmelerden TÜRGEV adına verilen tüm hayati kararların R. Tayyip ERDOĞAN tarafından verildiği ve vakfın gizli yöneticisinin R. Tayyip ERDOĞAN olduğu anlaşılmıştır.

Soruşturmaya konu suç gruplarından bir diğeri de yasama dokunulmazlığı olmayan bazı şüpheli işadamlarının yapılan teknik ve fiziki takibinde dönemin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali YILDIRIM’IN bu işadamlarına Başbakan R. Tayyip ERDOĞAN’IN talimatı ile kamuoyunda havuz medyası olarak bilinen bazı TV kanalı ve gazetelerin Ömer Faruk KALYONCU’NUN başına geçeceği Zirve Holding tarafından satın alabilmesi için rüşvet toplattığı, bu işlemleri danışmanı Ömer SERTBAŞ’IN takip ettiği, şüpheli şahısların yapılan teknik ve fiziki takibinde dönemin Başbakanı R. Tayyip ERDOĞAN’IN konuyu hassasiyetle takip ettiği ve paraların bir an önce toplanmasını istediği anlaşılmıştır. Bu iş adamlarının aynı zamanda TCDD ve Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından çıkılan ihaleler başta olmak üzere Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bünyesinde çıkılan ihaleleri kendi aralarında paylaştıkları da soruşturma dosyasına girmiştir.,

Örgütün diğer bir grubu olan 5. Grubun liderliğini de Kalyon Grup’un başındaki O. Cemal KALYONCU’NUN olduğu anlaşılmıştır. Bu grubun da etkin bir şekilde kamu ihalelerini takip ettiği ve Karayolları Genel Müdürlüğü Yetkililerini de etki altına alarak-rüşvet vs.- ihalelere fesat karıştırdıkları tespit edilmiştir.
Buraya kadar çok özet ve kısa bir şekilde yer verilen hususlar 2012/656 sayılı soruşturma dosyasında ayrıntılı olarak mevcuttur. Soruşturma kamuoyunda bazı basın ve yayın organları tarafından aktarılanın aksine yasama dokunulmazlığı olan herhangi biri hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki koruma tedbirleri uygulanmamıştır.

Dosya vahim denilebilecek düzeyde yolsuzluk iddialarından müteşekkildir ve iddialar tamamen somut delillere dayandırılmıştır. Görüldüğü gibi dosya bir “darbe” teşebbüsü iddiasından son derece uzak, tamamen yasal delillerden müteşekkildir. Kamuoyunca detayları henüz bilinmeyen bir soruşturma dosyası ile ilgili darbe iddiaları bir o kadar mantığa aykırıdır.
17 ve 25 Aralık Soruşturmaları Birer Darbe Girişimi midir?

17 ve 25 Aralık tarihlerinde dönemin Başbakanı halen Cumhurbaşkanı olan R. Tayyip ERDOĞAN tarafından dile getirilen ve iftira niteliğindeki söylemlerde (her zamanki akabinde bazı basım yayın organları, siyasetçiler ve köşe yazarları tarafından sıkça tekrarlanmak koşulu ile) 17 ve 25 Aralık ile adı özdeşleşmiş olan İstanbul cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2012/120653 ve 2012/656 sayılı soruşturmaları ile bir “darbe” yapılmaya teşebbüs edildiği, bunun da emniyet mensupları ve savcıların da bir maşası olduğu “paralel” bir örgüt tarafından yerine getirilmek istendiği ancak başarısız olduğu iddia edilmiştir. Daha da ileri gidilerek bu operasyonlarla dönemin Başbakanı olan R. Tayyip ERDOĞAN’IN Yassıada benzeri mahkemelerde yargılanacağı, hapse atılacağı iddia edilmiştir! Mantıki ve hukuki izahtan tamamen uzak bu iftiraların atılma sebebi de diğer iftiralar gibi kamuoyu algısını manipüle etmek, 18 Aralık darbesi ile ortaya çıkan bir suç örgütünün karalama ve dezenformasyon çalışmalarına konu etmek, 17 ve 25 Aralık olarak bilinen soruşturmaların yürümesini engellemektir. Atılan iftiralara dair izahatlar aşağıdaki gibidir.

3 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

1 yorum:

  1. Gelinen nokta çok acı 

    tus forumlarında “...Bundan 7-8 kadar yıl önceydi. 5-6 defa girdiğim ÜDS lerden 50-60 arası alıp duruyordum. Meşhur bir TUS dersanesinin Meşhur bir sahibi -ki iyi İngilizce bilmesi ile de tanınır- yerime ÜDS ye girebileceğini söyledi. "Sen de sarışın gözlüklüsün ben de, kimse anlamaz bile, ben böyle çok kişiye ÜDS-KPDS kazandırttım" dedi. Tabi teklifini "bütün akademik hayatımı b.k çukurunun üzerine bina edemem" diyerek reddettim. 1-2 sınav daha sürünüp kendim 71'imi aldım. Eğer yakalanırsa "sevgili JOKER abimin" aleyhine tanıklık ederim. Allah islah etsin, bir adamın her işi mi YAMUK olur ya?”

    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=4964&page=62
    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=10037
    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=4309
    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=9306
    bundan çıkan anlatılan ve ya kanaatimize göre anlatılmayandan hissedilen anlam tusdata tus hazırlık dersanesinin paralel yapi feto Fethullah Gülen cemaatine genç klinisyenler yapılanması içinde herkesten farklı özel ve çok fazla kontenjan ayırdığı ve iyilik yapmak icin ücretsiz aldığı kişisel verileri yasadışı kaydettiği yani fişleme yaptığı.. tusdata ve veya uz.dr sami selçukbiricik in sponsoru olduğu drtus.com tus forumunda obunme ve guc gösterisi olarak anlatılan ösym den bilgi sızdırmalarını maddi güç ve fethullah gülen fetö paralel yapı veya cemaat örgüt bağlantısı olmadan nasıl yapılabileceği şayanı hayret bir konu olarak şüpheleri celbetmekte haklıdır tusdata ve veya sahibi uz.dr. sami selçukbiricik feto paralel fethullah gülen mensubumudur iskenderpaşa hakyol mensubu mudur bilinmez ve olsa da olmasa da özel hayatı kendi tercihidir saygı duyulmalı ancak ilişkiler ağı ağacın kurdu/ Mustafa Önselin kitabındaki gibi rahatsız edici giriftlikte.. Bu arada ösym nin sınava başkasının yerine girdiği tespit edilen tus Dersanesi sahibi ifadesi ile kamu oyunun anladığı kişinin büyük ihtimalle uz Dr Sami selçukbiricik olduğu kanaati oluşuyor. Ösym nin ve uzman doktor sami selçukbiricik in de aksi bir beyanı yok ..soruşturmaların akamete uğraması bu ortamda bu bağlantılarla ve tusdata maddi sponsorluğunda yayın yapan dr tus sitesinde Drtus.com tus forum sitesi moderatörlerinin ösym ve yök te tanıdıkları olduğu ve maddi gücü fazla olduğu icin ösym de yök te muhatap kabul ediliyor itibar goruyor beyanları zaten malumun ilanı bir durum .
    ÖSYM kampanyaları ile bir yandan tusdata bir yandan STV ve zaman gazetesi bir yandan taraf gazetesi ile ÖSYM'nin şifre ve hatalı soru ve sınavlarla gündeme gelirken kpss, ve polis hakim sınavları yolsuzluğunun unutturulduğu gündemin ösym ciddiyetsizliğiyle yaptığı hatalı sorular üzerinden kampanyalarla her sınav döneminde ösym yolsuzluğu gündeminin değiştirilip kpss sınavı ve diğer sınav soru çalmalarının ve siyaset ,ÖSYM ve yök teki kirli bağlantıların, irtibatlı kişiler ali veli halil delil isa musa sema fatma her kimse bunlar ayıklanmadığı gerçeğinin örtüldüğü . .
    Kanser gibi hasta hastalıklı bir ilişki zinciri değil mi
    Her sınavda sorular alındı mı çalındı mi sızdı mi sızdırıldı mi kaygısı yersiz Mi? Ateş olmayan yerden duman çıkar mı

    YanıtlaSil