Mustafa ÖZTÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa ÖZTÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2017 Cumartesi

YENİ ANAYASA YAPILIRKEN TEMEL MADDELERE DOKUNULMAMALI!?

YENİ ANAYASA YAPILIRKEN TEMEL MADDELERE DOKUNULMAMALI!?


Mustafa ÖZTÜRK
bilgiyurdu@hotmail.com
Bilğiyurdu Dergisi
Sayı 53 Ocak-Şubat yıl 2016


2016’nın geniş bir bölümünde yeni anayasaya ve rejim tartışması yapılacak. Çünkü AKP, 1 Kasım’dan aldığı güçle “başkanlık sistemini”ni dayatmaktadır. 
Muhalefet partileri karşı olduklarını söylediler ama başkanlık sistemi dahil her şeyi tartışabileceklerini beyan ederek AKP’ye yol açtılar. 

Bize göre yanlış yaptılar. Zira, tartışılacak konular vardır, tartışılmayacak konular vardır.

Meselâ, seçim barajı, bakanlık sayısı gibi konuları tartı- şabilirsiniz ama devletin şeklini, Cumhuriyetin niteliklerini, devletin bütünlüğünü, resmî dili, bayrağı, 
millî marşı ve başkenti tartışamazsınız. Aynı şekilde, egemenliğin millete ait olduğunu, Türk vatandaşlığı tanımını, “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür.”  maddesini tartışamazsınız.

Kuvvetler ayrılığını hukukun üstünlüğünü tartışamazsınız. Kısacası TC Anayasasının 1’nci, 2’nci,3’üncü,4’üncü, 6’ncı, 66’ncı 123’üncü,127’nci maddeleri tartışılmamalı, aynen kalmalıdır. Çünkü bu maddeler, devletin üniter ve millî yapısını oluştururlar.

MHP ve CHP’nin ilk 4 madde vurgusu doğrudur ama yeterli değildir. Bu maddeleri sözde bırakabilecek yazımlara da dikkat etmeleri gerekecektir.
Biliyoruz ki AKP, kişiye özel bir anayasa yapmaya gayret ediyor; bütün çabaları sayın Erdoğan’ı başkan yapmak.

Başarabilirlerse fiili durumu yasaya bağlamış olacaklar ama Türkiye, 140 yıl geriye gidecektir. Çünkü, 1876’da Kanun-i Esasi ile sultanın yetkisi kısıtlanmıştı, 
2016 da yeni anayasa ile yeni sultana yeni ve görülmemiş yetkiler verilmiş olacak.

Siyasi parti yöneticilerinin demokrasi söylemleri bir yalandan ibaret... Bunlar demokrat olsalar, önce Siyasi Partiler Yasası’ndaki ve tüzüklerindeki antidemokratik maddeleri kaldırırlardı. Dolayısıyla bunlardan temel hak ve özgürlükleri esas alan bir anayasa beklenmemeli.
Elbette ki Türk milleti mevcut anayasadan daha iyi bir anayasaya lâyıktır. Ancak bugünkü TBMM’den böyle bir Anayasa çıkacağını hiç sanmıyorum. 

Elde olanı da kaybedebiliriz.

Yani “yeni anayasa” yı görüşmeye razı olmak bir riski yüklenmektir. CHP ve MHP bu riski kabul ettiler.
AKP’nin “Başkanlık”, HDP‘nin “Özerklik” taleplerine, her ikisinin temel maddelerdeki birlikteliklerine bu iki partinin nasıl karşı koyacaklarını hep beraber göreceğiz.

Mevcut Anayasa’nın (1982 Anayasası) Askerî darbe ürünü olduğunu söyleyebilirsiniz. Ancak bu Anayasa’nın 7 Kasım 1982’de halkoyuna sunularak kabul edildiği,  geçen zaman içinde 105 Maddesinin değiştirildiği ve 12 Eylül darbesine ait izlerin silindiği de dikkate alınmalıdır.

Genelde bütün anayasalar bir ihtilâl ve inkılâbın sonunda yapılmıştır. Eğer AKP’nin istediği başkanlık sistemini getiren bir anayasa yapılır ve halka kabul ettirilir  ise bu anayasa da AKP’nin gerçekleştirdiği sivil darbenin bir sonucu olacaktır. Çünkü bunlar, emirleri altındaki medya, sivil toplum örgütleri ve iktidar imkânları  sayesinde algı operasyonları yapabiliyor ve karayı ak gösterebiliyorlar.

Millî ve üniter Türkiye›yi de yeni anayasa ile çok dilli, çok kültürlü bir yapıya dönüştürebilirler.
Yukarıda saydığımız maddelerinin değiştirilmesi veya kaldırılması halinde Türk tarihinde 23 Nisan 1920 ile başlayan dönem sona ermiş olacaktır. 
Bu kadar büyük ve korkunç bir kötülüğü milletimize yaparlar mı dersiniz?

2016’DA NELER OLACAK?

2016 yılı Türkiye için sorunların artarak devam edeceği bir yıl olacağa benziyor. Emperyalist devletler, terör yoluyla Türkiye’yi baskı altında tutmaya çalışıyorlar. 
Bu nedenle 2016’da da Türkiye terörün hedefinde olacaktır.

İktidar, gevşemeden, yılgınlık göstermeden, hatta yeni önlemler alarak terörle mücadeleye devam etmelidir. İç ve dış etkilerle terör örgütleriyle masaya oturma  yanlışını yapmamalıdır.

Rus uçağının düşürülmesi ile başlayan kriz, başımızı çok ağrıtıyor ve ağrıtmaya devam edecek. AKP iktidarının millî çıkarlarımızla bağdaşmayan yanlış 
Suriye ve Irak politikalarının acı sonuçlarını Türk milleti olarak hep beraber yaşayacağız: Bu ülkelerdeki Türklerimiz daha da ezilecek. Rusya’nın ve ABD’nin açıkça desteklediği Kürtçü terör örgütleri yeni mevziler kazanabilirler.

KIBRIS

KKTC’de teslimiyetçi ve tavizkâr bir hükümet iş başında…Bu hükümetin her geçen gün Türkiye’yi dışlamaya devam edeceği anlaşılıyor. Annan Planı’ndan da beter bir anlaşmaya razı olabilirler. Buna izin verilmemeli.Çünkü Kıbrıs, Türkiye’nin güvenliği bakımından, KKTC Hükümeti’ne bırakılmayacak kadar önemlidir.

AHLÂK BUHRANI

Ahlâk buhranı 2016’da da artarak sürecek. Hırsızlık, rüşvet, vurgun, soygun, cinsel istismar ve diğer bütün suç-lar tavan yapacak. 
Çünkü, ülkemizde millî ve insanî duygular kasıtlı olarak zayıflatılıyor. Ülkeyi yönetenler halkakötü örnek oluyorlar.

YUMUŞAK KARNIMIZ

2016’da dış güçler ve piyonları, Suriye ve Irak’takimezhep savaşını Türkiye ye taşımaya çalışacaklar. Yumuşakkarnımızın mezhep farklılığımız olduğunu biliyorlar.
Dinî söylemlerin para ettiğini de gördüler. Her türden dinîakımı kullanacaklardır. 

Aman Dikkat! 

Bu olumsuz tablo karşısında Türk milliyetçilerinin iktidar alternatifi oluşturacak hamleleri yapmaları, Türk milletinin umudu olarak ortaya çıkmaları gerekmektedir.
Önümüzdeki günler kendimize çeki düzen verme, örgütleri kuvvetlendirme, fikir üretme, iktidara hazırlanma günleri olmalıdır.


***

26 Kasım 2016 Cumartesi

İFTİRACI OBAMA KAFKASYA İLE OYNAMA







İFTİRACI OBAMA KAFKASYA İLE OYNAMA


Mustafa ÖZTÜRK
Gündeme Bakış
İnceleme

Anadolu, stratejik önemi çok büyükama zor bir coğrafyadır. Burada ebedikalmamızın birinci şartı, Kıbrıs’ta,Kerkük’te, Kafkasya’da ve Batı Trakya’da da dik durabilmektir. Coğrafyamızın bu ön hatlarında tavizveren, geri adım atan, yani çıkarlarını savunamayanbir Türkiye’nin Anadolu’da özür yaşamaşansı yoktur. Bu bakımdan, Karabağ’daki Ermeni işgalini sadece Azerbaycan’ın sorunu olarak görmekçok yanlış, bir o kadar da tehlikelidir.Soydaşlarımızın yaşadığı sözünü ettiğimizyerler, Anadolu’yu koruyan etten duvarlardır. 

Sarıkamış, Çanakkale, Sakarya ve Dumlupınar şehit ve gazileri arasında bu Türk yurtlarından koşupgelen yiğitler hiç de az değildir. 

Onları unutmamalıyız.

Türkiye, egemen ve özgür bir ülkedir. Bu bakımdan, tüm iç ve dış sorunlarla ilgili politikalarınıkendisi belirlemeli, ABD ve AB’nin küresel çıkarlarının aleti olmamalıdır. Elbette, Türkiye,küresel güç merkezlerini her zaman hesaba katacaktır, katmalıdır; ancak onların diledikleri şekilde oynayacakları bir piyon olmamalıdır.

Bu konuda, Türkiye’nin AB üyesi olmak uğrunaverdiği tavizleri hatırlatırız. Meselâ, Türkiyeyasalardan doğan haklarını kullansaydı, bugünGüney Kıbrıs Rum Yönetimi, AB üyesi olabilir miydi?
ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ni Türkiyedestekledi. Şimdi Irak’ın ne vaziyette olduğunuve Türkiye’ye olumsuz etkilerini herkes görüyor.

ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyaretide duyarlı insanlarımızı çok üzdü.

YUMUŞAK DİKEN OBAMA

Adı Hüseyin, rengi siyah diye kendisineumut bağlayanlarımız olmuştu. Başkan seçilmesidevrim sayılmıştı. Seçim propagandası sırasında söylediği, “Ermeni soykırımını tanıyacağı” taahhüdünübile duymazdan gelmiştik. Onun gizli birMüslüman olduğunu söyleyenler oldu. ABD’nin Türkiye’deki imajını düzeltmek üzere Türkiye’yegelecek denildi. Geldi. Kedimizi okşadı, sevindik.Meğer kedi okşanarak imaj düzeltiliyormuş.
TBMM’de konuşturduk, ayakta alkışladık.Bakınız, ne dedi Obama ve neleri alkışladık? Bizi sevdi mi, dövdü mü siz karar verin:
1915 olaylarıyla ilgili fikirlerim değişmedi.Tarihinizle yüzleşin. Ermenistan’a sınırı açın.Birleşik Kıbrıs’a razı olun. (KKTC tarihe karışır, Türkler azınlık olur.)
Kuzey Irak’taki yerel yönetimi tanıyın.Heybeliada Ruhban okulunu açın.Tabii bunlar, diplomatik bir üslupla söylenensözlerdir. Yumuşak bir üslupla söylendiği
için de bazı milletvekillerimiz anlamı ikinci planaatıp ayakta alkışlamışlardır. Nezaket ve ilginin Obama’yı etkileyeceği ve Türkiye için olumlu
düşünmesini sağlayacağını uman safdiller de olmuşturmutlaka. Ama biz böyle düşünmüyoruz. Milletimiz de böyle düşünmüyor. Milletin vekilleri olanlar, mutlaka,  milletin duygu, düşünce ve onurunu yansıtmalı. Adam, Yüce Meclis’te tarihimize saldırıyor, tüm millî dalarımızla ilgili beyanda bulunup ukalalık yapıyor, aykırı fikirlerini empoze ediyor, sayın milletvekillerimiz ve medyamız da ayakta alkışlıyor.
Söyler misiniz, bunların kaçı Obama’ya 1915’in gerçeğini anlattı? Kaç kişi “ Önyargılı olmayın.

Bizi de dinleyin. Biz de çok acı çektik. Bizim de pek çok ölümüz var. Birkaç yüz bin Ermeni’nin oyu için Türkiye’yi satmayın.” diyebildi? İlgili devlet adamlarımız Obama’ya Türkiye’nin tezlerini ne kadar anlattılar, etkili olabildiler mi, bunları bilemeyiz. Ancak şunu biliriz ki kendi tarihî gerçeklerini anlatamayan milletler,
haklarını koruyamaz ve mahkûm edilirler; suçsuz olsalar bile. Obama’yı çok güzel ağırladık. Ondan beklentimiz, 24 Nisan konuşmasında “soykırım” sözcüğünü kullanmaması… ABD, Türkiye’yi gözden çıkaramaz, diye umduk, yorumlar yaptık. Bakalım neler söylemiş, alkışlarımız yararlı olmuş mu? İlgili bölümü aktarıyorum: “94 yıl önce, 20’inci yüzyılın en büyük katliamlarından biri başladı. Her yıl Osmanlı imparatorluğunun son günlerinde 1,5 milyon Ermeni’nin katledilmesi veya ölüme yürümesini anıyoruz…/… Hiçbir şey, ‘büyük felâket’ ile kaybedilenleri geri getirmez…/… Bugün, dostluk, dayanışma ve derin saygı duygularıyla her yerdeki Ermenilerin  yanlarında duruyorum.” Milletimize karşı ölçüsüz bir kinin ve hakikate karşı çok taraflı bir tutumun ifadesi olan bu sözleri alkışlayacak bir Türk evladı ve haysiyetli bir tarihçi düşünemem.

Bakıyoruz, İngilizce “soykırım” sözcüğü yok ama daha ağır olan Ermenice “Meds Yeghern” sözü var. O kullanılmış. Bu da ‘büyük felâket” anlamına geliyor. 
Ermeniler arasında İsa’nın çarmıha gerilmesi, büyük felâket diye adlandırılıyor. Öyle anlaşılıyor ki 1915’te meydana gelen olaylar, İsa’nın çarmıha gerilip öldürülmesine
benzetilmektedir. Bu çok ağır suçlamaya Obama, Ermenice bir kelimeyle ve onların bakış açılarını da benimseyerek katılmış oluyor. Obama, 1,5 milyon Ermeni’nin katledildiğini söylüyor ki çok büyük bir iftiradır. Çünkü, o yıllardaki Ermeni nüfusu, Batılı tarihçilere göre zaten 1,5 milyondur. Bunlar öldürüldüyse, bugün yaşayan milyonlarca Ermeni nereden geldi?

Obama tarih bilmiyor. Tek yanlı propaganda kitapları okumuş. Hâlbuki ciddi ve tarafsız kitaplar okumuş olsaydı, 1915 olaylarının karşılıklı bir çatışmadan başka bir şey  olmadığını anlayacaktı. Obama, Türkiye’yi hiç önemsemediğini gösterdi. Böylece, Türkiye ziyaretinin bir taktik gezisi olduğu ortaya çıktı. Türk milletine iftira atan Obama, başkanı olduğu devletin sicilini hiç sorgulamıyor: Irak’ta 1,5 milyon Müslüman’ı kimler katletti?

ABD, Irak’ta ne arıyor?

Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atıp bu kentleri canlı bırakmayıp yok eden ve nükleer çöle çeviren; kitle imha silahlarını mazlum uluslar
üzerinde deneyen kimdir? Meçhul bir gezegenden gelen yaratıklar mı? ABD’nin bu yüz kızartıcı eylemleri, kendileri açısından zafer sayılmaktadır.
Çünkü, emperyalizmin vicdanı yoktur. Obama’nın yüzü gibi vicdanı da kara çıktı.
Eski ABD başkanları bu kadar ölçüsüz olmamışlardı. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye-ABD ilişkileri bozulmaya devam edecektir.
Düşünelim ve şu soruyu yanıtlamaya çalışalım: ABD nasıl bir dosttur ki Türkiye’yi, Türkiye’nin sınırlarını tanımayan bir ülke olan Ermenistan’la anlaşmaya zorlar? Böyle bir garabet dünya tarihinde görülmüş müdür?

Ermenistan, 1921’de Kars Antlaşmasıyla belirlenen sınırı kabul etmiyor, Türkiye topraklarının geniş bir bölümünü de “Batı Ermenistan” sayıyor. Ağrı dağımızın resmini de devlet arması yapmışlar. Soykırım iddialarını ve Karabağ işgalini sürdürüyorlar. Bunlar Ermenistan devlet politikasının değişmez  kalın çizgileridir. Bunu heptekrarlıyorlar. Böyle bir devletle neyi konuşacak, hangi ilkede anlaşacaksın? Ermenistan’ın geri adım atmadığı konuların hangisinde Türkiye taviz verebilir? Bu, mümkün mü? Galiba, ABD bunu mümkün görüyor. ABD, Ermenistan’ı iyice yanına çekmek için Türkiye’yi tavize zorlamaktadır. Bir beklenti de Türkiye’nin Azerbaycan’ı ikna etmesi. İşte bu zor. Çünkü, Azerbaycan uyanıktır.

CAN AZERBAYCAN’I ANLAMALIYIZ

AB’den “Ermenistan sınırını açın.” talepleri geliyordu. Sonra duyduk ki İsviçre’nin Bern şehrinde gizli görüşmeler başlamış. “Türkiye, Ermeni soykırımı yapmadı.” diyenlere ceza kesen İsviçre’de… Neler konuşulduğunu dünya biliyor, Türk halkı bilmiyor. Sonra Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün Erivan ziyareti. Dünya alkışlıyor bizi. Zevkten dört köşe oluyoruz. İyi bir şey yapmamış olsak neden alkışlasınlar. Gelişmeler baş döndürüyor. Hayali bile imkânsız şeyler oluyor, “Ermenilerden özür dileme kampanyası” başlatılıyor. Belli ki Türk toplumu bir kıvama sokuluyor, bir yerlerde tezgâhlar kurulmuş. Sonunda ABD Başkanı Obama’nın 24 Nisan konuşmasına saatler kala, Türkiye Dışişleri Bakanlığı Ermenistan’la önkoşulsuz anlaştığımızı açıklıyor. İsviçre arabulucu olmuş, bir yol haritası yapılmış, her iki taraf da kapsamlı bir çerçeve üzerinde mutabık
kalmışlar.

Anlaşmada bir açıklık, netlik yok veya biz bilmiyoruz. Kim ne verdi, ne aldı? Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan; “Şunu özellikle vurguluyorum: Ankara’ya taviz vermedik. Türklerle hiçbir zaman Azerbaycan ve Karabağ konularını konuşmadık.” dedi. Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan da diyor ki “Dağlık Karabağ işgali sona ermedikçe Türkiye Ermenistan sınırı açılmayacaktır.” Sayın Başbakan’ın açıklaması içimizi rahatlatsa da yüreğimize oturan kuşku bulutunu dağıtmıyor. 

Yapılan anlaşmayı görmeden de dağılmayacak.Azerbaycan’ı rahatsız eden nedir? “Bir millet iki devletiz” diyen bir ülkede sinirler birden ve
neden gerildi?

İkna olması imkânsız görünen Ermenistan, nasıl ikna edildi? Yoksa Türkiye taviz veya tavizler verdi de mi anlaşmaya razı oldular?

Madem demokratik ve özgür bir ülkede yaşıyoruz, bu soruların cevaplarını bilmek hakkımızdır. Söz konusu Türkiye-Ermenistan anlaşmasında
Azerbaycan çıkarlarına aykırı bir husus mevcut ise, bunu Azerbaycan da Türkiye kamuoyu da kabul etmeyecektir. Çünkü iki ayrı devlet olsak da  aynı milletin evlatlarıyız.

Türk ülkücüsü nesiller, yüz yıldır “Türk birliği” diye yanıp tutuşuyor. Sovyetlerin dağılması ve yeni Türk devletlerinin ortaya çıkması, Türk birliğin
hayalden hakikate taşımaya başlayan önemli bir olaydı. Yıkılan gönül köprüleri yeniden kurulurken Azerbaycan’ın önemi ortaya çıktı. 
Bakü işgal edildiğinde Türkiye’de yapılan mitingleri hatırlayalım. O mitingler, Anadolu Türk’ünün Azerbaycan sevgisini gösteren canlı ve somut kanıtlardır. 
Bu yüzden, Anadolu Türkleri ve özellikle millî şuura sahip aydınlar ve gençler, Azerbaycan’ın zerre kadar incinmesine razı olmazlar.
Azerbaycan’la ters düşmek, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik çıkarlarına aykırıdır. Türkiye bu hatayı yaparsa, enerji konusunda köprü olma konumunu
kaybetme yanında Ortaasya Türk Cumhuriyetleri nazarındaki saygınlığını da tamamen yitirecektir.
Türkiye’nin Kafkasya politikasının temeli, Türkiye-Azerbaycan dostluğudur. Sadece çıkara dayanmaz, iki ülke halkının ortak dil ve gönül birliğine dayanır. 
Bu sebeple, Azerbaycan’a başka bir devlete yaklaşır gibi yaklaşamazsınız. Çünkü, Azerbaycan samimiyet bekler. Bugün, Türkiye’nin Ermenistan politikasını
ABD-AB güdümlü politikaları alkışlama görevi olanlar dışında kimse onaylamıyor. Türk milliyetçileri kesinlikle karşı çıkıyorlar. Çünkü Türkiye’nin de Azerbaycan’ın da çıkarlarına aykırıdır. Azerbaycan’ı anlamalıyız. Topraklarınızın yüzde yirmisi Ermenistan’ın işgalinde olsaydı ve Azerbaycan da Ermenistan’la bir yol haritası üzerinde anlaşsaydı, siz ne yapardınız?


Mustafa ÖZTÜRK,
BİLĞİYURDU DERGİSİ 13 CÜ SAYISI

***