Kılıçdaroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kılıçdaroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2016 Cuma

35. Madde ve Kılıçdaroğlu'nun Ordu Düşmanlığı



35. Madde ve Kılıçdaroğlu'nun Ordu Düşmanlığı




Özgür Erdem


Hayırdır,  Türkiye’de askeri darbe tehlikesi mi var?









































< Kılıçdaroğlu AKP’nin 22 Temmuz seçimlerini kazanmasının
sorumluluğunu 27 Nisan e-muhtırasına atıyor. Halbuki o dönemde CHP, TÜRKSOLU’nun çağrısına uyup sinei millete dönüp bir erken seçimi zorlasa, Cumhuriyet Mitingleriyle yükselen halk hareketini AKP karşıtı büyük bir potansiyele dönüştürebilirdi.

(12 Mart 2007 tarihli 130. sayımızda CHP’ye “Meclisi boşaltın”
çağrısı yapmıştık.) Bunu yapmayan CHP, şimdi darbe karşıtlığı yapıyor edasında aslında kendi hatalarını gizlemeye çalışıyor. 35. maddeyi “darbe tehlikesini ortadan kaldırıyoruz” diyerek değiştirmek isteyen CHP, Türkiye’de askeri bir darbe tehlikesini olmadığını, aksine “askere darbe” olduğunu, AKP’nin Sivil Darbesinin çok daha yakın bir gelecekte çok daha tehlikeli bir ihtimal olduğunu görmüyor mu? Görüyor tabii, ama sözde askeri darbelere karşı gelmek AKH’nin sivil darbesiyle mücadele etmekten daha kolay geliyor... >


CHP, Türk Silahlı Kuvvetleri İçtüzüğü 35. maddesinin değiştirilmesi için Meclise önergede bulunmuş.

Söz konusu madde şöyle: “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır.”
Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde bu maddeyle ilgili şu açıklamayı yapmıştı:

“AKP, 12 Eylül’le hesaplaşma konusunda samimiyse, 12 Eylül’ün yasa dayanağı olan 35. maddeyi değiştirsin.”

İlk bakışta ne kadar da kulağa hoş geliyor değil mi? Baksanıza, 12 Eylül’den hesap soruluyor.

Ancak mesele bu değil. CHP’nin bu değişiklik önerisi 12 Eylül karşıtı olduklarından değil, Ordu karşıtı ol­malarından kaynaklanıyor.

Öncelikle şunu ortaya koyalım, Türkiye’de bir darbe tehdidi mi var ki, bir anda CHP darbeye karşı yasa önerileri veriyor?

Tabii ki hayır. Bırakın darbe tehdidini, Türk Ordusu, AKP’yle“  Şiir gibi geçiniyor.”  Hem de tam 8 yıldır.

Tüm bunlara karşın, Türkiye’de “darbe tehdidi” var di­yen bir çevre varsa, o da AKP’den başkası değil. AKP 5 yıldır darbe geliyor, darbe geliyor diye diye Ergenekon tertibini uygulamaya koydu. Balyoz planları, Kafes planları, günlükler, Poyrazköy’ler, suikastçi teğmenler derken yüzlerce subayı ve çok daha fazla emekli subayı da tutukladı.

CHP’nin bir anda 12 Eylül karşıtı kesilmesi ve gelecekteki darbeleri önlüyoruz diyerek 35. maddeyi değiştirmek istemesinin tek bir sonucu var: AKP’nin yarattığı sözde darbe tehlikesini kabul etmek.

102 muvazzaf subayımız hakkında Balyoz iddianamesiyle tutuklama kararı çıkarıldı. Neredeyse YAŞ’ta terfi için görüşülecek subay bırakılmadı. Tam da bu günlerde, “darbe tehlikesini ortadan kaldırıyoruz” diye 35. maddeyi değiştirmeye kalkışmak Balyoz iddianamesini aklamaktan başka ne anlama gelir?

Askeri değil sivil darbe tehdidi var

Halbuki Türkiye’de 5 yıldır bir askeri darbe tehdidi değil, aksine sivil darbe tehlikesi var. AKP, darbelere karşıyım diye diye Türk Ordusu’nun ellerini kollarını bağladı, emekli kuvvet komutanlarına kadar her mevkiden emekli subayı tutukladı. Görevdeki ordu komutanları hakkında bile tutuklama kararı çıkartıldı. Bu, her şeyden önce Ordu’ya bir meydan okuma. AKP, Şeriatçı ve bölücü adımlarını, Türkiye’yi Kürt-İslam Faşizmine götürecek icraatlerini engelleyecek bir Ordu istememektedir. Emekli ve muvazzaf subaylara yönelik tüm bu operasyonlar, Ordu’ya karşı bir güç gösterisidir.

Sadece Ordu değil, AKP son Anayasa değişikliğiyle Yargı’yı da tam bir denetim altına almak istemekte. Eğer değişiklik referandumdan geçerse HSYK, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve genel olarak bütün Türk Yargısı, AKP kontrolü altına alınacak. Kısacası, AKP “ayak bağı” olarak gördüğü ve icraatlarını dönem dönem engelleyen Yargı engelini de bertaraf etmiş olacak.

8 yıllık AKP iktidarının bir bilançosunu çıkarırsak, AKP’ye direnecek her tür kuvvetin susturulduğunu görüyoruz. Muhalifler ya Silivri’de tutuklu ya da her an tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıya...

Açık bir sivil darbe girişimiyle karşı karşıyayız. Türk siyasetini çok yüzeysel takip eden biri bile Türk Ordusu’nun askeri darbe yapma ihtimalinin AKP’nin sivil darbesinin başarılı olma olasılığının yanında çok çok düşük olduğunu gözlemleyecektir.
Öyleyse, bugün çok demokrat kesilen, 12 Eylül karşıtlığına soyunan CHP’ye sormamız gerekiyor. Madem o kadar darbe karşıtısınız, AKP’nin sivil darbesini niye engellemiyorsunuz?

Buna CHP’liler “Elimizden geleni yapıyoruz.” diye yanıt verebilir. Ama öyle olmadığı ortada. CHP, Meclisi boykot etse ya da CHP’li milletvekilleri istifa edip bir erken seçimi zorlasa, AKP yürütmekte olduğu sivil darbesini sonuçlandıramaz.

Ancak CHP’nin böyle bir yönelime girmediğini, Türkiye’nin önündeki gerçek darbe tehdidi olan AKP’yle mücadele etmek yerine olmayan bir askeri darbe tehlikesine karşı yasa teklifleri verdiğini görüyoruz.
Kısacası “dostlar alışverişte görsün.”

Kılıçdaroğlu’nun Ordu düşmanlığı

CHP’nin bu tavrını basit bir siyaset yanlışı olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu bir siyasi hata değil, bir siyasi tercih. CHP bu madde değişikliğiyle artık Ordu karşıtı saflara geçtiğini gösteriyor.

Bakın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 35. maddeyle ilgili tartışmalarda ne diyor:

CHP’nin iktidara en yakın olduğu dönemlerde darbeler olmuştur.

Çok güzel bir darbe karşı konuşma gibi geliyor değil mi? Ancak devamı da var. Neymiş o CHP’yi iktidardan uzaklaştıran darbeler? Kılıçdaroğlu sayıyor: “ 27 Mayıs Darbesi olmasaydı CHP iktidar olacaktı. Bütün seçim sonuçları bunu gösteriyor 12 Mart, 12 Eylül...

Gördünüz mü... Amaç üzüm yemek değil bağcı dövmek.

Kılıçdaroğlu, kaşla göz arasında, 27 Mayıs Devrimi’ni 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbeleriyle aynı kefeye koyuveriyor.

Anlaşılan Kılıçdaroğlu’nda o kadar derin bir Ordu düşmanlığı var ki, Ordu ne yapsa eleştiriyor. Ordu karşıtlığıyla gözleri o kadar kör olmuş ki, 27 Mayıs’ı bile CHP karşıtı olarak nitelendiriyor.

27 Mayıs’ı 12 Mart ve 12 Eylül’le bir tutmasını haydi anladık diyelim, sonuçta bunu savunan pek çok sağcı var Türkiye’de. Ancak 27 Mayıs’ın CHP iktidarını engellemek için yapıldığını savunana kargalar bile güler.

27 Mayıs’ın bir hatası varsa o da Demokrat Parti’yi indirdikten sonra iktidarı CHP’ye teslim etmesidir. 27 Mayısçılar, Talat Aydemir, Talat Turhan gibi devrimci subayların yolundan gitseydi, Türkiye’de sağcılık ve gericiliğin kökü çoktan kazınmıştı. Halbuki 27 Mayısçılar bunu yapmak yerine iktidarı İnönü CHP’sine teslim ettiler ve Ordu içindeki devrimci örgütlenmeleri ve ihtilal girişimlerini engellediler. Sonuç olarak CHP de ülkeyi ilk genel seçimlerde, 1965’te sağa tekrar teslim etti.

Peki nereden geliyor Kılıçdaroğlu’ndaki bu derin Ordu karşıtlığı? 27 Mayıs’ı herhangi bir Zaman gazetesi yazarı gibi 12 Mart ve 12 Eylül’le bir görmesine neden olan şey ne?

Bilemiyoruz. Ama öyle tahmin ediyoruz ki, mensup olduğu aşiretin çıkardığı Dersim İsyanının Türk Ordusu tarafından bastırılmış olmasının verdiği kuyruk acısının bir payı mutlaka vardır!

Darbe yapmak isteyen Ordu’nun 35. maddeye ihtiyacı mı olur?

CHP’nin yaptığı yasa teklifinin bir de trajikomik bir yanı var. Güya bu şekilde olası darbeler engellenecekmiş. Sanki darbe yapmaya karar vermiş bir Ordu, bunun için içtüzük maddesine ihtiyaç duyacak!
Darbe kendi hukukunu yaratır. Zaten başlı başına anayasa dışı bir harekettir. Bu yüzden darbe yapmak isteyenler için bir hukuki dayanağa zaten ihtiyaç yoktur.
Örneğin 12 Eylül darbesi... 35. madde olmasa 12 Eylül gerçekleşmeyecek miydi?
Tankların karşısına kim çıkabilir ki, kardeşim içtüzüğünüzde darbe yetkiniz yok diye...
Darbeyi gerçekten engellemek istiyorsanız, Türkiye’de bu darbeleri gerçekleştiren güçle, yani ABD’yle hesaplaşmanız gerekir.
Kenan Evren 12 Eylül sabahı harekete geçtiğinde 35. maddeye mi, yoksa arkasındaki Amerikan desteğine mi güveniyordu? Ne dersiniz?

Şeriatçılar 12 Eylül’leri değil 28 Şubat’ları engellemek için
35. maddeyi istemiyor

Peki 35. madde bu kadar simgesel bir maddeyse, Şeriatçılar için neden bu kadar önemli?
Çünkü mesele AKP mi Türk Ordusu mu güçlü olacak tartışmasıdır. 35. madde Türk Ordusu’na darbe yapma hürriyeti tanıdığı için kaldırılmıyor. Amaç, Ordu’nun tek tek bütün yetkilerini tırpanlamak. 35. maddenin kaldırılması bu anlamda önemli bir aşama.
CHP ve Kılıçdaroğlu 35 maddeyi bu şekilde gündeme getirerek aslında AKP’nin ekmeğine yağ sürüyorlar. Hem AKP’nin tabanına “Bakın Ordu’nun eli ayağı olan maddeyi kaldırdık” demesini sağlıyorlar hem de AKP’nin yaratmaya çalıştığı o sözde darbe tehdidini meşrulaştırmış oluyorlar.
Ancak şunu da eklemeden geçmeyelim, Şeriatçıların 35. maddeyle olan sıkıntıları darbe tehlikesinden değil, aksine darbe dışındaki bir Ordu müdahalesinden korkmalarından kaynaklanıyor. 35. madde, 28 Şubat tarzı bir müdahalenin, yani Ordu’nun AKP’yi anayasal sınırlar içinde kalarak engellemesinin bir yolu olarak görülüyor. Geçtiğimiz aylarda Şeriatçıların dilinden düşmeyen EMASYA Protokolü de bu tür bir tehditti onlar için. Darbeleri karşı değil, 28 Şubat türü müdahaleleri engellemeye çalışıyorlar. Bunu da 12 Eylül karşıtlığıyla süslüyorlar.
CHP de işte bu önergesiyle AKP’nin süsüne katkıda bulunmuş oluyor.
Gerçi, 28 Şubat’ı destekliyor musunuz deseniz CHP’liler, sanmıyoruz ki evet desinler. 27 Mayıs’a bile karşı çıkan Kılıçdaroğlu’nun 28 Şubat’ı hayatta olumlu bulmayacağına emin olabilirsiniz.
Bu anlamda Ordu karşıtlığında, CHP ile AKP’nin aynı çizgiye geldiğini görebiliyoruz.

CHP, AKP’nin ekmeğine yağ sürüyor

AKP’nin son Anayasa değişikliğiyle nasıl bir Türkiye yaratmak istediği ortada. Yargı tamamen AKP kontrolü altına alınmak isteniyor. Ancak, AKP bir siyasi strateji olarak referandumu darbe karşıtı bir havaya büründürmeye çalışıyor. Sırf bu yüzden referandum tarihi bile 12 Eylül olarak belirlendi. Anayasa değişikliğine evet demenin 12 Eylül’e hayır demek olacağının propagandasını yapıyorlar.
CHP’li ve MHP’lileri ikna etmek için yürütülen bir kampanya bu. AKP tartışmayı Yargı bağımsızlığının ortadan kaldırılmasından ne kadar uzak tutarsa, o kadar başarılı olur. Nitekim öyle oluyor. CHP ve MHP bu tuzağa düşüyorlar ve AKP’yle 12 Eylül karşıtlığı yarışına girişiyorlar. CHP’nin 35. maddeyi gündeme getirmesinin nedeni de bu. CHP teklifini en hararetli olarak MHP’nin desteklemesi de bu yüzden.
Ancak başta da belirttiğimiz gibi, AKP’yle bir 12 Eylül karşıtlığı yarışına girmek, referandumun AKP’nin istediği düzlemde seyretmesine göz yummaktan başka bir şey değil.

CHP şimdi de e-muhtıra karşıtlığı yapıyor

35. madde tartışılırken Kılıçdaroğlu ilginç bir tespit de yaptı. 27 Nisan “e-muhtıra”sının AKP’nin 22 Temmuzda başarılı olmasına neden olduğunu söyleyerek “e-muhtıra”yı yayınlayanlardan hesap soracağını söyledi.
İşte o derin ordu düşmanlığının Kılıçdaroğlu’nu sürüklediği bir yanlış daha. Bunun benzerlerini Vakit ve Zaman gibi Şeriatçı basın yapar. Türkiye’de kötü giden ne varsa Ordu’dan bilirler.
CHP de 22 Temmuz’da AKP’nin aldığı %47’lik oy oranını 27 Nisan “e-muhtıra”sına bağlıyor. O günleri hatırlamasak inanacağız.
Halbuki, 22 Temmuz seçimlerinde AKP’nin oylarını bu derece artırmasının tek bir sorumlusu vardır, o da CHP’dir.
Her şeyden önce, o günler, hatırlanacağı gibi Cumhuriyet Mitinglerinde milyonların sokağa döküldüğü günlerdi. 27 Nisan’da yayınlanan “e-muhtıra” tam da 28 Nisan’daki İstanbul-Çağlayan mitingi öncesine denk gelmiş ve bu mitingin çok kalabalık geçmesine şüphesiz yardımcı olmuştu.
Cumhuriyet Mitinglerinin bu kadar kalabalık ve coşkulu geçmesinin tek bir nedeni vardı, Tayyip Erdoğan ya da Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesini engellemek.
CHP işte o dönemde yükselen halk hareketinin başına geçebilir ve AKP’yi devirecek bir rüzgar yaratabilirdi. Ancak bunu yapmadı. Cumhuriyet Mitinglerine resmen katılmaya bile cesaret edemedi. Halbuki o günlerde Türk milletinin Meclisteki tek muhalefet partisi olan CHP’den büyük beklentisi vardı. CHP örneğin, sinei millete dönüp Meclisi boşaltsa, yani istifa etse, Türkiye bir erken seçime gitmek zorunda kalabilirdi.
TÜRKSOLU olarak o dönem biz de CHP’ye “Meclisi Boşaltın” çağrısı yapmıştık. CHP o çağrıya uysaydı oluşacak erken seçim ortamında Cumhuriyet Mitinglerinde yükselen halk hareketi AKP’yi devirecek bir güce erişebilirdi. Ancak CHP’liler milletvekili koltuklarına sıkı sıkı tutundular. Ve hiçbiri istifa etmedi. Erken seçim restini AKP gösterdi. 22 Temmuz seçimleri öncesi yaz aylarını CHP’liler yazlıklarında geçirirken, AKP’liler seçim için çalışıyordu.
Tüm bunları anımsadığımız zaman görürüz ki, 22 Temmuz’da AKP’nin oylarının artmasının nedeni “e-muhtıra” değil, CHP’nin doğru dürüst muhalefet etmemesidir.
Kılıçdaroğlu, CHP’nin o dönemki hatalarının bedelini Türk Ordusu’na ödetmeye çalışıyor. 22 Temmuz öncesi dönemde yaşananlar bu kadar açık seçikken AKP’nin oylarının artmasından Ordu’yu sorumlu tutmak yine o derin Ordu düşmanlığının bir sonucu.

Kılıçdaroğlu CHP’si: PKK’ya dost Ordu’ya düşman

35. madde tartışmaları Türk milleti açısından tek bir nedenle hayırlı olmuştur, o da CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun Ordu karşıtı duruşunun ortaya çıkmasıdır. Kürt meselesinde yaptığı açıklamalarda sürekli PKK söylemleri kullanan, “kan kanla yıkanmaz” diyerek Türk Ordusu’nun PKK’ya karşı silahlı mücadelesini gereksiz gösteren, hatta “35 yıldır terörü silahla susturmaya çalıştılar. Akıl yok bunlarda, mantık yok bunlarda,” diyerek terörle mücadele edenleri mantıksızlıkla suçlayıp binlerce şehidimize hakaret eden Kılıçdaroğlu’nun bu söylemlerinin bir nedeninin de Ordu karşıtlığı olduğu böylece ortaya çıktı.

PKK’lılara dostça davranan, genel aftan bahseden, “yöre halkı”nın çektiği acılardan dem vuran, hatta Dersim İsyanı bastırılırken bir insanlık ayıbı yaşandığını savunan Kılıçdaroğlu’nun Ordu’ya karşı bu kadar dostça davranmadığı ortada.

Kısacası Kılıçdaroğlu’nun CHP’si son derece vahim bir noktaya ulaşmış durumda: PKK’ya, PKK’lılara dost, Ordu’ya düşman…




...

23 Mart 2016 Çarşamba

PKK Rahat bir nefes alacak! Kılıçdaroğlu'na PKK desteği!



PKK Rahat bir nefes alacak! Kılıçdaroğlu'na PKK desteği!



İnan Kahramanoğlu

CHP'nin Gerçek Seçim Sloganı: 


PKK RAHAT NEFES ALACAK 
KILIÇDAROĞLU 
YIL 2011






















































Kılıçdaroğlu, kaset komplosuyla gelir gelmez ilk sözü Apo'yu affa evet diyecekleri oldu. Geçtiğimiz haftaki Hakkari mitinginde ise Tayyip'in bile vaadetmeye cesaret edemediği özerklik talebiyle çıktı kar?ımıza. Hakkari mitinginin bir özelliği daha vardı. PKK'lılar tarafından doldurulan kalabalıkta hiç kimsenin elinde Türk bayrağı yoktu.

Genel başkanlık koltuğuna oturduktan hemen sonra PKK'lı teröristlere "genel af"tan bahseden, anadilde eğitim ve Kürtçe yayın başta olmak üzere pek çok PKK talebinin savunuculuğuna soyunan Kemal Kılıçdaroğlu, seçime sayılı günler kala Kürtçülük gazına iyiden iyiye basmış durumda.
Hâl böyle olunca da Tayyip Erdoğan'ın Kepenk kapatılarak karşılandığı Doğu ve Güneydoğu illerinde Kemal Kılıçdaroğlu, PKK'nın örgütlediği büyük kalabalıklara hitap ederek adeta gövde gösterisi yaptı.
CHP'nin eski lideri Deniz Baykal'ın iki yıl önce yumurtalı ve taşlı saldırılarla karşılaşıp, ancak bir avuç CHP'liye, o da polis korumasında seslenebildiği Van'da da durum farklı değildi. Kılıçdaroğlu, Yeni CHP'nin genel başkanı olarak Baykal'dan iki yıl sonra gittiği Van'da davul zurna eşliğinde ve kitlesel bir katılımla karşılandı.
Kılıçdaroğlu'na yönelik bu ilginin ve açık desteğin sebebi nedir peki?
Ne değişti?
CHP'nin bu bölgelerde büyük bir oy patlaması yapması zaten mümkün değil. Nitekim Kılıçdaroğlu da bu gerçeği itiraf etmek zorunda kalıyor:
"Mitinge gelenlerin hepsinin bize oy vermesini beklememeliyiz" diyor.
BDP'nin resmi olarak miting katılımını örgütlediğini açıklaması da düşünülürse toplanan kalabalıklar zaten PKK'nın kalabalığı.
Nitekim çeşitli basın yayın organları PKK mitingine katılanların CHP mitinglerinde hazır kıta olarak bulunduklarını fotoğraf ve kamera kayıtlarıyla belgelediler.
Dolayısıyla CHP'ye yönelik bu ilginin sebeplerini CHP'nin bölgede güçlenmesinden çok Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlık koltuğuna oturduktan sonra açıkladığı Kürt politikasında aramak gerek. CHP'nin PKK'yı bu denli memnun eden yeni Kürt politikası CHP'ye yönelik PKK desteğinin de başlıca sebebi.
Kılıçdaroğlu'nun Tunceli, Van, Bitlis ve Hakkari mitinglerinde söylediklerinden sonra PKK'nın bütün gövdesiyle Kılıçdaroğlu'nun arkasında yer alması da bu açıdan bakıldığında hiç şaşırtıcı değil.
PKK ve CHP arasındaki iyi niyet gösterileri zaten uzunca bir süredir herkesin gözü önünde cereyan ediyordu.
Diyarbakır'da PKK'lı terörist cenazelerini bahane ederek yapılan kepenk kapatma eylemine CHP Diyarbakır İl Başkanlığının katılması, CHP-PKK arasındaki bu işbirliğinin önemli bir göstergesiydi.
Nitekim CHP genel başkan yardımcıları Sena Kaleli ve Sezgin Tanrıkulu'nun kepek kapatma eylemlerini "halkın kendi iradesi ile yapılmış eylemler" olarak göstermesi ve Kılıçdaroğlu'nun da bu eylemlere destek veren açıklamaları da bu "kepenk kardeşliği" görüntüsünün hemen arkasından geldi. Yıllardır PKK'nın değişmeyen eylemlerinden birisi olan kepenk kapatmalar CHP lideri ve yardımcıları tarafından "halkın kararına saygılıyız" denilerek açıkça desteklendi.
Ve ilginçtir; tek bir CHP örgütünden ve tek bir CHP'liden bugüne kadar eleştirel bir tek söz bile gelmedi!
Demek ki, CHP'deki Kürtçüleşme sanıldığından da hızlı ilerliyor.

Kılıçdaroğlu Kürtlere özerklik vaadetti

Kılıçdaroğlu'nun Hakkari mitingi ise taşların yerine oturduğu ve CHP-PKK işbirliğinin ayyuka çıktığı bir miting oldu.
Kılıçdaroğlu seçim barajının düşürülmesinden tutun da faili meçhul cinayetlere kadar pek çok konuda PKK söylemlerini aratmayan açıklamalarının yanı sıra KCK tutuklusu PKK'lı belediye başkanı ve siyasilere de açıkça destek verdi:
"Demokrasi varsa herkes için var. Belediye başkanlarını kelepçeleyip, fotoğrafını çekip medyaya servis edeceksin! Sabahın köründe evlerin basıldığı düzene son vereceğiz."
KCK davasının avukatlığına soyunan Kılıçdaroğlu, davanın savcısını ziyaret edip PKK'lılara yönelik operasyonları eleştirmekten de geri kalmadı.
Tayyip'in Hakkari'de yaptığı "Artık Kürt sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımızın sorunları vardır" açıklamasını eleştiren Kılıçdaroğlu miting alanını dolduran PKK'lılara üç kez "Böyle bir sorun var mı?" diye sorup "Ankara'da Recep Hakkarililerin sesinden duymuş olur" diyerek "Kürt sorunu vardır" vecizesini de Tayyip'in elinden almış oldu.
Ancak Kılıçdaroğlu'nun Hakkari'deki en önemli açıklaması hiç şüphesiz Kürtlere özerklik vaadiydi.
Avrupa ülkelerinde kabul edilen özerklik şartlarını aynen kabul edeceklerini söyleyen Kılıçdaroğlu Kürt açılımının mimarı Tayyip'in bile cesaret edemediği özerklik vaadiyle Kürtçülük yarışında Tayyip'i çok gerilerde bırakmış oldu. Kılıçdaroğlu'nun önümüzdeki dönemdeki misyonu da böylelikle daha netleşti.
Apo'nun İmralı'dan Tayyip'e gönderdiği "Sen çözemezsen Kılıçdaroğlu çözer" mesajının kerameti de ortaya çıkmış oldu böylece.
Hakkari'de PKK'lılara seslenen Kılıçdaroğlu'nun "Bedeli ne olursa olsun bu ülkeye barışı getireceğim. Çatışmayı bitireceğiz" sözü Apo'nun bu mesajının Kılıçdaroğlu tarafından alındığının kanıtıydı adeta.

Tek bir Türk bayrağı dahi olmayan CHP mitingi

Hakkari mitinginden akıllarda kalan önemli bir nokta da on binlerce kişinin hınca hınç doldurduğu miting alanında tek bir Türk bayrağının, tek bir Atatürk posterinin olmayışıydı.
Hadi diyelim ki mitinge katılanların tamamına yakını PKK destekçileriydi ve bunların Türk bayrağı ve Atatürk'e alerjileri var. Peki ama CHP il ve ilçe örgütlerinin de aklına gelmemiş miydi koskoca miting alanında tek bir Türk bayrağı ve Atatürk posteri açmak.
Diyarbakır'da PKK'lılarla birlikte kepenk kapatan CHP'lilerden sonra Hakkari'de Türk bayrağı taşımaktan kaçınan CHP'liler ne yazık ki artık kimseyi şaşırtmıyor. Çünkü CHP'nin doğu ve Güneydoğu teşkilatlarının tümü Gürsel Tekin'in marifetiyle PKK yandaşlarına devredilmiş durumda. Elbette bu Kürtçüleşme sadece bu bölgelerle sınırlı değil. CHP tepeden tabana bir Kürtçü dönüşümün içinde kimlik değiştiriyor.
Hakkari'deki manzara aslında Yeni CHP'de Atatürkçülüğün tasfiye edildiğinin, Yeni CHP'nin PKK çizgisinde bir partiye dönüştürüldüğünün somut göstergelerinden birisiydi.
Elbette gören gözler, duyan kulaklar için. Yoksa CHP'yi hâlâ Atatürk'ün partisi zannedip bu açık dönüşümü görmezden gelmeyi ve devekuşunu oynamayı sürdürenlerin sayısı da az değil.
Genel başkanlık koltuğuna oturduğu günden beridir Atatürk adını ağzına almaktan özenle kaçınan, bir türlü "Ne mutlu Türk'üm diyene" diyemeyen Kılıçdaroğlu ise bu eleştirilere nazire yaparcasına, Kürtçe pankartlarla karşılandığı memleketi Tunceli'de "Dersimli olmaktan gurur duyuyorum" demiş.
Atatürk'ün Dersim isyanını bastırdıktan sonra buraya Tunceli adını vermesine inat kendisini Dersimli olarak tanıtan ve Kürtçe pankartlarla karşılanmaktan son derece memnun birinin başında bulunduğu bir partiden hangi aklı başında insan hâlâ Atatürk'ün partisi olarak bahsedebilir!

Kılıçdaroğlu'nun Yeni CHP'si neresinden tutsanız dökülüyor!



Kılıçdaroğlu: BOP'un yeni eşbaşkanı












































Diyarbakır'da PKK'lı terörist cenazelerini bahane ederek yapılan kepenk kapatma eylemine CHP Diyarbakır İl Başkanlığının katılması, CHP-PKK arasındaki bu işbirliğinin önemli bir göstergesiydi (üstte). Genel başkanlık koltuğuna oturduğu günden beridir Atatürk adını ağzına almaktan özenle kaçınan, bir türlü "Ne mutlu Türk'üm diyene" diyemeyen Kılıçdaroğlu ise bu eleştirilere nazire yaparcasına, Kürtçe pankartlarla karşılandığı memleketi Tunceli'de "Dersimli olmaktan gurur duyuyorum" demiş. Yukarıdaki resimde Kılıçdaroğlu'nun Tunceli'deki Kürtçe bilboardlarını görüyorsunuz.


Baykal'a yönelik kaset komplosunun hemen arkasından Kılıçdaroğlu genel başkanlık koltuğunu devraldığında TÜRKSOLU sayfalarında bu süreci "CHP'de PKK darbesi" olarak adlandırmış ve Kılıçdaroğlu için"Amerika'nın ve PKK'nın adayı" demiştik
Gerçekten de Kılıçdaroğlu bir küresel proje olarak ve "Gandi Kemal" imajıyla CHP'nin başına getirilmişti.
Kimler tarafından ve ne amaçla CHP'ye genel başkan yapıldığı şimdi herhalde çok daha net görülebiliyor.
CHP genel başkanlığı koltuğunda birinci yılını dolduran Kılıçadaroğlu her söylemi ve eylemiyle adeta TÜRKSOLU'nu haklı çıkarmak için çırpınıyor.
Kılıçdaroğlu'nun seçimlere günler kala Kürt meselesiyle ilgili yaptığı bu açıklamalarsa elbette boşuna değil.
Kılıçdaroğlu bütün eylem ve söylemleriyle BOP'un yeni eşbaşkanı olduğu mesajını vermektedir aslında.
Tayyip Erdoğan'ı her fırsatta BOP eşbaşkanı olarak suçlayan Atatürkçülerimiz bakalım BOP'un yeni eşbaşkanı Kılıçdaroğlu'na da aynı sert eleştirilerle karşı çıkabilecekler mi?
"Tayyip gitsin, Kılıçdaroğlu gelsin de, ne olursa olsun"diyenler ABD'nin Kılıçdaroğlu'nun Türkiye'yi bölme, üniter, lâik ve ulus devlet yapısını ortadan kaldırarak Türkiye'yi bir federasyona dönüştürme projesinin taşeronu olduğunu görebilecekler mi?
"Başbakan Kılıçdaroğlu" sloganları eşliğinde Atatürkçü bir iktidar rüyasına dalıp Kılıçdaroğlu tehlikesini görmezden gelen CHP'liler, Kılıçdaroğlu'nun "Türkiye Cumhuriyeti"nin değil ancak "Türk-Kürt Federal Cumhuriyeti"nin başbakanı olabileceğinin acaba farkındalar mı?

ABD'nin seçim planı: CHP-BDP koalisyonu

MHP'ye yönelik kaset olayı da içinde olmak üzere pek çok operasyonla ABD Türk siyasetini yeniden dizayn etmektedir.
Burada ise ABD'nin esas oğlanları değişmiştir. Amerikancı Tayyip'in son günlerde birden en keskin Amerikan karşıtı olması, Kılıçdaroğlu'nun ise Amerikancılıkta sınır tanımayan tavrı ve Kürtlere özerklik vaadi bu görev değişikliğinin kanıtıdır.
Yükselen milliyetçiliği büyük bir tehlike olarak gören ABD MHP'yi Meclis dışına atarak ve CHP'yi bir Kürt partisi durumuna sokarak Türkiye'deki ulusalcı yükselişin sonunu getirmek istemektedir.
ABD, AKP'yi defterden silmiştir. MHP baraj altına sürülmek istenmektedir. CHP ve BDP ise açıkça desteklenmektedir.
Kim bilir daha düne kadar açıkça telaffuz edilen CHP-BDP ittifakı bir bakmışsınız seçimden hemen sonra bir CHP-BDP koalisyonuna olarak ortaya çıkmış!
MHP'nin dışarıda bırakıldığı bir Meclis aritmetiğinde bu hiç de uzak bir ihtimal değildir. Bunun önündeki tek engel şimdilik CHP'nin böyle bir ittifakı kuracak sayıda milletvekili çıkartma ihtimalinin az olmasıdır.
Ancak yeni Meclis tablosunda CHP ve BDP arasındaki somut işbirliğini izlemeye şimdiden hazır olmalıyız.
Yeni Anayasa, federasyon, özerklik gibi hayati derecede önemli gündem maddelerinde AKP'ye bile rahmet okutacak bir CHP-PKK ittifakı ise zaten şimdiden oluşmuş durumdadır.

CHP'nin gerçek seçim sloganı: "PKK rahat bir nefes alacak!",

CHP'nin seçim sloganı her ne kadar "Türkiye rahat bir nefes alacak" şeklindeyse de bu politikalarla CHP'nin Türkiye için bir felaket senaryosu olduğu ortaya çıkmıştır.
Kılıçdaroğlu'nun CHP'si, Apo'yu ve PKK'lı teröristleri affetmeye hazırlanmaktadır.
Kılıçdaroğlu'nun CHP'si, Kürt kimliğini Anayasa'ya geçirtmeye, Kürtçeyi ikinci bir dil yapmaya hazırlanmaktadır.
Kılıçdaroğlu'nun CHP'si, Türkiye'yi bir federasyona dönüştürüp Özerk Kürdistan'ı kurmaya hazırlanmaktadır.
Bütün bunları alt alta yazdığınızda ise CHP'nin gerçek seçim sloganı ortaya çıkmaktadır:
PKK rahat bir nefes alacak!





29 Aralık 2015 Salı

Kılıçdaroğlu ABD ve PKK'nın adayı




Kılıçdaroğlu ABD ve PKK'nın adayı



Amerikan planı
Gökçe Fırat

Deniz Baykal’a ait olduğu iddia edilen kasedin piyasaya sürülmesinin ardından Türk siyaseti son derece hareketli ve karmaşık günlerden geçiyor.
Ancak bu karmaşanın arkasında çok düzenli şekilde işleyen bir “Amerikan planı” vardır.
Kamuoyu pek dikkat etmese de Türkiye yeni bir “Amerikancı sivil darbe” süreci yaşamaktadır ve yeni bir dönem kurgulanmaktadır.
Kamuoyundan gizlenen büyük tabloyu ortaya çıkartmak ve “Büyük Amerikan Komplosu”na dikkat çekmek istiyoruz.

Ulusal Parti Genel Başkanı Gökçe Fırat Çulhaoğlu













Kasedin arkasında Kılıçdaroğlu var

Öncelikle şunu tespit etmeliyiz ki Deniz Baykal kasedinin arkasındaki isim ortaya çıkmıştır. Bu isim Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Olayın patlak vermesinin hemen ardından yaptığımız açıklamada Deniz Baykal’dan sonra CHP Genel Başkanlığı’na oturacak kişinin aynı zamanda kaset komplosunun arkasındaki isim olduğunu belirtmiştik.

Siyasetin şaşmaz kuralı bir süreçten faydalananın aynı zamanda o sürecin sorumlusu olduğudur.

Kasedi imal edenler ve piyasaya sürenler

Kasedi imal edenler ve piyasaya sürenler son yıllarda Türkiye’yi karanlık tertiplere boğan CIA merkezli Kürt ajanlardır.
Ergenekon sürecini tertipleyenler, Danıştay baskınını örgütleyenler her kim ise bu kasedi de onlar imal etmiş ve piyasaya sürmüştür. Bu ekip Tayyip Erdoğan’ın en yakın çevresini oluşturan Kürt danışmanlar kadrosudur.
Olay basit bir röntgencilik olayı değil uluslararası bir istihbarat faaliyetidir. Arkasında doğrudan CIA’nın teknik ekibi vardır.

Dünün Brütüs’ü Tayyip’ti bugünün Brütüs’ü Kılıçdaroğlu

Bu komplonun temel hedefi Türk siyasetini yeniden şekillendirmek ve yeni dönem Türkiye’sini oluşturmaktır.
Hatırlarsak bundan 10 yıl öncesinde de benzeri bir süreç yaşamıştık. O zaman Tayyip Erdoğan, Brütüs rolündeydi ve Erbakan’dan kopartılarak AKP’nin başına geçirilmişti.
Bugünün Amerikancı Brütüs’ü ise Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

ABD neden darbe peşinde?

Peki hemen akla şu soru gelebilir Tayyip Erdoğan gibi sadık bir hizmetkarı varken Amerika neden yeni bir isme ihtiyaç duysun?
Hele hele neden Deniz Baykal gibi Amerikancıların işine gelen isimden kurtulmak istesin?
Bu sorunun cevabı Amerikan emperyalizminin yeni dönem stratejilerinde bulunabilir.

Asıl darbe Baykal’a değil Tayyip Erdoğan’a

Kaset olayına hükümet çevreleri çok sevinmiş olabilir. Nitekim kasedi piyasaya sürenler de hükümetin has adamları olan Şeriatçı medyaydı. Ancak bu kaset kendilerini vuracak ve iktidardan alaşağı edecek kasetti bunun farkına varamadılar.
ABD sadece Deniz Baykal’dan değil daha fazla Tayyip Erdoğan’dan kurtulmak istemektedir.
Nedenine gelince...
Tayyip Erdoğan 8 yıldır Amerika’nın kurduğu, büyüttüğü, iktidara getirdiği AKP’nin başındadır. Türkiye’nin bölünmesi, parçalanması sürecinde ABD’nin kendisinden istediklerini harfiyen uygulamıştır.
Ancak bu uygulama süreci son derece sancılı geçmiştir. Özellikle Atatürkçülüğe indirilen darbeler, Ergenekon süreci Türkiye’nin dinamiklerini derinden sarsmış ve Türkiye’yi “her şeye gebe” bir ülke haline getirmiştir.

Her şeye gebe ülke Türkiye

Her şeye gebe olmak ne demektir?
Öncelikle şunu görmek gerekir ki Türkiye “Kürtçü-İslamcı” iktidar cephesi ile “Atatürkçü-ulusalcı” muhalefet arasında iki kampa bölünmüştür. Türkiye Amerikan karşıtlığının dünyada en yüksek olduğu ülkedir. Ve bir dahaki seçimlerde Türkiye’de AKP’nin zaten gideceği ve ulusal güçlerin iktidara geleceği bir zemin oluşmuştu...
Bunun dışında Ordu’ya yönelik saldırıların pervasızlığı karşısında Ordu’nun askeri müdahale riski yükselmişti.
ABD bu tür kendi denetimi dışında gelişecek ulusalcı tepkilerden bir adım önce davranmış ve darbeyi başlatmıştır.

Ulusalcıların Amerikancı yapılması

Bu yanıyla darbenin ilk hedefi ulusal güçlerdir. Bugüne kadar AKP faşizmi altında ezilen, Silivri’lere sürülen, gözaltı operasyonlarına maruz kalan ulusalcı kesime Kılıçdaroğlu ile bu süreçten çıkma şansı verilmiştir.
Ancak bu desteğin karşılığı Amerikancı olmaktır. Amerika’dan nefret eden ulusalcılar Amerika ile dost olurlarsa tüm acılar bitecektir. Türkiye’yi de Tayyip Erdoğan değil Kılıçdaroğlu yönetecektir.
Bu aynı zamanda Atatürkçü, ulusalcı, solcu güçlerin yıllardır bir türlü kavuşamadıkları iktidar fırsatını ele geçirmeleridir.
ABD’nin kazancı ise Büyük Ortadoğu Projesi’nin önündeki en büyük güç olan ulusalcıların Amerikan planlarına razı edilmesidir.

Şeriatçıları yumuşattılar sıra ulusalcılarda

Kılıçdaroğlu yönetiminde iktidara taşınacak Atatürkçü, ulusalcı, solcu güçlerin Amerikan karşıtlığından vazgeçmeleri gerekecektir.
ABD’nin Ortadoğu’yu yeniden şekilllendirmesine karşı çıkmamaları gerekecektir.
Ama daha önemlisi Türkiye’nin bölünmesine ses çıkartmamaları gerekecektir.
Peki ulusalcılar, Atatürkçüler bunu yapar mı?
Nasıl ki radikal İslamcılar bugün en sadık Amerikan hizmetçisi oldularsa, aynı süreç ulasalcı Atatürkçü güçleri de aynı pozisyona sürükleyecektir.
ABD’nin ilk darbesi Tayyip Erdoğan’ı iktidar yapmıştı. Bunun sonucu Türkiye’nin Amerikan karşıtı Şeriatçı kesimlerinin ılımlılaştırılması ve Amerikancı yapılması oldu.
Şimdi aynı senaryonun aktörleri ulasalcı ve Atatürkçü güçler olacaktır.

ABD neden Tayyip’ten vazgeçti?

Bu planda vazgeçilen isim Tayyip Erdoğan’dır. ABD’nin Tayyip Erdoğan’dan vazgeçmesinin önemli sebepleri vardır.
Öncelikle AKP iktidarı kendisine verilen görevleri yerine getirmiştir ancak bu görev AKP’yi aşırı yıpratmış ve artık iş göremez hale getirmiştir. AKP’nin elinden daha fazlası gelmemektedir. AKP Türkiye’yi bölmeye çalıştıkça ulusal tepki artmaktadır.
Demek ki AKP ve Tayyip Erdoğan artık uygun isimler değildir, yeni hizmetkarlara ihtiyaç vardır.

“One minute”un hesabı

Bunun dışında son derece önemli bazı sebepler daha vardır.
Son derece Amerikancı olmasına karşın Tayyip Erdoğan’ın bazı adımları onun ipinin çekilmesinde önemli sebeptir.
İlk önemli hata Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e karşı aldığı tavırdır.
İkinci önemli hata İran’a desteğin sürmesidir. Hele hele en son nükleer takasta Türkiye’nin rolü ABD için kabul edilemezdir.
Üçüncü önemli hata ise Rusya ile geliştirilen enerji işbirliğidir.
Tayyip Erdoğan adeta vazgeçileceğini anlamış ve kendisine yeni bir rol ve yeni bir efendi bulmak istemiştir.
Bunlar ABD açısından affedilmez hatalardır. Tayyip Erdoğan şimdi bunun hesabını verecektir.

Tayyip’in kayıtları ne zaman çıkacak?

Tayyip Erdoğan son derece terbiyesiz bir üslup takınarak aklı sıra Deniz Baykal’la dalgasını geçmektedir. Ama biraz dikkatli olmasında fayda vardır.
Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal’ı kayda alan ekibin kendi istihbarat ekibi olduğunu bilmektedir. Ancak bilmediği şey istihbarat dünyasında her şeyin ikili olduğudur. Bugüne kadar Tayyip Erdoğan’ın emrinde muhalifleri dikizleyen, kaydeden ahlaksız şebeke herhalde saf insanlardan oluşmamaktadır.
Bu şebeke, bu çete aynı dönem içinde bağımsız bir şekilde davranarak kendi efendisini de izlemiştir. Yani Deniz Baykal’ı takip eden istihbarat gücü kendi şefini de kayda almıştır.
O nedenle yakında Tayyip Erdoğan’a ait kayıtlar da piyasaya düşebilir.
Bu, Tayyip Erdoğan’ın bundan sonra tümüyle esir olduğu anlamına gelir. Türkiye’yi satarken her tür kanunsuzlukları yapan Tayyip Erdoğan, bu kanunsuzluklarının kayda alındığını ve günü gelince servis edileceğini bilmektedir.

ABD’nin %40 hesabı

ABD’nin planı seçimlerde Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’yi iktidar yapmaktır. Bunun formülünü Kılıçdaroğlu %40 olarak açıklamaktadır.
CHP’nin mevcut oyu % 25’tir. % 25’in % 40’a çıkartılması ise hiç de zor değildir.
Birincisi Demokrat Parti önümüzdeki seçimlerde CHP’yi destekleyecektir.
İkincisi Sarıgül ekibi yeniden CHP’ye dönecektir.
Üçüncüsü Kürtlerin bir kısmı CHP’ye destek verecektir.
Dördüncüsü MHP’ye giden Atatürkçü oylar tekrar
CHP’ye dönecektir.
Beşincisi Abdülatif Şener’in partisi CHP’yi destekleyecektir.
Hatta ve hatta AKP içindeki Kürtçü ekip Tayyip Erdoğan’ı terk ederek Kılıçdaroğlu’yla birlikte hareket edecektir.
AKP’nin önümüzdeki seçimlerde %30’un altına düşeceği kesindir. ABD’nin planı CHP’yi %40’ın üzerine çıkartarak tek başına iktidar yapmaktır.

Kılıçdaroğlu ABD, Ordu ve TÜSİAD’ın adayı

Kılıçdaroğlu ekibinin bu yolda büyük destekçileri olacaktır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki Kılıçdaroğlu ismi ABD, Ordu ve TÜSİAD’ın ortak seçimidir. Türkiye’yi Ergenekon sonrası uzlaşma dönemine götürecek isim olarak Kılıçdaroğlu seçilmiş ve görevlendirilmiştir.
Kılıçdaroğlu Türkiye’nin uzlaşma iktidarı olacaktır.
Ordu ve Yargı Kılıçdaroğlu’nu destekleyecektir, muhalif denilen basın destekleyecektir, TÜSİAD destekleyecektir.
Kısacası AKP döneminin zarar gören kesimleri bu şekilde yeniden sürece dahil edilecektir.

ABD’de Obama Türkiye’de Kılıçdaroğlu

Kılıçdaroğlu neden seçildi peki? Başka bir isim bulunamadı mı?
Bu sorunun yanıtı Kılıçdaroğlu’nun kökeninde aranmalıdır.
Kılıçdaroğlu’nun en büyük özelliği Alevi olmasıdır. Türkiye’yi bölme ve ayrıştırma sürecine Alevilerin de resmi bir cemaat olarak katılması için Kılıçdaroğlu seçilmiştir.
Bu yanı onun mazlum ve mağdur yanını oluşturmaktadır. Tıpkı Obama gibi o da mazlumu oynamaktadır.
ABD’nin başına bir zenciyi getiren güçler demek ki Türkiye’ye de Alevi bir lider öngörmüşler demektir.
Böylelikle daha şirin ve mazlum bir diktatörümüz olacaktır.
Dünün mazlumu Şeriatçılar gidecek yarının mazlumu Aleviler gelecektir.

Dördüncü Dersim isyanı

Bunun dışında Kılıçdaroğlu yönetimi demek CHP’nin tümüyle Kürtçülerin eline geçmesi demektir. Gürsel Tekin ile birlikte uzun yıllardır bu tür bir örgütlenmenin içindedir zaten.
Bugün CHP teşkilatlarında ve belediyelerde Kürtçü olmayan barınamamaktadır.
Hatırlanacağı gibi Onur Öymen’le yaşadığı polemikte Kılıçdaroğlu Dersim isyancılarını savunmuş ve Atatürk’e karşı çıkmıştı. Kendi soyu gereği Dersim’i savunan Kılıçdaroğlu ile birlikte aslında Dördüncü Dersim Ayaklanması başlamıştır.
İlk Dersim ayaklanmalarında isyancıların arkasında İngiltere vardı şimdikinde ise ABD var.
Emperyalist destekli ırkçı, mezhepçi, bölücü bir ayaklanmayla karşı karşıyayız ve bu defa isyancıların merkezi Dersim değil Ankara.

Apo’nun adayı Kılıçdaroğlu

Kılıçdaroğlu solun tarihi boyunca yapmadığını yapacak bir isimdir. Daha doğrusu Tayyip Erdoğan’ın bile yapamadığını yapmaya hazırlanmaktadır.
PKK’yı ve Apo’yu affa hazırlanmaktadır.
Bilindiği gibi daha önce bir genel aftan bahsetmişti. Ancak bu affı çok istediği halde AKP bile başaramamıştı. Bunun nedeni ise muhalefetin gücüydü. Şimdi Kılıçdaroğlu ile birlikte PKK affı CHP’ye yaptırılacak ve herkes de bunu sessizce kabullenecektir.
Bu anlamıyla Kılıçdaroğlu sadece ABD’nin değil aynı zamanda Apo’nun da adayıdır.

Atatürk’ün değil Seyit Rıza’nın devamcısı

Kılıçdaroğlu’nun Kürtçülüğü genelde sinsicedir. Hiçbir zaman açıktan Kürtçülük yapmaz ama tüm ekibi Kürtçüdür.
Kılıçdaroğlu’nun yanında hiç Türk yoktur, bu tesadüf müdür?
Kaldı ki Kılıçdaroğlu’nun ekibi CHP içinde ve belediyelerde PKK’lılarla ve diğer taşeron terör örgütleri ile içli dışlı bir ilişki içindedir.
Bizler bugüne kadar Kılıçdaroğlu’ndan hiç Türklüğünü duyamadık.
Mesela kendisi çıkıp “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyebilir mi?
“Atatürk’ün Altı Ok’undan milliyetçiliği savunuyorum” diyebilir mi?
“Atatürk’ün Kürt isyanlarındaki tavrını destekliyorum” diyebilir mi?
Bunları diyemez ve demeyecektir de.
Çünkü Kılıçdaroğlu Atatürk’ün değil Seyit Rıza denilen teröristin devamcısıdır.

CHP Tunceli Aşiretine dönüştü

Bu durum karşısında CHP’liler ne yapmalı?
CHP’lilere önerimiz bu oyuna gelmemeleridir.
Amerikan uşaklığı yaparak iktidar olmak hiçbir onurlu insana, Atatürkçüye yakışmaz.
Kaldı ki Amerikancı olmadan da iktidar olunabilir.
Ancak görülen tablo tüm CHP’nin Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğidir. Bunun sebebi de CHP içindeki etnik ve mezhepsel örgütlenmedir.
CHP teşkilatında Kürtsen ve Aleviysen yükselirsin, Türksen ve Sünniysen barınamazsın.
Yıllardır bu kurallarla idare edilen CHP, adeta Tuncelili bir aşirete dönüşmüştür. Şimdi o aşiret liderini seçecektir.
CHP’ye düşen aşiret demokrasisini uygulamaktır.

Amerikan planları başarılı olabilir mi?

ABD ilk darbesini 2002 yılında yaptığında kamuoyunu uyarmış yaşananın bir darbe olduğunu söylemiştik.
Bugün de aynı şekilde uyarıyoruz halkımızı; Amerikan darbesi yaşıyoruz.
Ancak ABD’nin hesap edemediği bir şey var.
Önemli olan sağcılık, solculuk, Atatürkçülük, ulusalcılık vb. akımlar değildir. Önemli olan Türk milletinin kendisidir.
Dahil olunan grup değişebilir ama Türk milletinin Amerikan karşıtlığı değişmeyecektir.
Türk milleti bölünmeyi kabul etmeyecektir.
Türkiye’de Kürtçülük başarılı olamayacaktır.
Ulusal Parti, tüm Amerikancı, Kürtçü, etnikçi, mezphepçi güçlere karşı Türk’ün partisidir.
Önümüzdeki seçimlerde Türkler de oy kullanacak.
Alevilere, Kürtlere çok güvenenler bu ülkede Türklerin çoğunluk olduğunu görecekler!





..