Ali Babacan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ali Babacan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2019 Salı

Atatürk olmasa bugün Hazreti Muhammed’in mezarı da olmayacaktı,

Atatürk olmasa bugün Hazreti Muhammed’in mezarı da olmayacaktı,


Can Ataklı   

09.08.2008
ErtuÄŸrul Osman Efendi
Pazartesi akşamı Avrasya Televizyonu’nda Lale Şıvgın’ın sunduğu “Beyin Fırtınası” programına katılmıştım biliyorsunuz. Programın diğer konukları Nevzat Yalçıntaş ile Erol Manisalı idi.
Nevzat Yalçıntaş program sırasında Atatürk’le ilgili küçük bir anekdota yer vererek “Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı. Atatürk sıranın Hazreti Muhammed’in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek, ‘Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim’ demişti. Bunun üzerine Suudiler Hazreti Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi” dedi.
Programın ana konusu kapatma davası olduğu için bu konu fazla uzun sürmedi. Programdan sonra Lale Şıvgın, yayının yapıldığı Doğatepe tesislerinde bizlere birer çorba ikram etti. Bundan yararlanarak Yalçıntaş’a “Hocam programda anlattığınız olayın ayrıntılarını söyleyebilir misiniz?” diye sordum.
1981 yılında 12 Eylül askeri yönetimi Atatürk’ün 100. doğum yılı nedeniyle kapsamlı bir program hazırlamış. Prof. Yalçıntaş o dönemde İlim Kurulu’nun başına getirilmiş. Amaç Atatürk’le ilgili çeşitli kaynaklardan arşiv araştırması yapmak ve “bilinmeyen Atatürk’ü” ortaya çıkarmakmış.
Yalçıntaş, “Dışişlerinde Münir Bey vardı. (Soyadını hatırlayamadı) İyi bir araştırmacı ve arşivciydi. Ona Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin araştırılması görevi verilmişti” diyerek anlatmaya başladı.
Sonra da sürdürdü: “Bir gün Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi. O sırada benim çalıştığım başbakanlık binası ile dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı.”
Prof. Yalçıntaş, Münir Bey’in gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti: “Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta ‘Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim’ anlamına gelen cümleler vardı.”
Yalçıntaş, burada Hazreti Muhammed’in mezarı ile ilgili kısa bir detay anlattı. İngiliz işgali sırasında komutan olan Fahrettin Paşa’nın kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini, aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini, sonunda İngilizler’in hiçbir şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed’in mezarını terk ettiklerini ancak kutsal emanetleri de yanlarına aldıklarını söyledi.
Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş’ın anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen’e geliyor. Tabii Evren Başkanlığı’ndaki Milli Güvenlik Konseyi’nin de haberi oluyor.
Sorun şu: Bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belge de ortaya çıkmış bir kere. Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk kitabının içine, hiçbir anons yapılmadan konuyor.
Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde “zevahiri kurtarmak” adına konuyor.
Peki bu belge şimdi nerede? Kimin koruması altında? Bu da bilinmiyor. Bilinen tek şey, Atatürk’ün İslam aleminin peygamberi Hazreti Muhammed’in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkesten saklanıyor.
*****

Hazreti Muhammed Mescidi Nebevi’de yatıyor
Hazreti Muhammed 571 yılında doğdu 632 yılında vefat etti. Peygamberimiz Medine’de oturduğu evde toprağa verildi. Bu mezar bugün dünyanın en büyük camisi olan Mescidi Nebevi’nin içinde.
Mescidi Nebevi, Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç etmesinden sonra ilk namaz kıldığı yer. Hazreti Muhammed, Medine’de oturduğu evin hemen yanına kentin ilk mescidini inşa ettirmişti. Bu mescit geçen yıllar içinde defalarca yenilendi. Bugün 600 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği Mescidi Nebevi’nin korumasını çok uzun yıllar Osmanlı askeri yapmıştı.
Arabistan’da mezar adeti yoktur. Ölüler herhangi bir yerde toprağa verilir, üzerine belirleyici bir şey konmaz. Bu nedenle sadece Hazreti Muhammed’in mezar yeri ile ilgili bilgi vardır. O’nun dışındaki İslam büyüklerinin mezarlarının yeri bilinmez. Bir süre önce Hazreti Muhammed’in annesine ait olduğu ileri sürülen bir mezar ortaya çıkarılmıştı. Ancak Suudi yönetimi bu mezarı da ortadan kaldırmış ve yerine otopark yapmıştı.
Atatürk’ün müdahalesi olmasa Suudiler, Mescidi Nebevi’nin hemen dibindeki Hazreti Muhammed’in mezarını da tamamen ortadan kaldıracaktı. Nitekim Hazreti Muhammed’le aynı yere defnedildikleri bilinen Sahabe’nin önde gelen isimlerinin mezar yerleri bugün dümdüzdür.
*****
Yaşar Nuri Öztürk: Ali Babacan araştırma izini vermedi
Nevzat Yalçıntaş’la sohbetimiz sırasında “Bir gün Yaşar Nuri Öztürk Bey aradı. Benim bu anlattığımı duymuş, belgeye nasıl ulaşabileceğini sordu” dedi. Ben de “Belgeyi bulmuş mu?” diye sorunca “Onu bilemiyorum, ama galiba bir kitabına koymuş ben okuyamadım” dedi.
Bunun üzerine önceki gün Yaşar Nuri Öztürk’ü aradım. Öztürk, Yalçıntaş’ın anlattıklarını doğrulayarak, “Ancak bunu henüz bir kitabıma koymadım. Araştırmayı aşağı yukarı tamamladım, Gazi Mustafa Kemal ve İslam isimli çok kapsamlı bir kitap hazırlıyorum, bunun bitmesi üç yılı alır. Konu bu kitapta yer alacak” dedi.
Milletvekili olduğu sırada bu belgeye ulaşmak için çok çalıştığını söyleyen Öztürk, “Belge Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde. Milletvekili sıfatımla bu arşivlerde çalışmak için bakan Ali Babacan’a başvurdum, ama bana izin vermedi” diye konuştu.
Öztürk’e “Peki hocam, böyle bir belgenin açıklanmasını neden istemiyorlar?” diye sordum. Öztürk’ün cevabı çok ilginç oldu.
Şöyle dedi: “Atatürk’ü din ve İslam dışı göstermek isteyenler elbette bu belgeden rahatsız olacaklardır. Bu nedenle dini siyasete alet edenler emperyalistlerle iş birliği bile yapabiliyor. Dincilerle İslamı reddedenler bu noktada birleşebiliyor.”
***

25 Aralık 2018 Salı

BU İFADE AKP Yİ DE DEVLETİ DE SALLAR ..



BU İFADE AKP Yİ DE DEVLETİ DE SALLAR ..


16 Ekim 2017 Milli Düşünce Merkezi BASINDAN SEÇMELER, Manşet, 


MÜYESSER YILDIZ, 

15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra hemen hemen tüm devlet kurumlarında “FETÖ” operasyonu yapıldı.

Bunlardan birisi de Maliye Bakanlığı’ydı. Geçen yılki operasyonda 60 dolayında çalışan gözaltına alındı, bir kısmı tutuklandı, bir kısmı bırakıldı.

İşin ilginç yanı bu soruşturmada toplu değil, tek kişilik iddianamaler hazırlanması yoluna gidildi.

İşte bu iddianamelerin birisinde bırakın Maliye Bakanlığı’nı, doğrudan AKP’yi, devleti ve ekonomi dünyasını sarsacak öyle bir “itirafçı” ifadesine yer verildi ki, “Türkiye AKP’li belediyeleri değil, bu iddiaları konuşacak” dense yeridir.

Çünkü iddialar yenilir yutulur, isimler de inanılır gibi değil…

Çünkü alenen bir eski Cumhurbaşkanının, AKP’li bir milletvekilinin, daha önemlisi halen görevde olan iki bakanın ve de onlarca bürokratın “FETÖ’cü” olduğu öne sürülüyor…

F.K. isimli itirafçının, APS ile İstanbul’dan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği dilekçe, ifade veya “itirafname”deki iddiaları aktarmadan önce bildirdiği telefon numarasının kullanılmayan bir numara olduğuna dikkat çekelim.

-FETÖ’yü “Koruyup-Kollayan” Cumhurbaşkanı-

“Muhterem Başsavcım” hitabıyla başlayan ifadesinin girişinde F.K., “Ömrümün mühüm bir kısmını bugün memleketimizin başına kara bulut gibi çöken fitne FETÖ terör örgütüne vakfettim. Ergenekon kumpasında büyük şüphelere gark oldum. 17-25 Aralık kumpasından sonra ise bütünüyle bunlarla yolumu ayırdım. Aşağıda adlarını verdiğim başta Sayın Abdullah Gül olmak üzere bu çeteye mensup insanlara çok yakın vaziyette bulundum. Dilekçemi muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan cesaret alarak yazmaya karar verdim. Aşağıdaki detayların tamamı hakikattır. Bizlerden bu vatan hainlerini size bildirmek, sizlerden de icabına bakmak vazifesini beklemektir. Derin hürmetlerimle” diyor ve ilk sırada Abdullah Gül hakkında şu iddialarda bulunuyor:

“Sn. Gül, gerek Başbakanlığı ve gerekse Cumhurbaşkanlığı sırasında FETÖ’cülerin koruyucu ve kollayıcısı olarak görev yaptı. Maliye, Milli Eğitim, Adalet, Sağlık ve Hazine Sn. Gül’e bağlı olarak çalıştı. Sn. Erdoğan’ın emirleri, bizzat Sn. Gül’ün bilgi ve talimatları doğrultusunda bu bakanlık bürokratları tarafından dinlenmedi. Hatta Sn. Erdoğan’ın Maliye ve Hazine’ye gönderilen işadamlarına üst düzey FETÖ’cü bürokratlar tarafından, ‘Bize yanlış kişiden geliyorsunuz. Bize Çankaya’dan gelmelisiniz’ mesajları verildi. Sözkonusu bakanlıklarda Sn. Gül’ün bilgisi ve koruması dahilinde FETÖ’cü kadrolaşma bizzat bakanlar ve müsteşarlar tarafından organize edilmiştir.”

-“Pensilvanya’ya Göbeğinden Bağlı” ve Erdoğan’ı “Kandıran” Milletvekili-

İtirafçının hedefindeki ikinci isim, AKP Milletvekili, eski Dışişleri ve Ekonomi Bakanı Ali Babacan. Babacan ve bürokratları hakkında da şunları söylüyor:

“Sn. Babacan, Sn. Gül’ün asla emrinden çıkmayan, onun prensi ve Pensilvanya’ya göbeğinden ve beyninden bağlı bir genç adamdır. Uzun bakanlığı döneminde özellikle ABD’nin (FETÖ’nün) etkisiyle tüm dünya finans çevrelerinde güven unsuru olarak sunulmuştur. Bu durum adeta ona hükümet içinde dokunulmazlık zırhı yaratmıştır. Bu zırh kendisine bağlı birimlerde FETÖ’cü örgütlenmeyi alabildiğine yapması imkânı vermiştir. Sn. Ahmet Necdet Sezer’in FETÖ’cü olması nedeniyle TCMB’nın başına atamak istemediği Sn. Başçı’nın (Erdem Başçı) kararnamesini defalarca Köşk’e göndermiştir. Sn. Sezer bu kararnamelere kararlılıkla direnmiş ve Başçı’nın TCMB Başkanlığını engellemiş ve Sn. Durmuş Yılmaz temiz, dini bütün Müslüman bir tecrübeli merkez bankalı olarak Başkan olmuştur. Bunu içine hiç sindiremeyen Sn. Babacan, Sn. Başbakan Erdoğan’ı kandırarak, Sn. Yılmaz’ın süresinin dolmasından sonra FETÖ’nün talimatını ifa etmiş ve FETÖ müridi Sn. Başçı’yı TCMB Başkanı olarak atamayı başarmıştır. Böylelikle TCMB’da FETÖ’cü kadrolaşma başlamıştır. Sn. Başçı döneminde TCMB’da yapılan tüm üst düzey atamalar Pensilvanya talimatlıdır. Sn. Babacan’ın Hazine’deki FETÖ’cü örgütlenme işlemlerini, Hazine Müsteşarı yaptığı İbrahim Halil Çanakçı birinci elden yürütmüş ve Pensilvanya’nın emrinden hiç çıkmamış ve bu sayede on yıla yakın Hazine Müsteşarı kalmış, sonrasında da Pensilvanya ve ABD desteği ile IMF İcra Direktörlüğüne atanmıştır. Orada da FETÖ örgütü adına icraata devam etmektedir. Sn. Babacan’a bizzat FETÖ tarafından adı verilerek TMSF Başkanı yapılan Ahmet Ertürk, TMSF içinde terör örgütü yararına büyük işlere imza atmış, kanuni süresini tamamladıktan sonra FETÖ mensubu Sn. Gül’ün himayesine geçerek, Cumhurbaşkanı Danışmanı olmuştur.”

-“En Büyük Vatan Haini”-

Evet, bu iddialar yıllarca kamuoyunda konuşulan ve Erdoğan’ın belirlediği “17/25 Aralık miladı” öncesine ait konular. Ancak devam var. İtirafçı F.K. sonraki Hazine Müsteşarlarının, Personel Daire Başkanı, Hazine Hukuk Müşaviri vs.’nin neler yaptığını, Hazine Kontrolörleri Başkanı’nın Bank Asya’yı nasıl koruyup, kolladığını da anlatıyor. Dahası halen görevde olan Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürü hakkında, 1 TL’nin üzerinden Atatürk’ü çıkarıp, Türkçe Olimpiyatları logosunu koyduğu için “en büyük vatan haini” ifadesini kullanıyor. Yine halen Ticaret Üniversitesi Rektörlüğü görevini yürüten AKP’li eski Bakan Nazım Ekren’in, “FETÖ teşkilatında mühim bir pozisyona sahip” olduğunu bildiriyor.

-“İmamlık Düzeyinde Kıymet ve Kıdemi” Olan Bakan-

F.K’nın ifadesinin asıl önemli kısmına gelirsek; Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın da isimleri geçiyor.

İşte Şimşek hakkındaki o iddialar:

“Uluslararası güçlerin FETÖ’cü propaganda ile T.C.’nin en saygın ve önemli bakanlığı olan Maliye’ye bakan yapılan Mehmet Şimşek, FETÖ’nün çok önemli adamlarından biridir. İmamlık düzeyinde kıymet ve kıdemi vardır. İngiltere ile FETÖ örgütü arasındaki en önemli bağlantılardan biridir. Ayrıca FETÖ’nün Kürt cenahına yönelik aracılarından biridir. Kürdistan’da önemli vazifelere hazırlanmıştır.”

-“Maliye Bakanı FETÖ’cü Değil Ama”-

Mevcut Maliye Bakanı Naci Ağbal’a gelince;

F.K., Maliye ve diğer ekonomi birimlerindeki örgütlenmenin, “Gül’ün desteklediği ve belirlediği FETÖ’cü Kayseri ekibi” dediği bürokratlar, “Adnan Ertürk, Mehmet Kilci, Metin Kilci ve Hacı Abdullah Kaya” tarafından yerine getirildiğini öne sürdükten sonra şöyle devam ediyor:

“Maliye Bakanlığında çok kuvvetli olan bu Kayseri ekibi, gelecek kaygısı ve çıkarcı yaklaşımı sebebiyle Sn. Naci Ağbal tarafından da desteklenmiş ve desteklenmeye de devam edilmektedir. (Örneğin Hacı Abdullah Kaya bizzat Ağbal’ca Müsteşar, Adnan Ertürk ise Gelir İdaresi Başkanı yapılmıştır. Sivaslı FETÖ’cü Hüseyin Karakum da bizzat Sn. Ağbal’ın koruması altında Vergi Denetim Kurumu Başkanı olarak çok önemli FETÖ talimatlı işlere imza atmaktadır. Sn. Maliye Bakanı Naci Ağbal, FETÖ’cü olmadığı halde ikbal kaygısı, yükseliş hırsı sebepleriyle FETÖ ve FETÖ’cülerle işbirliği yapmış ve onların işini kolaylaştırmak suretiyle kendi kariyer planlamasını garantilemiştir. Bu zirvenin bedelini FETÖ’ye kat be kat ödemiştir. Maliye Bakanlığının bütün birimlerini onlara bırakmış, Milli Emlak’tan büyük çıkarlar temin edilmiş, VDK aracılığıyla Adnan Ertürk ve Hüseyin Karakum gibi FETÖ imamlarınca rakipler ve FETÖ muhalifleri acımasız incelemelere, yönetici ve memurlar korkunç kendi hazırlattıkları senaryo iftira dilekçelerine dayanarak haksız ve hukuksuz soruşturmalara maruz bırakılmıştır. Bunların döneminde alınan müfettişlerin en az yüzde 80’ni FETÖ mensubudur.”

-Sabancı’ların Desteği İddiası-

F.K.’nın ifadesinde sadece siyasiler ve bürokratlar yok. İş dünyasından iki isme de şu suçlamalar yöneltiliyor:

“Ülkenin Maliye, Hazine, Kalkınma ve ekonomisinin tamamen FETÖ’nün eline geçmesine, çeşitli çıkar işbirlikleri sebebiyle Sn. Güler Sabancı ve Ali Sabancı da açıktan destek vermişlerdir. Bu ikili değişik zamanlarda FETÖ’yü ABD’de ziyaret etmiş ve kendisine cömert maddi desteklerde bulunmuşlardır.”

İfadesini, “Kendileri bizzat FEÖ’cü olan bu ekip tarafından Maliye Bakanlığı’nda Sn. Cumhurbaşkanımızın istediği FETÖ ayıklaması yapılabilir mi?.. Bu şahısların bu dünyada da öbür dünyada da yatacak yerleri yoktur” sözleriyle bitiren F.K., “Ekonomideki FETÖ’cülerin bir kısmı” diyerek, büyük bölümü halen görevde olan 33 bürokratın ismini de sıralıyor.

Doğru mudur, iftira mıdır bilinmez, ama iddialar kadar dilekçede kullanılan “saygın” dil, daha önemlisi bu kadar siyasinin adının geçtiği bir ifadenin iddianameye konulabilmiş olması çok dikkat çekici değil mi?

Savcıların bir dikkatsizliği midir, yoksa “sıra siyasiler” ve “iş dünyasında” mesajı mı?

http://www.millidusunce.com/bu-ifade-akpyi-de-devleti-de-sallar/

***

24 Eylül 2017 Pazar

Fethullah Şebekesinin Bağlantıları BÖLÜM 2

Fethullah Şebekesinin Bağlantıları BÖLÜM 2


ABD Buyukelcisi Mark Parris'in Rolu

ABD ile bagi, onun Turkiye Cumhurbaskani'nin korumasina girmesine yol acabilecek kadar gucluydu.
Fethullah Gulen'e bagli Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi'nin, 25 Aralik l997 gunu duzenledigi "Ulusal uzlasma, hosgoru ve diyalog" odul toreninde, 
Cumhurbaskani Demirel'e de "sukran plaketi" verilmisti.
Oysa o tarihte Fethullah Gulen'in okullari basiliyor, Turkiye Cumhuriyeti karsi faaliyetleri nedeniyle hakkinda adli sorusturma yurutuluyordu.
Cumhurbaskani Demirel, irticaya karsi mucadelede devlet kurum ve kuvvetlerinin butunlugunu bozan bu konuma neden geldigi onemliydi.
Demirel'i Fethullah'in odulunu almaya ABD Ankara Buyukelcisi Mark Parris ikna etti.
Mark Parris, Iran'da 8-11 Aralik l997 tarihleri arasinda yapilan Islam Konferansi Orgutu'nun Tahran zirvesinden donusunde Demirel'i ziyaret etti. Demirel, IKO'nun Turkiye'ye karsi tutumunu protesto ederek, zirveyi bir gun once terk etmisti. Parris, Aralik ayinin ikinci haftasinda yapilan gorusmede, Turkiye'nin Ortadogu ve Orta Asya'da "Ilimli Islam"dan yana tavir almasini savundu. 

Fethullah Gulen'i ovdu.

Turkiye'ye gelir gelmez Demirel ile "on gun icinde uc kez gorustugunu" soyleyen Mark Parris, ABD'nin Celik Cekirdegi'nin has adamlarindan. Beyaz Saray'dan Ankara'ya geldi. Bill Clinton'un yakin ekibi icindeydi. Ulusal Guvenlik Konseyi'nin, Turkiye'yi de kapsayan Yakindogu ve Guney Asya sorumlusu iken Turkiye'ye atandi.Mark Parris'in Fethullah Gulen'e ilgisi, Ankara'ya geldikten sonra baslamiyor. Gulen'in, ABD'de devlet ricali tarafindan kabul gormesini saglayan da, Mark Parris'in basinda oldugu Yakindogu ve Guney Asya Bolumu'ydu. Fethullah Gulen'in, Beyaz Saray'in yol vermesiyle, ABD'de 14 onemli temasta bulundugu belirtiliyor.

Demirel'e odul toreni icin Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi'nin davetiyesini goturen kisinin, ABD'nin eski Buyukelcisi Abramowitz'in mesajini da ilettigi ifade ediliyor.

Fethullah'in Okullarinda CIA Ajani Ogretmenler

Fethullah Gulen cemaati tarafindan yurtdisinda, ozellikle de Turk Cumhuriyetlerinde acilan okullarda, diplomatik pasaportlu Amerikali CIA ajanlari, "Ingilizce ogretmeni" diye barindiriliyor. Bu isbirligi, Turkiye'de yapilan ust duzey resmi bir toplantida, bizzat Fethullahci okul yoneticisi tarafindan itiraf edildi. Durum, devletin resmi olarak yayimladigi kitapla da belgelendi.
Tarih, 3 Mart 1997. Yer, Ankara'daki Baskent Ogretmenevi. Onemli bir toplanti yapilmaktadir. Ev sahibi, Milli Egitim Bakanligi Yurtdisi Egitim Ogretim Genel Mudurlugu. Konu, yurtdisinda acilan Turk okullarinin sorunlari. Toplantiya, basta Milli Egitim Bakani Mehmet Saglam olmak uzere bakanligin butun ust duzey burokratlari katiliyor. 

Dahasi; Basbakanlik'tan, MIT'ten, Disisleri Bakanligi'ndan temsilciler de katilimcilar listesinde. Ve elbet, yurtdisinda okul acmis vakif ve ozel sirket yetkilileri de hazir.

Sira, Ozbekistan'daki 18 okulun sahibi gozuken Silm A.S.'nin yetkilisi Mehmet Mesut Ata'ya gelir. Bu okullar da, "Fethullahcilara ait" diye bilinmektedir. 
Ata, bircok talebini dile getirir. Sozlerini Amerika'nin Ozbekistan'daki bir uygulamasini ornekleyerek baglar. MEB'in yayimladigi Yurtdisinda Acilan Ozel Ogretim Kurumlari Temsilcileri-Ikinci Toplantisi adli kitabin 63-64. sayfalarindan okuyalim:

"Amerika Birlesik Devletleri, dostluk koprusu adi altinda getirdikleri 70 ogretmene diplomatik statu kazandirmislardir. Biz de, eger devletimiz, buyukelciligimiz, bu konuda diplomatik statu konusunda bize yardimci olursa Turk ogretmenlerinin, Turk egitim elemanlarinin itibarlarinin biraz daha artacagini zannediyoruz."

(Yurtdisinda Acilan Ozel Ogretim Kurumlari Temsilcileri-Ikinci Toplantisi, sayfa: 63-64. MEB Yayinlari)

CIA'cilar Fethullah Okullarinda

Ama ABD, CIA ajanlarini kamufle etme ihtiyaci bile duymamis, hepsinin cebineb diplomatik pasaport koymustu.

Ozbekistan'da diplomatik pasaportla bulunan ABD'li "ogretmen"lerin cogu, Fethullah Gulen cemaatinin okullarinda calismaktaydilar. Ingilizce dil "ogretmeni" olarak gosterilmislerdi.

Kirgizistan'da da 50-60 kadar Amerikali "ogretmen" vardi. Bunlar da diplomatik pasaportluydu. Ve Kirgizistan'da "Fethullahci" diye bilinen okullarda "ogretmenlik" yapiyorlardi.

Fethullah Gulen'in okullari, egitim dili olarak da Turkceyi degil, Ingilizceyi kullanmaktadir. Ozellikle hazirlik siniflarinda haftalik ortalama 24 saati bulan Ingilizce derslerine, cogu okulda ABD'li ve Ingiliz "ogretmenler" giriyor.

CIA, Fethullah'in Ogretmenlerine Resmi Pasaport Veriyor

Olayin ABD cephesi ise, 1 Mart 1998 tarihli Aydinlik'ta Dogan Duyar'in haberiyle irdelendi. Nur tarikatinin basi Fethullah Gulen'in yurtdisindaki okullarinda calisan bine yakin ABD'li ogretmende, yalnizca devlet gorevlilerine verilen ABD resmi pasaportu var. Cogunlugu Turk Cumhuriyetleri'nde faaliyet yuruten okullardaki ABD'li ogretmenler, Ingilizce adiyla "official passeport" sahibiler. Amerikan Egitim Bakanligi personeli olmayan ABD'li ogretmenlerin, normal olarak turist pasaportu sahibi olmalari gerekiyor. Ancak, Amerikan devleti, Gulen'in okullarinda calisanlari resmi gorevli sayiyor. Bu nedenle diplomatik pasaportla esdegerdeki resmi pasaport veriyor. 

Turkiye'deki karsiligi "yesil pasaport" olan "official passeport", ABD'li ogretmenlere diplomatik dokunulmazlik sagliyor.

Amerikali kaynaklar, bu pasaportlarin CIA'nin talimatiyla duzenlendigine isaret ediyorlar.

Prosedür Nasıl İşliyor?

Gulen'in okullarinda gorev yapan ABD'li ogretmenler, bu pasaportlari ozel bir islem sonucu elde ediyorlar. ABD'de, Turkiye'den farkli olarak, ozel kesimden bir kisi, belli bir sure icin devlet memurluguna getirilebiliyor. Bu statunun kazanilmasi icin, ilgili bakanlikta bir komisyon olusturuluyor. Komisyon, kisiyi sorguladiktan sonra, gorev icin uygun olup olmadigina karar veriyor ve atamasini yapiyor. ABD'de buyukelcilik gorevine bile, ayni yontemle ozel kesimden kisiler atanabiliyor.

ABD Adalet Bakanligi'na yakin kaynaklar, ogretmenlere resmi pasaport verilmesi konusunda Aydinlik'a su bilgiyi verdiler:

"Gulen'in okullarinda gorevli Amerikali ogretmenlerin buyuk bir kismi Egitim Bakanligi personeli olmadigi halde memur pasaportu tasiyor. Eger bu ogretmenler ozel kesimden alinip gorevlendirildiyse, normal prosedure gore bir komisyonda dinlenmeleri (hearing) gerekirdi. Oysa bu ogretmenlerin atama oncesi sorgulari yapilmamis. Bu normal olmayan bir durum."

Amerikan burokrasisinde normal olmayan durumlara sikca rastlanabiliyor. Ancak bu tur olaganustu uygulamalar, devreye gizli servislerin girmesiyle mumkun oluyor. 
Gulen'in okullarinda gorevlendirilen ogretmenlerin, ABD Egitim Bakanligi'nin ilgili komisyonunda dinlenmeden resmi pasaport almalari icin, CIA'nin devreye girdigi belirleniyor. 10

(Aydinlik, Dogan Duyar, 1 Mart 1998)

Alman Dergisi: Fethullah'in Sermayesi Amerika'dan

Alman "Yeni Sag"inin en onemli yayin organi sayilan, Almanya'nin Berlin kentinde yayimlanan Junge Freiheit (Genc Ozgurluk) dergisinin 26 Haziran 1998 tarihli sayisinda, Fethullah Gulen'le ilgili bir makale yer aldi. Orhan Candar imzasiyla yayimlanan yazinin basligi soyle: "Karanlik bir Kesis. Turkiye'de Amerikan menfaatleri: 

Fethullah Gulen ve 'Ilimli Islam.'" Fethullah Gulen tarikatinin, ABD'nin bolgedeki "Sivil Toplum Kurulusu" oldugu belirtiliyor.

Dergi, Gulen'i yerine oturtuyor:

"Ne var ki Gulen, Askerleri ve Politikayla ilgilenen Turkleri, gozyaslariyla dolu vaazlari veya dort bir yone gonderdigi tolerans mesajlarindan dolayi rahatsiz etmiyor. 
Onlari rahatsiz eden, Hoca'nin politik hedefleri. Daha dogrusu: O'nun 'Allah'in bereketiyle' akan sermayesinin gercek kaynagi olan bir yabanci gucun varligi. 
Genelkurmay bunyesinde Islamci faaliyetleri izlemek uzere kurulan Bati Calisma Grubu'nun bir raporuna gore, Hoca'nin coktan iflas bildiriminde bulunmasi gerekirdi. 
Zira, onun sadece yurtdisi okullarinin masrafi, taraftarlarinin bagislarindan her yil on milyonlarca dolar daha fazla. Bundan baska, bir dizi hayli tuhaf olay var. 
Ornegin, birtakim gizli raporlara gore Hoca'nin okullarinda bir kurus maas almaksizin calisan yuzlerce Amerikali Ingilizce ogretmeni veya Orta Asya Turk 
cumhuriyetlerinde bircok yeni binanin karsiliksiz olarak Amerikan misyon teskilatlarinca Fethullahcilar'in emrine verilmesi."

"Yahudi Lobisi, Hocaefendi'nin Kitaplarini Bedava Basiyor"

"Boylesine comert bir yardimin, 'dinler arasi diyalog' cercevesinde verildigi, Turk makamlarina inandirici gelmiyor. Ayni sekilde Bnai-Brith'in (ABD'de faaliyet 
gosteren Yahudi lobisine bagli bir kurulus. Dunya capinda, basin yayin organlarinda Musevilere karsi faaliyet gosteren ve yayin yapan kuruluslari rapor ediyor) 
Hocaefendi'nin tum eserlerini (bedava!) Ingilizce olarak yayimlama karari almasi da, uzmanlari hayrete dusuruyor. Cunku Gulen, vaazlarinda 'Dunya Museviligi' 
hakkinda pek yenilir yutulur seyler soylemiyor. Ozellikle Orta Asya'da faaliyet gosteren Gulen teskilatinin mazhar oldugu bu yabanci destek, buyuk bir ihtimalle Siilige ve her zaman guvenilir olmayan Vahabi Islamina karsi, bu dinin 'Ilimli' bir turunu piyasaya surmeyi hedefleyen Amerikan planiyla yakindan ilintili. Oysa, ABD'ye siki sikiya bagli, son derece guclu, sozde dinsel bir NGO'dan, Turkiye'nin bekleyebilecegi bir menfaat olamaz. Kaldi ki, eger bu teskilat, Turkiye'yi Kafkaslar ve Orta Asya icin bir modele donusturmek, Turkiye'yi bir laboratuvar gibi kullanmak niyetindeyse…"11
(Junge Freiheit, 26 Haziran 1998)

Irak'in Kuzeyinde Fethullah Okulu;

Fethullah Gulen, dunyanin dort bir yaninda okullar aciyor. Okullarin acildigi ulkeler, ayni zamanda ABD'nin nufuz alani yaratmaya calistigi ulkeler. Bu okullardan biri de, Kuzey Irak'ta. Gulen, Gulcin Tahiroglu ile yaptigi ve Aktuel dergisinin 19-25 Eylul 1996 tarihli sayisinda yayimlanan roportajinda, Erbil'deki okulun MIT destegiyle kuruldugunu acikliyor:

" Erbil'de Turkmenler icin okul actigimiz zaman orada Barzani ile Talabani hakimdi. Ben Sayin Cumhurbaskani'na sordum o meseleyi. Devletin burada okul acmasini zaruri goruyorum, aksi halde, oradaki Turkmenleri Kurtler eritir dedim. Eger siz yapmayacaksaniz bilin ki biz yapacagiz dedim. Onlar da 'Nasil istiyorsaniz oyle yapin' dediler. Onun icin MIT de, oradaki istihbarat orgutleri de bu isin hep yaninda oldular. Ve Erbil bombalandigi halde bizim okula bir sey yapmadilar. Irak da yapmadi, Barzani de... Orada egitim devam ediyor. Hatta ikincisi, ucuncusu acilmasi bahis mevzuu."
(Aktuel dergisi, 19-25 Eylul 1996)

Fethullahcilarin, Kuzey Irak'ta Erbil kentinde Üc egitim kurumu bulunuyor. Bu okullar, CIA'nin istegi uzerine aciliyor. Okullarin parasi da, CIA'nin kontrolundeki 
Ulusal Demokrasi Vakfi (NED)'den alindi. 

Para, Fethullahcilarin ABD'deki vakiflarindan biri uzerinden Kuzey Irak'a aktarildi. 

Fezalar Egitim ve Ogretim Ticaret Limited Sirketi'ne kayitli olan bu kuruluslardan Ozel Isik Koleji ile Ozel Nilufer Koleji, Anadolu Lisesi statusunde. 
Isik Turk Dil Merkezi ise kayitlarda "dil kursu" olarak gorunuyor.
1994 yilinda faaliyete gecen Ozel Isik Koleji'nin 140 ogrencisi, 16 personeli bulunuyor. 
1995 yilinda kurulan Isik Turk Dil Merkezi'nde iki kisi calisiyor. 
Ozel Nilufer Koleji ise 1996 yilinda faaliyete gecti. 44 ogrencisi, 8 personeli bulunuyor.

PKK'ya 15 Bin dolar Verdi

Fethullahcilar Ozel Isik Koleji'ni acacaklari donemde, Erbil, Talabani liderligindeki Kurdistan Yurtseverler Birligi (KYB)'nin denetimi altindaydi. Fethullahcilar, okulun ozgurce faaliyet gostermesi ve bir mudahale ile karsilasmamasi icin PKK ile anlastilar. Isik Koleji'ni temsil eden kisilerle PKK arasindaki iliski, Erbil kalesinin hemen altinda bulunan Taurus Oteli'nde kuruldu. PKK'ye 15 bin dolar para yardimi yapildi.

PKK'nin okula mudahalede bulunmama kosulu, Fethullahcilar'in Turkiye Cumhuriyeti devletinin sivil ve askeri istihbarat personelini okula sokmamasiydi. 
Fethullahcilar'la PKK, Turkiye'ye karsi bir ittifak olusturmuslardi. Nitekim CIA, okulu us olarak kullandi. PKK'nin de buna bir itirazi olmadi. Bunun karsiliginda okul, faaliyete basladi. Okulun ogrencileri, Turkmen ve Kurt asiretlerinin zengin kesiminin cocuklarindan olustu.
Fethullahcilarin PKK'ye yardimi, butun ayrintilariyla Genelkurmay istihbarati tarafindan saptandi., 14 Eylul 1997

Asya Finans: Para Aklamada Yeni Istasyon

Fethullah Gulen'in, ABD'den Malezya'ya 200'e yakin okulu var. Okullarin yogunlastigi alan; Dogu Avrupa ulkeleri, Rusya ve Turk cumhuriyetleri. Okullar, Ortadogu ve Kuzey Afrika'ya da uzaniyor.
Okullarin bir baska kullanimi var ki, hic bilinmiyor. Fethullahcilar, okullar araciligiyla kara para akliyor ve yasadisi para transferi yapiyorlar.
Baslangici soyle, Rusya ve Dogu Bloku ulkelerinden yabanci doviz cikartilamiyordu. Doviz kitti. Orta asya ulkelerinin parasiyla ticaret yaparsaniz da zarar ediyorsunuz. 
Cunku o paralar surekli ve cok hizli deger kaybediyor.
Fethullahci okul yoneticileri, isadamlarina "komisyon karsiliginda" ticaretten kazandigi dolarlari Rusya'dan cikariyorlar. Sistem soyle calisiyor: Yabanci ulkelerdeki okullar, kâr amaci gutmeyen vakiflar tarafindan kuruluyor. Bu ulkelerin cogunda, bu tur vakiflar mali denetimin disinda. Turkiye'den goturulen ogretmenlere, 12-15 bin dolar arasinda maas odeniyormus gibi gosteriliyor. Bu para, Turkiye'ye transfer ediliyor. Turkiye'de de ogretmenlerin hesabina 500-600 dolar yatiriliyor. Geriye kalan, ilgili yerlere aktariliyor.

Fethullahcilar, Asya Finans'i kurmadan once yurtdisindaki islerini Faysal Finans araciligiyla yurutuyorlardi. Son donemde, Faysal Finans'la sorunlar ciktigi ve bu yuzden Asya Finans'in kurulmasina karar verildigi belirtiliyor. Gulen, Para dergisinden Gulcin Tahiroglu'na Asya Finans'in kurulus gerekcesini soyle acikliyor:

"Dunyanin degisik yerlerinde okullar, muesseseler acilinca para transferi gibi, teminat mektubu gibi bir seye ihtiyac duyuluyor. Asya Finans'in guclu bir finans olacagi kanaatini tasiyorum. Dista yapilan isleri daha rahat goturmek icin finans kaynagi olsun, teminat mektuplari saglansin, dista bankalardan kredi almak kolaylassin…"

Asya Finans'in kurulus karari verilince, kisa surede 2 trilyon toplaniyor. Ilk toplantilara Fethullah Gulen de katilmis. Katilisini, "Arkadaslarimiz bunu bir ugur saydilar" diye acikliyor.

(Para dergisi 22 Eylul 1996)

Fethullahcilar Turk Cumhuriyetlerinde daha cok petrol ve madencilige el atmislar. Once okullara giriyorlar. Medya sektorune de agirlik veriyorlar. Zaman gazetesini bir orgutlenme araci olarak kullaniyorlar. Ticari baglanti yaptiklari Turk Cumhuriyetlerinin cogunda Zaman basiliyor.

Rusya, Fethullah okullarini kapatiyor

Rusya yonetimi, 2002'den baslayarak Fethullah okullarina karsi operasyon yapilor, Rusya Devlet Baskani Putin'in emriyle 2004 yili sonunda ulke icindeki 
Fethullah Gulen okullarini kapatmak icin harekete gecti. Gulen'e bagli cesitli sirketleri yakin takip altina alan Rus yonetimi, okullari "Amerikan ve Ingiliz casusu yetistirme merkezi" olarak goruyor. Rusya yerel yoneticileri arasinda bu okullarda okumus bazi gorevlilerin de isine son verilmesi icin hazirliklar yapiliyor.
Bircok bolgede, yerel yoneticilerin cocuklarini Ingilizce egitim vermesi nedeniyle bu okullara gonderdigine dikkat cekilerek, Fethullah Gulen okullarindan yetismis 
ve bazi yerel devlet dairelerinde calisan kadrolarin da onemli bir tehlike olarak goruldugu belirtiliyor.

Moskova'da yayimlanan Nezavisimaya gazetesi, Haziran 2000'de Fethullah Gulen'in Rusya'daki taraftarlarinin iktidar organlarina sizdigini yazdi.
Soz konusu okullarin once Rusya'nin Turkce konusan bolgelerinde kuruldugunu bildiren Nezavisimaya, Tataristan'da 8, Baskirdistan'da 4, Karacay-Cerkez, 
Cuvasya ve Yakut-Saha'da da birer okul bulundugunu yazdi.
Astrahan ve Dagistan'da da lise ve kolejler bulundugunu yazan Nezavisimaya, bu okullarin Nurcular, Serhat, Toros, Palandoken, Feza ve Cag Ogretim International gibi degisik adlardaki Turk sirketleri tarafindan finanse edildigini bildirdi.
Gazetedeki yazida, okullarda "radikal Islam ve tek Islam devleti kurulmasi propagandasi" yapildigi belirtilerek, bu kuruluslarin denetlenmesini istendi.

FSB: Casusluk Yapiyorlar

Rusya Ic Guvenlik Orgutu FSB Baskani Nikolay Patrusev, 17 Aralik 2002'de Turk basininda yer alan aciklamasinda, gerceklestirdikleri en basarili etkinlikler arasinda Turk casuslarin desifre edilmesini de saydi. FSB Baskani 2002 yili etkinlik raporunda Fethullah Gulen okullarinda calisan ogretmenlerin casusluk faaliyetlerinin desifre edildigini belirtti. FSB Baskani, aciklamasinda, okullarin sahibi konumundaki Tolerans, Serhat ve Ufuk vakiflarinin isimlerini verdi.
Rusya'nin Baskirdistan Ozerk Cumhuriyeti'nde Fethullah Gulen okullarindaki 10 ogretmen Haziran 2003'te sinirdisi edildi. Ayrica Baskirdistan Milli Egitim Bakanligi'nin sinirdisi edilen ogretmenlerin gorev yaptigi okulu kuran 'Serhat' vakfi ile tum anlasmalarini iptal ettigi de belirtildi. Bu olaydan sonra, Buryatya Cumhuriyeti'nde de, Fetullah Gulen okulu hakkinda sorusturma baslatildi.
Milliyet gazetesi Moskova muhabiri Cenk Baslamis, 7 Eylul 2003 tarihli haberinde, Rusya'da Fethullah Gulen okullarinin temsilcisi konumundaki Tolerans Vakfi Baskani Mustafa Kemal Sirin'in sinirdisi edildigini duyurdu. Tolerans Vakfi Baskani Sirin, Rusya'nin Turk okullariyla baglantili olarak simdiye kadar sinirdisi ettigi en ust duzeydeki temsilci."
Yine ayni haberde Rusya Federal Guvenlik Servisi FSB'nin Baskani Nikolay Patrusev'in yaptigi aciklamanin ardindan, Rusya Egitim Bakanligi'nin Fethullah Gulen okullarina karsi kapsamli bir sorusturma baslattigi belirtiliyor. Bu cercevede Rusya'nin degisik bolgelerinde 10'a yakin okul kapatilirken, 50'den fazla Turk vatandasi sinirdisi edildi.
(Aydinlik, 5 Eylul 2004)

AKP Hukumetiyle Gelen Sicrama;

Fethullah Gulen, Ciller iktidarinda gucunu artirdi. Ancak 28 Subat 1997'deki askeri mudahale ile ektkinligi agir darbe yedi. Fethullah Gulen, Turkiye'yi terkedip ABD'ye kacmak zorunda kaldi. ABD yonetimi Turkiye'nin iade istegini kabul etmedi.

AKP hukumetinin olusturulmasinda Fethullah Gulen, CIA'nin basyardimcisi idi. Tayyip Erdogan'in parti kurmasinda ve Erdogan'in TUSIAD ile baglanti kurmasina araci oldu. Fethullahcilar secimlerde AKP icin olaganustu caba gosterdi, buyuk paralar aktardi. Tayyip Erdogan Naksibendi muridi olmasina karsin, kabinesini bir tarikatlar koalisyonu olarak kurdu. Hukumete, Fethullah tarikatina bagli dort bakan aldi:

Devlet Bakani Mehmet Aydin,
Turizm Bakani Erkan Mumcu,
Milli Egitim Bakani Huseyin Celik
Ekonomi Bakani Ali Babacan.
Disisleri Bakani ve Basbakan Yardimcisi Abdullah Gul de, Fethullah tarikatiyla yakin bagini her donem surdurdu. Gul'un bakanligindan sonar Fethullahci kadrolar Disisleri Bakanligi'nda yukseltildiler.

Ekonomi Bakani Ali Babacan, Fethullah Gulen'in isadamlari orgutu ISHAD ile yakin bagi bulunuyor. Disisleri Bakani Abdullah Gul 7 Nisan 2004 gunu, Ekonomiden Sorumlu devlet Bakani Ali Babacan ise 21 Eylul 2004 gunu ISHAD uyeleriyle yemekli toplantida bulustu.

Fethullah Gulen'e bagli isadamlari AKP hukumeti tarafindan kayiriliyor. Banka kredileri, ve devlet tesviklerinden oncelikli olarak yararlandiriliyorlar. Erdogan'in yurtdisi gezilerine katiliyorlar.

AKP iktidarinda oncelikle Icisleri, Milli Egitim, Maliye, Disisleri bakanliklari burokrasisi Fethullah Gulen tarikatinin egemenligine sokuldu.

Poliste Fethullah Orgutu Egemen

Icisleri Bakani Abdulkadir Aksu da Naksi olmasina karsin, Fethullahcilarin Emniyet Genel Mudurlugu'ndeki orgutlenmesini takviye etti. Icisleri Bakanligi'nin butun kritik mevkilerine Fethullahcilar egemen oldu. Fethullah Gulen, AKP'nin Fethullah tarikatina mensup Eskisehir Milletvekili Muharrem Tozcoken'in basinda bulundugu bir ozel orgutlenme ile Emniyet'e hukmediyor. Tozcoken, milletvekili olmadan once Emniyet Genel Mudur Yardimcisi idi.AKP hukumetinin Adalet Bakani Cemil Cicek de, davalari devam etmesine, hakkinda giyabi tutuklama karari olmasina karsin Fethullah Gulen'in Turkiye'ye gelmesinin onunde bir engel bulunmadigini soyledi.

Surgunde Dogu TurkistanHukumeti bir CIA-Fethullah-AKP yapimi

ABD'nin Wisconsin Eyaleti’nde, 14 Eylul'de kuruldugu ilan edilen “Surgunde Dogu Turkistan Hukumeti”nin kurulmasinda Fethullah Gulen tarikatinin ve AKP hukumetinin tayin edici rolu var. Kukla Hukumetin Basbakan ve Disisleri Bakani E nver Yusuf Turani, Fetullah Gulen Tarikati mensubu.

1962 dogumlu Enver Yusuf, Cin'den Suudi Arabistan'a kacti. 1983-1985 yillarinda Turkiye'de ikamet etti. Turani soyadini Turkiye'de iken kullanmaya basladi. 

Istanbul'da dil ogrenmek icin kaydoldugu Ingiliz Kultur kanaliyla ABD'ye gonderildi. 1998 yilinda ABD vatandasi oldu.

Turkiye'ye getirildiginden bu yana Fethullah Gulen orgutuyle icice. Enver Yusuf, ABD'de "Dogu Turkistan Ozgurluk Merkezi"ni kurdugunda Fetullah Gulen tarikatinin yayimladigi Zaman gazetesi 25 Kasim 1996'da tam sayfa roportaj yayimladi ve Enver Yusuf'u Uygurlarin ABD'deki lideri gosterdi.

Enver Yusuf, 11 Eylul 2001 tarihine kadar Mclean'de cok luks bir villada yasiyordu. Suudi Arabistan'dan duzenli para aliyordu. Son uc yilda Fethullah Gulen  tarikatinda etkin.

Uygur orgutleri arasinda fazla agirligi bulunmayan Enver Yusuf'un "basbakan" atanmasinda. Fethullah Gulen tarikati ile baginin kilit onemi var.
Enver Yusuf, Fethullah Gulen'in Papa ile bulusmasinda on ayak olan ve gorusmede cevirmen olarak bulunan Rustu Kalyoncu ile ortak. Rustu Kalyoncu, 1931 Izmir dogumlu Hukuk Fakultesi mezunu. Izmir'de ticaret yapan agabeyi Fethullah'in en onemli maddi destekcilerinden biri. Rustu Kalyoncu, uzun yillardir ABD'de bulunuyor. 

Bir donem Amerikan Adalet Bakanligi'nda calisti. Fethullah Gulen'in CIA ve Pentagon'la baglantilarini surduruyor.
Kukla hukumet tezgahinin her boyutunda Fethullahcilar devrede. Fethullah'in Virginia'da kurdugu Amerikan Turk Dostluk Dernegi de (American Turkish Friendship Association) kukla hukumetin ilk toplantisinin duzenlendigi Fairfax Kutuphanesi'nin kiralanmasinda rol aldi Kukla hukumetin Turkiye Cumhuriyeti vatandasi uyeleri Ismail Cengiz, Abdulveli Can, Hizirbek Gayretullah'in da Fethullah teskilati ile yakin bagi var.

Kukla Hukumetin "Basin Sozcusu" ve "Turizm Bakani" Ismail Cengiz, Dogu Turkistan Gocmen Dernekleri binasinda basin toplantisi yapti. Aydinlik'in, “AKP hukumetiyle gorusuldu mu? sorusuna, Cengiz su cevabi verdi. “Sahsi dostlarim var. Onlarla konustum. Avrasya’yi; Cin’i, Rusya’yi iyi taniyan hocalar var, arastirma merkezleri var onlara danistim.”

http://acikistihbarat.com/Haberler/5420-Haberler-Fethullah%20%C5%9Eebekesinin%20Ba%C4%9Flant%C4%B1lar%C4%B1!



***

29 Mart 2017 Çarşamba

Al Bir Koca Kaya, Nereni Dayarsan Daya


Al Bir Koca Kaya, Nereni Dayarsan Daya 


Rifat Serdaroğlu
Pazar, Ağustos 14, 2011


Ekonomi Bakanı “Kaya Zafer ” dönme, yani sonradan olma AKP’li olduğu için, Başbakan’a yaranmak uğruna,  ekonomistleri gülme krizine sokacak beyanatlarını ardı ardına vermeye devam ediyor. Dünya ekonomisi ve en ciddi ülkelerin ekonomileri bile yaprak gibi titrerken, bizim ekonomimiz için
“Kaya gibi” benzetmesini yaptı!..
Kaya Zafer’in “Kayasına” bakalım mı?….
*Türkiye’nin Döviz açığı yılın ilk altı ayında, geçen yıla göre %122,9 oranında artarak 45,8 Milyar Dolara çıktı. Kaya Zafer, yıllık Cari Açığın 70 Milyar Dolar olacağını söylüyor. Ekonomistler ise 6 ayda, yaklaşık 46 Milyar Dolar olan döviz açığının, yıl sonunda 90 Milyar Doları geçeceğini söylüyorlar.
Anlaşılan Kaya Zafer’in kayasında büyükçe bir delik açılacak…
*AKP Yönetiminde, yeni bir uygulamaya daha şahit oluyoruz. Devleti ilgilendiren toplantıların bazıları AKP Genel Merkezinde yapılır hale geldi. Devletin bürokratları, ellerinde dosyaları-çantaları Bakanlarının ardından parti merkezine gidiyorlar. Tam bir “Parti Devleti” görüntüsü. Eski Sovyet Rusya’daki görüntülerin aynısı.
Ekonomiyi değerlendirme toplantısı da AKP Genel Merkezinde yapıldı. Başbakan 10 maddelik eylem planı açıkladı. Eylem Planının her maddesi tam bir zeka eseri idi!…
*Mali Disiplin sürdürülecek,
*Yatırım Ortamı iyileştirilecek,
*İstihdam Arttırıcı Politikalar sürdürülecek,
*Enerjide Dışa Bağımlılık azaltılacak, gibi…
Acaba dünyanın hangi ülkesinde; Mali Disipline uymayacağız, işsizliği çoğaltacağız veya enerjide dışa bağımlılığımızı arttıracağız diyen bir Başbakan olur?.. Elbette olmaz, bunu söyleyecek adamın delirmesi lazım..
Ama bu eylem planını açıklayan Başbakan, kendisinin 10 yıldır üstelik “Tek Başına” iktidarda olduğunu unuttuğumuzu sanıyor.
Her yıl bu eylem planının bir maddesini çözseydiniz, şimdi ekonomimiz gerçekten “Kaya” gibi olurdu.
Millet Başbakan’dan laf değil icraat bekliyor. Ne yapacaksanız yapın, elinizden tutan ceketinizden çeken mi var?
*Başbakan ve Bakanları, yıllardır Türkiye’de “Yatırım Ortamı” olmadığını bilmiyorlar mı?
*2002 yılında, Özel Tasarruflar toplamının, Gayri Safi Yurt İçi Hasılaya oranı%25.30 idi.
*2011 yılında, bu oran  %13.50 ye düştü…
*Bu rakamların Türkçesi şudur; Türkiye tasarruf yapamıyor. Kaynak açığını borçlanarak, varlıklarını, Cumhuriyetin eserlerini yok pahasına satarak kapatmaya çalışıyor. Yani üreten değil, tüketen bir ülke olduk.Bunlar AKP’nin bilerek ve isteyerek uyguladığı ekonomik politikalar sayesinde oldu. AKP, ülkeyi bilerek borçlandırdı, bilerek ve isteyerek uluslararası tefecilere Türkiye’nin kaynaklarını aktardı;
Biz konuşmayalım, Devletin rakamları konuşsun;
*80 yılda yapılan borç tutarı: 242,7 Milyar Lira/ 8 Yılda AKP’nin yaptığı borç: 253,2 Milyar Lira
*80 yılda ödenen faiz: 135 Milyar Lira/ 8 yılda AKP’nin ödediği faiz: 408 Milyar Lira…
Başbakan, uygulanan ekonomik politikaların bu sonucunu bilmeyebilir. Ülke ekonomisini yönetmek, futbol oynamak gibi olsa, Başbakan her şeyi sular, seller gibi bilirdi ama, bu iş başka..
İngiliz vatandaşı Maliye Bakanımız Mr. Shimsek (Şimşek okunur), pazarcılar esnafından Bakan Ali Babacan, “ Rifat Hisarcıklıoğlu-Melih Gökçek- Sinan Aygün ” ekibinin dördüncüsü Kaya Zafer, bir araya gelsinler ve işin gerçeğini “Reislerine” anlatsınlar.
Öte yandan Başbakan Erdoğan, önündeki camdan; “Türkiye dış şoklara karşı,  oldukça dinamik bir yapıya kavuşmuştur”  diye okuyor. İyi güzel de, neden üç gün evveline kadar düşen borsalar içinde en fazla düşen bizim İMKB borsamız oldu? Niçin kurlarda  %17 lik bir artış oldu?
Boksör ringe çıkmış, rakibi dev gibi bir adam.  1.Raund,  bizimki feci dayak yemiş. Arada antrenörü “Aferin çok iyi dövüşüyorsun, devam et” diye gaz vermiş. İkinci Raund, bizimkinde  kaş-göz patlamış. Arada Antrenörü yine “Aferin çok iyi dövüşüyorsun, rakibini perişan ettin” deyince, dayak yiyen boksör; “İyi de hocam, madem ki iyi dövüşüyorum, söylesene beni kim perişan etti?..”
Başbakan;  “ Dış şoklara dayanıklıyız, bu defa teğet bile geçmeyecek”,
Ali Babacan; “Her şey kontrol altında”
Mr. Shimsek; “Ekonomimizin iyi gittiğini, Sayın Barzani’ye bile Kürtçe anlattım iyiyiz, iyiyiz”,
Kaya Zafer; “Kaya gibiyiz, kaya, kaya, kaya, kaya, kaya, ulan kayıyoruz galiba…”
Vatandaş; “Yahu madem bu kadar iyiyiz, neden cepte para yok, borç boğaza kadar, birisi bizle dalga geçiyor ama bir yakalarsam soracam ona o kayayı, taşı ben….” 
Sağlık ve başarı dileklerimle

Rifat Serdaroğlu


https://haberguncel.blogspot.com.tr/2011/08/al-bir-koca-kaya-nereni-dayarsan-daya.html

***