Beşar Esad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşar Esad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2020 Cuma

Suriye Müftüsü'nden Erdoğan'a Acı Mesaj.

Suriye Müftüsü'nden Erdoğan'a Acı Mesaj


Muharrem Bayraktar  
Yeni Mesaj
Açik Istihbarat
 
www.acikistihbarat.com
20.05.2013

   Batılı Emperyal güçlerin ve bu güçlerin uzantısı olan sahte cihat özenticilerinin kana buladığı Suriye’den çok dokunaklı bir mesaj geldi. Mesajın sahibi Suriye Müftüsü Ahmed Bedreddin Hassun.

Yol TV’den Fuat Ateş, Lübnan üzerinden Suriye’ye giderek, burada yaşadıklarını ilginç bir belgesel halinde yayınladı. Kendisini kutluyorum. Suriye Müftüsü Ahmet Bedreddin Hassun ile de görüşen muhabir yaptığı mülakatı yayınladı.
Bugünkü yazımda Suriye Müftüsü Hassun’un konuşmasından bir kesit aktarmak istiyorum. 
Müftü Hassun’un oğlu Sariye Ahmed Bedreddin, Şam’da hain bir saldırı sonucu öldürülmüştü. Bakın neler diyor Suriye baş müftüsü:
“Erdoğan’a şunu hatırlatmak istiyorum. Kendisiyle iki defa toplantıya katıldım. İlk olarak İstanbul Belediye Başkanı iken Hz. Muhammed’in kabri başında. Daha sonra da bundan 3 yıl önce başbakanken Ankara’daki Kocatepe Camisi’nde birlikte namaz kıldık. O zaman çok uzun bir süre de görüşme imkânı olmuştu. Kendisi Beşar Esad ve ailesiyle ilgili birçok iltifatta bulunmuştu. Ve bana dönerek şunu söylemişti:

Arap Baharı denilen bu dalgalar nedeniyle Suriye için çok korkuyorum.”
Bu uyarısı için kendisine teşekkür ettim. 
Özellikle Suriye’ye gösterdiği ilgi ve ziyaretler için tekrar kendisine şükranlarımı sundum. Suriye’ye döndükten sonra Erdoğan ile gerçekleştirdiğimiz konuşmayı Beşar Esad’a da ilettim.
Bugün Türkiye Başbakanı Erdoğan’a ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na şunu söylüyorum:

Kıyamet günü Allah’ın huzuruna hep birlikte çıkacağız. Orada ben şunu söyleyeceğim. 

“Senin ülkenden gelen teröristler benim çocuğumu ve kırk bin masum Suriye vatandaşını katlederek senin yanına döndüler. Neden tüm bu olaylara izin verdiniz? Biliyorsunuz ki Peygamberimiz “komşunuza iyi davranın”  diye buyurdu.
Suriye’de bu ateşi yakanlar bilsin ki bu ateşin korları onları da yakacaktır.”
Müftü Hassun daha sonra gözyaşları içinde konuşmasına şöyle devam etti:
“Benim çocuğumu neden katlettiklerini de açıklayayım. 

Benden Suriye’den ayrılmam istendi. Ülkemden ayrılıp mevcut siyasi sisteme karşı olduğumu beyan etmemi istediler. Özellikle Ürdün ve Suudi Arabistan’dan bazı isimler beni arayıp bir an önce ülkeyi terk etmem gerektiğini söylediler. Ben de onlara ülkeyi terk etmek yerine yöneticilerle muhalifler arasında köprü görevi görmem konusunda yardımcı olmayı önerdim. Fakat onlar benim bu tavrımı sistem yanlısı olmak şeklinde ilan ettiler. Ve buna cevap olarak da çocuğumu katlettiler. 

Ardından insanlara çocuğumu Suriye devletinin katlettiğini anlattılar. Bütün bunlar olurken çocuğumun katili olan iki kişi yakalandı. Ve ben bir toplantıda onlarla birlikte oldum. Sadece benim çocuğumu değil o saldırıda 15 insanımızı da katlettiler. 
Onlara “ neden yaptınız bu işi? ” diye sordum. “Bize dışardan böyle bir emir geldi” dediler. Ben kendi adıma onları affettim. Türkiye’deki kardeşlerime lütfen anlatın; Suriye’de işte bunlar yaşanıyor.”

Suriye Müftüsü vatanına, milletine, bayrağına, dinine, imanına sahip çıkarak tarihe bir kahraman olarak geçecek. 
Gelen baskılara direnerek ülkesinde kalan bir müftü olarak, gelen baskılara hiç direnmeden “Suriye’yi satan” Türk Başbakan’a çok önemli bir mesaj gönderdi. Ülkesinin emperyal çizmeler altında çiğnenmemesi için evladını şehit verdi. Türkiye’ye ve Başbakan Erdoğan’a güvenmenin bedelini çok acı ödedi.
“ Erdoğan’la Kıyamet Günü Allah’ın (c.c.) Huzurunda hesaplaşacağız ” diye haykırıyor.

Ankara’da aynı safta namaz kıldığı Başbakan’ı “oğlunu katledenlere kucak açmakla” suçluyor.
Haçlının “ Aferinini ” almak uğruna böylesine ağır bir günahla Allah’ın huzuruna gitmeye değer mi be Başbakan!

Ben Suriye müftüsü Ahmet Hassun’un yaralı yüreğinin feryadını aynen aktardım.
Gerisi başbakanın bileceği şey. 

Açık İstihbarat @ 2013

***

9 Şubat 2020 Pazar

Türkiye - Suriye İlişkileri : Türk Dış Politikasında Kırılma Noktası

Türkiye - Suriye İlişkileri : Türk Dış Politikasında Kırılma Noktası 




Demet ŞENBAŞ 

Özet 

Suriye'de Mart 2011'de başlayan ve kısa sürede iç savaş halini alan çatışmalar, Türk dış politikasının ve bölgede kurulan ittifakların kırılganlığını gözler önüne sermiştir. Türkiye Suriye ile 1998 yılında yapılan Adana Mutabakatıyla normalleştirdiği ilişkilerini 2000'de Hafız Esad'ın ölümü ve Ahmet Necdet Sezer'in cenaze törenine katılmasıyla bir adım öteye taşımıştır. AKP döneminde ortaya atılan yeni Türk Dış Politikası çerçevesinde Türkiye Balkanlar ve Kafkaslardan, Rusya ve Kuzey Afrika'ya kadar yakın çevresine açılmıştır. Ancak bu siyaset çevresinde tarih, medeniyet ve coğrafya siyasetine öncelik tanımış ve önceliği Arap dünyasına vermiştir. Bu noktada da Suriye ile ilişkilerini ittifak noktasına getirmiştir. İki ülke yöneticilerinin üst düzeydeki karşılıklı ziyaretleri ve vize uygulamasının kaldırılmasıyla, ticaret hacminde de hızlı artışa neden olan bu ittifaktan Türkiye Araplarla ilişkilerinde yararlanmak isterken Suriye ise ABD ve Avrupa’yla ilişkilerinde Türkiye'den faydalanmak istemiştir. Ancak Ortadoğu Bölgesi ittifakların kırılgan olduğu bir bölgedir. Bölge dinamikleri sürekli değişmektedir. 17 Aralık 2010’da Tunus’ta başlayan ve kısa sürede tüm 
Ortadoğu ülkelerine yayılan Arap Baharı Suriye'ye de sıçramış ve Suriye'yi iç savaşa sürüklerken, Türkiye-Suriye ilişkilerini de çıkmaza sokmuştur. Suriye ile gelinen yeni nokta Türk Dış politikasında önemli bir yeri olan komşularla sıfır sorun politikasından uzaklaşılmasına neden olmuştur. Çalışmada Türkiye-Suriye ilişkilerindeki genel sorunlara değinilecek, Suriye sorunun uluslararası boyutu incelenecek, Türkiye-Suriye ilişkilerinde gelinen noktanın Ortadoğu'ya yönelik dış politikası üzerindeki etkileri üzerinde durulacaktır. 

Giriş 

Türkiye ve Suriye arasında 2000’lere dek süren bir gerginliğin ardından Yüksek 
Düzeyli İşbirliği Antlaşmasına dek varan bir ilerleme söz konusudur. Ancak Arap Baharı olaylarının Suriye’ye yansıması ve Beşar Esad yönetiminin reformlara karşı tutumuyla beraber ilişkiler yeniden 2000 öncesi durumuna dönmüştür. Peki bir düşüşün, yükselişin ve yeniden düşüşün böyle keskin yaşandığı Türkiye’nin en uzun sınır komşusuyla ileriye dönük sorunlar ne olabilir? Çalışmada ikili ilişkilerin dününe ve bugününe değinecek, uluslararası ortamda Suriye sorununa karşı takınılan tutumlar değerlendirilecek ve günümüzde Suriye üzerinden yürütülen parçalanma senaryolarının Türkiye dış politikası üzerindeki etkisi 
üzerinde durulacaktır. 

Türkiye-Suriye İlişkilerindeki Genel Sorunlar ve İlişkilerin Yükselişi ve Düşüşü 

Suriye ve Türkiye ilişkilerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından itibaren bir takım sorunlar ortaya çıkmıştır. Bunlar, Suriye’nin Büyük Suriye Devleti’ni kurma politikası çerçevesinde önemli limanlara sahip Hatay üzerinde hak iddia etmesinden kaynaklanan Hatay sorunu, Fırat ve Dicle Nehirlerindeki suyun paylaşımından doğan su sorunu ve Suriye’nin bir Ermeni terör örtü olan ASALA 236 ve Kürt terör örgütü olan PKK 237ya destek vermesiyle ortaya çıkan terör sorunudur. Hatay eski bir Suriye toprağıdır Türkiye sınırları içine dahil 
olmuştur. Hatay’ı “benim şahsi meselem” olarak adlandıran Mustafa Kemal Atatürk’ün İkinci Dünya Savaşı sürecinde oluşan dış konjonktürü iyi kullanması sonucunda 23 Haziran 1939’ta Hatay Suriye’den kopmuş ve Türkiye’ye katılmıştır.238 Ancak Suriye’nin eski Suriye toprakları üzerinde kurmak istediği “Büyük Suriye İdeali” çerçevesinde oluşan Hatay iddiala rı Suriye ve Türkiye arasındaki problemlerin başında yer almaktadır.239 
Özellikle Büyük Suriye Devleti’ni oluşturma politikalarının aktifleştiği 1950 yılından sonra Hatay konusu tekrar gündeme taşınmaya çalışılmıştır.240 

Türkiye ve Suriye arasındaki su sorunu öncelikle Fırat ve Dicle Nehri’nin tanımıyla ilgili yaşanmaktadır. Suriye iki nehrin uluslararası su olduğunu eşit paylaşılması gerektiğini ve üzerinde kazanılmış hakları olduğunu savunmakta ,241 Türkiye ise sınıraşan su olduğunu ve nehrin sularının kendi bölgesinden geçen noktalarda egemenlik hakkına sahip olduğunu savunmaktadır.242 

Türkiye’nin 1983’te başlattığı GAP projesi iki ülkenin su sorununu zirve 
noktaya ulaştırmıştır. Suriye tarımsal sulamadan dönen suların kalitesinin bozulacağını iddia etmekte ve Türkiye’nin vermeyi yükümlendiği suyun miktarını azaltacağını savunmaktadır ve su ve teröre destek konusunu iç içe geçirmiştir. 

Suriye, ASALA’ya verdiği desteğin ASALA’nın dağılmasıyla kesilmesinin 
ardından 243 1980 sonrasında PKK’ya destek vermeye başlamıştır. PKK terör örgütünün merkezinin Şam’a yerleşmesi Türkiye ve Suriye arasında ciddi sorunlara neden olmuştur. 
PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’a uzun yıllar boyunca barınma imkanı sağlayan Suriye Türkiye ile 1998 yılında savaşın eşiğine dek gelmiştir.244 Suriye’nin Abdullah Öcalan’ı sınır dışı etmesiyle imzalanan Adana Mutabakatı ile birlikte Türkiye-Suriye ilişkileri gelişmeye başlamıştır. 245 

Irak Savaşı Türkiye ile Suriye’nin ortak tehdit ve ilgi alanlarının oluşmasına ve 
ABD’nin Suriye’ye karşı izlediği politika Suriye’nin Türkiye’ye yakınlaşmasına neden olmuştur. Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile yeniden şekillenen Orta Doğu’ya yönelik Türk dış politikası, bazı kesimlerce yumuşak gücünün kaynağı olarak isimlendirilen Türkiye ile diğer Ortadoğu ülkelerinin siyasi, coğrafi ve kültürel benzerliklerini diplomasi anlayışıyla ortak çıkarlara ve işbirliğine dönüştürmek üzerine kurulmuştur. Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi de Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelirken arkasını sağlama almasını ve daha rahat hareket etmesini sağlamıştır. 

Ancak Türkiye’nin bölgedeki siyasi ve ekonomik gücünün sınırlarını, bölgedeki 
devletlerle kurulan karşılıklı işbirliği ve dayanışmanın sürekliliği belirlemektedir. Bölgenin dinamik yapısı Ahmet Davutoğlu’nun diplomasi ve bölgesel işbirliğine dayalı teorisine hem olumlu hem olumsuz yönde etki etmektedir. Bu dinamik yapı iyi yönetildiği zaman Türkiye’nin dış siyasetinde önemli fırsat alanları ortaya çıkarabilir ve gücü yayılabilir. Diğer yandan dinamik yapı bölgesel çatışmayı ve ikili krizleri yükseltmektedir ve Türkiye’nin dış siyasetteki manevra alanını sınırlanmaktadır. Ahmet Davutoğlu’nun komşularla sıfır sorun teorisinin zayıf noktaları bunlardır. 

2000’lerin başından 2009’a kadar, Türkiye-Suriye ilişkileri Irak’ın işgali, ABD 
baskıları ve Lübnan kriziyle gelişmeye başlamış, diyalog süreci arttırılmış ve iki ülke arasındaki olumsuzluklar ve önyargılar azaltılmış, iki ülke işbirliği düzeyinden yüksek düzeyli stratejik işbirliği düzeyine gelmiştir. 2009’da imzalanan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Anlaşması Ortadoğu'nun geneli açısından oldukça önemli bir olaydır. 246 

Arap Baharı olayları 15 Mart 2011 tarihinden beri Suriye’ye de sıçramıştır. 
Türkiye’deki bazı sivil toplum kuruluşları yoluyla Suriyeli Müslüman Kardeşler üyelerinin İstanbul’da bir basın açıklaması yapması iki ülke ilişkilerinde kurulan güvenlik ilişkilerinin zarar görmesine yol açan süreci başlatmıştır. Cisr eş-Şugur kasabasında 120 Suriye güvenlik görevlisinin öldürülmüş ve ardından Suriye-Türkiye sınırında bir kitlesel göç hareketi başlamıştır. Çok kısa bir sürede 10 binden fazla Suriyeli Hatay sınırından Türkiye’ye geçmiştir. Böylece Türkiye, Suriye’deki gelişmelere doğrudan müdahil olmak zorunda kalmıştır.247 

9 Ağustos 2011’de Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Şam ziyaretiyle beraber ikili 
ilişkiler yeni bir döneme girmiştir. Davutoğlu Esad’ı değişime çağırmış, Esad ise 
reddetmiştir.248 Ulusal Konsey Örgütlenmesi, Konseyin kurulması ve tüm muhalifleri bir çatı altında toplama girişimlerine Türkiye’nin vermiş olduğu destek ve Özgür Suriye Ordusu adı altındaki silahlı örgütlenmeye destek vermesi, Türkiye’nin Suriye’deki iktidar mücadelesinde aktif bir rol oynamaya çalıştığının göstergesidir.249 

Gelişmelere bakıldığında Suriye’nin parçalanması Ortadoğu açısından büyük sonuçlar doğurabilir. Suriye Ortadoğu bölgesinde ve Arap Dünyasında önemli bir stratejik konuma sahiptir. Türkiye, Irak, Lübnan, Ürdün ve İsrail ile komşudur. Parçalanmış Suriye’nin Orta doğu daki dengeleri ciddi anlamda değiştirecektir. Şam yönetimi, Orta doğu’daki birçok sorunun çözümü konusunda anahtar rol oynamaktadır. Suriye’nin Filistin-İsrail sorunu ve Filistin’in kendi içerisinde yaşadığı birçok meselede takındığı tutum diğer Ortadoğu ülkeleri açısından önemsenmektedir. Lübnan konusunda Suriye’nin Hizbullah Örgütü üzerindeki 
etkisi tartışılmazdır. Yeni Suriye hükümetinin bu konudaki tutumu Lübnan’ın geleceği açısından önem taşıyacaktır. 

Suriye Sorununun Uluslararası Boyutu 

2011 Mart’ında başlayan olaylar farklı ülkeler tarafından farklı algılanmıştır. Suudi Arabistan’ın desteklediği Al Arabia ve Katar’ın desteklediği Al-Jezeera olayları geniş ölçekli göstererek Suriye hükümetini suçlarken Hizbullah’a bağlı Al Manar ve İran’a bağlı Press TV muhalifleri suçlamıştır. ABD ve AB ülkeleri Esad rejimine karşı yaptırım kararı alırken Türkiye Kasım 2011’de Suriye’ye yaptırım uygulayan ülkeler arasına katılmıştır. Bu ülkeler baskılarını artırmak için Tunus, Fransa ve Türkiye’de Suriye’nin Dostları toplantıları düzenlemeye başlamıştır. Diğer taraftan İran doğrudan Esad yönetimini desteklemektedir. Rusya ve Çin de İran’la beraber Esad rejimini destekleyen ülkeler arasında yeralmıştır. Şubat 
2012’de BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye ile ilgili almaya çalıştığı dış mücadeleye açık kapı bırakan karar yasasını reddetmiş, Nisan 2012’de Annan Misyonu kapsamında Suriye’ye gözlemci gönderilmesine dönük karar tasarısı oylamasında dış müdahale konusunda dikkatli davranmışlardır.250 

BM Genel Sekreterliği olayların başladığı andan itibaren Esad’ı kınamış ve reform çağrısı yapmıştır. ABD ve Fransa gibi ülkeler sert bir uyarı üzerinde dururken Rusya ve Çin karşı çıkmıştır. Bu nedenle Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Kofi Annan Mart 2012’de BM ve Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi olarak Şam’da Beşar Esad ile doğrudan görüşmede bulunmuş ve 21 Mart 2012 günü Tüm Konsey üyeleri tarafından kabul edilerek Annan Planı  açıklanmış tır. 251 Annan Planının kabulünden sonra 12 Nisan’da Esad yönetimi ateşkes ilan 
ettiğini belirtmiştir. Ancak çatışma ve müdahale haberleri tekrar gelmeye başlamıştır. Dolayısıyla Annan Planı başarıya ulaşamamıştır.252 

2011 yılının sonunda ABD Suriye’ye uyguladığı yaptırımları genişletmiş ve Esad’a çekilme çağrıları yapmıştır. 7 Mart 2012’de ise BM’den karar çıkartılamaması üzerine Suriye için askeri müdahale dahil tüm seçeneklerin masada olduğu ABD Savunma Bakanı Leon E. Panetta tarafından belirtilmiştir ayrıca muhaliflere maddi ve manevi tüm desteklerini arttıracaklarını da sözlerine eklemiştir. Ancak Obama Suriye’ye yapılacak bir müdahalenin hata olacağını açıklamıştır. Her ne kadar Savunma Bakanı tüm görüşlerin masada olduğunu 
söylese de kısa vadede böyle bir seçenek olmadığı görülmüştür. ABD yönetimi Suriye’de bir rejim değişikliğini kaçınılmaz görmekte ve doğrudan bir çatışmaya girmeden sorunu aşmaya çalışmaktadır.253 

Suriye Sorununun Türkiye’nin Ortadoğu’ya Yönelik Politikalarına Etkisi 

Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik siyasetinin anahtarı olan Suriye parçalanması veya kısa bir süre sonra başka siyasi aktörlerin Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunu ele geçirecek olması Türkiye’yi Suriye’deki kaostan en çok etkilenen ülkelerden biri haline getirecektir. Türkiye Suriye ile geniş bir sınıra sahiptir ve parçalan ması durumunda ülkenin kimlerin yönetimine gireceği ve dış politika açısından takınacağı tutum Türkiye’nin güvenliğini etkileyebilir. Türkiye’nin kendi içinde dış politikasını ve güvenliğini etkileyen önemli bir zaafı vardır: 

Kürt sorunu. Suriye’de yeni kurulacak yapının Kürt sorununa bakışı ve bağımsız Kürdistan konusundaki fikirleri önem taşımaktadır. Esad yönetimi Kürdistan’a karşıdır ve bu duruş iki ülkenin bu derece yakınlaşmasında önemli bir alt yapıyı oluşturmuştur. Yeni yönetimin bağımsız bir Kürdistan’a olumlu bakışı Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerini sınırlandırabilir. Bunun yanı sıra Türkiye’nin Suriye üzerindeki etkinliğini kaybetmesi riski Ahmet Davutoğlu’nun komşularla sıfır sorun siyasetinin etkisizleştiğini ve Türkiye’nin sıfır sorundan etrafı sorunlarla çevrili bir ortama sürüklendiğini göstermektedir. 

Sonuç 

Suriye Arap Cumhuriyeti homojenliği yüksek yapıda bir ülke olmasına rağmen ülkede Hafız Esad ile başlayan ve oğlu Beşar Esad ile devam eden Nusayri egemenliği söz konusudur. Bir azınlık grup tarafından yönetilen Suriye’de bu durum daima kanamaya hazır bir yara halini almıştır. Günümüzde Arap Baharı olaylarının bu bölgeye de sıçramış olması ülkenin bu homojen yapısının dış güçler tarafından daima canlı tutulmuş olmasının bir sonucudur. 

Suriye bulunduğu jeopolitik konum ve Hizbullah’a verdiği lojistik destek ve İran’la sürdürülen müttefiklik düzeyinde ilişkiler, İsrail düşmanlığının ortak paydasında buluşma gibi nedenlerle Ortadoğu politikalarında daima söz sahibi olmuştur. Bu durum Suriye’nin önemini Batı nezdinde de arttırmaktadır. ABD tarafından haydut devlet ilan edilen Suriye, İran’la olan dostluğu, Hizbullah desteği ve önemli jeopolitik konumu nedeniyle daima kontrol altında tutulması gerektiği fikri Batı ülkelerinde mevcuttur. Bu çerçevede Batı tarafından 2000’li 
yıllarda Suriye’yle sorunların çoğunlukla ortadan kalkmış olduğu Türkiye’ye Suriye’nin reform sürecini hızlandırarak uluslararası ortama entegre olmasını sağlama görevi verilmiştir. 

Ancak Esad rejimi bu süreci gerekli hız ve istekle gerçekleştirmemiş ve iç fraksiyonların kullanılmasıyla birlikte Suriye bugünkü iç savaş durumunu almıştır. 

Suriye’de parçalanmaya yönelik bir eğilim olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bölgede son günlerde ortaya çıkan Işid faktörü ve bölgede kurulabilecek Suriye’den de toprak alarak oluşturulması planlanan bir Kürt Devleti ihtimali, Türkiye’nin politika alanını sınırlandırmaktadır. Bu tip, sorunlarla dolu bir geçmişe sahip olan ülkelerle ilişkilerde güven kurulması zordur. 

Dolayısıyla doğru yaklaşım devletlerin sadece liderleriyle değil, halkıyla ilişkiye geçmektir. Bunu da günümüzde en iyi sağlayan faktör ticarettir. Yeni oluşacak 
bölgesel ve nispeten küçük fraksiyonlarla kurulacak yatırım ve ticaret ilişkileri ve etnik ve dini kimliklere yönelik olmayan politika geliştirmek, bu devletlerle oluşacak ilişkileri iyi yönde sürdürmekte faydalı olabilir. 

Tabi ki bunu yaparken, karşılıklı güven sağlanması için ikili ilişkilerdeki temel sorunlara da çözüm getirilmeye çalışılmalıdır. 

Kaynaklar 

Anadol, Cemal, Tarih Boyunca Türk-Ermeni Meselesi, Bilge Karınca Yayınları, İstanbul, 2007 

Arı, Tayyar, “Geçmişten Günümüze Ortadoğu Siyaset, Savaş ve Diplomasi”; Alfa Yayınları, İstanbul, 2007. 

Atlıoğlu, Yasin, Türkiye’nin Suriye Siyasetindeki Çıkmazları, Bilgesam, 23 Haziran 2011 

Ayhan, Veysel, “Türkiye-Suriye İlişkilerinde Yeni Bir Dönem: Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi”, Ortadoğu Analiz, Kasım 2009, cilt:1, sayı:11. 

Ayhan, Veysel, “Arap Baharı”, MKM Yayınları, Bursa, 2012. 

Çavdar, Cengiz, “Dağdan İniş, PKK nasıl silah bırakır? Kürt Sorununun Şiddetten Arındırılması” TESEV Analiz, Haziran, 2011. 

Dursun, Abdülkadir, “Sınıraşan Sular Fırat ve Dicle Nehirlerinin Türkiye, Suriye ve Irak İlişkileri Üzerine Etkileri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Isparta, 2006. 

Erciyes, Erdem, “Ortadoğu Denkleminde Türkiye-Suriye İlişkileri”, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, Şubat 2004. 

Fırat, Melek, Kürkçüoğlu, Ömer, “Batı Avrupa’yla İlişkiler”, Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşı’ndan Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar Cilt:1, 15. baskı, İstanbul, 2009. 

İbas, Selahattin, “ Türkiye-Suriye İlişkilerinin Tarihi”, Ortadoğu Siyasetinde Suriye, Editör: Türel Yılmaz, Mehmet Şahin, Ankara, Ekim 2004. 

Olson, Robert, “Türkiye’nin Suriye, İsrail ve Rusya ile İlişkileri: 1979-2001”, çev. Süleyman Elik, Orient Yayınları, Ankara, 2005. 

Şalvarcı, Yakup, “Pax Aqualis, Türkiye-Suriye-İsrail İlişkileri, Su Sorunu ve Ortadoğu”, Zaman Kitap, Şubat, 2003. 

Umar, Ömer Osman “Türkiye-Suriye İlişkileri (1918-1940)”, TC. Fırat Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Yayınları, Tarih Şubesi Yayınları, no:3, Elazığ, 2003. 

Euronews, 
http://tr.euronews.com/2011/11/30/turkiye-den-suriye-ye-9-maddelik-yaptirim/, (Erişim: 04.09.2014) 


 BU BÖLÜM DİPNOTLARI;

236 ASALA İngilizce Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia tamlamasının kısaltmasıdır; Ermenistan'ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu anlamına gelen, 1973 ve 1985 yılları arasında, Türkiye dahil 16 farklı ülkede Türk ve diğer mülki ve diplomatik hedeflere karşı terör eylemlerinde bulunmuş solcu ve aşırı milliyetçi Ermeni terör örgütüdür. Daha geniş bilgi için bknz. Anadol, Cemal, Tarih Boyunca Türk-Ermeni Meselesi, Bilge Karınca Yayınları, İstanbul, 2007 
237 Kürtçe Partiya Karkerên Kurdistan anlamına gelen ve Türkçe’de Kürdistan İşçi Partisi olarak bilinen PKK, Türkiye'nin doğu ve güneydoğusu, Irak'ın kuzeyi, Suriye'nin kuzeydoğusu ve İran'ın kuzeybatısını kapsayan bölgede bir devlet kurmayı amaçlayan ve bu amaçla söz konusu toprakların Türkiye sınırları dahilinde kalan kısmına sahip olabilmek için eylem yapan yasadışı silahlı örgüt. 1974 yılında Abdullah Öcalan tarafından kurulan PKK'nın ideolojisi, Marksizm-Leninizm üzerine kuruludur. PKK'nın başlangıçtaki amacı; Kürdistan diye tanımlanan, Kürtlerin de yaşadığı, Türkiye'nin doğu ve güneydoğusu, Irak'ın 
kuzeyi, Suriye'nin kuzeydoğusu ve İran’ın kuzeybatısındaki bölgede, 
bağımsız sosyalist bir Kürt devleti kurmaktır. Ayrıntılı bilgi için bknz. Çavdar, Cengiz, “Dağdan İniş, PKK nasıl silah bırakır? Kürt Sorununun Şiddetten Arındırılması” TESEV Analiz, Haziran, 2011. 
238 Fırat, Melek, Kürkçüoğlu, Ömer, a.g.e., s. 291 
239 İbas, Selahattin, “ Türkiye-Suriye İlişkilerinin Tarihi”, Ortadoğu Siyasetinde Suriye, Editör: Türel Yılmaz, Mehmet Şahin, Ankara, Ekim 2004, s. 59 
240 Umar, Ömer Osman, a.g.e., s. 250 
241 Dursun, Abdülkadir, “Sınıraşan Sular Fırat ve Dicle Nehirleri’nin Türkiye, Suriye ve Irak İlişkileri Üzerine Etkileri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Isparta, 2006, s. 25 
242 Şalvarcı, Yakup, “Pax Aqualis, Türkiye-Suriye-İsrail İlişkileri, Su Sorunu ve Ortadoğu”, Zaman Kitap, Şubat, 2003, s. 35 
243 Erciyes, Erdem, “Ortadoğu Denkleminde Türkiye-Suriye İlişkileri”, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Şubat 2004, İstanbul, s. 103 
244 Arı, Tayyar, “Geçmişten Günümüze Ortadoğu Siyaset, Savaş ve Diplomasi”; Alfa Yayınları, İstanbul, 2007, s. 648 
245 Olson, Robert, “Türkiye’nin Suriye, İsrail ve Rusya ile İlişkileri: 1979-2001”, çev. Süleyman Elik, Orient Yayınları, Ankara, 2005, s.12 
246 Ayhan, Veysel, “Türkiye-Suriye İlişkilerinde Yeni Bir Dönem: Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi”, Ortadoğu Analiz, Kasım 2009, cilt:1, sayı:11, s. 31 
247 Atlıoğlu, Yasin, a.g.e., s.3 
248 Ayhan, Veysel, a.g.e., s. 425-35 
249 Ayhan, Veysel, a.g.e. , s. 438-42 
250 Ayhan, Veysel, a.g.e., s. 398-99 
251 Ayhan, Veysel, a.g.e., s. 398-403 
252 Ayhan, Veysel, a.g.e., s. 404-6 
253 Ayhan, Veysel, a.g.e., s. 406-10 


***