BIÇAK SIRTI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BIÇAK SIRTI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2017 Pazartesi

Deniz Baykal'dan Aklımda Kalanlar…


Deniz Baykal'dan Aklımda Kalanlar…


Erol Manisalı

CHP Kurultayı'nda Deniz Baykal, "İşbirlikçi İslamcılarla antiemperyalist İslamcıları ayırarak" AKP'ye çattı. Baykal'a göre AKP, "ABD ve AB ile işbirlikçiliği kabul ettiği için, onların desteği ile iktidara getirilmişti."
İşbirlikçiler ve antiemperyalistler

CHP Kurultayında Deniz Baykal, “İşbirlikçi İslamcılarla antiemperyalist İslamcıları ayırarak” AKP’ye çattı. Baykal’a göre AKP, “ABD ve AB ile işbirlikçiliği kabul ettiği için, onların desteği ile iktidara getirilmişti.”

Yıllardır Bıçak Sırtı’nda dile getirdiğim bu görüşü Deniz Baykal’ın da benimsemesi beni mutlu kıldı.

- Baykal, İslamcılar için bir kırmızı çizgi koyuyor, “işbirlikçiler ve antiemperyalistler” ayrımı yapıyordu. Refah (ve Erbakan) antiemperyalist olduğu için ABD, İngiltere ve İsrail tarafından tasfiye ettirilmişti.

- O gruptan ayrılan “yenilikçi ve işbirlikçiler” ise ABD, AB ve İsrail saflarına katılmışlar, onların planlarının bir parçası olmuşlardı.

Deniz Baykal’ın yaptığı bu doğru tespitin yalnızca İslamcılara uygulanması, bence eksik olmakla kalmaz, yanlış sonuçlar da doğurur. İşbirlikçiler ile antiemperyalist duruş sergileyenler arasında keskin bir ayırım yaparak kırmızı çizgi çiziyorsak, bu doğru tespiti İslamcılar dışında da uygulamamız gerekir.

Sıralayalım:

- Liberaller arasında acaba işbirlikçiler yok mu? İçlerinde ateist olanlar bile vardır. Bunlar İslamcı değillerse, işbirlikçi eylemlerini göz ardı mı edeceğiz?

- Ya da, sağda ve merkez sağdaki işbirlikçileri ne yapacağız? Bunlar arasında BOP’a destek verenler yok mu? Tonla var… Türkiye’nin AB’ye tek yanlı bağlanmasına göz kırpan sağcıları nereye saklayacaksınız, ortalık onlarla dolu…

- Ve de sosyal demokratlar içindeki işbirlikçiler. Bu kesimde işbirlikçi bulunmadığını söylemek “aşırı saflık sınıfına” girmezse acaba nereye girer?

Liberaller, merkezdekiler, sağcılar, solcular arasında “Ben Atatürkçüyüm diyerek” örtülü işbirlikçilik yapanlar, boyunbağı taktıkları ve viski içtikleri için affa mı uğrayacaklar?

Yalnızca İslamcılar mı?

Deniz Baykal’ın “İslamcılar için yaptığı işbirlikçilik ayrımını” sağcılar, solcular, liberaller kısacası herkes için uygulamak gerekir.

Türkiye’de bir açık bir de örtülü işbirlikçiler var: 

- Ben BOP’nin bir parçasıyım, ABD, AB ve İsrail’in isteklerini yerine getiririm diyerek bu işi gizlemeyenler var. İşi, “Ben bu projenin eşbaşkanıyım” diyecek kadar benimseyenler bile var. Ya da, “Bizi deliğe süpürmeyin, kullanın” çağrıları yapan hizmetkârlar söz konusu. Bunlar en açık işbirlikçiler…

- Ya da “Biz Türkiye’nin eyaletlere, devletlere bölünmesinden yanayız; bunun için ABD, AB ve İsrail’le birlikte çalışıyoruz” diyerek işbirlikçiliklerini en baştan itiraf edenler de ortalıktalar.

Bu iki grup, “Batı emperyalizminin bölgedeki maşaları olduklarını” zaten itiraf ediyorlar, kimlikleri belli, bunlar pazara düşmüşler.

Örtülü işbirlikçiler en büyük sorun 

En büyük sorun “örtülü işbirlikçilerde”; onlar bir taraftan tören Atatürkçülüğü veya hamasi nutuklarla halkı oyalarken, masanın altından işbirlikçilik yapıyorlar.

Birkaç örnek verelim:

1) Biz laiklikten yanayız, Atatürk’ü çok seviyoruz, derken “ AB sürecine destek veriyorlar.” Bu sürecin, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Lozan’ı tasfiye ettiğini görmezlikten geliyorlar.

2) Sosyal devleti, sosyal hakların geliştirilmesini istemiyorlar. Onlar da AKP üst yönetimi gibi, “Her şeyi piyasaya bırakın, piyasa size yol gösterir” diyorlar.

3) Ekonominin, siyasetin, kültürün yabancılaştırılmasına ve emperyalizmin denetimine girmesine karşı çıkmıyorlar. Bunu, “küreselleşmenin doğal bir sonucu” gibi pazarlamaya çalışıyorlar.

4) Sanayide, tarımda, ticarette, teknolojide ulusal (ve makro) politikaların uygulanmasına karşı çıkıyorlar.

Böylelikle, yabancı tekellerin (ve devletlerin) Türkiye’yi örtülü işgalini desteklemiş oluyorlar. Bunlar “işbirlikçi sınıfına” girmiyor mu?

Deniz Baykal’ın kurultayda ifade ettiği, “işbirlikçi ve antiemperyalist İslamcı” ayrımını “İslamcı sözcüğü yerine liberal sağcı, sosyal demokrat veya daha başka sözcükleri de koyarak değerlendirmek gerekir”.

Türkiye bugün ikiye ayrılmıştır: Bir yanda örtülü ve açık işbirlikçiler bulunuyor. Öte yanda ise sömürgeci dayatmalara karşı “ulusalcı cephe” vardır.

Ulusalcı cephe şu temel özelliklere sahiptir:

1) En başta antiemperyalisttir, sömürgeci düzene karşıdır. Bu, Atatürk devrimlerinin en vazgeçilmez koşuludur.

2) Bu cephe sosyal ve laik hukuk devletinden yanadır.

3) Gerçek demokrasinin, “katılımcı örgütlenmelerle” olabileceğine inanır. Bireysel ve toplumsal hakları ve özgürlükleri birlikte destekler.

4) Dış ilişkilerde iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel olarak “karşılıklı çıkarları savunur.” Tek yanlı bağlara şiddetle karşıdır. Bunun gereği olarak uluslararası ilişkilerde “denge politikasını” esas alır. Türkiye’nin Avrasya ile ilişkilerinin geliştirilmesini, “Batı’nın dayatmalarının engellenmesi için” vazgeçilmez bir koşul olarak benimser.

Görüyorsunuz, “işbirlikçilere karşı olmak için” işi buraya kadar getirmek gerekir. Legonun sadece bir parçası bizim işimize yaramaz, olayı bütünüyle değerlendirmek durumundayız.

05 Mayıs 2008 Pazartesi,

http://www.transanatolie.com/Turkce/Turkiye/Turkiye%20Gercekleri/kim_kimdir.htm

*****

9 Ocak 2016 Cumartesi

Papaz Her zaman Pilav Yemez !,



Papaz Her zaman Pilav Yemez !, 




BIÇAK SIRTI 
EROL MANİSALI

Kasım 2001


Şu Dinler - Kültürlerin kucaklaşması işi yok mu, oldum olası mest eder beni; kiliseler, sinagoglar, camiler kucak kucağa, iç içe, banş ve sevgi dolu. Camilerin dışındakilerin pek "cemaati" yoktur ama olsun, ne çıkar, mensupları şımdılerde taa uzaklardan gelir. Avrupa'lar dan hatta Amerika'lar dan, onca yolu bizi kucaklamak için teperler, binlerce kilometre yolu. Tabii barış sever ve kucaklaşma düşkünü medyamızda bu barışçı, kutsal, dinsel, kim bilir belki de bi- raz "dinsel olan bu teması görkemli bir biçimde sayfalrına ve ekranlrına getirir; kolay mı, görev bilinci, inanç bilinci, barış bilinci; işin ucunda üç beş kuruş varsa bile bu kadar kutsal ve barışçı şeyin yanında lafı mı olur, varsın olsun; papazlar ve patronlar sağ olsun, bizim boynumuz kıldan incedir derler 3 Eylül'de Cumhunyet'te başlığını birinci sayfada gördüm, istanbul'da kültürler ve dinler kucaklaşmış da haberimiz yok: Ortodokslar, Yahudiler, Katolikler, Ermeniler; Sevr haritası gibi kucaklaşma, bayılıyorum vallahi, ne zevk ne zevk, kucakla kucaklayabildiğin kadar. Hep bizi kucaklıyorlar  Nedense budinler arası kucaklaşmalar hep bizim taraflarda olur, Istanbul'da, Ege'de, Güneydoğu'da falan;gönül isterdi ki birazda onlar ev sahipliği yapsınlar! 

- Mesela Vıyana'da, Vıyana kuşatmalarının kucaklaşması. Oyle ya, Müslüman Türkler ile Hıristiyan Avrupa orada karşı karşıya gelmişler, Vıyana kahveyi bizden öğrenmiş. Onun anısına, Müslümanlar ve Hırıstıyan ların bir araya gelişleri her yıl Viyana 1 de kutlanmalı, dinler ve kültürler arası bir kucaklaşma da her yıl Vıyana'da yapılmalı.  Bosna'yı da unutmamak gerek; bir barış şöleni de Bosna'da olmalı; bizim Diyanet Işleri Başkanımız her yıl Vıyana'ya, Bosna'ya gitmeli, piskoposlar, kardinalleri orada da kucaklamalı. Onların bizi hep burada, bizim topraklarda kucaklamalan beni biraz rahatsız etmeye başladı. 

- Bir orada bir bur da olsa tamam, mesele yok; hep burada, hep burada, sanki biraz ayıp oluyormuş gibi geldi bana. Kandırmaya son... Kimse kimseyi kandırmasın; papazların sık sık gelip bu topraklarda, barış, diyalog, kucaklaşma adı altında toplanmaları " Vaat edilmiş Topraklara dönüş provasıdır ", medyada, dünya kamuoyunda resimlerin hafızalara kazınmasının provalandı. Gerçekten bır kucaklaşma olacaksa bunların Viyana'da, Bosna'da, Selânik'te, Gırttte, Rodosta, hatta Amerika'da ve Avrupa Birliği Parlamentosu'nda yapılmaları gerekir. 

- Sevgili papazlar Türkrye'ye gelmeden önce şöyle bir Amerika'yı, AB Partamentosu'ndaki milletvekillerini ziyaret etsinler. Onlara, " Türklere karşı Er- meni ve Rum yanlısı kararlar çıkartıp Türkiye'yi dışlamayın, dûşman dan saymayın' desinler. Bunları boşverip sık sık Türkiye'ye dinler arası kucaklaşma adı altında gelirlerse biz bunun altında, haklı olarak, başka şeyler ararız. 

- Daha birkaç ay önce Vatikan, Ermeni Patriğî ile Türkiye'ye karşı ortak bir açıklama yapmadı mı? - AB Parlamentosu'n dan; ABD eyalet meclislerinden çıkan Türkiye karşıtı kararların arkasında din ve ırk ayrımı, Türk düşmanlığı yok mu? Bütün bunlar sistemli bir biçimde yürütülürken gelip Türkiye'de papazların biz Türkleri kucaklıyoruz, demeleri, kusura bakmayın ama bana Bokasyo'nun Dekameron Hikâyeleri'nı hatırlatmaya başladı. Birazda bizimkiler gidip Vıyana'da, Amenka'da sizinkileri kucaklasınlar, yeter artık! Papaz her zaman pilav yemez ya da " Ne kadar ekmek, o kadar köfte", hangisini tercih ederseniz! 


http://www.cumhuriyetarsivi.com/katalog/192/sayfa/2001/9/7/11.xhtml


..

23 Kasım 2014 Pazar

Yeni Suriye Politikasının Artıları, Eksileri ve GAP YIL 2009





Yeni Suriye Politikasının Artıları, Eksileri ve GAP  YIL 2009


BIÇAK SIRTI
Erol MANİSALI 


23 Aralık 2009'da Başbakan Erdoğan 10 bakanı ve 250 işadamı ile Suriye'ye gitti, 51 ön anlaşma yapıldı. Bunlar ulaştırma, ticaret ve su başta olmak üzere çeşitli alanları kapsıyor.

28 Aralık 2009 Pazartesi
   
Erdoğan Hükümeti son 3-4 yıl içinde Suriye, İran, S. Arabistan ve Ürdün ile ilişkilere büyük öncelik vermeye başladı. İlişkilerde iktisadi ağırlık öne çıkıyor.

Bu köşede uzun yıllardan beri, bölgesel iktisadi işbirliğinin önemini sürekli vurguladım. Örnek olarak da AB, Latin Amerika (Merceseur), Şanghay İşbirliği Örgütü ve NAFTA gibi oluşumları gösterdim.

Türkiye'nin Suriye ile iktisadi ilişkilerini geliştirmesi önem taşıyor. 2008'de gerçekleşen 2 milyar dolarlık yıllık ticaret hacmi komik bir rakamdır ve potansiyelin çok altındadır.

Türkiye 70'li yıllarda Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesi'ni (GAP) planlayıp 1980'li yıllarda uygulamaya koyduğunda amaç, çok geniş kapsamlı idi. Bir yandan Güneydoğu Anadolu'ya barajlar, sulama sistemleri, tarıma dayalı imalat sanayisi, yeni ulaştırma ağları ve bunları tamamlayan eğitim, sağlık ve çağdaş yerleşim birimleri de beraberinde getirilecekti.

Ve GAP'ın gelişmesi ile birlikte Türkiye ile Suriye, Irak ve İran arasında bölgesel bir iktisadi bütünleşme sağlanacaktı(*). Ortak iktisadi çıkarlar ülkeleri birbirine yakınlaştıracaktı.

Devlet tarihi fiyatlarla 16 milyar dolar, bugünkü rayiçle 25 milyar dolar dolayında harcama gerçekleştirdi.

GAP'ın eksiği...

Ancak GAP'ın sosyo ekonomik ve sosyo politik boyutları eksik kaldı. Hatta yapılan dev yatırımların potansiyel getirilerinin ortadan silinmesine bile yol açtı.

Toprak reformundan eğitime, ağalık düzeninin tasfiyesinden modern yerleşim birimlerinin kurulmasına kadar esas tamamlayıcı öğeler çalıştırılamadı. Kimi iç ve dış odaklar bunu engelledi. 1990 sonrasında ortaya çıkan yeni küresel konjonktür en önemli sorundu.

GAP sosyal ve ekonomik boyutları ile tamamlanabilseydi, bölge; Türkiye, Suriye, Irak ve İran arasında birleştirici bir cazibe merkezi olacaktı. «Ortak çıkarlar», GAP üzerinden ve bölge ülkelerinin iktisadi yararları doğrultusunda işletilecekti.

Suriye ile başlatılan iktisadi ağırlıklı yeni politikalar, GAP'ta yapılan hataların kısmen de olsa karşılanmasına yol açabilir.

Esas yapılması gereken..

Vizeler kaldırıldı, birçok ön anlaşma yapıldı ama çok önemli bir eksiğimiz var. Normal olarak aralarındaki iktisadi ilişkileri geliştirmek isteyen ülkeler «ikili ticaret anlaşmaları» yaparak işe koyulurlar. Ama Ankara Şam ile ikili ticaret anlaşması yapamıyor. AB'nin Gümrük Birliği sistemine dışarıdan ve tek yanlı bağlandığımız için bu en önemli aracı kullanamıyoruz.

Yıllardır yaza yaza usandığım gibi, bu tek yanlı bağımlılık,Türkiye'nin üçüncü ülkelerle ticari ilişkilerine ipotek koymuş oluyor ve bu yüzden ticari kayıplarımız dev boyutlara çıkıyor.

Türkiye bölgenin en önemli iktisadi ve ticari gücü konumunda. Suriye ile iktisadi ilişkilerin geliştirilmesi Türkiye'ye büyük yararlar sağlayacaktır. Ancak işe, «karşılıklı olarak gümrükleri indirerek başlamak gerekir» .

Son 60 yıldır bilimsel ve reelpolitik açıdan modern dünyada uygulanan en önemli yöntem budur. AB ile yapılan yanlışlıklar sonucu doğan bu zararların ortadan kaldırılması için «hataların düzeltilmesi gerekir» .

«Normalleşme» sağlandığında sadece Suriye ile ticari ilişkilerimiz değil; ABD, Çin, Hindistan, Rusya, Brezilya ve daha niceleri ile ticaretimiz de olması gereken uygar, akılcı ve kârlı bir düzeye gelecektir.

Devekuşunun kafasını kuma gömmesi gibi bu sorunu görmemezlikten gelemeyiz. Sanayide tekstilciler, dericiler, mobilyacılar, gıda sanayicileri fabrikalarına son 10 yıl içinde bu yüzden kilit vurmadılar mı?
(*) E. Manisalı, «The Southeast Anatolia Project», MEBB Centre, 1989

http://www.Heddam.com/index.asp?M=5657  

..