15 Şubat 2019 Cuma

28 ŞUBAT SÜRECİ BÖLÜM 2

28 ŞUBAT SÜRECİ  BÖLÜM 2




Bu olaylar;

- 2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında Başbakan Necmettin Erbakan sırasıyla Mısır, Libya, Nijerya'yı ziyaret etmesi idi... Libya'da, Kaddafi'nin bir çadırda Erbakan ile yaptığı görüşmede sarfettiği sözler, muhalefet ve basın tarafından ağır bir şekilde eleştirildi. Aslında Kaddafi söylediklerinde haklıydı. Cumhuriyet Dönemi'nde "atatürkçülük" kisvesi altında bağımsızlıktan, islamdan, hatta Türklük'ten uzaklaşılmış; Hıristiyan Batı ülkelerinin denetimine girilmiş, müslüman ülkelerin bizden bekledikleri tamamen gözardı edilmişti.

- 3 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkilerinin açığa çıktığı iddia edilirken, Başbakan Erbakan 'fasa fiso' demesi idi... Adalet Bakanı Şevket Kazan ise, aydınlık için bir dakika karanlık toplumsal eylemi için "Mumsöndü oynuyorlar" dedi.

- Kayseri'nin Refah Partili Belediye Başkanı Şükrü Karatepe'nin, 10 Kasım 1996 tarihli Refah Partisi İl Divan Toplantısındaki konuşmasında, Türkiye'de henüz gerçek demokrasinin olmadığını, hâkim güçlerin herkesi kendi görüşleri doğrultusunda hareket etmeye zorladığını söylemesi idi... Karatepe konuşmasında şunları söylemişti:

- "Süslü püslü göründüğüme bakıp da lâik olduğumu sakın sanmayın. Resmi görevim nedeniyle bugün bir törene katıldım. Belki Başbakan'ın, Bakanlar'ın, milletvekillerinin bazı mecburiyetleri vardır. Ancak, sizin hiçbir mecburiyetiniz yok. Refah Partili olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm düzeni değişmelidir. İnsanları köle gibi gören, çağdışı bu düzen mutlaka değişmelidir. Ey Müslümanlar! Sakın ha, içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur."

Karatepe bu konuşması nedeniyle 1 yıl hapis ve 420.000 lira ağır para cezasına mahkûm edildi. Aslında söyledikleri "fikir özgürlüğü" kapsamında değerlendirilebilirdi. Çünkü o tarihlerde Kürt bölücülerin ayrılık, intikam istekleri bile "fikir özgürlüğü" sayılıyor, haklarında işlem yapılmıyordu. Bugünlerde (2013) BDP'liler Türkler için "önümüzde dizlerinizin üstüne geleceksiniz," diyor, bir şey yapılmıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türk olduğunu, veya olması gerektiğini unutup "Türk milliyetçiliğini ayaklarımızın altına aldık," diyebiliyor, kimse dava açmıyor!.. Halbuki eskiden olsa, onu diyeni ayaklar altına alırlardı!

- Başbakan Necmettin Erbakan'ın 11 Ocak 1997 Cumartesi günü, Başbakanlık Konutu'nda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği vermesi idi...

22 Ocak 1997 tarihinde yüksek rütbeli subaylar Gölcük'te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar.

- 30 Ocak 1997'de Sincan belediyesi'nin Kudüs gecesi düzenlemesi idi... Belediye başkanı Bekir Yıldız, İran Büyükelçisi'nin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihad oyunu basında tepki oluşturdu. Türkiye'nin İran'a benzetilmek istendiği öne sürüldü. Star muhabiri Işın Gürel olaylar sırasında saldırıya maruz kalmıştı. Bekir Yıldız tutuklandı, mahkûm edildi.

Halbuki Türkiye hiç bir zaman İran'a benzememiştir, benzemez!.. Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim'den buyana 500 yıldır, aralarında süren bir rekabet vardır. İran Şii, Türkiye Sünnî'dir. İran'da hiç hata yapmayacağı kabul edilen bir Ayetullah'ın liderliği söz konusudur, Türkiye'de ise sık sık değişen bir Diyanet İşleri Başkanı vardır. İkisi birbirine hiç benzemez. Uğur Mumcu gibilerine düzenlenen suikast ve saldırıları İran üzerine yıkmak ta, İsrail'i gözden uzak tutmak amacına yöneliktir.

- Refah Partili milletvekili İbrahim Halil Çelik'in "kan akacak, fıstık gibi olacak," demesi idi... Sonradan sahte pasaportla Avusturya'ya kaçtı, orada yakalanıp tutuklandı.

Bu olaylar üzerine 4 Şubat'ta Sincan'da askerler 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı. Genelkurmay 2. Başkanı dönme Orgeneral Çevik Bir "Demokrasiye balans ayarı yaptık," dedi!

Bu arada dünyada ve Türkiye'de başka olaylar da cereyan etmekte idi.

5 Ocak'ta Rusya, barış anlaşması uyarınca, Çeçenistan'daki son askerlerini geri çekti.

7 Ocak'ta Demokrat Türkiye Partisi kuruldu. Partinin genel başkanlığına Mason Demirel'in has adamı Hüsamettin Cindoruk seçildi. Bu parti yakında DYP'den Tansu Çiller'i terkedip kopacakları toplamaya yönelecekti.

16 Ocak'ta Arnavutluk'ta yüksek faizle para toplayan bankaların batması üzerine halk ayaklandı. bizde onca banka battı, ayaklanan olmadı!

20 Ocak(ta Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), "Demokratik standartların yükseltilmesi paketi"ni Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Genelkurmay başkanlığına sundu. TÜSİAD raporda Kürtçe eğitimin serbest bırakılmasını da öneriyordu... 2013 yılında Yeni Anayasa maddelerinin temeli demek ki ta 1997'de atılmıştı.

28 Ocak'ta Güney Afrika'da ırkçı yönetim döneminde görevli dört polis, devrimci öğrenci lideri Stephen Biko'yu 1977'de öldürdüklerini resmen itiraf etti.

1 Şubat'ta Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık eylemi başladı.

5 Şubat 1997'de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Erbakan'a uyarı mektubu gönderdi.

8 Şubat'ta Çankaya'ya çöreklenmiş olan mason Demirel, "Derin devlet askerdir" dedi. Bunu demek suretiyle mason-dönme askerlerin, daha doğrusu üst rütbeli subayların bağlı bulunduğu, emrinde olduğu esas gizli fesat mekanizmasının üzerini örtmüştür. ABD-NATO tarafından yönetilen, İsrail'le de bağlantılı ve "derin devlet" sanılan bu ihanet örgütünün orijinal ismi ÜST YAPI idi… Başında bir Amerikalı bulunuyordu. Çekirdek kadrosunda işadamları ağırlıkta idi… Gizli ÜST YAPI'da, askeriyeyi kurumsal olarak Genelkurmay İkinci Başkanı temsil ediyordu... Çevik Bir'in 28 Şubat sürecinde öne çıkmış olması bundandır.

11 Şubat'ta Şeriat'a Karşı Kadın Yürüyüşü Ankara'da yapıldı.

21 Şubat 1997'de dönme orgeneral Çevik Bir ve İlhan Kılıç Washington'da dönemin CIA Başkanı George Tenet ve dahi ABD'nin derin adamları ile gizlice görüştüler. İsmail Hakkı Karadayı da 28 Şubat MGK'sından üç gün önce İsrail'de idi... Acaba bu omuzu kalabalıklar Amerika ve İsrail'den ne gibi bir talimat almışlardı?

23 Şubat'ta İskoç bilim adamları bir koyunu kopyaladılar. Yavruya Doli adını verdiler.

25 Şubat 1997'de 'Ankara Çıkarması' yaparak Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit'i ziyaret eden TÜSİAD heyeti, ertesi gün de Çankaya Köşkü'nde Demirel'le buluşmuştu. İşadamları, o süreçte askerlere birden fazla "brifing" vermişlerdi. Bu arada kendi gazetelerinde de çarşaf çarşaf Refah-Yol hükûmeti aleyhine ilan yayınlamaktan geri durmamışlardı... Kendi menfaatlerindeni başkasını düşünmeyen bu işadamları, 28 Şubat 1997 sonrasında Genelkurmay'ı ziyaret ettiklerinde askerleri "tebrik" etmişlerdir.

Ama Erbakan'ın esas hatası (!) bu saydığımız olaylar değil; D-8'ler diye müslüman ülkeleri bir araya getirmesi, bütçe gelirlerini bir havuzda toplaması, ve kullanılmış oto ithaline izin vermesi idi!.. HAVUZ ne demekti biliyor musunuz?.. HAVUZ'dan önce Devlet dâirelerinin topladığı paralar özel bankalara düşük faizle yatırılıyor, sonra paraya ihtiyacı olan Devlet bu özel bankalardan yüksek faizle borç alıyordu!.. Prof. Dr. Osman Altuğ'un danışmanlığında kurulan HAVUZ sayesinde bu yağma önlenmiş oldu. Ayrıca Devlet'in ne kadar para topladığı bilinmiyordu. Çünkü gelirler türlü fonlarda toplanıyor, sonra rastgele harcanıyordu. HAVUZ bu keşmekeşliği önledi... Kullanılmış oto ithali ise, çürük-dökük otomobil imâl edip yüksek fiyatla satan işadamlarının haksız kazancına engel olmuştu. Bütün bunlar hem yurt içinde otomobil üreticisi işadamlarını, banka sahiplerini, hortumcu politikacıları, hem de yurt dışında kapitalist Hıristiyan ülkeler ile İsrail'i tedirgin etmişti. Hele müslüman ülkelerin bir araya gelmesi demek, Hıristiyan Batı ve İsrail o bölgelerde istediği gibi at oynatamayacak demekti!

Erbakan-Çiller hükûmeti, 8 Temmuz 1996'da işbaşına gelmiş, ve kısa sürede bu bahsettiğimiz başarıları elde etmişti. Ancak Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe'nin konuşmaları, Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız'ın Kudüs Günü gösterisi, Refah Partili Şevki Yılmaz ve Hasan Mezarcı'nın patavatsızlıkları irtica iddialarına eklendi. 5 Şubat 1997'de Sincan'da tanklar yürütüldü. Deniz Kuvvetleri Komutanı mason ve yahudi dönmesi Oramiral Güven Erkaya, "İrtica, PKK'dan tehlikeli," dedi, ama başörtülü kadınlar veya eli sopalı 40-50 kişi; dağa çıkmış, eli silahlı, dış destekli bölücü cânilerden nasıl daha tehlikeli olur, bir türlü anlatmadı!

28 Şubat 1997 günkü Millî Güvenlik Kurulu toplantısında, asker kesiminin Batı Çalışma Grubu'nun etkisi altında hükûmete muhtıra verdiği, Kurul Kararlarını dikte ettiği anlaşıldı. MGK toplantısı 9 saat sürdü. Asker üyeler lâkliğin Türkiye'de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu sert bir şekilde ifade ettiler. Kararda, lâiklik için yasaların uygulanması istendi. Tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB'e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu.

4 Mart 1997'de Başbakan Erbakan, MGK kararları yumuşatılmazsa imzalamayacağını söyledi ve imzalamadı. ama gördüğü baskı karşısında 13 Mart'ta imzaladığı iddia edildi. Kendisi sadece ön yazıyı imzaladığını belirtmiştir... Ancak Erbakan'a ter döktürerek, ümüğüne basılarak imzalatılan bir başka belge daha vardı ki, onu ilerde açıklayacağız!

Ondan sonra olaylar şöyle gelişti:

7 Mart'ta İskenderun Cezaevi'nden sol görüşlü 28 mahkum tünel kazarak kaçtı, firarilerden 8'i yakalandı

19 Mart'ta Tuzla tren istasyonuna bomba koymaktan yargılanan iki PKK mensubu idama mahkûm edildi Ama tabii Özal 1984'de idam cezalarının uygulamasını durduğu, ve o tarihten beri kimse asılmadığı için bunlar da paçayı sıyırdılar. Allah bilir, aflardn yararlanıp çıkmışlardır.

29 Mart'ta Tekstilci Josef Behar ve 3 çalışanı İstanbul'da kimliği belirsiz kişilerce öldürüldü.

4 Nisan'da MHP lideri Alparslan Türkeş öldü.

7 Nisan 1997 günü Genelkurmay'da dönme Orgeneral Çevik Bir başkanlığında irtica konulu bir toplantı yapıldı. ÜST YAPI'ya dahil olmayan subayların beyni yıkanmaya çalışıldı. Kuvvet Komutanlıkları Harekât Dairesi Başkanları'nın ve Özel Kuvvetler Komutanlığı daire başkanlarının katıldığı toplantıda "hükümetin devam etmesini önleyecek tedbirlerin alınması" görüşüldü. Dönme Orgeneral Çevik Bir toplantının kapanışında "Bu, tarihi bir toplantı idi. Aynı frekanstayız, mutluyum" diye konuştu.

22 Nisan'da Peru'nun başkenti Lima'da Japon elçiliğinde dört aydır 72 kişiyi rehin tutan Tupac Amaru gerillalarına karşı operasyon düzenlendi, lider Nestor Carpa dahil 14 gerilla ve bir rehine öldürüldü.

23 Nisan 1997'de Başbakan Yardımcısı Çiller, 28 Şubat Kararları'na uygun temel eğitimi "8 yıllık Kesintisiz Eğitim" olarak açıkladı.

26 Nisan 1997'de DYP'den Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna ile Sanayi Bakanı Yalım Erez istifa etti. Yahudi Dönmesi Yalım Erez daha sonra, "Çiller'i siz getirmiştiniz" diyen gazeteciye, küstahça, "Ben getirdim, ben götüreceğim," dedi.

27 Nisan'da Türkiye'ye gelen Sovyetler Birliği'ni dağıtmış olan eski Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde öğrenciler tarafından üzerine yumurta atılarak protesto edildi. Gorbaçov konuşmasının ardından arka kapıdan kaçırıldı. Protestocu öğrencilerden 8'i gözaltına alındı.

29 Nisan'da 1993’te imzalanan Kimyasal Silahlar Antlaşması yürürlüğe girdi. Rusya, Irak ve Kuzey Kore antlaşmayı imzalamadı. ABD, İngiltere, Fransa, İtalya imzaladı da, ne oldu?.. En zengin kimyasal silahlar onların elinde!

30 Nisan'da Genelkurmay Başkanlığı'nca gazetecilere brifing verildi.

1 Mayıs'ta Başbakan Necmettin Erbakan yabancı CPJ (Gazetecileri Koruma Komitesi) tarafından "basın düşmanı" ilan edilen liderler arasında yer aldı.

2 Mayıs'ta uzun yıllar sonra sol tekrar iktidara geldi. Tabii ona "sol-soyyalist-toplumcu" denebilirse!.. İşçi Partisi lideri Tony Blair Başbakan oldu. Daha sonra Oğul Bush ile Afganistan ve Irak'ı işgalde önemli rolü oldu.

Yine 2 Mayıs'ta Alaattin Çakıcı Flash TV'de telefonla Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller ve eşi Özer Çiller'i suçladı. Ertesi gün, silahlı bir grup Flash TV'nin İstanbul'daki binasını bastı.

6 Mayıs'ta İstanbul'da barmen Oğuz Atak sırtındaki Arapça "Allah" dövmesi yüzünden öldürüldü. Aynı gün Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Claudia Roth, Doğru Yol Partisi Milletvekili Ayvaz Gökdemir aleyhine açtığı tazminat davasını kazandı. Ayvaz Gökdemir, Claudia Roth'a fahişe demişti. Adam haklıydı ama delili yoktu.

9 Mayıs'ta Almanya'daki sözde Anadolu Hilafet Devleti'nin Berlin temsilcisi Yusuf Sofu evinde öldürüldü. Aynı gün dönme gazeteci Abdi İpekçi adına düzenlenen Uluslararası Dostluk ve Barış Ödülü Türk İş ile Yunan Sendikaları Federasyonu'na verildi. Ne alâkası varsa!..

12 Mayıs Sultanahmet Meydanı'nda "8 Yıl Kesintisiz Eğitim"e tepki olarak "İmam Hatiplilere Dokunmayın" mitingi yapıldı.

13 Mayıs'ta İçişleri Bakanlığı, Uğur Mumcu'nun ailesine 9,5 milyar liralık maddi tazminat ödedi.

14 Mayıs'ta Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak'a yönelik en büyük sınır ötesi harekatı başlattı. 50 bin asker ve köy korucusu Kuzey Irak'a girdi. Resmi açıklamalarda, "Çelik Harekatı" adlı operasyonda 113 güvenlik mensubu ve 2811 PKK militanının öldüğü ilan edildi.

17 Mayıs'ta diri-ölü, çoluk-çocuk bulabildikleri her izmi yazarak Kürt bölücülerce hazırlanan "Barış İçin Bir Milyon İmza" girişiminin topladığı imzalar Meclis'e iletildi.

21 Mayıs'ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, "ülkeyi iç savaşa sürüklediğini" söyleyerek, RP'nin kapatılması için dava açtı. (Bir süre sonra parti kapatıldı: 17 Ocak 1998)

23 Mayıs 1997'de Yahudi dönmesi ve Batı Çalışma Grubu'nun lideri Orgeneral Çevik Bir İsrail'i ziyaret etti. Oradan emir ve talimat aldı, döndü.

26 Mayıs'ta Susurluk'taki kazanın duruşmasında, kamyon şoförü Hasan Gökçe, 6 milyon 420 bin lira para cezası ile DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak'ın ailesine 100 milyon lira manevî tazminat ödemeye mahkûm edildi. Acaba böyle bir trafik cezasının başka bir örneği var mı?


3 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder