28 Nisan 2015 Salı

Osmanlıdan Günümüze HAİNLER- 13





Osmanlıdan Günümüze HAİNLER- 13 

İbrahim Balcı


Hüseyin Avni Paşa


İbrahim BALCI
İbrahim BALCI

Hainler yazı dizisini sonlandırmak istiyorum. Aradıkça ihanet edenlerle göz göze geliyoruz.  Kimileri bana göre hain, kimileri okurlara göre…. Ama tarihin derinliklerine inildiğinde görüyoruz ki “Hain” sayısı az değil. Osmanlı Devletine ihanet eden hainler var, Sultan’a/Padişah’a ihanet eden hainler var…  Sadrazamlara ihanet eden hainler var… Cepheden kaçanlar, gereği kadar emek vermeyenler, emirleri yerine getiremeyenler var, şeyhülislamın isteklerine “evet” demeyenler var, hepsi de “Hain” damgasını yemişler…  Böyle olunca da gerçek hainleri bulmak çok zor oluyor. Boğulanların, kafası kesilenlerin, ağaçlarda sallandırılanların pek çoğu ihanet ettiklerinden değil dedikoduya kurban olmalarındandır. Her neyse hal böyle olunca “Hain” sayısı da arttıkça artıyor.
Yazısı dizisini 13’cü bölümle sonlandırırken, hainlikle suçlanan ve cezalandırılanlardan bazılarını olarak özet olarak belirteceğim. İhanet etmişler mi, etmemişler mi bunun tartışmasına girmeyeceğiz. Tarihi yalanlayacak halimiz yok, bunu da belirtmek isterim.
Bakalım neler olmuş, kimler boğdurulmuş, kimler darağacında sallanmış, kimlerin kafası kesilerek hayatlarına son verilmiş, kimler ihanetlerini eceli ile sonlandırmış?
Ali Kemal
Ali Kemal
ALİ KEMAL: Usta bir gazeteci ve siyaset adamıydı. Damat Ferit kabinesinde Maarif ve Dahiliye Bakanlığı yaptı. Yanlışı Milli Mücadeleye karşı çıkması oldu. “Artin Kemal” lakabı ile anılan Ali Kemal, Peyam ve Peyam-ı Sabah gazetelerini çıkardı. Devamlı milli mücadele aleyhinde yazdı. Yakalanıp yargılanmak için Ankara’ya götürülürken İzmit’te halk tarafından linç edilerek öldürüldü.
CEMAL BEY; “Artin Cemal” lakabı ile anılan Cemal Bey çok iyi bir tahsil gördü. Kaymakamlık yaptı,  Elazığ ve Konya valiliklerinde bulundu. Damat Ferit kabinesinde Dahiliye  ve Ticaret Bakanlığı yaptı. İttihatçılara karşı düşmanca davrandı. Milli Mücadeleye şiddetle karşı çıktı. Konya Valiliği sırasında Ankara Meclisine gidecek Konyalı delegeleri göndermedi. Suçlu duruma düştüğünü anlayınca Konya’yı terk etti. Milli mücadelenin zaferle sonuçlanması üzerine yurtdışına kaçtı. 1938 yılında çıkarılan afla yurda döndü.
DEFTERDAR SOFTA MUSTAFA PAŞA: IV. Murat döneminde  “Zorba İsyanı” oyarak isimlendirilen isyanın teşvikçilerinden biri, hatta başı idi (1632). Sultan IV. Murat, olaylar  durulduktan sonra önce Topal Recep Paşa’yı öldürttü. Bilahare de Defterdar Softa Mustafa Paşa’yı hallettirdi. Saklanan Softa Mustafa Paşayı yakalattırıp önce Sultanahmet Meydanında kılıçla kafasını kestirdi sonra da ibreti âlem için gövdesini ayaklarından çınar ağacına astırdı.
Hüseyin Avni Paşa
Hüseyin Avni Paşa
HÜSEYİN AVNİ PAŞA; Çok kurnaz, çok yanlı oynayan bir Paşa idi. Sultan/Padişah Abdülaziz’in tahttan indirilmesini sağladı. Abdülaziz’in öldürülmesinde rolü olduğu iddiası üzerine Abdülaziz’in kayın biraderi Kolağası Çerkez Hasan tarafından konağında toplantı halinde iken vurularak öldürüldü.
KARA KEMAL; Çok iyi tahsil gören gazeteci ve siyaset adamı olarak gündemde kaldı. Hayati zig zaglarla geçti. Önceleri İttihat Terakkici idi sonra karşısına geçti. İstanbul’un işgali sırasında Karakol Cemiyeti ile birlikte hareket ederek Anadolu’ya silah, cephane ve adam kaçırılmasında etkin rol oynadı. İstanbul’da Hamal, gemici, kayıkçı, arabacı, fırıncı ve işsiz insanları işgalcilere karşı örgütledi. Damat Ferit kabinesinde İaşe Bakanlığı yaptı. İngilizler tarafından tutuklanıp Malta’ya gönderildi. Buradan kaçtı. Milli Mücadele kazanılınca Türkiye’ye döndü ama Cumhuriyet yönetimine karşı durdu ve İzmir Suikastine karışınca tutuklanmak isendi. Yakalanacağını anlayınca kendini vurmak suretiyle intihar etti.
ŞEYHÜLİSLAM SEYİT NACİ FEYZULLAH EFENDİ; şeyhülislam olmasına karşın görevini kötüye kullanması nedeni boynu vurularak öldürüldü. Osmanlı tarihi içinde öldürülen üç şeyhülislamdan biridir.
HAFIZ MEHMET BEY; Trabzon milletvekiliydi. Mustafa Kemal’in en hızlı karşıtlarından biriydi. İzmir Suikastini tertipleyenlerin içinde yer alınca, yargılandı ve idama mahkûm oldu, cezası asılmak suretiyle yerine getirildi.
HALİS TURGUT; Nahiye Müdürlüğü ve kaymakamlık yaptı. Türk Ocaklarında etkin rol oynadı. İttihat Terakki Cemiyeti içinde yer aldı. Sivas milletvekili seçildi. İzmir Suikasti içinde yer aldığı tespit edilince, yargılandı ve idam cezası oldu. Cezası infaz edildi.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa
Kavalalı Mehmet Ali Paşa
KAVALALI MEHMET ALİ PAŞA; Osmanlı Devletinin Mısır valisiydi. Hayli başarılı görevler yaptı. Meydana gelen Kölemen ve Hicaz’daki isyanları bastırdı. Padişahtan oğlunun Vali yapılmasını istedi, valilik verilmeyince Osmanlı’ya yani kendi devletine karşı isyan etti.  Mısır Hidiv’i oldu. Osmanlı Devleti Kaptan-ı Deryası Hain Ahmet Paşa, Osmanlı donanmasını Mısır’a götürüp teslim etti. Artık çok büyük güçtü Kavalalı Mehmet Ali Paşa. Osmanlı ile giriştiği savaşları kazandı. Sonraki askeri harekâtta Suriye’de yenildi. Ama yapılan antlaşma üzerine Mısır Kavalalı ailesine bırakıldı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa İstanbul’a gelerek Padişah tarafından kabul edildi. Nedense “Hain” ilan edilmedi ve Kahire’de öldü.
KARA AHMET PAŞA; Arnavut’tu. Babası Mahmut Paşa ölünce onun yerine İşkodra Sancakbeyi oldu. Fırsat bulduğu anda Osmanlı’ya isyan etti ama affedildi ve tekrar İşkodra Sancakbeyi oldu. 1791 de bağımsızlık elde edebilmek için tekrar isyan etti ve üzerine gelen Osmanlı ordusunu yendi. Fakat kendisini destekler görünen bir kısım paşa tarafından esir edilip İstanbul’a gönderildi. III. Selim, Kara Ahmet Paşa’yı bir daha affederek İşkodra’ya gönderdi ise de Karadağlılarla savaşırken, tuzağa düşürülüp öldürüldü.
DEFTERDARZADE AHMET PAŞA: Babası da defterdardı, baba mesleğini devam ettirdi. Maliyede yetişti, çeşitli yerlerde valilik yaptı, 1656 da defterdar oldu. Aşırı derecede kibirliydi. Gözü yukarılarda olduğu için hep bir yerlere gelebilmenin arzusu içinde sadrazam olabilmek için uğraşıyordu. Bütün amacı Sadrazam Abaza Siyavuş Paşa’yı düşürmek ve yerine geçmekti ama olmadı. İnadı yüzünden ters düştüğü Şeyhülislam Mustafa Efendi’nin düşmanlığını kazandı ve tutuklanarak hapse atıldı. Babası Mustafa Paşa idam edilmişti, kendisi de aynı akıbete uğradı. Hiç kimseye ihanet etmediği halde aşırı derecede kibri ve pervasız hareketleri sonucu cellâdın elinden kurtulamadı ve idam edildi (1656)
HALICIOĞLU MEHMET PAŞA: Halıcızade Mustafa Paşa’nın oğlu ve iyi bir maliyeci idi. Üç kez defterdar olarak görevlendirildi. Herhangi bir ihaneti olmadı ama büyük yanlışı ve hatası vardı; “PARA”. Paraya ihanet etmişti. Yeniçeri ve Sipahilerin maaşlarını vermek için düşük ayarlı paralar bastırdı, durum anlaşılınca kızılca kıyamet koptu. Yeniçeri ve Sipahiler isyan başlattılar. İsyancılar Padişah IV. Mehmet’ten Başdefterdar Mehmet Paşa ile birlikte 30 kişinin kellesini istedi. Padişah istekleri kabul etmek zorunda kaldı. 30 kişi Yedikule Zindanına atıldı ve orada idam edildiler. Cesetleri Sultanahmet’te Gülhane Parkı karşısındaki Çınar ağacına ayaklarından asıldı. Bu olaya “Vaka-ı Vakvakiye” ya da “Çınar Vakası” denildi.
KIRIM HANI MAHMUT GİRAY; Kırım Hani Mahmut Giray Osmanlıya en büyük ihaneti yapanlardan biridir. Osmanlı devleti saflarında savaşlara katıldı, başarılar ve güven kazandı. Viyana kuşatmasında da görev aldı ama Sadrazam Kara Mustafa Paşa’ya kin beslediği için verilen görevi yapmadı. Kara Mustafa Paşa güç durumda kaldı ve kuşatmayı kaldırdı. Bu olay nedeni ile Sadrazam Kara Mustafa Paşa’nın boynu vurularak idam edildi. Esas hain olan Murat Giray’a ise hiçbir şey yapılmadı.
KARA MURAT PAŞA; Osmanlı devletinde “Ağalar Saltanatı”nı kuran adamdır. Pek çok başarı elde eden Kara Murat Paşa rakip gördüklerini yok etmekte de çok başarılı idi.  Sarayda çevirdiği entrikalarla Hazerpare Ahmet Paşa ile Padişah İbrahim’in öldürülmesini sağladı, yetmedi Sadrazam Yusuf Paşa’yı da öldürttü. Öldürmeye devam ediyordu ve Kaptan-ı Derya oldu. Kendisini bu göreve getiren İpşir Paşa’yı da idam ettirdi. Bütün bunlara rağmen eceli ile öldü.
NASUH PAŞA; Bir papazın oğlu iken devşirildi. Enderunda yetişti, Beylerbeyi olarak görev yaptı. Sultan I. Ahmet’in kızı Ayşe Sultan ile evlenerek saraya damat oldu. Damat olunca gücü de arttı fakat acımasızlığı ile de halkın nefretini kazandı. Kayın Pederi Sultan I. Ahmet’in aleyhine çalıştığı ve sultanın yakınlarından Hocazade Mehmet Efendi ile Hacı Sultani Mustafa Efendi’yi öldürttüğü anlaşılınca bu ihanetinin bedelini Padişah fermanı ile boğdurularak ödedi.
Dr. Nazım Bey
Dr. Nazım Bey
DR. NAZIM BEY: İttihat Terakki’nin fikir hocası ve çok önemli isimlerinden biriydi. Yurtsever ve çalışkan bir insandı. Açık ve gizli cemiyetlerin içine girerek onları örgütledi. Talat Paşa kabinesinde Maarif Bakanlığı yaptı. Mütarekeden sonra Avrupa’ya kaçtı. 1923 den sonra yurda döndü ve İzmir Suikasti ile ilgili görüldüğü için İstiklal Mahkemesinde yargılandı, idama mahkûm oldu, cezası infaz edildi.
ORHAN ÇELEBİ; Padişah I. Mehmet (Çelebi Mehmet)’ in oğludur. Taht kavgasında öldürüleceği korkusu ile Bizans’a sığındı. Şehzade Bizanslılar tarafından kullanıldı. Ordu kurup Osmanlı üzerine yürüdü. Yenilince tekrar Bizanslılara sığındı. Osmanlılar tarafından İstanbul’un kuşatılması sırasında Bizans ordusunda kumandan olarak yer aldı. Osmanlı askerlerinin kente gireceği zehabına kapıldı ve ele geçmemek için surların üzerinden kendisini atarak intihar etti.
YEĞEN OSMAN PAŞA: Namlı hainlerden biri olarak bilinir. İki kez büyük ihanette bulundu. Birinde Celali İsyanında isyancılarla işbirliği yaparak eşkiyalığa başladı ama affedildi. Affa uğradıktan sonra Belgrad Seferine katıldı. Savaş sırasında Avusturyalılara karşı cephe tutmasına rağmen savaşmadı kenti yağmalayıp kaçtı. Durumu öğrenen Sadrazam Bekri Mustafa Paşa, Yeğen Osman Paşa’yı yakalatıp boynunu vurdurdu.
PATRONA HALİL; Hamam tellâkı iken İmparatorluğu kan kusturan bir zorba oldu. Etrafına topladığı işsiz-güçsüz takımı ile isyan başlattı. İsyan kısa sürede yayıldı ve günlerce sürdü. İsyanın önlenebilmesi için ileri sürülen şartlar Sultan tarafından kabul edilince Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın eseri olan “Lale Devri” de sona erdi. İsyan karşısında Sultan III. Ahmet çaresiz kaldı ve isyancıların isteklerine boyun eğdi ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Kaymak Mustafa Paşa, Saray Kethüdası Mehmet Paşa boğduruldu. Cesetleri Sultanahmet Meydanında bekleyen isyancılara gönderildi. Eden bulacaktı, öyle oldu. Patrona Halil Revan Köşküne çıkmak için giderken pusuya düşürüldü ve üzerine çullanan yeniçeriler tarafından öldürüldü.
RAİF İSMAL PAŞA; Sarayı Hümayünde yetişti. Çeşitli yerlerde valilik yaptı. I. Abdülhamit’i tahttan indirmek ve III. Selim’i Padişah yapmak istemesi üzerine Kıbrıs’a sürüldü ve Lefkoşa da boğularak öldürüldü.
DADAŞ RÜŞTÜ PAŞA; Milli mücadelenin güçlü komutanlarından biriydi. Valilikte yaptı. İzmir’de Mustafa Kemal’e karşı düzenlenen suikaste ismi karıştığı için yargılandı, idam cezası aldı ve cezası yerine getirildi.
DAMAT SALİH PAŞA: Şehzade Ahmet Kemalettin’in kızı ile evlenerek Saraya damat oldu. Mahmut Şevket Paşa’ya yapılan suikaste ve öldürülmesine karıştığı anlaşılınca yargılanarak idama mahkûm oldu ve asıldı.
SARI EDİP EFE;  Asker kökenli bir efedir. Milli mücadele sırasında efelerle birlikte hareket ederek Yunan işgaline karşı cephe tuttu. Değişik yerlerde kuvayi milliye olarak görev yaptı. Mustafa Kemal’e karşı İzmir’de yapılmak istenen suikastin içinde olması nedeni ile yargılandı ve idama mahkûm oldu, cezası asılarak infaz edildi.
ABAZA SİYAVUŞ PAŞA; güçlü bir sadrazamdı. IV. Mehmet’in tahttan indirilmesinde etkili oldu. II. Süleyman tahta çıkınca sadrazam oldu. Kendisinin sadrazam olmasını sağlayanları cezalandırmaya başlayınca, ocak ağaları kellesini istedi. Sultan II. Süleyman bu isteklere uyarak Abaza Siyavuş Paşa’yı sadrazamlık görevinden aldı. Bilahare konağına saldıran yeniçeriler tarafından paramparça edilerek öldürüldü.
ZİYA HURŞİT; Hemşin’de doğdu. Almanya’da mühendislik tahsil etti. Erzurum kongresine katıldı. Lazistan milletvekili oldu. İstiklal mahkemelerinde görev aldı. Mustafa Kemal’e İzmir’de yapılması planlanan suikastin tertipleyicisi olduğunu kendisi kabul ettikten ve mahkemece kanıtlandıktan sonra idama mahkûm oldu ve cezası asılarak infaz edildi.

ÇERKEZ ETHEM: Kafkasya’dan Türkiye’ye göçen eden Çerkez bir ailenin beş çocuğundan en küçüğüdür. Küçük Zabit Okulunu bitirdi ve orduya katıldı. Çürüksulu Mahmut Paşa’nın kumandanı olduğu kolordu ile Çatalca’ya çarpışmalarına katıldı. İki ağabeyi Tevfik ve Reşit Beyler subaydı.  Üçkardeş Teşkilat-ı Mahsusa’ya alındı ve değişik bölgelerde eylemlerde bulundu. Bu eylemler sırasında yaralanınca Bandırma’ya döndü. Maceracı bir kişi olduğu için kurduğu arkadaş grubu ile çeteciliğe başladı. İzmir’in Yunanlılarca işgali üzerine kurduğu çete ile İzmir Bölgesine gitti ve burada Yunanlılara karşı, diğer Efe grupları ile birlikte cephe tuttu. Padişah ve İngiliz yanlısı olan ve Milli Mücadeleye karşı çıkan Ahmet Anzavur’un üzerine giderek onu bozguna uğrattı. Anzavur kaçıp kurtuldu ise de Susurluk’ta ikinci kuşatmada da Çerkez Ethem’in çetesine yenilerek ağır darbe aldı. Bir süre sonra Düzce İsyanı başladı. Çerkez Ethem  isyan bölgesine koştu ve bu isyanı da bastırdı. Burada kurduğu mahkeme ile suçlu bulduğu elli iki suçluyu astırarak idam ettirdi. Adapazarı’ndan Ankara’ya doğru harekete geçen Kuvayı İnzibatiye kuvvetlerine saldırıp yürüyüşlerini akamete uğrattı. Bu başarılarından dolayı Ankara hükümeti tarafından kendisine “Kuvayı Tedibiye ve Kuvayı Seyyare” komutanlığı verildi. Çerkez Ethem durmak bilmiyordu. Milli Hükümetin en büyük vurucu gücü idi.  Bu kez Yozgat’ta Çapanoğullarının çıkardığı isyanı bastırmakla görevlendirildi. Acımasızca isyanın üzerine giderek, isyanı bastırdı ve kendi mahkemesini kurarak ibreti âlem için suçlu suçsuz pek çok kişiyi idam ettirdi. Ankara’ya döndüğünde efsane olmuştu. Krallar gibi karşılandı. Çerkez Ethem güçlendikçe güçlenmiş, insan sayısı beş bini aşmıştı. Kendi başına hareket eden bir güç haline gelmişti.   Ankara Hükümeti başta Mustafa Kemal ve İsmet Paşa olmak üzere düzenli orduya geçilmesini istiyordu. Çeteciler ordu emrine girecek ve ordu tek elden yönetilecekti. Çerkez Ethem bunu kabul etmediği gibi ağabeyleri ile birlikte Mustafa Kemal’e karşı olan “Yeşil Ordu” adlı oluşumun içinde yer aldı. Bütün uyarılara karşın kendi bildiğince hareket eden Çerkez Ethem’in yola getirilmesi ve etkisiz kılınması istendi.  İzzettin Çalışlar’ın kumandasında düzenli bir ordu birliği üzerine gönderildi. Çerkez Ethem yine uyarılara uymadı, silah bırakmadı, teslim olmadı ve savaşmayı tercih etti. Çerkez Ethem Çetesi düzenli orduya karşı tutunamadı ve dağıldı. Ethem’in çete mensuplarından bir kısmı düzenli orduya katıldı. Ethem ve çevresinde kalanlar Yunanlılarla birlik olup Türk birliklerine karşı savaştılar. Kütahya yakınlarında Refet Bele’nin kuvvetlerine karşı mücadele veren Çerkez Ethem başarılı olamadı ve birliği dağılınca Yunanlılara sığınarak Türkiye’yi terk etti. Almanya’ya gitti. Burada bir süre kaldıktan sonra Mısır ve Ürdün’e gitti. TBMM milli mücadelenin başarı ile sonuçlanması üzerine Çerkez Ethem ile ağabeyleri Tevfik ve Reşit Beyleri resmen “Hain” ilan ederek 150’likler listesine aldı. 1938 de Af çıktı, ağabeyleri Tevfik ve Reşit Beyler  Türkiye’ye döndü ama Çerkez Ethem dönmedi, Ürdün’de kaldı ve 1948 de orada öldü. Çerkez Ethem, “Büyük bir kahraman” olarak tarihte yerini alacakken, aldığı yanlış kararlar ve ağabeylerinin tahrikleri ile “Hainler” listesine girdi.
KABAKÇI MUSTAFA: Yeniçeri yamağı iken başkent İstanbul’u kana bulayan bir isyancı olarak ortaya çıktı. Sultan III. Selim yenilikçi taraftarı idi. O nedenle devlet düzeninde yenilikler yapmaya çalışıyordu. Yeniliklerden biri de Yeniçeri ordusunu kaldırıp yerine, daha düzenli olmasını istediği Nizam-ı Cedit Ordusunu kurmasıydı. Buna karşı çıkanlar da vardı ve bunlardan biri olan Sadaret Kaymakamı Köse Musa idi. Sedaret Kaymakamı Köse Musa yeniçeriler ile yeniçeri yamaklarını Nizam-i Cedit’e karşı kışkırttı. Yeniçeri ve yamaklar Kabakçı Mustafa’nın emri altında Çayırbaşı’nda toplanıp İstanbul üzerine yürüdüler. Haseki Ağası Halil Ağayı parçaladılar. Yeniçeriler diğer bölgelerden gelen yeniçerilerle birleşip Saray üzerine yürüdüler. III. Selim’i tahttan indirip IV. Mustafa’yı Padişah olarak tahta çıkardılar. Durumu haber alan Alemdar Mustafa Paşa, ordusu ile Balkanlardan geri dönerek İstanbul’a geldi. İsyancıları tepeleyen Alemdar Mustafa Paşa Saraya girdiğinde III. Selim’in öldürüldüğünü öğrendi. Bunun üzerine IV. Mustafa’yı tahttan indirip yerine II. Mahmut’u Padişah olarak tahta oturttu. İsyanı başlatan Kabakçı Mustafa’yı da Rumeli Feneri’nde yakalatıp öldürttü.

ŞEYH SAİT: Şeyh Sait babası gibi Nakşibendi tarikatına mensuptu. Medrese tahsili gördü. Şeyhliğini iyi kullandı ve kısa sürede mal mülk sahibi yani çok zengin oldu. Zengin ve şeyh olanın, sözü dinlendiğinde şöhreti arttıkça arttı. Cumhuriyet’in ilanı şeyhleri, ağaları rahatsız etti. Buna bir de yabancıların kışkırtmaları eklenince isyan başladı. İsyanın başında Şeyh Sait vardı. “Halife sınır dışı edilemez; hükümet dinsizdir; dinsizlik okullara girdi, Yolumuz din yoludur, Din elden gidiyor, Kadınlar çıplak geziyor, ey Muhammet ümmeti şeriattan ayrılma” slogan ve propagandaları ile halk kışkırtıldı ve isyan başladı. Şeyh Sait’in oğlu Ali Rıza sürekli İngilizlerle temas kurarak onlardan yardım istedi, bilgi alış verişinde bulundu. Ayaklanma Elazığ’ın Eğil bucağına bağlı Piran köyüne gelen ve asker kaçaklarını arayan Jandarmalara ateş açılması ile başladı, büyüdükçe büyüdü. Genç ili (Tunceli) isyancılar tarafından işgal edildi. Bunu Hani, Muş, Elazığ ve Diyarbakır izledi. Hükümet gücü Diyarbakır’a ulaştığında isyancılara karşı üstünlük kurdu ve ayaklanmayı başlatanlar ve ona destek veren Kürdistan Şurayı Devlet Reisi ve Teali Cemiyeti Reisi Seyit Abdülkadir ile arkadaşları tutuklandılar. Ve Şeyh Abdülkadir ile beş arkadaşı idama mahkûm oldular. Diyarbakır’da idam kararları infaz edildi. Asilerin üzerine gidilmeye devam edildi Şeyh Sait ile adamları Varto’nun güneyinde yer alan Cartuh köprüsünde kıstırılarak yakalandılar. İstiklal Mahkemesinde görülen dava sonunda Şeyh Sait ile 47 arkadaşı idama mahkûm oldular, cezalar Diyarbakır’da infaz edilerek isyan tamamen bastırıldı.
ŞEYH SEYİT RIZA:  Abasan Aşireti Reisiydi. Genç’te (Dersim-Tunceli)  pek çok aşiretten en güçlüsünün şeyhi idi. Aşiretler düzene uymak istemediğinden huzursuzluklar çıkarıyorlardı. Askere gitmek istemiyorlar, vergi vermemek için direniyorlardı.  Bu sıralarda şehre hareketlilik getirecek olan Singeç köprüsünün açılışı yapılacaktı. Açılışı Atatürk yapacaktı.  Gelen isyan haberi üzerine Atatürk bölgeye gitmekten vazgeçti. Şeyh Şeyit Rıza’nın adamları, köprüyü korumakla görevli olan Karakol’a baskın vererek 33 askeri şehit ettiler. Ayrıca Sin karakolu basıldı. 9. Seyyar Jandarma karakoluna baskın verildi pek çok asker şehit edildi. Mazgirt köprüsü de tahrip edildi. Hükümet güçleri üç kolordu ile olaya müdahale etti. Askeri müdahaleye uçaklarda katıldı ve isyan bastırıldı (1937). Hükümet Kuvvetleri tarafından Şeyh Seyit Rıza tutuklandı ve İstiklal Mahkemesinde yargılanarak 6 arkadaşı ile birlikte idam cezasına çarptırıldılar, cezaları infaz edildi. İsyanı devam ettirmek isteyen küçük grupların mücadelesi ise 1948 yılına kadar devam etti.
Böyle ve bunlara benzer onlarca olay meydana geldi. Bu olayların kimi doğrudan devlete karşı, mevcut hükümete yani yönetime karşı, bazıları yetkili şahıslara yani; Padişaha, Sadrazam’a, Cumhurbaşkanına karşı yapıldı. Bazı olayların doğrudan ihanet olarak yapıldığı ve yapanın hain olduğu tartışılmadı.  Ama bazılarının hala sırrı çözülebilmiş değil!  İhanet etmiş midir, hain midir, yoksa kurban mıdır hala tartışılmakta, daha doğrusu tartışılmak istenmektedir.
Şu hususu da belirtmekte yarar vardır zannediyorum. Bilhassa Ulusal Kurtuluş Şavaşı sırasında, bilhassa Yunan işgalinin başladığı sırada, henüz düzenli ordu yok iken cephe tutan, Ege tarafındaki efelerle anlaşarak cepheyi genişletip düşmana karşı koyan, Ankara hükümetine karşı başlatılan isyanları bastıran, padişah’ın görev vererek Ankara hükümetine karşı gönderdiği Kuvayi İnzibatiye’yi dağıtan, Anzavur Ahmet’in güçlerini yenen Çerkez Ethem’in durumunun tarihçiler taraından yeniden ele alınması gerekir diye düşünüyorum. Kardeşlerinin tahriklerine kapılmış ve düzenli orduya geçmeyi reddetmiş, bu yolda verdiği mücadelede yenileceğini anlayınca Yunanlılara sığınmış, “Halk Kahramanı” olabilecek iken hain durumuna düşmüş ya da düşürülmüş Çerkez Ethem’in aklanması, itibarının iade edilmesi için tarihçilerin harekete geçmesi, TBMM nin de buna bir çare bulması düşünülemez mi?
Yazan İbrahim Balcı

NOT;
Ülkenin başınra bela olan PKK ve onun Lideri Binlerce insanın, katili APO’ya (Abdullah Öcalan)methiyeler düzüldüğü günümüzde, bir de Kürt açılımından sonra, İmrali ve Kandil görüşmeleri ile adamı uluslararası müzakereci durumuna getirenler hain değil mi? Onu aklamak, onu topluma kazandırmak, hapisten çıkarmak için çabalayanlar hain değil mi? Onu çözümün baş aktörü kabul edip de ayağına kadar giderek yardımcı ol d iyen hain değil mi? Hal böyle iken Milli Mücadele sırasında, bilhassa Yunan işgalinin başladığı günden, Düzenli ordu kurdulana kadar ölümüne bir mücadele veren Çerkez Ethem Vatan haini oluyordu, APO neden olmuyor. Belki de Apo’ya yakın bir gelecekte yeni imkanlar sağlanacak, belki de onun önderliğinde özerklik verilecek! Hal böyle iken ÇERKEZ ETHEM bunca yıl geçtikten sonra neden AKLANMASIN, İtibarı iade edilmesin! Biraz da bu iş için atağa geçilse olmaz mı?
İbrahim  Balcı
.

25 Nisan 2015 Cumartesi

"FETULLAH GÜLEN MASON ÇIKTI" !!!



"FETULLAH GÜLEN MASON ÇIKTI" !!!





Fetullah Gülen Masondur İddiası ve Servis Edilen Belgeler


Görünen o ki; Bu iddia çok konuşulacak ve tartışılacak...

İşte Yeni Şafak'ın o yayını:










Paralel yapının 1 numarası Fethullah Gülen’in şimdiye kadar hiç bilinmeyen ilişkileri açığa çıktı. Yeni Şafak’ın ulaştığı tarihi belgelere göre Gülen daha ilk gençlik yıllarında Masonluk yemini etti ve üstün hizmetlerinden dolayı taltif madalyası aldı.












Yeni Şafak'ın ulaştığı belgelerde Mason Mahfili'nden 1972 ile 1976 yılları arasında Fethullah Gülen'e yapılan toplantı davetleri de var. Davetiyeleri gönderen isimler arasında İlhami Madenoğlu, Orhan Demiriz, Onnik Karakaş, Hüseyin R. Yavuz gibi Mason yetkililer bulunuyor.


Konumuz: "Hoşgörü"

21 Nisan 1974 tarihli 'Orhan Demiriz/Sekreter' imzalı davetiyede, "Aziz Kardeşim, M. Fetullah Gülen. 10 Mayıs 1974 Cuma günü saat 19.00'da yapacağımız toplantıya katılmanızı, kardeşçe sevgi ve saygılarımla rica ederim" deniliyor. 10 Mayıs 1974 tarihli toplantının gündemlerinden birinin "hoşgörü" olması dikkat çekiyor:

- 1. Çalışma: F. Buyurman K.mizin konuşması: Hoşgörü.

- 3. Çalışma: S. Oktay K.mizin önerdiği E. Dönmez ve O. Demiriz K'mizin önerdiği Kemal Tangay adlı haricilerin istek belgelerinin okunması.

Fetullah Gülen, 20 Mayıs 1974'te A. Kürkçüoğlu, F. Buyurman, S. Hattatoğlu, A. Kıymaz ve E. Kadaster'in 7 Haziran'daki yükseliş törenlerine çağrılıyor. Davetiyeyi gönderen yine Sekreter Orhan Demiriz.







































Her Cuma Eskrim Kulübü'nde

Fetullah Gülen'e 5 Temmuz 1974'te gönderilen davetiyede ise Orhan Demiriz imzasıyla "Her tatil devresinde olduğu gibi, bu tatil devresinde de tuz ve ekmeğimizi paylaşmak üzere, kardeş soframızı kuracağız. Bütün kardeşlerin teşriflerini, sevgi ve saygıyla rica ederiz" deniliyor.

19 Temmuz 1974 günü Tarabya’daki Filiz restoranda yapılacak toplantıya davet eden mektupta "Hemşirelerimiz ve yakın dostlarımızla buluşmak arzusundayız. Bu gecemize katılmanızı kardeşçe sevgi ve saygılarımızla rica ederiz" ifadeleri yer alıyor. Mektuba göre, davete katılmak isteyenlerin bunu 'Sekreter K.'ye bildirmeleri gerekiyor.
Mektubun altındaki not ise Mason biraderlerin ana buluşma mekânı olarak kullandıkları mekânı da açıklıyor: "Taksim Tenis Eskrim ve Dağcılık Kulübü"







































Gülen'e 'taltif madalyası' veriliyor

17 Temmuz 1969 tarihli belge ise Fethullah Gülen'in Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası tarafından taltif madalyası ile ödüllendirilmesini konu alıyor.

Belgenin üst kısmında "Arayış Muh: Lo:" şeklinde bir ibare, sayı kısmında ise "116" yazıyor. Gülen'in masonlar için çok kritik bir isim olduğunu ortaya belgede şu ifadeler yaralıyor: "Kardeşlerimizin daima bir arada bulunmaları, 'MAH'in haricinde birbirleriyle ve ailelerine samimi münasebetler idamesi en büyük emellerimizden biridir. Tanışmadan, görüşmeden sevmek pek nazaridir. Birbirimizi içten anlayarak teati efkâr etmek çok mutit semereler doğurabildiği herkesçe malumdur.

Bir müessesenin idamei hayatı her zaman o taazzuvu idare eden insanlar arasında ahenk ve anlaşma ile meydana gelebildiğini düşünerek, bu işe çok kıymet ve ehemmiyet veren vazifederan 'KK'iniz, resmi celseleri takip eden her Salı günü akşam veya öğleden sonra, yahut geceleri olmak üzere muhtelif toplantılar yapan yeni fikir ve mutallerle görüşmelere katkı sunan Muhammed Fetullah Gülen biraderimizin 'KK' katılacağı törenle taltif madalyasıyla ödüllendirilmesine oy birliğiyle karar verildi."



Orijinal Link: 




Fetulah Gülen cephesinden yapılan açıklama:




İlgili Gazete:



Her yerde Fetullah Gülen Hoca efendiye destek veren ve birlikte fotoğraf veren, Mason olduğu açıklanan ve  MOON TARİKATI'nın ilk Türkiye Başkanı Kasım Gülek'in konuya ilişkin resmi bir açıklaması... 



Alttaki fotoğrafta sol baştaki Kasım Gülek'tir!



















Ve anılardan bir demet !......








Amerika, AKP-CHP Koalisyonu İster mi?



Amerika, AKP-CHP Koalisyonu İster mi?




Pazartesi, 06 Haziran 2011 16:37
Erol Manisalı

Amerika, AKP-CHP Koalisyonu İster mi?










Ünlü İngiliz Türkolog Dr. Andrew Mango, 2010 yılının başlarında, sorduğum soruya şöyle yanıt verdi: “ABD ve AB için AKP iktidarı ‘ehveni şer’dir.
Mango bu değerlendirmeyi yaptığında “yeni CHP” henüz oluşmamıştı. Acaba bugün aynı yanıtı verir miydi? Seçimlere birkaç gün kala Batı’nın ideal tercihi ne olabilir?
Seçimin matematiksel sonuçlarından düşünülebilecek bazı olasılıkları ele alalım. Hatta biraz da uçuk zorlamalar yapalım.
- Birinci olasılık, AKP’nin tek başına iktidar olması.
- İkinci olasılık ise koalisyon zorunluluğu.
Herkesin aklına ilk gelen CHP-MHP koalisyonu olur. Ancak ABD’nin işine, ideal bir çözüm olarak neden AKP-CHP koalisyonu gelmesin?
Uçuk ve gerçekdışı görünmesine rağmen “küresel hesaplara” uygun olduğunu söylemek, yanlış olmayacaktır.
Nedeni ise Kürdistan projesinin tamamlanması ile ilgilidir. ABD, AB ve İsrail için “hayati” önem taşıyan bu projenin tamamlanması, ancak iki büyük partinin desteği ile “Türkiye’ye kabul ettirilebilir.”
AKP ya da CHP’nin bunu tek başına yüklenmeleri, yalnız partileri açısından değil, Türkiye’nin mevcut zemini açısından da imkânsızdır.
İlk bakışta “gerçekdışı görülen” bu olasılık projenin Batı için taşıdığı olağanüstü önceliği dolayısıyla, “uygulanabilir hale dönüştürülebilir.”
- Madem ki Kürdistan projesi ABD, AB ve İsrail tarafından her ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilmek isteniyor:
- Proje, bölgedeki dört ülkeyi kapsayacak bir biçimde ele alınıyor.
- Türkiye Batı’nın, bölgedeki temel dayanağı durumuna sokulmuş bulunuyor.
O halde küresel güçler bu koalisyonu gerçekleştirmek için ellerinden geleni yapacaklardır. İç dinamiklerdeki engeller, küresel güçlerin zorlaması ile çözülebilecektir.
21 yıl önce, W. W. Bush’un talebinin, Ankara tarafından reddedilmesinden bugüne çok şey değişti.
- Erbakan gitti, yeni AKP geldi.
- Eski CHP’nin yerine, biraz geç de olsa yenisi doğdu.
- TSK NATO zeminine iyice oturtuldu.
Yan faydaları da var
Böyle bir koalisyonun, ABD ve AB için yan faydaları da bulunuyor:
- Türkiye’deki İslami yeniden yapılandırmanın önü kesiliyor; Batı’yı rahatsız eden gelişmeler dengeleniyor.
- Sosyal demokrat, laik ve Atatürkçü çevrelere biraz nefes alma olanağı sağlıyor.
- Türkiye’de Batı yaşam tarzına uygun sosyal dokudan geriye dönüş olmuyor.
- Batı karşıtı, radikal şeriatçı ya da solcu akım ve örgütlenmeler frenlenmiş oluyor.
- Dincilerle laikler, ulusalcılarla küreselciler arasındaki kutuplaşma ve çatışmalar azalıyor.
- Türkiye’nin yeni küresel düzene iktisadi, siyasi, kültürel ve askeri entegrasyonu daha rahat hale geliyor.

‘Türkiyeleştirme’ mi?

Son yıllarda hep tartışıldı. Hele son aylarda Türkiye’nin bazı Arap ülkelerine örnek olması fiilen gündeme de geldi.
Yalnız Arap ülkelerinin değil, özellikle İran’ın da “Türkiyeleştirilmesi” ve küresel sisteme entegrasyonu, Batı için yaşamsal bir önem taşıyor.
C. Rice’ın sekiz yıl önce kastettiği de zaten bu değil miydi? 22 bölge ülkesinin rejimlerinin ve sınırlarının değiştirilmesi planı... Plan yavaş yavaş gerçekleşiyor.
Ortadoğu’daki Kürdistan projesi ABD, AB ve İsrail için temel olan bir hedeftir. Herkes için hayal sanılan ya da uçuk görülen bir AKP-CHP koalisyonunu, Batı açısından bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Türkiye için sonuçlarına gelince, o apayrı bir mesele. Kimileri içinden, “Erol Hoca şimdi sırası mıydı bu konulara değinmenin” diye serzenişte bulunabilir. Ama ben bir bilim insanı olarak izlenen politikalara ve fiili gelişmelere bakarım. Bunların ortaya koyduğu eğilimlerden sonuçlar çıkarmaya çalışırım.
Politik gibi görünmesine karşın yaptığım iş oldukça teknik ve sayısal bir sonuçtur. Fotoğraf makinesi böyle bir resim çiziyorsa bunun suçu bende değil... Gerçeklere gözlerimizi kaparsak sorunları hiçbir zaman çözemeyiz.

..