YILMAZ ÖZDİL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YILMAZ ÖZDİL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2019 Cumartesi

GEÇMİŞİMİZLE BUGÜNÜ MUKAYESE YAZILARI., BÖLÜM 2

GEÇMİŞİMİZLE BUGÜNÜ MUKAYESE YAZILARI.,  BÖLÜM 2



 MAL BEYANI.

"Yılmaz ARSLAN" 
<y.arslan57@gmail.com>: 
May 19 03:52AM +0300


YILMAZ ÖZDİL : MAL BEYANI.


Cumhurbaşkanı adayları mal varlıklarını açıklıyor. Gayet güzel.

*

Peki Dünya siyaset tarihinde yolsuzluklarıyla çalıp çırptıklarını kendi mal varlığına ekleyip devlete beyan eden siyasetçi görülmüş müdür?

Görülmemiştir.

Örneği yoktur.

Çünkü hiçbir siyasetçi çalıp çırptıklarını kendisinin üzerine yapacak kadar geri zekalı değildir minareyi çalan kılıfına uydurur.

Mesela deveyi havuduyla götürdüğünden emin olduğunuz siyasetçinin mal beyanına bakın. 10 sene önce neyse gene odur.

Sırf bileğine taktığı kol saati bile 200 bin eurodur eşinin koluna taktığı çantası bile 50 bin eurodur ama hem bunlar mal beyanında yeralmaz hem de mal varlığının hiç artmadığı görülür.

*

Dolayısıyla Siyasetçilerin mal beyanında bulunması hikayedir.

*

Eğer gerçekten memleketin soyulup soyulmadığını kontrol etmek istiyorsak. Vatandaşların kendi kendine mal beyanında bulunması gerekir.

*

Her Vatandaş her seçim öncesinde kendi beyanını not edip bir köşeye saklamalı sonraki seçimlerde çıkarıp kıyaslamalıdır.

*

Farz edelim bugünkü maaşın dört bin lira. Bu miktarda maaşla 10 sene önce 2 bin 900 dolar alabiliyorsan bugün aynı maaşla bin dolar bile alamıyorsan. Siyasetçilerin mal beyanını merak etmene hiç gerek yok memleket soyulmuş demektir.

*

10 Sene önce maaşının kaçta kaçını kiraya veriyordun bugün maaşının kaçta kaçını kiraya veriyorsun?

*

Gerçekleri Sadece tarih yazmaz., Gerçekleri Faturalar da yazar.

10 Sene önce maaşının kaçta kaçını elektrik su doğal gaz telefon faturalarına ödüyor dun bugün kaçta kaçını ödüyorsun?

*

Beş Sene önce 100 lirayla pazara çıktığında neler satın alabildiğini not etseydin bugün 100 lirayla anca yarısını alabildiğini görürdün.

Siyasetçiler kendi mal varlıklarının hiç artmadığını söylerken senin pazar torbanın yarısının çalındığını fark ederdin.

*

10 Sene önce ne kadar borcun vardı bugün ne kadar var?

10 Senedir ödediğin borç taksitlerini alt alta yazıp toplasaydın mal varlığı hiç artmayan siyasetçiler uçaklar alırken saraylar yaptırırken üçüncü köprünün aslında senin cüzdana döşendiğini hesaplar dın.

*

Özetle.

*

Gerçekten memleketin soyulup soyulmadığını merak ediyorsan siyasetçilerin mal beyanını boş ver.

Kendi kendine mal beyanını not et.

Kendi kendinle yüzleş.

Kendi elinle kendini soydurduğunu kendine itiraf et!

İsrail Suriye'ye saldırdığında sevinen, Filistin'e saldırdığında siyaseten üzülen kişiye " Siyasal İslamcı" denir.


****



Karamollaoğlu: "AKP diye bir Parti yok"


"Yılmaz ARSLAN" 

<y.arslan57@gmail.com>: May 19 03:49AM +0300

Karamollaoğlu: "AKP diye bir parti yok"

Saadet Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Karamollaoğlu, "AK Parti diye bir parti yok, Tayyip Erdoğan var” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. AKP diye bir partinin kalmadığını savunan Karamollaoğlu, "Erdoğan olmadığı zaman AKP olgusu ortada kalmaz. AK Parti menfaat ilişkileri ile ayakta duran bir kuruluştur" ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet'in haberine göre Karamollaoğlu'nun açıklamaları şöyle:

"Politikalarını bizden ayıranlar, bizimle hiçbir alakaları kalmadığını ispat edercesine sürdürüyorlar, bugün de kararlılar. Ara sıra “Milli Görüş gömleğini giyeceğiz” deseler de, hiçbir zaman politikalarında samimiyet görmüyorum.

Cumhurbaşkanlığı tamam, Meclis’te de AK Parti’nin çoğunluğu olsun demesi, münafık demesi kendisine zarar verdi. Yani aslında hakikaten Tayyip Bey o çıkıştan endişelendi. Şimdi de endişeli. Şu anda rahat değil, Cumhurbaşkanlığı için. Millevekilliği için zaten farklı bir tablo çıkar."

" AKP DİYE BİR ŞEY YOK "

" AK Parti çözülme sürecine girebilir. AK Parti’nin bundan sonra varlığını uzun zaman devam ettireceği kanaatinde değilim. ANAP gibi olur. Daha hızlı çözülür belki. AK Parti diye bir şey yok ki Türkiye’de, Tayyip Erdoğan var. O olmadığı zaman, onun etkisi ortadan kalktığı zaman, AK Parti olgusu ortada kalmaz. AK Parti menfaat ilişkileri ile ayakta duran bir kuruluştur. "

https://mail.google.com/mail/u/1/#inbox/FMfcgxvwxxfKtkKdsvLTNpvTFNlJpdnB

***


AMAN FANTAZİ YAPMAYALIM!..



SONAR Araştırma Şirketi tarafından 26 ilde 3 bin kişi ile yapılan  Cumhurbaşkanlığı Seçim anketinden "Seçim*2.* tura kalacak”
 sonucu çıktı.


İlk turda Erdoğan yüzde *42* oy alırken,
  
----------

CHP’nin adayı Muharrem İnce yüzde *21.91* oy İle
 *2.* sırayı,
 ----------

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de Yüzde *21* oy ile
 *3.* sırayı paylaştı

----------

HDP’nin adayı Eski Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş’a
 yüzde *11*.01,
 ----------

SP lideri Temel Karamollaoğlu’na yüzde *2.*10,
 ----------

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e de yüzde *1.98*
oy çıktı.

***

SONAR, araştırmasının sonucuna göre;

"Erdoğan'ın, İLK TURUN BİRİNCİSİ olacağı kesin

*İKİNCİLİK* İse
*İNCE *ile
*AKŞENER* Arasında olacaktır.

----------

Yapılan ankette yüzde *4.60* oranında *KARARSIZ SEÇMEN* Bulunduğu da
Vurgulandı. Kararsızların da, Sandığa Gitmeme lüksü Kalmamıştır

***

Son Ankete göre; Cumhurbaşkanlığı seçimi birinci turda belli olmayacak

*8 *Temmuz’da yapılacak olan, *İKİNCİ* *TURDA* *BELİRLENECEK*

----

*İKİNCİLİK* için

*İNCE* ve*AKŞENER* Yarışıyor.

Bu iki ismin oyu *YÜZDE 43’LERDE.* İlk turdaki oyu yüzde *11* olan
*HDP,* *İKİNCİ TURDA* *MUHALEFET ADAYINA* *DESTEK VERİRSE*

Erdoğan % 42 Oyla *Cumhurbaşkanlığını* *KAYBEDİYOR*.

 “MİLLET İTTİFAKI” % 58 OYLA *Cumhurbaşkanlığını* *KAZANIYOR*

***

Ancak.,
AKLI BAŞINDA CHP’Lİ KARDEŞLERİMİZ, BİRİNCİ TURDA *AKŞENERİ*
*SEVİYORUM* ‘*OY’*UMU*AKŞENER’E* VERECEĞİM DERLERSE VE
MUHALEFETİN ADAYI OLARAK, *AKŞENER* ÇIKARSA
 HDP *AKŞENER’İ* *DESTEKLEMEYECEKTİR.*

*NASIL MI?*

*YA* *SANDIĞA* *GİRMEYECEKLER*
*YA DA* *OYLARINI* *(Erdoğan'ın* HDP’ye VERECEĞİNİ İFADE EDEBİLECEĞİ

 “*ÖZERKLİK*” *ve* BAŞKA *VAADLERLE*)

*ERDOĞAN'A**VERECEKLERDİR.*
 *NEDEN Mİ?*

*ÇÜNKÜ**“MİLLET İTTİFAKI* *KURULURKEN*

*SAYIN* *AKŞENER:*

*“İTTİFAK’TA* *HDP* *OLURSA*
 *BEN *ve*,**İYİ PARTİ**BU İTTIFAK’TA* *OLAMAYIZ* *DEMİŞTİ!!!! DE*
 *ONDAN!*

***

*SON SÖZ*

*KARARSIZLAR* *“SANDIĞA”* *MUTLAKA* *GİTSİNLER* *VE DE*
AKLI BAŞINDA, CHP’Lİ KARDEŞLERİMİZ DE, *ÖZELLİKTE,* *İLK TURDA,*
 *HER* *PARTİLİNİN* *YAPACAĞI GİBİ,**O KUTSAL* *OYLARINI,*
 *KENDİ**ADAYLARINA**VERMELİDİRLER.*

*ÇÜNKÜ;*

*BU SEÇİMDE* *AHMET, MEHMET,* *ŞU PARTİ, BU PARTİ*  *SEÇİLMEYECEKTİR*

*ONUN İÇİN,*

*HİÇ KİMSE**OYUNU**BAŞKA PARTİNİN **ADAYINA**VERMEMELİDİR*

*ŞU AN,**“FANTAZİ”**YAPMA**ZAMANI **DEĞİLDİR!*

 *Aksi Halde*

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ve
 *MİLLET İTTİFAKINDAKİ * diğer Parti ve Liderlerinin Fedakarca Verdikleri emekler Boşa gidecektir.

Saygılarımla

***

*21 Mayıs 2018 Pazartesi*
 *CEMİL DENK*, (E. Albay)
 Atatürk’ün ve *GERİCİLERİN*
 *Din*’e, *Laiklik*’e ve *Kadına* Bakışı” konusunda,
 9 kitap yazmış, *Araştırmacı Yazar*


Atatürkçü Düşünce Derneği *Yüksek Disiplin Kurulu* (Eski) *Başkanı*.
Atatürkçü Düşünce Derneği *Genel Başkan* (Eski) *Danışmanı*
Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) Çankaya *Şubesi *(Eski) *Başkanı*
27 Mayıs Milli Devrim Derneği (Eski) *Genel Başkan Vekili*
Atatürkçü Düşünce Derneği *ÇANKAYA Şubesi Disiplin Kurulu* *Başkanı*
CHP Genel Merkez Kamu Yönetimi Çalışma Grup Üyesi
*CHP ÇANKAYA *İLÇESİ Eğitim Komisyon Üyesi,* EĞİTMEN*

0 532 217 88 11 E-Mail: denk.cemil@gmail.com
Cemil Denk 
<denk.cemil@gmail.com>: May 21 10:22AM +0300

***



Siyaset Yaparken, Halkın haberdar olmadığı gizli anlaşmalardan söz edilemiyor.

Ahmet Dogan Simsek 
<ahmetdogan.simsek@gmail.com>: 
May 23 02:24PM +0300

Siyaset yaparken halkın haberdar olmadığı gizli anlaşmalardan söz edilemiyor.

Sevgili Metin Bey Kardeş

Çok güzel açıklamalar yapmışsın. Teşekkür ederim.

Türkiye henüz tam bağımsızlığına kavuşamadı. Devletimiz kurulurken bazı gizli anlaşmalar ile ülkemizin pek çok bölgesinde işletme faaliyetleri yabancı şirketlere  teslim edildi.

Yanılmıyor isem bu anlaşmalar 2023 de bitecek. Tabii bu seçimlerde mevcut iktidar seçim yolu ile indirile bilir ise belki Türkiye’nin önemli bir bölümü koparılacak ve kalan kısmında da yine gizli anlaşmalar bir asır daha uzatılacaktır. Bu anlaşmalar Devlet varlıklarını koruma adı altında vatandaşların kendi mülklerindeki tasarrufları sınırlanmıştır. İstisnalar yabancılar içindir. Kişinin arazisinin bir metre belki de seksen santimden daha derini devlete aittir. Enerji ve tabii kaynaklarda devlete aittir.
Devlete ait denilenler de 1923 den beri işgalciler tarafından bedava kiralanmıştır ve bu 2023 e kadar devem etmektedir.

Örnek: Şimdi gizli anlaşmalar kendisine bildirilmiş bir savcı. Benim evimin üstündeki güneşle su ısıtan ısıtma aracı yüzünden beni devletin güneşini
çalıyor diye dava açsa ne kadar ceza yerim bilemem ama mutlaka ceza yerim.

Türkiye'nin yüz yıla yakındır vatandaşların yasaklı olması nedeni ile yerinde sayması ve seksen yıldan fazlasında asla icatlar keşifler yapılmasına izin verilmemesinin. Patent verilmediği için bazı mucitlerimizin patenleri bazı batılı ülkelerden alması ve patentini de ya çaldırması yada yok bahasına satmak zorunda kalması gibi bir olaylar bulunmaktadır.

Üzerinde konuştuğumuz konu yabancı şirketler ile ortaklık halinde pek azı yerli firmaya verilen ve ya kripto yerli medyaya açılan üretimlere dikkat edersiniz Beyaz eşyayı örnek gösterecek olsan arakasında sadece İstanbul duka-lığına bağlı dışa bağımlı azınlıklar ve kripto kimlikliler olduklarını görebiliriz. Mevcut İktidar Türkiye de, derin devlet aysberg' inin sadece görünen ucudur. 
Böyle olmasa mevcut iktidar daha işin başında hapı yutar ve yok edilirdi.

Bazı bilgilerin ayan olması ancak 2023 de dahil, derin milli devlet iktidarı ile içimizdeki sömürgecilere bağlı sağcı solcu ortacı bilmem ne diye bir birlerinden farklı terör ve yasal örgütlerin tamamının ABD+ İngiltere+ AB'yi yöneten ülkeler de farklı zannedilen ülke istihbaratlarına bağı zannedilse de aslında tamamı sadece ABD ve İngiltere İstihbaratına diğer istihbaratlar ile birlikte bağımlıdır. Petrol üreten Arap ülkelerinde ki devletler dahi Müslüman ve Arap görünümlü, tıpkı 2003 yılına kadar bizim ülkemizdeki gibi gayrimüslim ailelerin idaresinde idiler. Şimdi ise doğrudan İsrail'in en büyük sömürgesi ABD'ye bağlı duruma geldiler. Bu konu şimdilik açıkça ispatı yapılması çok zor ve devlet bürokrasi sinden ve resmi siyasilerden biri tarafından açıklanacak olsa önce yanıldım diye özür diletilir sonrada icabına bakılır.

Şimdilik bu kadar ile yetineyim. Çünkü bir süre yazı yazmak istemiyorum ama! Bir konuya dikkatinizi çekmek isterim. Türkiye Azerbaycan kardeş ülkelerimizin Turan+İslam devletinin sağlam temellerini attıkları ve bu projenin Asya da yayılmakta olduğu gibi şu anda Batının ve İsrail'in sömürgesi durumuna düşmüş Arap ülkelerinin siyasileri İsrail'e bağlanır iken, o ülkelerin halkları da Tükler gelip bizleri de kurtaracak inancı ve umudu içinde orta ateşteki siyaset kazanında kaynayarak pişmeye çalışmaktadır.

Ayrıca pek çok Musevi ve Yahudi'nin de ABD de İsrail'in yaptıklarını protesto etmelerini de dikkatle takip eder isek, Sıradan oraların vatandaşları Musevilerin din adamlarının ve Yahudilerin, İsrail'in kanlı ve ısrarlı aşırılıklarının kendilerini de bütün insanlıkla birlikte başlarına bela olacağı düşüncesi ile ABD'nin İsrail'in badigart-lığını (Koruma Savunma hizmetini) yapmasından ve şımartmasın dan, hem Yahudi olarak hem de insan olarak bıkıp usandıklarını nümayişler yaparak (gösteriler yürüyüşler) ile bütün dünyaya ve insanlığa da anlatmaya çalışmakta dırlar. Şimdilik 2023 e kadar herkes kendi düşünce ve inancında diğerleri ile siyasi cenk-lere devam edeceklerdir.

Ülkemizde çok şey bildiğinden kesin olarak emin olanlar da acaba Güneş enerjisi üretimine geçerken kimler ile perde arkasında, siyaset ve diplomasi üzerinden ne savaşlar yapıldığından, batılıların kalkıştırdığı ihtilal girişimlerini takip ile içeriden işgal hamlelerinden nasıl kurtulduğumuzdan hangi sınırlarda haberdar oldukları da düşündürücüdür.

En içten Selam Sevgi ve Saygılarımla
Ahmet Doğan Şimşek 

Tüm konularımı Görüntüle;
https://groups.google.com/forum/?utm_source=digest&utm_medium=email#!forum/dunyaturkbirligi/topics


**************


GÖREVDEN ALINAN CERRAHPAŞA DEKANI ALAATTİN DURAN İÇİN ÇARPICI İDDİA

"Yılmaz ARSLAN
<y.arslan57@gmail.com>: 
May 26 01:15AM +0300


GÖREVDEN ALINAN CERRAHPAŞA DEKANI ALAATTİN DURAN İÇİN ÇARPICI İDDİA,

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alaattin Duran'ın Cumhurbaşkanı Adayı İnce'nin ziyaretinden önce özel güvenlik amiri tarafından tehdit edildiği iddia edildi

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alaattin Duran YÖK'ün talimatıyla Rektörlük tarafından görevden alındı.

Duran'ın görevden alınma gerekçesinin dün gerçekleşen 13. Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce'nin ziyaretine onay vermesinin olduğu öne sürüldü.

Birgün'den Serbay Mansuroğlu'nun haberine göre; İnce'nin yapacağı ziyaret öncesi Güvenlik Amiri Ali Nergis Dekanlık katına çıkarak Rektörlük tarafından ziyaretin istenmediğini güvenliği tehdit ettiğini Prof. Dr. Duran'a iletti.

İddiaya göre; Dekan Prof. Dr. Duran Cumhurbaşkanı Adayı İnce'nin ziyaretini kabul edeceğini açıklamasının ardından güvenlik amiri Nergis'in'Muharrem İnce'yi buraya sokamazsınız. Sokarsanız gününüzü görürsünüz' şeklindeki sözlü saldırısına maruz kaldı.

Tartışmaların ardından güvenlik amiri Nergis Dekanlık binasından ayrıldı. Güvenliklerin ziyarete engel olması sözkonu oldu. Ancak İnce'nin ziyaretine öğrenci ve akademisyenlerin yoğun katılımı eklenince müdahale imkansız hale geldi.

Bu gelişmelerin ardından Dekan Prof. Dr. Alaattin Duran'ın gece 11.00 sularında telefonla aranarak görevden alındığı bildirildi.

http://www.mynet.com/haber/guncel/gorevden-alinan-cerrahpasa-dekani-alaattin-duran-icin-carpici-iddia-4145986-1

İsrail Suriye'ye saldırdığında sevinen, Filistin'e saldırdığında siyaseten üzülen kişiye " Siyasal İslamcı" denir.

3. CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,


***

24 Kasım 2017 Cuma

Bahçedeki kulübe.


 Bahçedeki kulübe.
 
 
 
YILMAZ ÖZDİL
​Sene 1995.
 
Bademler muhalefette.
 
Abdullah Gül, TBMM'de konuşuyor.
 
"Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne giremeyeceği kesindir, bunu Avrupalılar söylemektedir, çünkü Avrupa Birliği, Hıristiyan Birliği'dir, medya pembe tablo çiziyor, halkın beyni yıkanıyor, Türkiye'yi bu duruma getirenler suçludur, anlaşmaların hepsi kağıt üstündedir, AB'nin peşine takılarak Türkiye'yi daha da fakirleştireceksiniz, siz bu zihniyette olursanız, sizi zenginler köşkünün bahçesinde kulübeye koyarlar."
 
*
 
Sene 2002.
 
Bademler iktidara geldi.
 
*
 
Sene 2003.
 
Asrın liderimiz başbakan olur olmaz resmi temaslar için Almanya'ya gitti, "en geç sekiz senede AB'ye üye oluruz" dedi. Haysiyetsiz basınımız "sekiz seneye kalmaz" manşetleri attı.
 
*
 
Sene 2004.
 
Haysiyetsiz basınımız haklı çıktı. Hemen o sene AB'ye girdik. Asrın liderimiz, kulübeci Abdullah'la beraber Brüksel'den Ankara'ya geldi, kilometrelerce konvoyla karşılandı, "Avrupa Fatihi" pankartları açıldı, AB bayrağını simgeleyen mavi balonlar gökyüzüne bırakıldı, güpegündüz havayi fişekler fırlatıldı, kulübeci Abdullah'la beraber kamyonun üstüne çıkarak şehir turu atan asrın liderimiz, "bayramımız kutlu olsun, hedef tam üyelikti, tam üyelik alındı" dedi. "Hamdolsun başardık, bizim hükümetimize nasip oldu, inşallah bu başarımız ilerde romanlarda yazılacak" dedi. Türkiye seninle gurur duyuyor sloganları atıldı. Kendisine "işte lider işte AB" yazılı çiçek takdim edildi. Hep bir ağızdan "memleketim" şarkısı söylendi. Şerefsiz basınımız "dünya bize hayran" manşetleri attı.
 
*
 
Şerefsiz Basınımız gene haklı çıktı. Hakikaten hayran olunmayacak gibi değildi. Çünkü, baktık ki Şahane giriyoruz, 2004 henüz bitmeden AB'ye bi daha girdik.
 
*
 
Takvimde başka gün kalmamış gibi tam 29 Ekim'de, asrın liderimiz kulübeci Abdullah'la birlikte Roma'da Papa heykelinin önünde AB anayasasına imza attı. Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasasından devamlı şikayet eden ve ısrarla değiştirmek isteyen asrın liderimiz, AB anayasasını pek beğenmişti, kelimesine dokunmadan, şak diye imzaladı.
 
*
 
Ahlaksız basınımız AB'ye giriş üstüne giriş yapmamızın heyecanıyla olsa gerek, Papa 5'inci Sixtus'un önünde imza atıldığını yazdı. Halbuki, papa papaydı ama, 5'inci Sixtus değildi, 10'uncu Innocestus'tu. Ortak özellikleri Türk düşmanı olmalarıydı. Amaaan, bu tür mevzuları kafaya takmaya değmezdi, AB'ye girmiştik ya, sen ona bak'tı… Ahlaksız basınımız "demokrasimiz taçlandı" manşetleri attı, "dünya gıptayla bizi izliyor" yorumları yazıldı.
 
*
 
Ramazan ayıydı. Asrın liderimiz, İtalya cumhurbaşkanıyla öğle yemeğine katıldı, oruçlu olmadığı anlaşıldı, CHP'lilerin ramazan ayında oruçlu olup olmadıklarını paparazzi gibi teleobjektiflerle, gizli kameralarla takip eden yavşak basınımız, asrın liderimizin oruçlu olmadığından hiç bahsetmedi. Roma seferini 250 muhabirle takip etmelerine rağmen, abuk sabuk detayları bile en ince ayrıntılarına kadar yazmalarına rağmen, oruç mevzusunu sansürlediler.
 
*
 
O akşam… Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu için Roma Büyükelçiliğimize gidildi. Salondaki masada "nice yıllara" yazılı pasta vardı. Beleşçi basınımız pek sevindi, meyveli pastanın bütün açılardan fotoğrafları çekildi, pastanın önünde anonslar çekildi. "Cumhuriyet Bayramımızı kutlama pastası değil mi?" diye soruldu… Değildi. Kulübeci Abdullah 29 Ekim doğumluydu. Asrın liderimiz, kulübeci Abdullah'a doğumgünü sürpriz partisi düzenlemişti. "Hadi kes bakalım Abdullah" dedi. Kulübeci Abdullah pastayı kesti. Asrın liderimiz, kulübeci Abdullah'a dolmakalem hediye etti, sonra da beleşçi basınımıza izahat verdi, "sabahtan beri bunu hazırlıyorduk, çaktırmadan bu noktaya kadar getirdik" dedi. Beleşçi basınımız "Avrupa Birliği'ni taçlandıran doğumgünü partisi" diye manşet attı.
 
*
 
Taçlana taçlana bi hal olduk.
 
2005'te gene taçlandık.
 
Avrupa Birliği'ne Brüksel ve Roma'dan sonra, bu defa Viyana'da girdik.
 
*
 
Asrın liderimiz "hedef tam üyelikti, hamdolsun tam üyelik alındı" dedi. Bu defa havayi fişekleri sayın ahalimiz yerine yalaka basınımız fırlattı. En büyük puntolarla "merhaba Avrupa" manşetleri atıldı. "Üçüncü Viyana kuşatması" diyen de vardı, "Cumhuriyetin ilanından sonra en büyük adım" diyen de… Bazıları "her şey ona kısmet oldu, dimdik durdu" diyerek, asrın liderimizin hakkını teslim ediyordu. İşsizliğin sona ereceği, soluduğumuz havanın, içtiğimiz suyun daha temiz olacağı bile yazıldı. Otlaklarımızdaki hayvanlarımızın bile daha mutlu, daha huzurlu olacağı yazıldı. Köşe yazılarına çok güldüğüm duayen sıfatlı bi gazteci mesela… "Kompleksli ahmakların kafası ermiyor, tarihi zaferdir bu" diye yazdı.
 
*
 
2006'da sadece AB'ye girmekle kalmadık, asrın liderimiz Viyana'daki halı saha maçında Avrupa Birliği karmasında forma giydi. Sayın hükümetimiz kaç paraysa ödedi, Viyana sokaklarındaki reklam panoları kiralandı, asrın liderimizin vole atarken çekilmiş posterleri konuldu. Asrın liderimizin vole atarkenki reklamlarında "Avrupa Birliği takımının yeni forveti, birlikte daha güçlüyüz, Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan" yazıyordu. Asrın liderimizin ısınma hareketleri sırasında, sayın hükümetimizin bakanları tribünde bayrak salladı, bayrağı en coşkulu şekilde kulübeci Abdullah sallıyordu. Sayın gurbetçi ahalimiz salonu doldurmuştu, tezahüratla inletiyordu. Goygoycu basınımız, tırışkadan halı saha maçına dünya kupası finali muamelesi yaptı, naklen yayınlayan televizyonlar bile oldu, "AB'de doksana taktık, AB'nin golcüsüyüz" manşetleri döşendi. Asrın liderimiz biri penaltıdan iki gol attı. Yavşak köşe yazarlarımız "Avrupa Birliği'ni Tayyip Erdoğan sırtladı, Avrupa'ya galibiyeti başbakanımız getirdi, AB'nin santraforuyla gurur duyduk" diye yazdı.
 
*
 
2006'ın ramazan ayında… Almanya başbakanı Merkel, İstanbul'a geldi, AKP'nin iftarına katıldı. Mozart'ın Türk Marşı'yla karşılandı, ezan okundu, hurmayla oruç açıldı, AB'nin milli marşı olan Beethoven'ın 9'uncu senfonisiyle uğurlandı.
 
*
 
(Şimdilerde umreci Mustafa Ceceli'nin ezanıyla, Orhan Gencebay'la Hande Yener'le filan oruç açan asrın liderimiz, AB'ye girdiğimiz dönemlerde Mozart ve Beethoven'dan başkasını iftara çağırmıyordu.)
 
*
 
E gir gir, sıkıldık haliyle.
 
Bir süre girmedik AB'ye.
 
*
 
2013'te, Geri Kabul Anlaşması'nı imzalayan asrın liderimiz, müjdeyi bizzat verdi. "Bu imza tarihidir, milattır, bu attığımız imzayla Türk vatandaşlarına Avrupa kapıları açılıyor, vizeler kalkıyor, Türk vatandaşları üç sene içinde Avrupa'ya vizesiz seyahat edecek" dedi. Hiç kimse çıkıp "10 sene önce sekiz seneye kalmaz dememiş miydiniz?" demedi. Alkışladılar.
 
*
 
Üç sene geçti.
 
2016 oldu.
 
Bu defa müjdeyi stratejik Ahmet Kiziroğlu verdi.
 
"Vizeler kalkıyor, Türk vatandaşları üç sene içinde Avrupa'ya vizesiz seyahat edecek, ufkunuzu geniş tutun" dedi. Hiç kimse çıkıp "ne ufukmuş be birader, üç sene önce de üç sene sonra dememiş miydiniz?" demedi. Alkışladılar.
 
*
 
Baktı ki güzel alkışlıyorlar, stratejik Ahmet Kiziroğlu gene 2016'da net tarih verdi. "Kayserili pazarlığı yaptık, Haziran ayı sonunda Avrupa'ya vizesiz gireceğiz, üstüne altı milyar euro verecekler" dedi. Akp'yi yalamaktan dilinde pütür kalmayan aşağılık basınımız "AB zirvesine stratejik damga vurduk, ne istediysek aldık" manşetleri attı.
 
*
 
(Geçen ay Kayserili Pazarlığının birinci yıldönümünü kutladık!)
 
*
 
Ve, dün itibariyle…
 
Bahçedeki kulübedeyiz!
 
*

Kulübeci Abdullah'ı önce başbakan, sonra cumhurbaşkanı yapan, kulübeci zihniyeti Avrupa Fatihi diye alkışlaya alkışlaya 15 senedir iktidarda tutan ve neticede bahçedeki kulübeye konulan sayın ahalimizi tebrik ederim.
 
-----------
Irak başbakanı İbadi'yi “sen benim muhatabım değilsin, seviyemde değilsin, karatımda değilsin, kalitemde değilsin, haddini bil” diyerek yuhalatan kimdi, “değerli dostum, kardeşim İbadi'yi külliyemizde ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek isterim” diyerek alkışlatan kimdi?.


***

31 Ekim 2017 Salı

METAL YORGUNLUĞU.




Metal Yorgunluğu,


YILMAZ ÖZDİL: 

“ Terör örgütüyle masaya oturduğumuzu söyleyenler şerefsizdir ” diyerek yuhalattı, “ tabii görüşülüyor, görüşme talimatını veren benim ” diyerek alkışlattı.


*
Meclis kürsüsünde “benim milletimin dili tektir, o resmi dil Türkçedir” diyerek alkışlattı, “ben ne tek dil dedim, ne tek din dedim, böyle bir ifadem yok, bunlar yalan makinesi” diyerek yuhalattı.


*
“NATO'nun Libya'da ne işi var” diyerek yuhalattı, “NATO Libya'nın Libyalılara ait olduğunu tescil için oraya gitmelidir” diyerek alkışlattı.


*
“Biz genişletilmiş Ortadoğu projesinin eşbaşkanlarından biriyiz, Amerika'nın düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır yıldız olabilir” diyerek alkışlattı, “ellerine bir kağıt almışlar, Amerika'nın projesidir diyorlar, bunu ispat etmezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar” diyerek yuhalattı.


*
“Kardeşim Esad'la iki dost olduk, iki kardeş olduk” diyerek alkışlattı, “katil Eset” diyerek yuhalattı.


*

“ Parası olan parayı bastıracak askerlikten kurtulacak, parası olmayan askerlik yapacak, ben şahsen böyle bir sorumluluğun altına girmem, referandum yaparım, biz kimsesizlerin kimiyiz” diyerek alkışlattı, “bedelli askerlik benim için acil bir konu, 30 bin lirayı veren askerliğini yapmış sayılacak” diyerek gene alkışlattı.


*


“Batı'ya sesleniyorum, şu anda Kobani düştü düşüyor” diyerek yuhalattı, “tutturmuşlar Kobani de Kobani, Türkiye'yle Kobani'nin ne alakası var” diyerek gene yuhalattı.

*


“Ülkemizi bölecek konular üzerinde adım atmayız, anadilde eğitimin önünü açarsanız resmi dili zedelersiniz, güzelim ülkemize yazık edersiniz” diyerek alkışlattı, “farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünü açıyoruz” diyerek gene alkışlattı.


*
“Ben Gürcü'yüm, ailemiz Batum'dan Rize'ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir” diyerek alkışlattı, “ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol, benim için Gürcü diyenler bile oldu” diyerek yuhalattı.


*
“ Devlet tektir, bana milliyetçi diyenler varsa, evet milliyetçiyim” diyerek alkışlattı, “her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık” diyerek gene alkışlattı.


*


“Üçünçü köprü cinayettir, böyle bir teşebbüs İstanbul için ölümcül sonuçlar doğurur” diyerek alkışlattı, “hani o Cumhuriyet mitinglerinde Cumhuriyetçiyiz diye yürüyenler var ya, işte üçüncü köprüye hep onlar karşı çıktı” diyerek yuhalattı.


*


“Gurbet hasrettir, vatan topraklarının hasreti içinde olanları aramızda görmek istiyoruz, bitsin artık bu hasret, bitsin artık bu sıla hasreti” diyerek alkışlattı, “niye gelmiyorsun Pensilvanya'dan haşhaşi sülük” diye yuhalattı.


*


“Ergenekon'un savcısıyım” diyerek alkışlattı, “şahsım aldatıldı, kandırıldık” diyerek yuhalattı.

*

Altına makam mercedesini verdiği Zekeriya Öz için “temiz eller savcısına saygı duyulmalı” diyerek alkışlattı, “görüyorsunuz kaçtı” diyerek yuhalattı.


*


“Analar ağlamasın” diyerek alkışlattı, “ne mutlu şehit ailelerine” diyerek gene alkışlattı.


*


“Cehape genel başkanı konuşuyor, çocukluğunda ilk kez Van denizinde vapura bindiğini söylüyor, Van gölü ne zaman deniz oldu yavv, kılavuzun doğru olmayınca gölü de işte böyle deniz zannedersin” diyerek yuhalattı, “Van, denizi olan bir kentimizdir, varsın haritalarda göl diye geçsin, biz Van denizi diyoruz” diyerek alkışlattı.


*

“Hazreti peygambere oğlu olmadığı için, soyu devam etmemiş diye hakaret ettiler. Allah, kevser suresini indirdi. Biz sana kevseri verdik, doğrusu, sana buğzeden ebterin, yani soyu kesik olanın ta kendisidir… İşte bu ayetin rehberliğinde, bugün karşı karşıya kaldığımız meseleleri tekrar tekrar düşünmek zorundayız. Oğullarıyla övünenler, soylarıyla böbürlenenler, mezarlardaki ölülerini dahi sayacak kadar, kafataslarını ölçecek kadar, aklını ve izanını kaybedenler, aynı şekilde Kevser'i de kaybetmişlerdir” diyerek alkışlattı, “mehape'nin başındaki evlat nedir bilmez, aile nedir bilmez, çoluk çocuk nedir bilmez” diye yuhalattı.


*
“Türkçe'yle felsefe yapılamaz diyorlar, ırkçılıktır, ırkçılık kokan açıklamalardır” diyerek yuhalattı, “Türkçe'yle felsefe yapamazsınız” diyerek alkışlattı.


*

“Kürt sorunu vardır, benim de sorunumdur” diyerek alkışlattı, “ne Kürt sorunu yavv, bu ülkede Kürt sorunu yoktur, kabul etmiyorum” diyerek yuhalattı.


*
“Süleymah Şah türbesi Türkiye'nin dışardaki tek vatan toprağıdır, başına herhangi bir şey gelmesi durumunda atacağımız adım bellidir, hassasiyetimiz bellidir, dalgalanan bayrağını korumak için tereddüt etmeyiz, türbenin kuşatıldığı iddialarının hepsi uydurmadır” diyerek alkışlattı, “sevk ve idaresini bizzat takip ettiğim nakl-i kubur operasyonunu her türlü takdirin fevkinde gerçekleştiren hükümetimizi ve silahlı kuvvetlerimizi tebrik ediyorum” diyerek gene alkışlattı.


*
“Hamdolsun başardık, AB'ye giriyoruz, hedef tam üyelikti, alındı, bizim hükümetimize nasip oldu” diyerek alkışlattı, “eyy AB sen kimsin!” diyerek yuhalattı.


*

“Başkanlık sisteminin ortaya çıkışı özentinin sonucudur, Amerikan emperyalizminin tavsiyesidir” diyerek yuhalattı, “başkanlık sistemi bizim için yeni değildir, gelenekseldir, bizim genlerimizde başkanlık sistemi var” diyerek alkışlattı.


*


Devlet Bahçeli hakkında “Mehape'yi küçülten zat, uçma özürlü, ırkçı, alçak, adi, namert, siyasette çırak bile olamadı, ağzından salyalar akıyor, ikiyüzlü” diyerek yuhalattı, “sayın Bahçeli'ye devlet adamlığı nedeniyle şahsım adına teşekkür ediyorum” diyerek alkışlattı.

*
“Van münüts, çocukları nasıl öldürdüğünüzü biliyoruz, siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz” diyerek yuhalattı, “İsrail'e ihtiyacımız var” diyerek alkışlattı.


*
“Bu ülke demokratik parlamenter sisteme inanmış bir ülkedir, hiçbir zaman demokratik parlamenter sistemden uzaklaşmayacağız” diyerek alkışlattı, “artık parlamenter demokrasi yok” diyerek gene alkışlattı.


*
“Lozan antlaşması devletimizin tapusudur, inanç, cesaret ve fedakarlık zaferidir, diplomasi ve uluslararası hukuk alanında tescilidir” diyerek alkışlattı, “birileri bize Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştılar, zafer mi bu” diyerek yuhalattı.


*
“Benim her muhtarım bir dünya lideri seviyesinde bilgiye, yeteneğe, kabiliyete sahiptir” diyerek alkışlattı, “ABD yönetimi kusura bakmasın, Çatladıkapı muhtarı değiliz” diyerek yuhalattı.


*
“İstanbul'u ihya ettik, ihya etmeye devam edeceğiz” diyerek alkışlattı, “biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum” diyerek gene alkışlattı.


*
Barzani'yi Akp'nin onur konuğu yaparak “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışlattı, “bir gece ansızın gelebiliriz” diye yuhalattı.


*
En son…
*
Irak başbakanı İbadi'yi “sen benim muhatabım değilsin, seviyemde değilsin, karatımda değilsin, kalitemde değilsin, haddini bil” diyerek yuhalattı, “değerli dostum, kardeşim İbadi'yi külliyemizde ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek isterim” diyerek alkışlattı.


*
(Farzedelim, kutu kola… Açma kapağını geriye doğru büktüğünüzde, pıtss diye açılır, kutuya eklemlendiği bağlantı noktasında kalır, kutuya tutunmaya devam eder. Siz ısrarla ileri geri oynatmaya başlarsanız, bağlantı noktası ısınır, kanırtılan yer ısına ısına incelir, neticede dayanamaz, inceldiği yerden tık diye elinizde kalır. Metal yorgunluğu budur.)
*
Asrın liderimiz şakşakçılarını bi öne bi arkaya öylesine büküyor ki…
Değil metal, kauçuk olsa kopar kardeşim!



***

26 Şubat 2017 Pazar

Al Sana Türk Tipi Başkanlık,


Al Sana Türk Tipi Başkanlık,


YILMAZ ÖZDİL 
23 Şubat 2017.

Azerbaycan cumhurbaşkanı Aliyev, eşi Mihriban'ı birinci cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atadı. Kocasına bi şey olursa, Azerbaycan'ı Mihriban yönetecek.
*
Memleket babasının malıydı.
Tapusunu eşinin üstüne yaptı.
*
Yönetim Tek Elde toplanmıştı.
Artık " Tek Evde "  Toplanmış oldu!
*
Çünkü…
*
Ebulfez Elçibey.
Azerbaycan'ın elbet bir gün bağımsız olacağına, halk egemenliğine dayalı demokratik bir cumhuriyet olacağına inanıyordu.
Rol modeli Mustafa Kemal'di.
"Men Atatürk'ün esgeriyem" diyordu.
Tutuklandı.
1.5 yıl hapis cezası verdiler.
KGB zindanlarında, taş ocaklarındaki ağır şartlarda hayatta kaldı.
"Çok işkence gördüm, çok çektirdiler, hiçbirine yanmam da, Atatürk rozeti vardı yakamda, onu aldılar elimden, ona yanarım" diyordu.
Çıkar çıkmaz, bağımsızlık mücadelesine kaldığı yerden devam etti. Azerbaycan Halk Cephesi'ni kurdu. Bir yandan özgürlük, bir yandan Ermenistan'a bırakılan Türk topraklarını geri almak için boğuştu.
Sovyetler dağılınca, Azerbaycan cumhurbaşkanı oldu.
İlk resmi seyahatini Türkiye'ye yaptı, Anıtkabir'e gitti, şeref defterine "ey böyük Türk'ün böyük komutanı, seni ziyaret etmekle özüm ve bütün milletim adına şeref duydum" diye yazdı ve aynen şöyle imzaladı, "senin esgerin, Ebulfez Elçibey."
Anıtkabir'den sonra TBMM'ye gitti, kürsüye çıktı, milletvekillerimize hitaben aynen şunları söyledi: "Biz bu mücadeleye başlarken, bana sordular, ne yapacaksınız, onlara dedim ki, yolumuz Mustafa Kemal'in yoludur, demokrasi devleti kuracağız!"
Böylesine yurtsever…
Böylesine demokrasi aşığıydı.
Sözde değil, özde Atatürkçüydü.
Atatürk devrimlerini Azerbaycan'da gerçekleştirmeye başladı, Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçti, devletin resmi dilini Türkçe yaptı, milli para bastı, Ruble'den Manat'a geçti, Rus ordusunu Azerbaycan topraklarından çıkardı, petrol ve doğalgazda "milli menfaatler" çerçevesinde anlaşmalar imzalamaya başladı.
E haliyle…
Düğmeye basıldı.
Elçibey'den acilen kurtulmak gerekiyordu.
İşbirlikçi subaylarla ayaklanma başlatıldı.
Memleket kaosa sürüklendi.
Elçibey telefona sarıldı, Ankara'dan yardım istedi.
Ancak… Büyük hayal kırıklığına uğradı.
Çünkü, Ankara kılını bile kıpırdatmıyordu, ne silah veriyordu, ne para veriyordu, ne de diplomatik destek veriyordu. Tuhaf bi durumdu.
*
Elçibey henüz bilmiyordu ama… ABD'nin kucağında oturan Ankara siyasetçileri, maalesef, bağımsız Azerbaycan'ı satmıştı!
*
Elçibey'e bizzat Ankara tarafından akıl verildi, "Haydar Aliyev'i göreve davet et, meclis başkanı yap, Rusları yakından tanıyor, çok tecrübelidir, ayaklanmayı bastırsa bastırsa o bastırır" denildi.
Haydar Aliyev, KGB generaliydi, Sovyetler Birliği'nde 20 sene milletvekilliği yapmıştı, Gorbaçov tarafından görevden alınmıştı, Nahçıvan'da Yeni Azerbaycan Partisi'nin başkanıydı.
*
Elçibey çaresizdi, adeta eli mahkumdu, Aliyev meclis başkanı oldu.
"Kumpas" tamamdı…
Aliyev koltuğa oturur oturmaz, ayaklanmayı başlatan subaylarla el sıkıştı, yangına körükle gitti, ülke iç savaşın eşiğine getirildi.
Azerbaycan halkı tarihi bir hata yaptı… Elçibey'in yanında durmak yerine, korkuya boyun eğdi, baskıya, şiddete teslim oldu.
Atatürk'ün esgeri yapayalnızdı.
Çekilmek zorunda kaldı.

*

Darbe kumpasıyla, memleket tek adam'a bırakılmıştı.

*

Haydar Aliyev cumhurbaşkanı oldu, darbeci albayı da başbakan yaptı. Bismillah ilk iş… Elçibey döneminde imzası atılan milli petrol-doğalgaz anlaşmalarını iptal etti, Azerbaycan kaynaklarını Amerikan, İngiliz, Rus petrol şirketlerine kapış kapış paylaştırdı.

*
Elçibey tamamen tasfiye edildi, henüz 61 yaşındayken GATA'da şak diye rahmetli oldu. Cenaze törenine bir milyon kişi katıldı ama, iş işten geçmişti. Azerbaycan artık Azerbaycan halkının değildi.

*

Bundan sonra yapılacak olan seçimler elbette formaliteden ibaretti. Azerbaycan halkı ne oy verirse versin, Haydar Aliyev yüzde 80, yüzde 90 gibi oranlarla kazandı. 11 Sene tek başına yönetti. Oğlunu önce milletvekili, sonra başbakan yaptı. Öldüğünde de, memleketi oğluna bıraktı. Oğlu 14 senedir tek başına yönetiyor. Eşi Mihriban'ı önce milletvekili yaptı, dün itibariyle de, birinci başkan yardımcısı yaptı. Muhtemelen Mihriban da, memleketi ya kızına bırakır, ya torununa.

*
Tam Referandum Arefesinde, Allah'ın Lütfudur, ibrettir bu.

*
"Atatürk'ün esgeri"ne sahip çıkmayan milletin hazin akıbeti, "Mustafa Kemal'in Askerleri"ne kulak vermeyenlere, ibret olmalıdır.

*

Birey olarak kalın Kardeşim…
Baba-sının Malı Olmayın.


http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/al-sana-turk-tipi-baskanlik-1695201/

***

17 Temmuz 2016 Pazar

Darbenin Elebaşı




Darbenin Elebaşı


YILMAZ ÖZDİL ..,

17 Temmuz 2016


Akp'nin başımıza ne çoraplar ördüğünü anlattığım “ Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda ” isimli kitabımda yazmıştım.
*
2012'de Yüksek Askeri Şura toplandı, Ergenekon ve Balyoz iftirasıyla tutuklu bulunan 40 general ve amiral emekliye sevkedildi. Hasdal'dan doooğru Silivri'ye gönderildiler. Beraat etseler bile, geriye dönüşleri yok artık… Kesilip atıldılar. Liyakat sistemi allak bullak edildi. Normal şartlarda iki-üç aday olur, aralarından biri terfi eder. 40 general ve amiral tasfiye olunca, elde kalan yetersiz adaylar otomatik olarak terfi eder hale geldi. 

Bana sorarsanız, kimlerin tasfiye edildiğinden çok, onların yerine kimlerin oturtulduğu önemli… Akp hükümeti, tasfiye edilenlerin yerine kimleri oturttu?
*
Bunları yazdığım için mahkemeye verildim, Akp Medyası tarafından Ergenekoncu ilan edildim. Bugün ibretle görüyoruz… Atatürkçü subayları tasfiye edip, onların yerine kimleri oturtmuşlar!
*
Akp'yle Cemaat'in imam nikahını anlattığım “ Beraber Yürüttük Biz Bu Yollarda ” isimli kitabımda yazmıştım.
*
2014'te Yüksek Askeri Şura zart diye kesti attı, Balyoz sanığı olan general ve amirallerin hepsi emekliye sevkedildi. Güya kumpas çökmüştü, haklarının ihlal edildiği Anayasa Mahkemesi tarafından tescil edilmişti, asrın iftirasına uğradıkları kesinleşmişti ama, nafile… Tasfiye edildiler. General-amiral olmalarına kesin gözüyle bakılan Atatürkçü kurmay albayları, temize çıktıkları halde, pasif görevlere verdiler. Adeta “istifa edin, defolun gidin” deniyordu. Gayet açıktı… Terfi sırasında yarışarak geçilemeyen subaylar, TSK'dan atılarak, tasfiye edilerek geçildi. Komuta kademesi onlarsız şekillenecekti. Temize çıkmalarının önemi yoktu, Atatürkçü subaylar orduda istenmiyordu. “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diyenler, tasfiye edilen Atatürkçü subayların yerine kimlerin önünü açıyordu?
*
Bunları yazdığım için mahkemeye verildim. Akp medyası tarafından Balyozcu ilan edildim. Benim için “ Gazeteci değil, Militan ” diyen herif, şu anda Tayyip Erdoğan'ın başdanışmanı… Netice? Hazin şekilde görüyoruz, Atatürkçü subayların yerine kimlerin önünü açtıklarını!
*
Donanma komutanı olmasına kesin gözüyle bakılırken, Balyoz davasına isyan ederek, protesto için kariyerinden vazgeçen, kendisini feda eden, istifa eden Atilla Kezek'i anlatırken yazmıştım.
*
Kumpas davaları olmasaydı, kimse tutuklanmasaydı, şu anki amiral ve generallerin kaç tanesi general ve amiral olabilirdi? Ben size söyleyeyim, sadece yüzde 10'u… Asrın iftirası atılmasaydı, iftiraya uğrayanlar tasfiye edilmeseydi, şu anki komuta kademesinin yüzde 90'ı terfi alamayacaktı. Terfi alması gerekenler tasfiye edilince, geriye bunlar kaldı. O halde şu soruyu sormalı, bunları oraya kim oturttu?
*
Onları oraya “ Ben bu davaların Savcısıyım ” diyenler oturtmadı mı?
*
Tayyip Erdoğan, irticaya bulaştığı için Yüksek Askeri Şura kararlarıyla ordudan atılanlara “ Şerh ” koyuyordu. Aynı Tayyip Erdoğan, dün akşam darbe girişiminde bulunanların terfisine “ Şerh ” koymuş muydu?
*
Cemaat'in kadrolarını general yapan, amiral yapan kimdi? Fethullahçıları TBMM'ye, emniyete, yargıya monte edenler kimdi? Kendi listesinden milletvekili yapan, bakan yapan, vali yapan, rektör yapan, bu yollarda beraber yürüyen kimdi? Bunlara sahip çıkan, palazlandıran, ne istediniz de vermedik diyen kimdi?
*
Bundan sonrasını daha dikkatli okuyun lütfen…
*
Asrın iftirasına uğrayan, kendi ordusu tarafından esir alınan, Maltepe'deki arkadaşlarımı anlatırken yazmıştım.
*
Sınıflarında birinci, kariyerlerinin zirvesindeki bu pırıl pırıl adamları, nizami rekabetle geçebilmeleri, komuta kademesindeki ilerleyişlerini durdurabilmeleri normal şartlarda asla ve asla mümkün değildi. Tek yolu vardı. Önce içeri tıkmak, sonra silahlı kuvvetlerden atmak. Başka yolu yoktu. İşte bu arkadaşlarımdan birinin eşi, hiç olmazsa manevi destek versin diye, hava kuvvetleri komutanının eşini aramış… Kuvvet komutanının eşi ne demiş biliyor musunuz? “Size üzüntümüzden dışarıda yemeğe çıkamıyoruz” demiş iyi mi… Vah vah. İçim parçalandı hakikaten. Yaptığınızı beğendiniz mi diye çıkıştım arkadaşlarıma… Siz içerde afiyetle 16' şar sene hapis yiyorsunuz, komutanınız sizin yüzünüzden dışarda yemek yiyemiyor!
*
Bu adı geçen hava kuvvetleri komutanını, hava kuvvetleri komutanı yapan kimdi?
Tayyip Erdoğan hükümetiydi.
Ne zaman kuvvet komutanı yapılmıştı?
2013'te, Atatürkçü subaylar ordudan atılırken yapılmıştı?
Kuvvet komutanı olmaya layık mıydı?
Değildi. Orgeneral bile değildi. Korgeneraldi, pasif görevdeydi, emekliliğine gün sayıyordu. Hava kuvvetlerindeki tüm orgeneraller tasfiye edildiği için, bunu apar topar orgeneral yaptılar, hava kuvvetleri komutanı koltuğuna oturttular.
Sonra ne oldu?
Sonrası daha enteresan… Akp bu arkadaşı o kadar çok seviyordu ki, 2015'te görev süresi doldu, emekli etmediler.
Ya ne yaptılar?
İlla karargahta otursun diye Yüksek Askeri Şura üyesi yaptılar.
Kim yaptı bunu?
Tayyip Erdoğan yaptı.
*
Peki, kim bu Akp'nin pek sevdiği, koruyup kolladığı komutan biliyor musunuz?
Dün akşam darbeye kalkışan Akın Öztürk!
*
Akp'nin sihirbaz şapkasından tavşan çıkarır gibi, sürpriz şekilde orgeneral yaptığı, kuvvet komutanı yaptığı, emekli olmasına izin vermediği, illa komutan olarak kalsın diye yüksek askeri şura üyesi yaptığı Akın Öztürk… Meğer darbecilerin elebaşıymış!
*
Akp'nin hiç haberi yokmuş!
*
Oldu olacak, basit bi soru daha sorayım. TSK bile darbeye karşı kendisini savunmak için organize olamazken… Türkiye'nin ücra köylerine kadar tüm camileri, nasıl oldu da, bu kadar çabuk organize olup sela okudu? Nasıl oldu da, tüm imamlar, tüm müezzinler bu kadar çabuk organize olup, memleketin tüm minarelerinden aynı anda, aynı cümlelerle “sokağa dökülün” çağrısı yapabildi?
*
Uzun Lafın kısası…
*
“Sahte darbe”nin rüzgarıyla cumhurbaşkanı oldu.
“Monte darbe”nin rüzgarıyla başkan oluyor.
*
Olan Türkiye'ye oluyor.,