Teşkilat-ı Mahsusa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teşkilat-ı Mahsusa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2019 Çarşamba

BU İŞTE BİR MİT YENİĞİ VARMI.,

BU İŞTE BİR MİT YENİĞİ VARMI., ?


TUNCAY ÖZKAN,


      BU İŞTE BİR MİT YENİĞİ VAR MI?
   (Gülümseyerek Okuyunuz)

Kitabının adını duyduğumda gülümsedim : MİT’in Gizli Tarihi,

Kapağı böyle olan bir kitabın, arka kapağına da “MİT’İn Artık Gizli Bir Tarafı Kalmamış Tarihi” yazılması gerek diye düşündüm. Ama sonra aklıma geldi : İfşa en güzel gizleme yöntemidir. 

Kendisi ile yaptığımız özel sohbetlerde her “Komplo” dediğimde müstehzi bir şekilde gülümseyip “gerçek her zaman belirleyicidir” deyip, “kKmplocu” yaftasını yapıştırmayı seven biri. 

Bunu diyen insanın son iki kitabının birinin adının “Entrikalar Savaşı” , diğerinin de “MİT’in Gizli Tarihi” olmasının, kendisinin “Komplolara” prim vermez görünen tavrı ile çeliştiğini zannetmeyin. 

Gazetecilik hayatının çıraklık ve en idealist döneminde Uğur Mumcu’nun yanında pişen...

En hızlı gazetecilik dönemlerinde çok ciddi dezenformasyona kurban gittiği komploların ortasında kendisini bulan...

Ve artık “Olgunlaşmış”, “Medya Yöneticisi” sınıfına girmiş ve kendi makamına  yönelik komploları yine benzer yöntemlerle savuşturan...

“Gerçekle” “ideal” arasına gerilmiş ip üzerine dizdiği çok dengeli bir üslupla bazen kelimesiz yazılar yazan...

Gözlerindeki ifadeden şık kol düğmelerine kadar tam bir profesyonel.

Yalnız her “Olgunlaşmış” idealist gibi bir zaafı var :

Kendisine gençliğindeki heyecanını hatırlatan biri karşısına geldiğinde, sanki reel-politiğin kameraları sürekli izliyormuş ama yine de çırağa bir mesaj vermesi gerekiyormuş gibi vücud dili başka, sözleri ile başka bir şey anlatan tipik bir Türk gazetecisi Tuncay Özkan. 

“Reelpolitiğin” köşelediği idealist bir iç çember.

En son kitabını kafamda oluşturduğum bu arkaplan üzerinden okumaya başladım. Kendisi konumundaki insanlar için, en özgür ve geniş alanların satır araları, en dar ve boğucu olanların ise manşetler olduğunun bilincinde olarak. 

Ve tabi artık Uğur Mumcu’nun yanındaki “idealist” Tuncay Özkan değil; konuklarıyla sohbet ettiği odasının duvarındaki dünya petrol haritasına bakıp “realite”nin hakkını teslim eden Tuncay Özkan olduğunu unutmadan...

“MİT’in Gizli Tarihi” kitabının, MİT’i anlatırken, biraz daha perdeleme ihtimalini gözardı etmeden.

Kitabı henüz bitirmedim. En azından kendisi ile kitabı üzerine bir sohbet etmeden de analiz etmeyi düşünmüyorum. Sadece aşağıdaki cümle, kitabı bitirdiğimde görüşüm ne olursa olsun ortak bir kaygıyı dile getirmesi açısından önemli .

“Günümüzde hiyerarşik konumu, faaliyeti, denetimi ve mali kaynakları büyüteç altına alınarak incelenebilen gizli servis sayısı son derece azdır. Bu durum çağdaş dünyada demokratik yaşamı tehdit eden en temel sorunlardan birisini oluşturmaktadır.”

MİT üzerine tartışmaların yoğunlaştığı, müsteşarlık savaşının enformasyon/dezenformasyon boyutunda da kızıştığı  bir dönemde Tuncay Özkan’ın kitabı her açıdan incelenmesi gereken bir kitap. Zamanlaması da ilginç! Kendisini bu ülke için çok önemli ve değerli bir kurumu, böyle bir zamanda bu kadar ayrıntılı ele aldığı için kutlamak lazım. 

KUTU
MİT TARİHİNDEN İKİ KRİTİK ANEKTOD,

Özkan, kitabında MİT’in tarihsel gelişimini bir tarihçi titizliği ile olmasa da, bir gazeteci çeşitliliği ile anektodal bir yaklaşımla Osmanlı’dan bu yana ele almaya çalışıyor. 

Kitaptaki iki anektod günümüze ışık tutması açısından önemli

Birincisi Osmanlı’da ilk gizli örgütün kurulduğu Sultan II. Abdülhamit döneminden. 

19. yüzyılda parçalanma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Osmanlı, saray entrikaları ile çalkalandığı dönemde, gizli teşkilat gereği duymaya başlar.

Osmanlıya gizli örgüt kurmasını kim telkin eder biliyor musunuz?

İngiliz Elçi Startford Canning.

İngiliz Elçisinin telkini üzerine, diğer örgütlerin incelenmesi sonrasında kurulan bu “gizli” örgütün başına kim getirilir peki?

Rus Çariçesinin elmaslarını çalmayı başarması ile ünlü Rum Civinis Efendi.

Büyükelçiliklerin telkini ile kurduğumuz gizli teşkilatların başına hırsız Rumları getirdiğimizi öğrenince; büyükelçiliklere yasa hazırlatan Ankara kadroları daha bir anlam ve tarihi perspektif kazanıyor. Zekanın evrimi tahmin ettiğimizden de uzun sürüyor. 

İkinci anektod; kendilerince ülkeyi kurtarmaya soyunan İttihat ve Terakki kadrolarının vatan çapında faaliyet gösterdiği yıllara ait. 

İttihat ve Terakki döneminde oluşturulan ilk modern gizli servisimiz olan Teşkilat-ı Mahsusa’ya ait anektod bir öncekine göre çok daha içacıcı.

Teşkilat-ı Mahsusa, İngilizlerin Ortadoğu’da Arap milliyetçiliğini kışkırttığı dönemde Şam ve Beyrut gibi yerlerde Fransız Konsolosluğu ile de yakından ilgilenmekte ve bu konsolosluğa giren çıkanları yakın takip altında tutmaktadır. Bu çalışmalar sırasında Teşkilat-ı Mahsusa’ya yardımcı olan Hasan El-Abed isimli şahıs Fransız gizli servisince tutulan bir katil tarafından yazıhanesinde öldürülür ve katil sıkıştırılınca Fransız Konsolosluğuna sığınır.

Teşkilat’ın başındaki Eşref Bey, Ali Münif Beyi görevlendirir ve teşkilat Fransız Konsolosluğunu basarak, katille birlikte, İstanbul’da Arap milliyetçiliği için mücadele eden gizli bir örgütün varlığını da gösteren belgeleri ele geçirir. 

Nereden Nereye?

Zamanın Fransız başkonsolosluğunu basacak kadar ülke çıkarları önünde hiç bir engel tanımayan kadrolar nerede....

Yüzünün içine baka baka ülkenin altını oyanlarla işbirliği yapmayı haysiyetlerine yedirebilenler nerede...

Zekanın evrimi yavaş, karakterin çürümesi ise çok hızlı gerçekleşiyor anlaşılan. 


KUTU

NATO TATBİKATI ve  KRİTİK SORULAR

İstanbul’da gerçekleştirilen NATO tatbikatında görevli üst düzey bir generalle sohbet etme fırsatım oldu. Bana gururla, Türkiye’nin üstlendiği bu devasa organizasyonun ne kadar başarılı olduğunu; Türkiye’nin birlik içindeki rolünü anlattı.

Haklıydı. Yalnız soramadan edemedim. Kendisine MGK eski Genel Sekreteri Tuncer Kılınç Paşa’nın veda konuşmasında sarfettiği, “NATO İslamı terör hedefine oturtunca içimize sindiremedik” sözünü hatırlattım ve “NATO içinde bu kadar etkili isek, nasıl oluyor da, bu adamlar İslamı hedef haline getirebiliyor?” diye sordum. “Bizim baskımız sonucu, tehdit algılamasını ‘köktendinci İslam’ değil ‘köktendinci hareketler’ olarak değiştirip, sadece İslam’ı hedef alan bir anlayıştan uzaklaştılar” şeklinde cevapladı. 

Kendisine, kağıt üzerinde yapılan bu değişikliğin NATO’nun üst düzey isimlerinin demeçlerine pek yansımadığını söyledikten sonra, sonra bir soru daha sordum :

“Pentagon bünyesinde üst düzey bir general katıldığı kilise toplantısında Müslümanları puta tapmakla suçlayan bir demeç verdi. Bizim Genelkurmayımız bünyesinde üst düzey bir general,  camiden çıkışta , Hristiyanlığa bu kadar ağır bir laf etse, NATO ve ABD’den ciddi bir baskı gelir miydi, gelmez miydi?” diye sorduğumda bunun ABD’nin iç sorunu olduğunu ve kendi içlerinde halletmek için harekete geçtiklerini söyledi.

Sohbetimiz daha üst düzey bir generalin ortama girmesi ile yarıda kesilmeseydi paşamızı daha da sıkıştıracaktım ama olmadı. NATO’nun içinde Türk Ordusu’nun rolünün başarılı bir organizatörden, kalabalık ve sadık bir müttefikten çok daha derinleştirilmesi gerektiğini söyleyecektim ama fırsat olmadı. Aynı ismin; daha önceleri yaptığımız bir başka sohbette sorduğum, “Bugün NATO’dan çıksak TSK’nın gücü yüzde kaç azalır?” soruma verdiği cevap aklıma takılı kaldı.


***

18 Aralık 2014 Perşembe

100. Yılında Teşkilat-ı Mahsusa ve Türk İstihbaratçılığı




100. Yılında Teşkilat-ı Mahsusa ve Türk İstihbaratçılığı.,


Bir stratejik araştırma merkezi olarak önemli siyasa üretimi merkezli çalışmalara imza atan 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü akademik alanda da önemli araştırmalar ve çalışmalar yapmaya devam ediyor. 2014 yılı içerisinde Enstitümüzün düzenleyeceği akademik kongrelerden birisi de  Kuruluşunun 100. YılındaTeşkilat-ı Mahsusa ve Türk İstihbaratçılığı başlığını taşıyacak. Aralık 2014’de yapılacak olan kongre sadece Teşkilat-ı Mahsusa adlı efsanevi istihbarat teşkilatımız ile ilgili olmayıp bütün Türk istihbarat tarihini kapsayacak.
Teşkilat-ı Mahsusa esasen bir parti istihbaratı olarak 1911’de faaliyetlerine başlamış ise de resmi bir kurum olarak Harbiye Nezaretine bağlı kurulması Ağustos 1914 bazı kaynaklarda ise Kasım 1914 olmuştur. Teşkilatı Mahsusa ve Türk istihbaratçılığının önemli isimlerinden Hüsamettin Ertürk, Teşkilat-ı Mahsusa’nın amacını şöyle anlatmaktadır:  “Bu teşkilatın gayesi, bir taraftan bütün İslamları bir bayrak altında toıplamak, bu suretle Panislamizme vasıl olmaktır. Diğer taraftan da Türk ırkını siyasi bir birlik içinde bulundurmak, bu bakımdan da Pantürkizmi hakikat sahasına sokmaktır.”
Enver Paşa’nın bir yandan Emiri Efendi’nin İttihat ve Terakki programındaki panislamizmden, diğer taraftan da Ziya Gökalp’in pantürkizminden ilham aldığı muhakkaktır. Birinci Dünya Savaşı’nın sonlanması ile tasfiye edilen bu kısa ömürlü istihbarat teşkilatının Türk istihbarat tarihine vurmuş olduğu damga ömrünün kısalığına rağmen
Teşkilat-ı Mahsusa’nın önde gelen isimleri arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminin de önemli isimleri vardır.Binbaşı Süleyman Askeri, Eşref Sencer Kuşçubaşı, Yakup Cemil, Dr. Bahattin Şakir, Mithat Şükrü Bleda, Fuat Balkan, İsmail Canbolat, Filibeli Hilmi Bey, Nuri Kıllıgil Paşa, Halit Kut Paşa,  Ali Fethi Okyar, Ali Çetinkaya, Ahmet Fuat Bolca, Nuri Conker, Rauf Orbay öne çıkan isimlerdir.
Teşkilat-ı Mahsusa hataları ve sevapları ile kuruluşunun 100. Yılında anılmayı hak ederken, Türk İstihbaratı da tarihsel gelişimi içinde artık akademik bir platformda değerlendirmeyi hak etmektedir.  İstihbarat, gizli saklı takip, dinleme, fotoğraf çekme, film çekme gibi son günlerdeki gelişmelerin de bir neticesi olarak algılansa dahi bunlar değildir. Bu yukarıda sıralanan eylemler şüphesiz istihbarat toplama eylemlerinin bir bölümü olmakla beraber, istihbarat esas olarak ANALİZ’dir. Bu anlamda istihbarat denilince aklımıza gelmesi gereken ilk husus 007 James Bond değil, küçük bilgi kırıntılarını ve ipuçlarını bir araya getirerek sonuca varan polis dedektifi Sherlock Holmes’dür.
21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü tarafından düzenlenecek olan kongrede Çin belgelerinde Hun istihbaratından başlanarak bugüne değin Türk istihbaratının geçirdiği aşamalar konularında uzman olan akademisyenlerin ve Türk istihbaratında görev yapmış araştırmacıların sunacağı tebliğler ile ele alınacak ve tartışılacaktır. Bu Kongre gerçekten tartışmalı olacak çünkü İlber Ortaylı ve Murat Bardakçı gibi Türk tarihçiliğinin değişik alanlardaki önemli isimleri 26 şubat 2012 ve 12 Şubat 2012’de  yazdıkları yazılarda Teşkilat-ı Mahsusa’nun gerçek anlamda bir parti ve devlet istihbarat teşkilatı olarak varlığının dahi tartışılabileceğini ileri sürmüşlerdir.
Şurası kesindir ki istihbarat her şeyden önce bir entelektüel faaliyettir ve güdük beyinler ile güçlü entelektüel faaliyetler yapılamaz.
Öte yandan güçlü beyinlerinde güçlü bir entelektüel istihbarat faaliyeti yapması, güçlü bir istihbarat kültürü geleneği içinde gelişmelerine bağlıdır. Yoksa, en yetenekli ve zeki bir istihbarat analizcisi dahi, bulunduğu ortam içinde sönüp gidecektir. İstihbarat kültürünün ve geleneğinin oluşması ise istihbaratın Yıldız Sarayı’nın veya Yenimahallenin yüksek duvarlarının arkasından çıkarak, üniversitelere, kütüphanelere, lisan kurslarına, kongrelere, panellere, düşünce kuruluşlarına katılması, onlar ile kendi şartları içinde eklemlenmesi, istihbaratı tılsımlı bir alan olarak görmekten kurtulup, entelektüel bir faaliyet olarak görmesi ile mümkündür. İstihbarat ile ilgili bu tür kongreler, paneller, tebliğler, kitaplar istihbarat kültürünün ve geleneğinin güçlenmesine yardımcı olacaktır.
Kongreye tebliğleri ile katılmak isteyenler tebliğ konu ve özetlerini uozdağ61@gmail.com adresine Konu: İstihbarat Kongresi başlığı ile  yollayabilirler.

..