SERDAR ANT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SERDAR ANT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2018 Perşembe

HAMDOLSUN



HAMDOLSUN


BU TABLOYA BEN DE AŞAĞIDAKİ HABERİ EKLEYEYİM DE, BU ADALETSİZ DÜZENİN KİMİN YARARINA İŞLEDİĞİ İYİCE BELLİ OLSUN...

Serdar Ant


SABANCI'NIN DOKUZ AYLIK KARI 1,9 MİLYAR YTL...


Hacı Ömer Sabancı Holding AŞ. yılın dokuz aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre, yüzde 18 artışla, 1 milyar 9 milyon YTL net kar gerçekleştirdiğini açıkladı.
Sabancı Holding'in yaptığı açıklamaya göre, 30 Eylül 2008 tarihi itibariyla sona eren dokuz aylık dönemde, holdingin satışları 14 milyar 785 milyon YTL olarak gerçekleşirken, faaliyet karı 1 milyar 942 milyon YTL oldu.
Özkaynakları, 17 milyar 218 milyon YTL'ye ulaşan holdingin, toplam varlıkları ise, bu yılın ilk dokuz aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla, yüzde 20 artarak toplam 95 milyar 655 milyon YTL oldu. (Milliyet, 14.11.2008)



14 Kasım 2008 Cuma 22:42 tarihinde Sili Ozerdim <siliozerdim@gmail.com> yazdı:

HAMDOLSUN

Ekonominin durumu ,
%46.7 lik sevgili vatandasima duyurulur !
=============================
2008 - 10 ayda 41 bin şirket ve iş yeri kapandı
Küresel krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisinin giderek arttığı yılın ilk on ayında ;
kapanan şirket ve işyeri sayısı geçen yılın aynı dönemine göre
yüzde 50 artarak 41 bin 95'e ulaşırken,
aynı dönemde kurulan şirket ve işyeri sayısı
83 bin 946 ile geçen yılın yüzde 4.6 altında kaldı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), kurulan kapanan şirket ve kooperatifler ile ticaret unvanlı işyerlerine ilişkin Ekim ayı istatistiklerini açıkladı. Buna göre, Ekim ayında geçen yılın aynı ayına göre kurulan şirket ve işyeri sayısı yüzde 19 azalarak 6 bin 20'ye inerken, kapanan şirket ve işyeri sayısı yüzde 40.3 artarak 2 bin 498'e ulaştı.
KURULAN ŞİRKET SAYISI YÜZDE 26.7 AZALDI
Kurulan şirket ve kooperatif sayısı ;
Ekim ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 26.7 azalarak 4 bin 126'dan 3 bin 26'ya düşerken,
kapanan şirket sayısı da yüzde 6.4 azalışla 607'den 568'e indi.
Bu ayda yeni kurulan 3 bin 26 şirketin bin 141'i İstanbul, 314'ü Ankara, 198'i İzmir ve bin 373'ü diğer illerde .

Ekim ayında kurulan toplam şirket ve kooperatifin; 874'ü toptan ve perakende ticaret, motosiklet, kişisel ve ev eşyalarının onarımı, 534'ü imalat, 432'si inşaat, 414'ü gayrimenkul, kiralama ve iş faaliyetleri, 261'i ulaştırma, depolama ve haberleşme, 114'ü otel ve lokantalar, 75'i eğitim, 74'ü madencilik ve taşocakçılığı, 69'u sağlık işleri ve sosyal hizmetler, 59'u mali aracı kuruluşların faaliyetleri, 53'ü diğer toplumsal, sosyal ve kişisel hizmet faaliyetleri, 33'ü tarım, avcılık ve ormancılık, 32'si elektrik, gaz, buhar ve sıcak su üretimi ve dağıtımı, 2'si balıkçılık sektöründen oluştu.
Ocak-Ekim döneminde kurulan şirket ve kooperatif sayısı geçen yılın aynı döneminde göre yüzde 7.3 azalarak 43 bin 239'a, kapanan şirket ve kooperatif sayısı ise yüzde 3.9 azalarak 7 bin 748'e düştü.
EKİM'DE AÇILAN İŞYERİ SAYISINDA YÜZDE 9.4 AZALMA
Kurulan ticaret unvanlı işyeri sayısı Ekim ayında yüzde 9.4 azalarak 3 bin 306'dan 2 bin 994'e düştü. Kapanan ticaret unvanlı işyerleri sayısı ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 64.4 artarak bin 174'den bin 930'a yükseldi. Bu ayda yeni kurulan 2 bin 994 ticaret unvanlı işyerinin; bin 200'ü İstanbul, 349'u Ankara, 117'si İzmir ve bin 328'i diğer illerde yer aldı.
Geçen ay kurulan ticaret unvanlı işyerinin; bin 161'i toptan ve perakende ticaret, motosiklet, kişisel ve ev eşyalarının onarımı, 558'i inşaat, 420'si ulaştırma, depolama ve haberleşme, 228'i imalat, 208'i otel ve lokantalar, 197'si gayrimenkul kiralama ve iş faaliyetleri, 88'i mali aracı kuruluşların faaliyetleri, 85'i diğer toplumsal, sosyal ve kişisel hizmet faaliyetleri, 27'si eğitim, 8'i sağlık işleri ve sosyal hizmetler, 6'sı tarım, avcılık ve ormancılık, 5'i madencilik ve taşocakçılığı, 2'si elektrik, gaz, buhar ve sıcak su üretimi ve dağıtımı ve 1'i balıkçılık sektöründen oluştu.
Anılan dönemde kurulan ticaret unvanlı işyeri sayısı yüzde 1.6 azalarak 40 bin 707'ye inerken, kapanan ticaret unvanlı işyeri sayısı da yüzde 72.3 artarak 33 bin 347'ye çıktı. (1)
14 Kasım 2008 HURRIYET

****

Bir dev daha batıyor
Doğu'nun en büyük tekstilcisi iflasa gidiyor
Doğu Anadolu'nun en büyüğü, Erzurum'un ise tek tekstil fabrikası olan Özçakmak Tekstil A.Ş, ekonomik kriz nedeniyle yurt dışından gelen siparişler üzerine hazırlanan ürünler elde kalınca iflasın eşiğine geldi.
Türkiye'de etkisini her geçen gün daha fazla hissettirmeye başlayan küresel ekonomik kriz, özellikle dövizle borçlanan tekstil sektörünü zor durumda bıraktı.
Erzurum'da, yıllık 600 bin parça ürün üretim kapasitesine sahip olan, yıllık yaklaşık 4 milyon YTL'lik satış yapan ve son teknoloji ile faaliyet gösteren Özçakmak Tekstil de ekonomik krizden nasibini alan fabrikalar arasında bulunuyor.
Fabrika Genel Müdürü Nazım Özçakmak, İngiltere, Rusya, Libya ve Cezayir'den alınan siparişlerin iptal edildiğini, bu nedenle sıkıntılı günler geçirdiklerini söyledi.
Sipariş üzerine hazırlanan ürünlerin elde kaldığını belirten Özçakmak, "Dövizin yükselmesi nedeniyle sipariş veren firmalar malı almaktan vazgeçti. Şu anda satışlar tamamen durma noktasına geldi. Krizden bir çıkış yolu arıyoruz" diye konuştu.
İngiltere'ye gönderilmek üzere hazırlanan 150 bin Paund'luk malın depoda bekletildiğini anlatan Özçakmak, şöyle konuştu:
"Fakat İngiliz firma malı almaktan vazgeçti. Sadece İngiltere değil, Rusya, Libya, Cezayir'den gelen siparişler de iptal edildi. Fabrikamız iflasın eşiğine geldi. Her türlü fedakarlığı yaparak fabrikayı ayakta tutmaya çalışıyoruz. Özverili çalışmalarımızla bu süreci atlatabilmeyi ümit ediyoruz."
"SON ÇAREMİZ FABRİKAYI KAPATMAK OLACAK"
Özçakmak, kriz nedeniyle fabrikayı kapatmanın son çare olacağını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu fabrikayı kurarken para kazanma derdinde olmadık. Amacımız memleketimize, Erzurum'a katkı sunmaktı. Bölge insanına iş, aş vermekti. Kapımıza iş için gelen hiç kimseyi geri çevirmiyoruz. İşi bilmeyenleri bile alıp yetiştirip fabrikamıza kazandırıyoruz. Şu anda 70 kişi bu fabrikadan ekmeğini kazanıyor. Ancak küresel ekonomik kriz tekstil sektörünü çok zor durumda bıraktı. Doğal olarak biz de bundan nasibimizi aldık. Bu fabrikayı ayakta tutabilmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız." (2)
14.11.2008 VATAN
***
4 motor da durdu! Tarlaya iniyoruz!

Necati Doğru
ndogru@gazetevatan.com

Beyefendi okurlardan biri mektup yazmış, diyor ki: "TV'lerin ekonomi programlarını izliyorum, dünya resesyona girdi... Türkiye de resesyona doğru hızla gidiyor şeklinde cümleler kuruyorlar. Bu resesyon dedikleri nedir?" Okura cevap yazdım.
Dedim ki, "4 motoru olan bir uçağa bindin bir şehirden öbür şehre gidiyorsun. Uçağın motorlarından 4'ü de aynı anda bozuldu. Pilot da inebilecek en uygun yer olarak bir tarlayı gözüne kestirdi ve kemerlerinizi bağlayın, tarlaya iniyoruz" dedi.
İşte resesyon budur.
Ekonominin durması.
Uçağın tarlaya çakılması ya da yoldan çıkan otobüsün uçuruma yuvarlanması gibi, dibe doğru hıza gidiyoruz. Uçaktan kim sağ çıkar, kim ölü, kim hafif yaralı, onu uçuş ekibinin becerisi tayin edecek.

***
Uçuş ekibi Başbakan, ekonomiden sorumlu bakanlar, yüksek bürokratlardır. Bunların şimdi üretim çarklarının durgunluktan en az etkilenmesi, fabrikaların kapanmaması, bankaların batmaması, iş yerlerinin top atmaması, kaynak akışı kanallarının iyice kireçlenmemesi, işsizliğin iyice artmaması, dünya piyasalarında pazar tutmuş, sürdürülebilir rekabet gücüne binbir zorlukla sahip olmuş Türk firmalarının, yabancı sermayenin eline ucuz ucuz geçmemesi, milli gelir düşeceği için yoksulların hepten ezilmemesi, çalışanların kriz bitinceye kadar çalışmayanlara da bakabilmesi, rüşvet çarklarının iyice zıvanadan çıkmaması için becerilerini gösterme zamanıdır. İktidara yakın iş adamları, belediyelerden ihale alanlar, yeni zenginler sanki uçağın 4 motorundan 4'ü de durmamış ve uçak tarlaya çakılma pozisyonuna geçmemiş ya da sanki onlar bu düşmekte olan uçakta değillermiş gibi davranıyorlar.
Seslerini çıkartmıyorlar.

***
Var olma ya da yok olma telaşına düştükleri için seslerini yükselten iş dünyasından da pilota "Şunu yap... Bunu yapma..." türünden akıl vermeler geliyor.
IMF ile anlaş.
ABD'ye yanaş.
Swap yap.
Bankalara nakit pompala.
Şirketlere para aktar.
Devlet harcamasını artır.
İhracatı destekle.
İşsizlik fonunu bize dağıt.
Para çıkışını önle.
Dış parayı özendir.
Körfez parasını çağır.
İşten çıkarmak zorunda kaldığımız işçinin kıdem tazminatını sen öde, hem finansal sektöre, hem reel sektöre kaynak akışı garanti mekanizmasını kur, özel sektörün ve bankaların dış borçlanmaları sayesinde 6 yıl başarılı geçti, Türkiye 6 yıl bu borçlanma sayesinde büyüdü, büyümeyi sen kendine mal ettin, "take-off'a geçtik" diye sen övündün, sen kabardın, sen yüzde 47 oy aldın, şimdi özel sektörün ve bankaların dış borcunu sen üstlen...
Pilot ne yapacak!
Pilot, "Bush'a benzemem, Obama'ya da benzemem, ben Fatih'e benzerim" diyor. Fatih, kimsenin aklına gelmeyen bir buluş yapmıştı. Gemileri karada yüzdürmüştü.
KAYNAKCA

"Ya istiklal ya ölüm... İşte halâs-ı hakiki isteyenlerin parolası bu olacaktır."
Mustafa Kemal ATATÜRK


13 Kasım 2017 Pazartesi

YA DİRENİŞ YA BOYKOT, İSLAMCILARA OY YOK




YA DİRENİŞ  YA BOYKOT…  İSLAMCILARA OY YOK!

Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin “Çatı adayı”olarak piyasaya sürülen “2014 model Abdullah Gül” İhsanoğlu Ekmeleddin hakkında iki gündür birçok televizyon kanalında ve internet sitesinde yer alan bilgileri yinelemenin anlamı kaldı mı artık? Dönüp dönüp aynı şeyleri söyleyerek kendimizi tatmin ediyoruz, o kadar… Ne işe yarıyor?

Klavye başına oturup görüş beyan eden yazarın görevi, sağdan soldan okuduğunu millete pazarlamak değil, bir parça bile olsa değerlendirme yapıp somut önerilerde bulunmak, politikalar üretmektir.

Bu saatten sonra İhsanoğlu Ekmeleddin’in geçmişini veya Amerikancılığını anlatmanın ne faydası var ki? Millet, bu tür bilgilere önem verseydi, bugüne kadarTayyip Erdoğan, Kemal Derviş, Abdullah Gül, Sezgin Tanrıkulu, Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli, Bülent Arınç, Mehmet Şimşek gibi isimler toplum içine çıkamazdı zaten!  Ama bu bildik şeyleri yinelemenin artık zerre kadar etkisi olmuyor. Çünkü milletimiz bunlara karşı şerbetlendi! Kıçından donunu alsan, “olsun, zaten sıkıyordu, biraz da donsuz gezeriz, ne olacak ki?” diyecek kıvama getirildi artık!

İhsanoğlu Ekmeleddin adaylığına karşı ne yapılmalıdır? Asıl yanıtlanması gereken soru budur.

Ne yapsın bu millet?

Gidip Erdoğan’a mı oy versin?

Ağustos’ta sandık başına gitmeyip muhalefetin ağzının payını mı versin?
Alternatif bir aday belirlensin de ona mı destek versin?

Türkiye’nin yurtsever ve ilerici aydınları bunları tartışacağına, herkes birinden duyduğunu bir diğerine anlatarak caka satıyor!

Cumhurbaşkanlığı seçiminde gündemde her ikisi de ABD ve BOP projeleri ile uyumlu olan iki “İslamcı” var! Millete dayatılan şey açıktır:

Kırk katır mı kırk satır mı?

Oysa bir tür “aşağı tükürsen Tayyip, yukarı tükürsen Ekmeleddin” ikilemine mahkûm değiliz, en azından mahkûm olmamalıyız!

“Ana muhalefet” CHP ile “yavru muhalefet” MHP’nin, İslamcı AKP’ye karşı bir başka İslamcının Cumhurbaşkanlığı adaylığı için uzlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin artık bir ılımlı İslam Cumhuriyetiolduğunun da ilan edilmesidir.

Eğer yurtsever ve ilerici kesimler Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adaylarıyla boy gösteremeyecekse, Ağustos’ta sandık başına gidip Erdoğan ile İhsanoğlu Ekmeleddin arasındaki bir Cumhurbaşkanlığı yarışında iki İslamcıdan biri için oy kullanmak, “kırk katırla kırk satır” arasında tercih yapmaktan öte hiçbir anlam taşımaz. Dahası bu, ılımlı İslam Cumhuriyeti’ne destek vermek olacaktır!

Bu koşullarda gidip oy kullanmak demokratik laik Cumhuriyete ihanet, ılımlı İslam dayatmasına boyun eğmek demektir!

1923 Devrimi’nin değerlerine ve amaçlarına, laik ve demokratik Cumhuriyet ülküsüne bağlı yurtseverler ne ılımlı İslam’a ne ABD dayatmalarına ne de onların Türkiye içindeki uzantılarına mecbur olmalıdır. Türkiye’nin Kemalist, yurtsever ve ilerici güçleri kendi Cumhurbaşkanı adayını çıkarmalıdır.

Madem Cumhuriyeti, ABD uzantısı İslamcılara kaybediyoruz, bu işi bari “vuruşa vuruşa” yapalım, yenileceksek de namusumuz ve şerefimizle yenilelim!

Ya direniş ya boykot… İslamcılara oy yok!

SERDAR ANT
19.6.2014


27 Ekim 2016 Perşembe

TEOMAN ALİLİ VE İRFAN TUNA’YA YANIT BÖLÜM 2




TEOMAN ALİLİ VE İRFAN TUNA’YA YANIT: 


İŞTE GEÇMİŞTE CUMHURİYET’İ BÖYLE SAVUNDUNUZ!  BÖLÜM 2




PKK'nın terörist eğitmek için adına Bekaa'da akademi açtığı ve “kahraman” ilan ettiği Mahsum Korkmaz'a, İşçi Partisi ve Aydınlık'ın öncülü 2000'e Doğru dergisi de sayfalarını açmıştı o yıllarda!
2000’e Doğru dergisinin PKK’lı teröristlerin ölüm ilanlarını yayınlama politikası, o kapatıldıktan sonra yerine çıkarılan Yüzyıl dergisi tarafından da sürdürüldü. İşte bir örnek daha…


Yüzyıl Dergisi…
Tarih: 24 Mart 1991
Yıl: 2, Sayı: 7, sayfa: 41…

Aynı sayfada iki PKK’lının ölüm ilanı var. Biri Mazlum Doğan’ın ve yine bir “şiir” eşliğinde…

Üç kibrit çöpüdür, tutsak bedenlerde
başkaldırıyı anlatan.
Biri halkım
biri belasına sevdalandığım ülkem
biri bağımsızlık.
21 Mart 1982’de ihanetin göğsüne
hançer olup saplandığı çağdaş KAWA
MAZLUM DOĞAN
Şehadetinin 9. yılında saygıyla anıyoruz.
Diyarbakır E Tipi Cezaevi Siyasi Tutukları…”

Diğer ilan da başka bir PKK’lı Zekiye Alkan için… Onda da şiirimsi satırlar var:

Sen; Gerilla’nın namlusunda patlayan mermi,
Sen MAZLUMUN açtığı ışıklı yolda ilerleyen
yiğit Kürt kızı
Sen; Diyarbakır burçlarında yanan baştan
başa bir kızıl meşale,
Sen; Kürt proletaryasının yılmaz savunucusu
Sen ZEKİYE ALKAN’dın
şehit düşünün 1. yıldönümünde seni
mücadelemizde yaşatacağımıza
söz veriyoruz.
DİYARBAKIR DEUTAĞ İŞÇİLERİ”

Ne ilginçtir ki, şimdi Haçlı İrticadan bahseden Aydınlık grubu, o yıllarda İncil ilanları da yayınlıyordu dergilerinde! İşte örnek…

“İNCİL’i okudunuz mu?
İSA MESİH’in tarihsel yaşamı ve öğretişleri hakkında bilgi edinmek isterseniz bize yazı. PK 112 ÜSKÜDAR”

Şimdi buradan İşçi Partililere soruyorum:
1987-1993 döneminde 2000’e Doğu ve Yüzyıl gibi yayın organlarınızda yayınlanmış bir tane şehit Türk askeri ilanı var mı? PKK’nın katlettiği Türk askerleri için gözyaşı döken bir tane haberiniz var mı?
İşte sizler geçmişte Cumhuriyet’i böyle savundunuz!

***

2000’e Doğru’nun kapatıldığı dönemde çıkan Yüzyıl dergisinin 24 Mart 1991 tarihli 7.sayısının kapak haberinde PKK övgüsü var. Kapakta halay çeken PKK teröristlerini görüyoruz. Biri saz çalıyor, 5-6 tanesi de halay çekiyor. Üstlerinde de “gerilla” elbisesi… Peki, haberin başlığı ne?
“Dört bir Yanda Newroz Ateşi… KÜRTLERİN YENİDEN DOĞUŞU”




    Bu fotoğraf için o sıralar derginin Yazı İşleri Müdürü olan Serhan Bolluk şu açıklamayı yapmış:
“Cudi dağındaki gerillaların fotoğrafı, Türkiye basınında ilk kez yayınlanıyor. Yüzyıl’ın kapak fotoğrafı Cudi’den…”
Peki, haberde neler söyleniyor? Kapakta yer alan haberin iç sayfalardaki başlığını okuyalım şimdi de:


“Tarihin en kitlesel ve yaygın Newroz kutlaması… Halk organları oluşuyor. Yetkililerle pazarlıklarda artık milletvekilleri değil halk komitesi temsilcileri yer alıyor… Mücadele devletin önlemlerini boşa çıkardı… Bugüne kadar hareketlenmemiş yerlerde de gösteriler… Önde yoksullar var… Kawa hem Kürt bölgelerinde, hem Batı’da… Öne çıkan iki güç PKK ve Sosyalist Parti…”

Bu haberin yapıldığı sayının;

Genel Yayın Yönetmeni: Doğu Perinçek

Genel Yayın Yönetmen Yardımcıları: Hasan Yalçın, Mehmet Bedri Gültekin… Yazı İşleri Müdürü: Serhan Bolluk…
Sorumlu Müdür: Adnan Akfırat…
Derginin aynı sayısında yayınlanan Mehmet Bedri Gültekin imzalı Başyazı da kapak haberi kadar dikkat çekici… Okuyalım:




“Devrimci Kawa 2500 yıl sonra Kürdistan’da yeniden ayağa kalktı. Newroz bayramı geçen yıllarla kıyaslanamayacak bir kitlesellikle kutlandı. Şimdiye kadar fazla bir kıpırdanışın yaşanmadığı yörelerde bile Newroz ateşleri yandı.

1991 Martı şimdiden Kürt tarihi açısından önemli dönüm noktalarından biri oluyor. Kürtler tarihin yapımına aktif olarak katılarak, bir anlamda yeniden doğarak Ortadoğu’da bir kuvvet olarak ortaya çıkıyorlar. Hem kendi tarihlerinin öznesi oluyorlar hem de silahlı güçleriyle bölgede etkin bir güç konumuna yükseliyorlar.
Genel Yayın yönetmenimiz Doğu Perinçek ile beraber geçen intifadaların hemen öncesinde bütün bölgeyi adım adım dolaşmıştık. Bu sene de Newroz dolayısıyla gene bölgedeydik. Malatya, Siverek, Urfa, Suruç, Nusaybin, Cizre ve İdil’de Newroz kutlamalarına katıldık. İki yılın Newroz bayralarının tanığı olarak gelişmeleri doğrudan ve yerinde izleme olanağımız oldu.
… Aradan tam bir yıl geçti. Geçen sene her türden Türk şoveninin uykularını kaçıran intifadalar, bu sene daha da yaygın bir biçimde gerçekleşti. Ama artık intifadaların, serhıldanların meşruluğu tartışılmıyor.
… Irak Kürdistan’ındaki gelişmeler Türkiye Kürtlerini doğrudan etkiliyor. Newroz kutlamalarının kitleselliğinde Irak Kürtleri’nin ayağa kalkışının büyük rolü var. Ama esas etken, bir yıl boyunca Kürt illerinde durmayan hakın mücadelesidir. Cizre, Nusaybin, Kerkoban, Lice, Doğu Beyazıt, Kızıltepe, Şırnak ve İdil’de yıl boyu süren kitlesel mücadeleler, adım adım kendi Newroz’unu yarattı. Kürtlerin ulusal hakları için ayağa kalkması ülkemizin demokratlaşmasına, demokratik devrim yolunda mesafe kat etmesine büyük aktkıda bulunuyor.
… Kürtlerin ulusal talepleri için verdiği mücadeleyi ‘azınlık ırkçılığı’ olarak niteleyenler ise artık tamamen iflas etmiş Türk milliyetçiliğinin kötü bir savunucusu olduklarını ispatlıyorlar sadece.
… Kürt sorunu ise ancak her türlü bağnazlıktan kurtularak, kendi kaderini tayin hakkında saygı gösterilerek çözülür. Kürtlerin ve Türklerin birliği ise ancak bu hakka saygı temelinde mümkün olabilir.”
Bu satırlar, şu anda İşçi Partisi Genel Başkan Vekili olan Mehmet Bedri Gültekin’e ait… Yorum yapmaya gerek var mı, ne dersiniz?
İşte sizler geçmişte Cumhuriyet’i böyle savundunuz!

***

Yüzyıl dergisinin 17 Mart 1991 tarihli 6. sayısında kapak haberinde ise tokalaşan iki el resmi var. Başlık ise çarpıcı:

“Sosyalist Parti’nin Kürt sorununa barışçı çözüm önerisi
HÜKÜMET PKK İLE GÖRÜŞSÜN”



“Hoş geldin BDP!” mi demeli şimdi?
Hayır, önce o sayıda yer alan Doğu Perinçek ’in “ Komşu Kürdü Sev, Evdeki Kürdü Döv Politikası ” başlıklı başyazısından birkaç cümle okuyalım:



“Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt sorununu inkâr politikası iflas etti. … Cumhuriyet’in getirdiği statükonun çözümsüzlüğü ortada… Asıl çıkmazda olan ideolojik olarak Türk milliyetçiliğidir, uygulamada ise askeri yöntem… Sorun Kürt sorunudur, milliyet sorunudur. Kuzey Irak’taki Kürt milliyeti, yaşadığı topraklarda silahlı bir otorite kurmak için ayaklandı. Irak’ın bu milli harekete şiddet uygulamasına karşıyız. Kürtler kendi geleceklerini özgürce belirlemelidirler. Milletlerin kendi kaderini tayin hakkı, hiçbir politik gerekçeyle rafa kaldırılamaz. Eğer bir millet emperyalizmi güçlendiren bir çözümü benimsiyorsa, bu tavrın üzerine de şiddetle gidilemez. Burada şiddete göğüs germek bir ilke tutumudur.”

Doğu Perinçek’in söyledikleri sizi tatmin etmediyse, biraz da o zamanlar Sosyalist Parti Genel Başkanı olan Ferit İlsever’e kulak verelim. Bakın Ferit İlsever de neler demiş:




“Sorun, Kürt sorununu çözmekse bunun için taa Bağdat’a kadar gitmeye ne gerek var? İşte sorunun büyük kısmı burada, ülkemizde bulunuyor. Buradan Irak Kürtlerine “bağımsızlığı”, “federasyonu” bol keseden dağıtanlar, kendi Kürdümüzün dilini bile çok görüyor. Orası için çözümler tartışılırken, Türkiye için neden konuşulmasın? Örneğin federasyon niçin özgürce tartışılmasın? Artık bu sorunun özgürce konuşulacağı ve Kürtlerin iradesinin serbestçe belirleyeceği ortam yaratılmalıdır. Barışçı bir çözüm için PKK ile görüşülmelidir.” (Yüzyıl, 17 Mart 1991, sayı: 6)

    PKK ve uzantılarının 2000’lerde savunduklarını, Aydınlık grubu 1990’ların başında savunuyordu!
    Aslında daha çok örnek var verecek, ama şimdilik bu kadar yeter sanırım!

    İşte sizler geçmişte Cumhuriyet’i böyle savundunuz!

***
  Şimdi zerre kadar utanıp sıkılmadan “Ey! Yaşamları boyunca konuşmaktan, eleştirmekten, çamur atmaktan başka hiçbir şey yapmayanlar, ülkemizi, cumhuriyetimizi, bağımsızlığımızı, egemenliğimizi savunmak için peki siz ne yaptınız? Çamur atmaktan başka yaptığınız bir şey gösterin bari!” diyerek yavuz hırsızlık yapanlara sormak gerek:
Geçmişte PKK terörünü “Serhıldan” diye alkışlayan sizler değil miydiniz?
PKK teröristlerine “gerilla” diyen sizler değil miydiniz?
Federasyonu savunan, bu konuda PKK’ya destek veren, "PKK ile görüşülsün" diyen sizler değil miydiniz?

Kuzey Irak’ta emperyalizmin kuklası Kürt devletini savunan sizler değil miydiniz?
“ Türkiyelilik kimlik olsun ”, “ Kürtlerin kimliği Anayasal olarak tanınsın ”, “ Kürtçe anadilde eğitim yapılsın ” diyen sizler değil miydiniz?

Dergilerinizde PKK teröristlerinin sayfa sayfa ölüm ilanlarını yayınlayan sizler değil miydiniz?
Atatürk’e “Kürtlere ulusal katliam yapmış bir kişidir” diyen sizler değil miydiniz?
Şeyh Sait’in Kürtlerin ulusal değeri olarak ele alıp “saygı göstermeliyiz” diyen sizler değil miydiniz?
89-90-91’de koşulların elverişli olduğu dönemlerde Güneydoğu’da Sosyalist Parti’nin mitinglerinde ve toplantılarında “Kürt marşı söyledik” diye övünen sizler değil miydiniz?
“Hedefimiz burjuva ulusal bayrağı ilelebet dalgalandırmak değil, emeğin enternasyonalist bayrağını ülkenin milli bayrağı haline getirmektir. …Biz ne Türk bayrağını ne de Kürt bayrağını bu bizim siyasi bayrağımız diye dalgalandırmıyoruz”diyen sizler değil miydiniz?
CIA Ajanı Fuller gibi “Kemalizm, artık tarihte kalmıştır ve Türkiye’nin geleceği üzerinde rol oynama şansına sahip değildir” diyen sizler değil miydiniz?
Kemalizm’i “zorba bir diktatörlük” olarak tanımlayan sizler değil miydiniz?
“Kemalizm, bir burjuva ideolojisidir. Biz ise Marksistiz. Biz, bir ideoloji olarak Kemalizm’i savunmuyoruz” diyen sizler değil miydiniz?
“Kemalizm, rolünü oynamıştır ve tarihte kalmıştır” diyen sizler değil miydiniz?
İŞTE SİZLER GEÇMİŞTE CUMHURİYET’İ BÖYLE SAVUNDUNUZ!
Şimdi karşımıza çıkıp çamurdan bahsedenler kendi geçmişlerine bakarlarsa, o “çamuru”orada bol bol bulacaklardır!

Serdar  ANT

KAYNAK:


23 Ekim 2016 Pazar

AKP-KDP-PKK ZİRVESİ” VE MİLLİ BİRLİK HAREKETİ…




AKP-KDP-PKK ZİRVESİ” VE MİLLİ BİRLİK HAREKETİ…

Serdar Ant,
17 11 2013
     Başbakan Erdoğan, Diyarbakır’a gitti, Barzani ile görüştü, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’i de makamında ziyaret etti.      Diğer bir ifadeyle Diyarbakır, dün bir AKP-KDP-PKK zirvesine ev sahipliği yaptı!

     Kuzey Irak Kürt bölgesinden “Kürdistan” şeklinde bahseden Erdoğan, böylece Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi lideri Barzani'nin odasındaki Büyük Kürdistanharitasına da Kürtçülerin bu yöndeki söylemlerine de meşruiyet kazandırmış oldu!

     Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı’nı makamında ziyaret eden Erdoğan, Osman Baydemir ile kameralara sıcak pozlar verdi!

Satır içi resim 2
 
    Oysa daha birkaç yıl önce Erdoğan’a “meşe ağacının dalları nerenize battı?” diye soran ve “Hükümete bir mesajımız var: bizi şahin ve güvercin diye ayırmayın. Ha siktir diyoruz, ha siktir!” şeklinde konuşan bu Osman Baydemir değil miydi?  Buyurun izleyin...



Şimdi bu tablodan Türkiye’nin ulusal güçlerinin çıkarması gereken ders nedir?
AKP’nin de KDP’nin de PKK’nın da kim olduğunu, neleri amaçladığını zaten biliyoruz. Onun için nasıl bir ihanetin sahneye konulduğunu yinelemenin, herkesin bildiği gerçekleri bir kere daha dile getirmenin zerre kadar anlamı yok. Önemli olan “ne yapmalı?” sorusuna yanıt vermektir. Bunun da ilk adımı ne yapmamak gerektiğini netleştirebilmektir.    
Yukarıdaki şu Erdoğan-Baydemir fotoğrafına, öncelikle Banu Avar ve Milli İrade Bildirisi hareketi gibi parti düşmanlığı yaparak Türk milletini örgütsüzlüğe ve dağınıklığa mahkûm kılmak için çırpınanların dikkatle bakması gerekir!
Diyarbakır’da bir araya gelen bu adamlar, bu işi kendi inisiyatifleriyle mi yaptılar? Bu isimler birer “Don Kişot” mu?
 Erdoğan’ın arkasında AKP ÖRGÜTÜ var.
 Barzani, zaten bir aşirete ve KDP ÖRGÜTÜNE dayanıyor.
 Baydemir, PKK’NIN ADAMI
 Diğerleri de BDP VE DİĞER BÖLÜCÜ KÜRTÇÜ ÖRGÜTLERDEN
Peki, sözde “ulusalcı” ve “Kemalist” geçinen Banu Avar ve Milli İrade Bildirisi hareketinin yaptığı nedir?
Bu hareketin her üç sözünden ikisi partilerden uzak durmak, partilerin halkı böleceği üzerine… Ama ne ilginçtir ki Banu Avar ve takımı, bu kadar parti düşmanı olmalarına rağmen, bugün siyasi partilerde bir liderler oligarşisine yol açan hukuki mevzuatı ve siyasi partiler yasasını eleştiren tek bir laf da etmezler!
Anladık, millet partilerden uzak dursun, hiçbir partiye de üye olmasın, oy vermesin!
Peki, 75 milyonun gözleri önünde Türkiye’yi bölmeye soyunmuş, eli kanlı katilleri af edeceğini ilan etmiş olanlarla örgütsüz bir şekilde nasıl mücadele edeceksin?ONLARIN HEPSİ PARTİLİ, ÖRGÜTLÜ
Konferanslarda nutuk atarak, fuarlarda kitap imzalayarak ulusal mücadele olur mu? Örgütlü gerici-bölücü ittifakına karşı böyle örgütsüz bir şekilde direnilebilir mi?
Açıktır ki Banu Avar gibilerin sözlerinin asıl muhatabı, CHP, MHP ve diğer muhalefet partilerinin tabanıdır. Milli İrade Bildirisi’nin öncelikle AKP tabanına hitap etmediği ortadadır. O zaman aslında yapılan, ÖRGÜTLÜ BÖLÜCÜ-GERİCİ İTTİFAKI karşısında şeklen de olsa muhalefet edenleri etkisiz kılmak, o muhalefeti daha da dağınık ve örgütsüz hale getirmeye hizmet etmiyor mu?
Bugün, şu yukarıdaki tablo karşısında bilgisayar ya da televizyon başında lanet okumaktan başka bir şey yapamamamızın tek nedeni, ÖRGÜTSÜZ, PARTİSİZ, DARMADAĞINIK olmamızdır. İşte bu nedenle Türkiye’nin bölünmesi yolunda herkesin önünde utanmazca pazarlıklar yapabiliyorlar.
BU TABLO KARŞISINDA BİLE, MİLLETE HALA PARTİLERDEN UZAK DURMAYI, ÖRGÜTSÜZLÜĞÜ ÖNERENLERİNİN DE ŞU FOTOĞRAFTAKİLERDEN ZERRE KADAR FARKI YOKTUR!

17.11.2013

--
"Ya istiklal ya ölüm... İşte halâs-ı hakiki isteyenlerin parolası bu olacaktır."
Mustafa Kemal ATATÜRK


https://groups.google.com/forum/#!topic/kotanlartr/ojsL76_5O1k


...