EMİN ÇÖLAŞAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EMİN ÇÖLAŞAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2017 Cumartesi

HIRSIZLAR ÜLKESİNDE YAPRAK DÖKÜMÜ.!

HIRSIZLAR ÜLKESİNDE YAPRAK DÖKÜMÜ.!



EMİN ÇÖLAŞAN
​08 KASIM 2017

Sevgili okurlarım, burada sık sık yazmışımdır, mutlaka anımsayacaksınız. Adına Suudi Arabistan denilen aşiret devletini yönetenlerden “Dünyanın en büyük hırsızları” diye söz ederim.
Gerçekten de öyledir…
Ve aynı tanıma Katar, Kuveyt gibi petrol zengini ülkeleri de ekleyin…
Dünyanın en büyük ahlâksızları da bu ülkeleri yönetenlerdir.
Suudi Arabistan sadece hırsız ve ahlâksızlardan oluşmaz.
Bunlar ayrıca din tüccarıdır.
Ülkelerini İslam'ın sopasıyla yönetirler.

* * *
Varsayalım iş adamısınız. Kral ailesine, bakanlara, prenslere ve emirlere rüşvet vermeden, onlar tarafından haraca bağlanmadan adım bile atamazsınız.
Dünyanın dört bir yanından, özellikle Uzakdoğu ülkelerinden güzel kızları “Aile yanında çalışacaksın” diye ülkelerine getirirler! Bunların pasaportuna el konulur…
Ve sonra bunlar şeyhlerin, prenslerin ve emirlerin haremlerinde seks kölesi olarak çalıştırılır.
Kimsenin sesi çıkmaz, olanlar kamuoyuna yansımaz çünkü her biri kapalı rejimdir. Herhangi biri ses çıkaracak olsa soluğu hapishanede alır, bir daha da onlardan haber çıkmaz.
Para şımarıklarının ülkeleri böylesine rezil yerlerdir.

* * *
Allah onlara iyi ki petrol ve doğalgaz vermiş. Yoksa çöllerin ortasında her biri beş kuruşa muhtaç olup sefil durumda yaşayacaktı.
Petrol gelirleri derseniz, gelirin tamamına yakını, ülkelerini yönetmekte olan kaymak tabakanın cebine iner ve onlar tarafından paylaşılır.
Hırsızlık, yolsuzluk, soygun, vurgun, rüşvet ve din ticareti bu ülkelerin temelinde yatan bir kepazeliktir.
Oralarda hak, hukuk, adalet, kadın hakları gibi kavramlar hiçbir zaman olmamıştır.
Özellikle Suudi Arabistan'a gidip bir süre kalan bizim Atatürk düşmanları bile dönüşlerinde “Atatürk'ün ne büyük adam olduğunu, ne büyük işler başardığını şimdi anladık” demek zorunda kalırlar.

* * *
Suudi Arabistan'ı yönetenlerin başına şimdi herhalde saksı düşmüş (!) olmalı ki yolsuzluk yapan bazı prens, emir, bakan ve şeyhler gözaltına alındı.
Onlardan biri de her yaz saray gibi görkemli yatı ve haremiyle birlikte Bodrum'a gelip para saçan prens El Velid Bin Tallal!
Düşünün ki tek başına bu herifin serveti 18 milyar dolar.
Bunlar kazandıkları bu haram paralarla öteki ülkeleri yönetirler, mal mülk alırlar…
İşte size Türkiye'yi de kullanıp sırtımızdan büyük paralar kazanan Katar ve Suudi hanedanı!
Ötesini düşünmek bile, ortaya insan kapasitesini aşan rakamlar ve gerçekler çıkarır.

* * *
Suudi Arabistan şimdi bu hırsızların, bu namussuzların bir bölümünü göstermelikolarak gözaltına aldı.
Peki nereye götürüldüler?
Başkent Riyad'da bulunan yedi yıldızlı Ritz Cartlon oteline! Orada tutuluyorlar.
Bizim Tayyipgiller iktidarının en büyük dostu ve müttefiki olan bu ülkeler, Türkiye'nin de ne yazık ki saplandığı Ortadoğu pisliğinin, Ortadoğu bataklığınıniki somut örneğidir.
Suudiler şimdi yolsuzluğun ve hırsızlığın üzerine gidecekmiş!
Hadi canım sen de, it iti, hırsız hırsızı ısırır mı!..

BU YAVRULARA GÜNAH DEĞİL Mİ?

Sevgili okurlarım, devletin resmi verilerine göre Türkiye cezaevlerindeki koğuşlarda anneleriyle birlikte yatmakta olan 669 çocuk var.
Bazıları kundaktaki bebekler…
Anne bir suç işlediği iddiasıyla tutuklanmış. Çocuğunu bırakacağı bir yer olmadığı için onunla birlikte kalıyor. Çocuk bu süreçte annesiyle birlikte koğuşta yatıyor.
Özel beslenmesi olmadan, doktorsuz, güneş görmeden, karanlık, kasvetli ve sağlıksız bir ortamda, her türlü hastalığa açık bir durumda.

* * *
Bolu cezaevinde yatmakta olan Davut Pektaş'tan birkaç gün önce mektup aldım. Üniversite bitirmiş, sonra Bolu'da bir öğrenci yurdunda iş bulup evlenmiş. Anlaşıldığı kadarıyla, eşiyle birlikte FETÖ'den tutuklanmış. Eşi de aynı cezaevinde yatıyor. Mektubu özetliyorum:
“…Şimdi benim örgütle bir ilgim yok desem size afaki (kafadan atma) gelebilir. Ama buna gerek yok çünkü söz konusu olan dört aylık masum bir bebek.
Bu bebek dinimize, vicdanımıza ve hukukumuza göre suçsuz ve günahsız. En çok ihtiyacı olan şey şefkat ve sevgiyle sarılı bir kucak. Oysa o her gün demir parmaklıklarla kaplı bir alanda uyanıyor, güneşi bile göremiyor. Sebep ByLock.
Hiç kimse çocuğunun böyle bir ortamda büyümesini istemez.

* * *

Bir aydır eşimle birlikte Bolu cezaevinde tutukluyuz. Bizimle birlikte girdiğinde üç aylık, şimdi dört aylık olan oğlumuz Ahmet Haşim de tutuklu.
Annesi üzüntüden o şefkatli kucağı bile sağlayamıyor. Beslenmesi için gerekli gıdayı bulmak çok zor. İki defa hastalandı, doktor imkânı kısıtlı. Neden? ByLock.
Size bu mektubu yazarken beni savunun, arkamda durun diye bir şey söylemiyorum.

Fakat adalet, oğlumun daha sağlıklı büyümesi için eşimin tutuksuz yargılanmasını sağlayamaz mı?

* * *
10 kişilik koğuşta 25 kişi kalıyorlar. Oğlum iki yatağın orta kısmında yatıyor. Geçen hafta rögar tıkandığı için pislik basmış. Bir kişi hasta olsa koğuştaki herkese geçiyor. Yetişkinler bile çok sıkıntı çekiyor.
Bu nasıl bir ByLock ki, dört aylık çocuğumuza bu işkenceyi çektiriyor.
Nasıl bir program ki, eşimi psikolojik olarak etkiliyor. Nasıl etkilemesin, bir bebeği ilk defa annesinden (nezarethanede iken) ayırmayı başardılar.
Yani gözaltı sürecinde başlayan zulüm halen devam ediyor. Ben de şu an tutuklu yargılanıyorum ama kendimi hiç düşünmüyorum.
Eşimin ve daha da önemlisi çocuğumuzun sağlığı için sizden sadece eşimin tutuksuz yargılanmasına yazılarınızda yer vermenizi rica ediyorum. Saygılarımı sunarım.”

* * *
Bu, tutuklu bir babanın aynı davadan tutuklu eşi ve bebeği için yazdığı bir mektup. Bunu sadece “İnsancıl açıdan” kullandım.
Evet, yüzlerce tutuklu annenin zavallı bebekleri ve çocukları da onlarla birlikte hapishane koğuşlarında, en sağlıksız koşullarda tutuklu!
Bu soruna bir çözüm bulunmalı da kim bulacak!

===
-----------
Irak başbakanı İbadi'yi “ Sen benim muhatabım değilsin, Seviyemde değilsin, Karatımda değilsin, Kalitemde değilsin, Haddini bil ” diyerek yuhalatan kimdi, “ Değerli dostum, kardeşim İbadi'yi Külliyemizde ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek isterim ” diyerek alkışlatan kimdi?.


***

31 Ekim 2017 Salı

Merve’ye ne oldu, onu kim harcadı!


Merve’ye ne oldu, onu kim harcadı!

EMİN ÇÖLAŞAN

​Sevgili okurlarım, geçtiğimiz temmuz ayında büyükelçi atamalarıyla ilgili taslak kararname ortaya çıkmıştı.
Buna göre, hükümetin en yakın elemanlarından biri olan ve köşe yazarlığı yaptığı şeriatçı Akit Gazetesi'nde her gün siyaset yapıp özellikle CHP'ye geçiren Merve Kavakçı, Türkiye'nin Kuala Lumpur (Malezya) büyükelçiliğine atanmıştı.
Bu anlamsız ama torpilli atama kamuoyunda çok tartışıldı.
Bu hanım diplomat değildi. Dışişleri Bakanlığı'nda bir gün olsun çalışmamıştı.
Peki nereden çıkmıştı o atama?
Belli ki siyasi bir tercihti, hükümet hiç ilgisiz birilerini bile büyükelçi yapıyordu.

* * *
Bu taslaktan sonra iş atama kararnamesinin Resmi Gazete'de yayınlanmasına kalmıştı…
Ve dün yayınlandı.
Yurt dışında görev yapan 17 büyükelçi merkeze alındı, 21 ülkeye yeni büyükelçiler atandı.
Atananlar arasında AKP kurucuları, Saray'ın danışmanları ve Aile Bakanı hanımın kız kardeşi bile vardı!
Olmayan sadece Merve idi!
Peki ne oldu Merve'ye, üzerine niçin çizik attılar?
Mutlaka önemli bir şey var ama ne?..
Acaba ByLock mu çıktı, ya da başka bir şey mi oldu?
FETÖ ilişkileri gibi bilmediğimiz bazı gerçekler mi ortaya çıktı?
En kısa zamanda açıklanması gereken bir durumdur.

* * *
Merve olayı yakında açıklığa kavuştuğu takdirde hep birlikte öğreniriz. Ancak ortada acı bir gerçek var.
Dışişleri Bakanlığı bu iktidar dönemine kadar iç siyasete bulaşmayan ciddi bir kurumdu. Kendi kuralları vardı ve siyasi torpille değil, o kurallar doğrultusunda yönetilirdi.
Maşallah bütün bu kuralları da silindir gibi ezip geçtiler, Dışişleri'ni parti siyasetine alet ettiler.
Adamı olanlar, iktidardan torpil bulanlar yükseliyor, yıllarını bu mesleğe vermiş olan diplomatlar karınca gibi eziliyor.
Merve olayı bu ciddiyetsizliğin son örneği!

ERTUĞRUL İYİCE SAPITTI

Sevgili okurlarım, Ertuğrul Özkök ismini bilirsiniz. Hürriyet
Gazetesi'ni yıllarca yönetti, şimdi köşe yazarı!
Ertuğrul 70 yaşında.
Yazılarını okuyorum, bazen yüzüm kızarıyor.
Benim yüzümün kızarması hiç önemli değil ama Hürriyet bir aile gazetesidir.
O gazeteyi kadın, erkek, genç ve en yaşlı insanlardan tutun da küçük çocuklara kadar herkes okuyor.

* * *
Ertuğrul şimdi fena halde sapıttı, iyice cıvıklaştı.
Penis yazarı oldu, utanmasını arlanmasını iyice yitirdi.
Konu bulamayınca cinsellik olayına balıklama dalıyor.
Doğrusunu isterseniz herkes bu cinsellik konularını önceleri Haydar Dümen'den okurdu, şimdi ise sosyolog Ertuğrul'dan okumak zorunda kalıyor!.
Yaşı ilerleyen bir şahsın nasıl sapkınlaştığını görüyorum.

* * *
Dünkü yazısının başlığı “Köşe yazarları penisten niye bu kadar korkuyor?”
Şimdi sizlerden özür dileyerek yazısından bazı bölümleri aynen iletiyorum. İki köşe yazarının kapışması sonrasında hayatında ilk defa şu ifadelere rastlamış:
“Fışkıran aşırı gerçekçi penisler…”
“Penis karşısında el pençe divan durmak…”
Bunları görünce bir genelleme yapmak zorunda kalmış ve yazısında soruyor:
“Acaba Türk köşe yazarlarında genel bir penis fobisi, penis korkusu mu var? Cümleyi tekrarladıkça merakım artıyor. Fışkıran aşırı gerçekçi penis. Sosyolog ve sosyal psikolog kimliğimle bu konunun üzerine gidip penis korkusu olan köşe yazarlarına, bu korkudan kurtulmaları için yardımcı olacağım.”
Olmaz böyle yazı demeyin, vallahi aynen böyle!

* * *
Ancak iş bununla da bitmiyor. Yazısını okumayı sürdürelim. Paris'te bir sergiyi gezmiş, şöyle diyor:
“Eserler normal insana göre ya çok büyük, ya da çok küçük. Tabii buna göre penisler de ya çok büyük, ya da çok küçük oluyor.
Öyleyse köşe yazarlarımızdaki bu penis korkusu neden kaynaklanıyor?
Azametinden (büyüklüğünden),
cüssesinden mi, yoksa küçüklüğünden mi?”
Sonra soruyor:
“Büyüğü mü daha çok korkutur, küçüğü mü?”
Zırvaladıkça zırvalıyor, saçmaladıkça saçmalıyor…
Acaba kendisi hangisinden korkuyor, onu söylemiyor!

* * *

Bir insanın, kim olursa olsun 70 yaşından sonra böyle sapıklaşması hayra alamet değildir.

Ertuğrul resmen sapıttı.

Eskiden bu kadar değildi. Şimdi ar damarı çatladı, utanma duygularını tamamen yitirdi.
Bu adam torun sahibi!..
Okurlarından ve gazetesinden utanmıyor, bari torunundan utansın.
(Onun bu cıvıklıklarını sizlere iletmek zorunda kaldığım için bir kez daha özür diliyorum.)

-----------


***