27 Mayıs Askeri Darbesine Giden Yolda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Mayıs Askeri Darbesine Giden Yolda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2020 Cumartesi

27 Mayıs Askeri Darbesine Giden Yolda Türk Dış Politikası

  27 Mayıs Askeri Darbesine Giden Yolda Türk Dış Politikası


27 MAYIS DARBESİ VE TÜRK DIŞ POLİTİKASI.,
GİRİŞ

27 Mayıs darbesi T.C tarihinde demokrasiyi kesintiye uğratan ilk askeri darbedir. Bu darbe kendinden sonra gelen 12 Mart muhtırası ve 12 Eylül darbesine örnek teşkil etmiştir. Bu bölümde, 27 Mayıs darbesini ve bu dönemdeki Türk dış politikası açıklanmıştır. Amaç, 27 Mayıs darbesinin Türk dış politikasında meydana getirdiği değişimleri açıklamaktır.

Bu kapsamda ilk olarak, 27 Mayıs darbe ile iktidarına son verilen Demokrat Parti’nin dış politikasının genel hatları ve dış politika araçları üzerinde durulmuş ve 27 Mayıs darbesine giden yol anlatılmıştır.

İkinci olarak ise 27 Mayıs askeri darbesi anlatılmış, darbe yönetimin ülkeyi yönetirken nasıl bir tutum içinde olduğu, yönetimin işleyişi anlatılmıştır.
Son olarak 27 Mayıs yönetiminin anayasası olan 1961 Anayasası’nın içeriğinden ve getirdiği değişikliklerden bahsedilmiştir.

Üçüncü olarak da, bu dönem dış politikası incelenmiş, uluslar arası sistemde diğer devletlerle olan ilişkiler anlatılmıştır. İlk olarak Amerika Birleşik Devletleri Türkiye ilişkileri, ikinci olarak Sovyetler Birliği Türkiye ilişkileri, üçüncü olarak Üçüncü Dünya Ülkeleri ve Türkiye ilişkileri ve son olarak Kıbrıs sorunu kapsamında Türkiye’nin tutumu incelenmiştir.

   27 Mayıs Askeri Darbesine Giden Yolda Türk Dış Politikası

Demokrat Parti Dönemi Dış Politikası Genel Hatları Türkiye Cumhuriyeti, 12 Temmuz 1946’ da yapılan ilk çok partili seçimlere kadar tek parti yönetimi ile yönetilmiştir.

7 Ocak 1946 tarihinde Demokrat Parti resmen kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde demokratikleşme yolunda önemli bir adım atılmıştır. DP’nin kurulmasından dört yıl sonra 14 Mayıs 1950’de, CHP ve DP arasında yapılan seçimler, DP’nin zaferiyle sonuçlamıştır.1

Milli Mücadele’nin, Kurtuluş Savaşı’nın ve devrimin değişmeyen siyasal
örgütü CHP 27 yıl boyunca iktidarda kalmış, ülkeyi tek elden yönetmiş, ancak
halkın oyuyla düşmüş, devletin idaresini Demokrat Partiye bırakmıştır.2

DP’liler seçimlerde kazandıkları bu zaferi “Beyaz Devrim” olarak nitelendirmişler,3 DP’nin lider kadrosu da CHP’nin içinde çıkmıştır.4 
DP Türkiye genelinde 408 milletvekili ile iktidara gelmiş Adnan Menderes DP
genel başkanı ve Başbakan, Celal Bayar Cumhurbaşkanı ve Refik Koraltan
da TBMM Başkanı olmuştur.

Beklenmedik bir zaferle başlayan 1954 ve 1953’de yapılan seçimlerle tekrar elde edilen, 10 yıllık DP iktidarı, 27 Mayıs Askeri Darbesi ile sonlanmıştır.5

Demokrat Parti iktidarı boyunca dış politikasını öncelikli olarak CHP karşı muhalefet yıllarında yaşanan, uluslararası sistemdeki ve ülke içindeki
yaşanan gelişmelere göre şekillendirmiştir. Menderes başbakan olmadan
önce İzmir Tepecik Köy’de 27 Ağustos 1948’ de yaptığı konuşmasında dış
politika hakkındaki görüşlerini şu şekilde dile getirmiştir;

”O tarihlere nazaran bugün Avrupa’da kuvvetler dengesi kökünden değişmiştir. Faşist yönetimler ortadan kalkmış,buna dayanan dünya sistemi yıkılmıştır.  

Almanya artık askeri bir kuvvet değildir, o devrin bağımsız hareketleri
olan Romanya,Bulgaristan,Polonya,Çekoslovakya ve Macaristan da demir
perdenin arkasında kalarak Sovyet Rusya’nın eline geçmiştir.Japonya’ da dünya
siyasetinde oynadığı önemli rolden uzaklaşmıştır.ABD’nin ise dünya barışını
korumak adına Avrupa’da ve Yakın Orta Doğu’daki rolü bir Avrupa Devleti’nden
daha önemli hale gelmiş, bir zamanların Avrupa dengesi olan milletlerarası bir
politika yerini tüm dünyayı içine alan ve ideolojik esaslara göre ayrılan bir güçler
karşılaşmasına bırakmıştır.Yani dünya barışı artık bir bütün haline gelmiştir”.6

Başbakan Menderes, ABD ile aktif politikanın yürütmenin dış politikada önemli nokta teşkil ettiğini düşünmüş, diplomasisinin temelinin de Batı ülkeleri ve Orta Doğu’da gelişen siyasi olaylara katılımın oluşturacağını belirtmiştir. Soğuk Savaş Döneminde de her iki bloğuda gerçek güç dengesi görmüş, bölgedeki güç boşluğunu Türkiye’nin yararı doğrultusunda kullanmaya çalışmıştır.7

10 yıllık DP iktidarı boyunca dış politikadaki belirleyici aktörler , Adnan
Menderes ve TBMM başkanı Fuat Köprülü ve 25 Kasım 1957’den itibaren
kısa sürelide olsa dış işleri bakanlığı görevini yapan Fatin Rüştü Zorlu
olmuştur.8

DP’nin ilk hükümet programında BM’ye bağlı kalınacağı, İngiliz, Fransız ittifakına ve ABD ile kurulmuş olan dost ve yakın ilişkiye devam edileceği belirtilmiştir.Bu programda SSCB ile ilişkilere ve Kıbrıs politikasına hiçbir şekilde yer verilmemesi eleştirilen bir durum olmuştur.1950-1960 arasındaki dönemde Sovyet tehdidine karşı batı yanlısı bir dış politika izlenmiştir. Batının desteğini alırken diğer bölgelerinde önemi üzerinde durulmuş Arap Devletleri, özellikle İran, Filistin, Hindistan ve Endonezya ile ilişkiler geliştirmeye çalıştırılmıştır. Akdeniz ülkeleri ile de dostluk ve barış ortamının Sadabat Paktı sonrasında olduğu gibi devam ettirilmek istenmiştir 9.

Menderes Batı yanlısı bir dış politika izlenmiştir, çünkü; sermaye kazanımı ve teknolojik gelişmenin sağlanması için Batı’dan destek ve yardım almalıdır, bu sayede az gelişmiş bir ülke olan Türkiye kalkınma yoluna gidecektir. İzlenen batı yanlısı politikada güvenlik, öncelikli hedef olmuş , bu bağlamda dış politikada güvenlik arayışlarına gidilmiştir.10 4 Nisan 1949 yılında Belçika, Danimarka, Fransa, İngiltere, İzlanda, İtalya, Kanada, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz ve ABD kurulan NATO’ya (North Atlantic Treaty Organization) üye olmak istenilmiştir.11

ABD’nin NATO’ya üye olan Avrupalı müttefiklerinden beklentisi, değişen savaş teknolojisine uygun olarak NATO bölgesinin sorumluluğunun üstlenilmesi, güvenliğin sağlanması olmuştur. Avrupa ülkeleri de savaş tehdidi göze alınıyorsa ABD’nin vereceği ya da yapacağı nükleer silahı kullanma hakkına sahip olma hakkını istemiştir.12 Bu kapsamda kurulan ittifaka katılmak sağlam bir güvence olarak görülmüştür. ABD’nin tam desteğiyle, kurucu üyelerin karşı çıkmasına rağmen 21 Eylül 1951’de NATO konseyi Türkiye ve Yunanistan’ı üyelik için davet etmiş,19 Şubat 1952’de TBMM tarafından davet kabul edilmiş ve üyelik gerçekleşmiştir.13.

1950’de gerçekleşen Kore Savaşı Türkiye’nin üyeliği ve NATO’nun
oluşumu açısından oldukça önemli olmuş, Türkiye savaşa asker yollama şartı
ile ittifaka davet edilmiştir.14Türk dış politikasında NATO, ABD ile özdeş
görülmüş, NATO’nun çıkarları ile Türkiye’nin çıkarları aynı kabul edilmiştir.
Menderes hükümeti batıya ve ABD’ye yakın bir politika izleyip ekonomik ve
askeri yardım almayı hedeflemiştir, bunun için NATO bünyesinde yer almak
oldukça önemli görülmüştür15.

Menderes bu durumu Milliyet Gazetesi baş yazar Ali Naci Karacan’ a verdiği
mülakatta şu şekilde belirtmiştir;

Arzu etmesek de üçüncü bir Dünya Savaşı’nın çıkması halinde Türkiye’nin
ne kadar nazik ve önemli bir durum arz edeceği asla gözden uzak tutulamaz. Dünyada öyle kilit noktaları vardır ki bunlar hem zayıf hem de güvensiz
bırakıldığı takdirde tecavüz hem kolaylaştırılmış, hem tahrik edilmiş olur. 
Bu gerçeklerin dikkatle göz önünde bulundurulacağı ve tecavüze açık kapı
bırakılmamak yolunda esaslı tedbirler alınacağına inanıyoruz.16

Dış politika belirlenirken Demokrat Parti programında en önemli ayrıntı ekonomik ilişkile olmuş, uluslar arası ilişkilerde ülkelerle ekonomik ittifaklar kurmak için çalışmış, yabancı sermayenin iç piyasaya girmesi hedeflenmiştir. Bu kapsamda batı ittifakı dahilinde İtalya, Almanya ve İspanya ile ekonomik ittifaklar kurulmaya çalışılmıştır.

Bunun yanında Menderes iktidarının uluslar arası ilişkilerde üçüncü dünya ülkelerine gerektiği kadar değer vermemiş olması sıkça eleştirilmiştir çünkü Türkiye bu dönemde sömürgeci güçlere karşı bağımsızlık mücadelesi veren Afrika’nın kuzeyi ve Ortadoğu ülkelerinin karşısında batının yanında yer almıştır, bu durum Atatürkçü dış politikaya aykırı bir durumdur.17

Bağımsızlıklarını elde eden bu devletler,1955 Bandung Konferansı doğu ve batı bloğunun karşısında uluslar arası yeni bir hareketi başlatmışlardır. 

”Bağlantısızlık”(Non-aligment) hareketinin temel felsefesi hiçbir bloğa ya da askeri bir ittifaka bağlı olmamaktır.18Bağlantısızlar hareketi içindeki devletler oluşum sürecinde, kendi içlerinde ayrılıklara düşmeye başlamış, zaman zaman anlaşmazlık lar iş birliğini gölgede bırakmıştır ,bu yüzden de bloklar kadar uluslar arası sistemde etkin olamamışlardır. Doğu bloğunun yıkılmasından sonra da bu hareketin anlamı kalmamıştır.19

Demokrat parti hükümeti, uluslar arası sistem açısından önemli bir
yere sahip olan bağlantısızlık hareketine karşı çıkmış, bağlantısızlık
politikasını kesinlikle reddetmiş, batı bloğuna olan yakınlığını sürdürmüştür.
Menderes hükümeti döneminde batıyla yakın ilişkilerin sinyalleri aslında
önceden verilmiştir. DP daha kuruluş aşamasındayken Fuat köprülü Vatan ve
Kuvvet Gazetesindeki yazılarında şu şekilde belirtmiştir; Dünya ideoloji bakımından birbirine tamamıyla zıt iki büyük cepheye ayrılmıştır.Bunlar insanlık haysiyetinin ve milletlerin hürriyet ve istikbalini esas tutan hürriyet ve sulh cephesiyle , bu esaslara hiç kıymet vermeyerek her ne suretle olursa olsun , aşırı solcu bir dünya yaratmak isteyen karşı cephedir. Buna göre II.Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmaya çalışılan insani boyut yeni uluslar arası siyasi düzeni tehdit eden Bolşevik emperyalizmidir”….”Komünizm karşısında dikilen ABD ,İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki siyasetiyle insanlığa hizmet etmektedir”…”Türkler de bu davada kızıl emperyalizm karşısında kurulan demokrasi cephesinde yerini almalıdırlar. 

Türk milletinin demokratik milletler safında, BM idealinin gerçekleşmesi yolunda kendisine düşen vazifeleri samimiyetle ifa edeceğinden bütün dünya emin olabilir.20
Menderes hükümeti Sovyetler Birliği’ne hep temkinli bir şekilde yaklaşmıştır. Stalin’den sonra başa gelen Kruşçev Türkiye’ye yönelik toprak taleplerinden vazgeçtiğini belirten 1950 Beyanatını yayınlanmış, ancak bu beyan Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Adnan Menderes tarafından samimi olarak algılanmamıştır.21

Sovyetler Birliği de Türkiye aleyhine bir dış politika izlemiştir. 

Örneğin; 6 Ekim 1953’te Türkiye üye ülke devletleri tarafından verilen 40 oy ile
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine seçilmiştir, ancak Rus delegesi
Vichinsky, bu mevkie Türkiye veya Filipinler’ in BM’nin kuruluş anlaşmasında
belirtilen coğrafi esasa aykırı olduğunu belirterek itiraz etmiştir. 

Bu itiraz reddedilmiş ve Rus delegesi genel kurul başkanı tarafından susturulmuş tur. 22

İki ülke arasındaki bu durum, Menderes’in Amerika ziyareti sırasında
1958 yılında ABD’den talep ettiği 300 milyon dolarlık ek yardım reddedilip,
kalkınma hızının %7-8 den %4’e düşürülmesi önerisini alıncaya dek devam
etmiş ancak bu tarihten itibaren dış politikada alternatif değişim önerileri
aranmış Sovyet seçeneği de değerlendirilmeye başlamıştır.9 Aralık 1959’da
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr.Lütfi Kırdar’ın Moskova’yı ziyareti ile
SSCB ile olan 20 yıllık kesinti sona ermiştir. Menderes de 1960 yılının
Temmuz ayında resmi bir ziyarette bulunacağını açıklamıştır.23
Menderes dönemi dış politikasında önemli bir diğer nokta ise Ortadoğu’ da izlenmek istenen aktif siyaset olmuştur.24 

Ortadoğu, II.Dünya Savaşı’ndan günümüze kadar Ortadoğu Türkiye’den İsrail’e ,Mısır’dan Suudi Arabistan’a kadar geniş bir coğrafyada tüm ülkeler üzerinde etkili
olmuş,dünya politikasında “merkezi” bir rol oynamıştır.Bölge Asya,Afrika ve

Avrupa kıtaları arasında geçiş yeri konumundadır.25
II.Dünya Savaşından sonra ABD ve SSCB arasındaki rekabet gittikçe
belirginleşmeye başlamıştır.Bu rekabet Yakın ve Ortadoğu’da etkin bir
şekilde hissedilmiştir çünkü bu bölgeler sahip olduğu stratejik açı, petrol
kaynakları ve doğal kaynaklar ile önem giderek artmıştır.Türkiye Avrupa ve
Ortadoğu’yu birbirine bağlayan bölgede bulunması nedeniyle Batı’nın
gözündeki değerini arttırmış, askeri ve siyasi pozisyonu açısından en fazla
ihtiyaç duyulan ülke durumuna gelmiştir. Türkiye’nin üstlendiği bu politika da
SSCB ile karşı karşıya getirmiştir.26 Menderes hükümetinin Ortadoğu’da
izlediği aktif siyaset 1954 yılından sonra bozulmaya başladı. Bunun nedeni
DP hükümetinin ABD’den daha fazla yardım alabilmek için Ortadoğu’daki
konumunu ve önemini pazarlanacak bir ürün gibi kullanmaya başlamasıdır.
Ayrıca bu tarihlerde Türkiye’nin sınır komşusu olarak Batı karşıtı Arap ülkeleri
kurulmaya başlamıştı, Türkiye Arap ülkeleri için sınırdaş, dindaş, aynı kültürel
zeminden gelen bir ülkeydi ancak Batı yanlısı bir politika izlediği için Ortadoğu’ da söz sahibi olamazdı. Türkiye 1955’de Ortadoğu’yu komünizmden korumaya yönelik bir ittifak olan Bağdat Paktı’na imza atarak Ortadoğu’daki Batı yanlısı politikasını daha belirginleştirmiş, Arap ülkelerinin tepkisini iyice çekmiştir 27. 

Menderes’in Ortadoğu politikası dönemin şartlarına göre kaçınılmaz, hatta iyi niyetli bir politikaydı ancak Menderesin sahip olduğu ideoloji, dünya görüşü ve vizyonu, bölgede uygulanan aktif ve atak dış politika başta ülkedeki muhalefetin olmak üzere çoğu çevrenin tepkisini çekmiştir.28

1957 yılında üçüncü Menderes hükümetinin kurulmasından sonra dış
politikada diğer önemli husus Kıbrıs sorunu olmuştur. Bunun nedeni; adadaki
Türk halkına uygulanan kötü muamele ve uluslar arası sistemde kaybedilen
prestij olmuştur. Kıbrıs sorunu bu tarihten sonra artık uluslar arası bir kimlik
haline getirmiştir.29 Menderes hükümeti Kıbrıs üzerinde söz sahibi olan ve
korumacı politika izleyen İngiltere’nin politikasını dikkatle takip etmiş, Kıbrıs
sorunun çözümü için iş birliği arayışlarına girmiştir. Hem Kıbrıs sorunu çözüp
hem de İngiltere ile olan ilişkilerini sağlam tutmaya çalışmıştır. Menderes
Hükümeti Yunanistan’ın Enosis 30 politikasına karşı resmi bir tez halini almış
ve 5 istek ileri sürülmüştür bu istekler; İngilizler’in Kıbrıs’ta kalması ve
Rumların çıkması halinde adanın Türkiye’ye verilmesi, bunlar olmazsa
adanın taksim edilmesi, self goverment (özerlik) verilmesi ve Yunanistan’a
verilmesi olmuştur. Bu istekler Londra ve Zürih Anlaşmaları’na kadar devam
ettirilmiştir.31Türkiye’nin bu taleplerine karşın Yunanistan adanın hakimiyetini
ele geçirmek hususunda kararlı bir tutum sergilemiştir. Kıbrıs Cumhurbaşkanı
Makarios Kıbrıs’ın istiklalinin temin edilmediği takdirde tek başına adada
Cumhuriyet ilan edeceğini belirtmiş, ayrıca Kıbrıs halkını İngiliz iradesine
davet ve teşvik etmeyeceğini belirterek tehdit etmiştir.32 Menderesin iktidarda
olduğu yılar hem Yunanistan hem de Türkiye de, Kıbrıs konusuyla beraber
gündeme gelen ulusçu toprak kazanımlarının ideolojik, siyasi ve hukuksal
temele oturtulmaya çalışıldığı yıllar olmuştur.33

Menderes başbakanlığı süresince, dönemin şartlarına göre dış politika vizyonunu şekillendirmiş, kısmen de olsa Atatürk dönemi dış politikası doğrultusunda ilerlemeye çalışmış, bu doğrultuda istikrar paktları imzalamıştır. Ancak bir çok noktada 1950-1960 dönemi dış politika anlayışı farklılaşmıştır. Atatürkçü dış politikanın hedefi Türkiye sınırları çerçevesinde güvenlik çemberi kurmak olmuş, bu amaç için kurulan Balkan ve Sadabad Paktı ile SSCB ile dost ilişkiler kurulmuştur. Saldırmazlık ve Dostluk İttifakları ile yakın ilişkiler geliştirilmiş tir. Menderes döneminde SSCB ile ilişkiler önceleri olumsuz şekilde ilerlese de daha sonra iyileştirme yoluna gidilmiştir.34

DİPNOTLAR:

1 Melih Aktaş.”Celal Bayar ve Adnan Menderes’in Dış Politika Felsefesi”,(der.)Haydar
Çakmak,Türk Dış Politikası (1918-2008),s.432
2 Suna Kili,”Türk Devrim Tarihi”,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2001,İstanbul,s.255-256
3 Feroz Ahmad, Demokrasi Sürecince Türkiye (1945-1980),Hil Yayın,İstanbul,2007,s.60
4 Nuray Mert,Merkez Sağın Kısa Tarihi,Selis Kitaplar,İstanbul,2007,s.21
5 Aktaş,a.g.e,s.432
6 Meltem Yetener,”Adnan Menderes”.(der.).Ali Faik Demir.Türk Dış Politikası’nda Liderler,Bağlam Yayınları,Ankara,2007.s.50-51
7 Mehmet Seyfettin Erol,Batı İle İlişkiler (1950-1960), Haydar Çakmak(der.).,Türk Dış Politikası 1918-2008),s.438
8 Aktaş,a.g.e,s.434
9 Yetener,a.g.e.s.52
10 Erol,a.g.e, s.437
11 Fahir Armoğlu,”20.Yüzyıl Siyasi Tarih”i,Alkım Yayınevi,2007,İstanbul,s.448
12 Oral Sander,”Siyasi Tarih 1918-1994”,İmge Kitapevi,İstanbul,2007,s.335-339
13 Ali,L .Karaosmanoğlu.”Türkiye’nin NATO’ya Girişi” Haydar Çakmak(der.)..,Türk Dış Politikası (1918-2008),s.503-504
14 Gözen,”Nato,ABD ve Türk Dış Politikası”, a.g.e.s.164
15 Sönmezoğlu.a.g.e.s.48
16 Yetener,a.g.e. s.53
17 Yetener,a.g.e.s.54
18 Armaoğlu,a.g.e.s.625
19 Sander,a.g.e.427-428
20 Yetener,a.g.e.,s.63
21 Aktaş,a.g.es.435
22 Türkiye Güvenlik Konseyine Seçildi.(1953,Ekim 6).Cumhuriyet,p.A1
23 Aktaş,a.g.e.s.435
24 Mehmet Hasgüler,”Dönemin Dış Politika Değerlendirmesi”,Haydar Çakmak (der.), “Türk Dış Politikası (1918-2008)”,s559
25 Sander,a.g.e.s.294
26 Sönmezoğlu,a.g.e.s.95
27 Hasgüler,a.g.e.s.560
28 Gözen,a.g.e.s.182
29 Hasgüler.a.g.e.s.561
30 (“Birleşme anlamına gelmektedir. Kıbrıs Adası'nın Yunanistan ile birleşmesi dileğini belirtmekte kullanılan bir deyimdir. 
     Yunanistan ve Kıbrıs Rumları arasında benimsenen
     Enosis, Megalo İdea düşüncesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır )Enosis Nedir?,(b.t),5 Ocak 2010, 
     http://www.turkcebilgi.com/enos%DDs/ansiklopedi
31 Hüseyin Bağcı, “Kıbrıs Sorunu”,Haydar Çakmak(der.) “Türk Dış Politikası 1918- 2008,s.522-526
32 Makarios İngiltere’ye Dün Tehdit Savurdu.(1960, Nisan 3).Akşam.p.A1
33 Fuat Aksu,”Türk Yunan İlişkileri, İlişkilerin Yönelimini Etkileyen Faktörler Üzerine Bir İnceleme, Stratejik Araştırma ve Etüdler Milli Komitesi Araştırma 
     Projeleri Dizisi 2,Ankara,2001,s.156
34 Yetener,a.g.e.s.55

***