10 Ekim 2021 Pazar

TÜRKİYEDE İÇ GÖÇLER ÜZERİNE GENEL BİR DEĞERLENDİRME. BÖLÜM 2

 TÜRKİYEDE İÇ GÖÇLER ÜZERİNE GENEL BİR DEĞERLENDİRME. BÖLÜM 2



     Köylerden kentlere iç göçün artmasında ve gerçekleşen iç göç sonunda ortaya çıkan çok sayıda olumsuz sonucun temelinde yatan nedenlerden biri de, köylerin kendi içinde dönüştürülüp, eğitilememesi dir. Bu alanda Köy Enstitüleri gibi, birçok açıdan özgün, ulusal gerçeklerden yola çıkan, kuramsal bilgi yanında sağlık, tarım, inşaat, arıcılık, sanat gibi birçok alanda bilgi ve beceriyle donatılmış köy çocuklarını tekrar köyde görevlendirerek Türk köylerini kendi içinden değiştirip dönüştürmeyi hedefleyen hızlı bir gelişmeyle kısa sürede ülkenin dört bir yanında, çok iyi seçilmiş noktalarda kurularak yirminin üstünde bir sayıya ulaşan (Kurt, 2003: 65) koca bir girişim, daha sonraki dönemde hiç de akılcı olmayan gerekçelerle kapatılmıştır. 

Özetle, tarımda makineleşme ve diğer tarımsal girdilerdeki artış ve yeniliklerin yanı sıra, modern miras hukukunun uygulanması nedeniyle tarımsal işletmelerin büyüklük ve yapısının değişmesi sonucunda kırsal kesimde yaşayanların bir bölümünün tarımsal üreticilik sıfatını yitirmeye başlamalarına yol açmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dış dünya ile bütünleşme politikalarına bağlı olarak ulaşım ve haberleşme olanaklarının artması hem kentten haberdar olma olanaklarını artırmış hem de tarımda pazara yönelik üretime geçilmesine imkân sağlamıştır. Bu ise 1950’li yıllardan itibaren başlayan ve 1960’ lardan sonra ivme kazanan hızlı bir iç göç hareketine ve dolayısıyla kentleşmeye neden olmuştur (Kartal, 1982: 128; Ayata, 1996: 16, aktaran; Tekşen, 2003: 43). 

Sayılan bu nedenlerden dolayı, 1950 yılından itibaren kentlerde nüfus artış hızı büyük oranlarda artmış, buna karşıt kırdaki nüfus artış hızı da gittikçe düşmüştür. Kırsal alanda %o 21 dolayında olan yıllık nüfus artış hızı %o 17.4'e gerilemiş ve kentte ise %o 22.5'ten %o 55.7' ye çıkmıştır. Bu tarihlerden itibaren gecekondulaşma olgusu da uyanmaya başlamıştır. 

Bu dönemde 50 binden fazla gecekonduda yaşayan 240 bin kişilik nüfustan, 1960 yılında 240 bin gecekonduya ve buralarda yaşayan l milyon 200 bin kişilik nüfusa ulaşılmıştır (İçduygu ve Sirkeci, 1999b: 251). 

Tablo 2: Türkiye’de Yerleşim Yerlerine Göre Göç Eden Nüfus 



1960-1980 Dönemi: 

1960 ile 1980 yılları arası dönemde kır-kent gelir farklarının artışı, kentlerin ekonomik ve toplumsal çekiciliğinin yükselmesi, ulaşım ve haberleşmenin gelişimi gibi etkenler (İçduygu ve Ünalan, 1997: 44) nedeniyle artan iç göç hareketlerinin, Tablo 1’de yer alan verilere bakıldığında bir önceki dönemle benzerlikler gösterdiği görülmektedir. Başka bir ifadeyle bu dönemde de kent nüfusu giderek artmıştır. 

Bu artışın nedenlerinden biri köylerde meydana gelen dönüşümdür. Şöyle ki, 1960’lı yılların sonları ile 1980 yılının başlangıcını kapsayan dönemde, tarım büyük ölçüde piyasalaşmıştır. Köylerde 1940’lı yılların sonuna kadar yaygın olan geçimlik kesim giderek daralmış, 1970’li yılların sonuna gelindiğinde buğday, süt gibi temel birkaç gıda maddesi dışında geçimlik üretim hemen hemen sona ermiştir. Böylece tarım, büyük çapta piyasalaşmış ve ekonominin geri kalan kısmıyla entegre olmuştur (Kazgan, 1999: 32). 

Türkiye köylerinde ortaya çıkan bu dönüşüm, başka bir ifadeyle Kapitalizmin köylere girişi bazı toplumsal dönüşümleri de beraberinde getirmiştir. Zamanla buğday ve arpa, meyve ve sebze gibi hane iç tüketimi için de gerekli olan mahsullerin pazarlama oranları artmıştır; pamuk, tütün, şeker pancarı gibi tamamen meta olarak üretilen mahsullerin üretimine geçilmiştir. Tarımsal üretimde makineleşme eğilimleri ağırlık kazanmaya başlamıştır. 

Önceleri toprak açma yoluyla büyüyen hane toprakları, toprak açmanın sınırlarına ulaştıktan sonra toprak alım satımı ve başkalarının topraklarına ekonomi dışı baskılarla el koyma yollarıyla orta ve büyük ölçekli işletmeler haline gelmişti. Tarımsal üretimin ticarileşmesi ve metalaşmasına paralel olarak modern girdi kullanımı artmış; köyiçi ve köydışı tüccarların ilişkilerinin artması sonucunda, artan nakit para ve kredi ihtiyaçları borçlanma ve tefecilik ilişkileri içinde tedarik edilmişti (Akşit, 1999: 174). Bu sayılanlar da tarım kesiminin zararına (aleyhine) işleyen bir süreci beraberinde getirmiştir. 

Ayrıca bu dönemde, köylerin yol, su, elektrik, eğitim gibi hizmetlerden yararlanma seviyesinin son derece düşük olduğu görülmektedir. 1970’li yıllardan sonra köylerin altyapı hizmetlerinden yararlanma seviyesinin biraz daha hızlı arttığı görülmekle birlikte kırın itim gücünün sürdüğü görülmektedir (Kurt, 2003: 71). 

Bu dönemde Üner (1980: 225, aktaran; Akşit, 1999: 185) tarafından 1965-1970 yılları için yapılan göç regresyon analizine göre, kentin çekme faktörleri arasında illerin sanayi  (endüstriyel) istihdam düzeyi en başta; illerin eğitim yatırımları ve hizmet sektörü istihdam düzeyi daha sonra gelmektedir. Kırsal itme faktörleri arasında ise, illerin erkek nüfusunun büyüme hızı ve çocuk-kadın oranı başta gelmekte, kırsal istihdam imkânlarının yokluğu bunları takip etmektedir. 

Bu süreçte, teknolojide, üretim koordinasyonundaki ve büyük toprak sahibinin faaliyetlerindeki çeşitlenmeler, köylüler ve ağa arasındaki geleneksel ilişkilerle birlikte köyün toplumsal yapısında da zorunlu bir dönüşüme yol açmıştır. Toprak sahibi ve köylüler arasındaki ilişkiler, özellikle 1965 ve sonrasında mutlak bir çelişkiye bürünmüştür. Köylülerin zor yoluyla köyden kovulmaya başlamaları da yine aynı tarihlere denk gelmektedir. Tekelci bir çiftliği hedefleyen toprak sahibine karşı çıkanlar dövülür, evleri kurşunlanır ve dozerle yıkılır. Böylece, ekonomik etkenlerin yanında köydeki güvensizlik ortamı da artmıştır. Köyde hâlâ geleneksel ortakçılık statülerini devam ettirebilenler olmakla birlikte, bu hak artık, ağırlıkla toprak sahibinin politik oyununa bağlıdır (Akçay, 1999: 126). 

Bu süreç, Doğu-Güneydoğu Anadolu dışında da yaygın olan beye, ağaya ve toprağa bağlı ırgat yerine, bağımsız çiftçi ailesinin oluşturduğu bir üretici sınıfının ortaya çıkmasıyla birlikte gitmiştir; fakat söz konusu iki bölge, sosyopolitik etkenlerin de karışmasıyla henüz bu süreci tam olarak yaşayamamıştır. Bağımsız çiftçi aileleri, piyasa endekslerine göre ürün bileşimini, girdi/ürün yoğunluğunu düzenleyen, teknolojik atılım yapmaya hazır, kârlılık ilkesini kollayan yeni bir sınıf ortaya çıkmıştır (Kazgan, 1999: 32). 

Sayılan bu olumsuz koşullar kırdan kente göçleri yaygınlaştırmış ve bu evreden sonra göçü adeta kurumsallaştırmıştır (İçduygu ve Sirkeci, 1999a: 274). Tablo 1’e bakıldığında görüleceği gibi, kent nüfusunun genel nüfus içindeki oranı 1960 yılında % 28 iken, bu oran 1970 yılında % 34 ve 1980 yılında ise % 44 dolayındadır. 

Ancak bir önceki dönemde tohumları atılan ve yavaş yavaş yeşeren gecekondu ve diğer kentsel sorunların bu dönemde iyice kökleştiği görülmektedir. Ayrıca bu dönem kentsel alanların kendi yapılarının ve bu yapılardaki değişimlerin iç göç sorunsal alanlarına damgasını vurduğu dönemdir. Bu dönemde, sanayi kesiminin işgücü ihtiyacı, kırsal alanlardan çıkış noktasını bulan aşırı bir işgücü sunumu (arzı) ile desteklenmiş ve kentsel alanlar bu talebi ne konut ne de diğer altyapı imkânlarıyla karşılayabilmiştir (İçduygu ve Sirkeci, 1999b: 251). 

Diğer yandan zamanla kırsal alanlardan akan işgücünü istihdam edecek sanayi de aynı hızda gelişme gösterememiştir. Sonuç olarak, gecekondularda yaşayan ve ikincil ekonomik kesimlerde (sektörlerde) geçimini sağlamaya gayret eden bir göçmen kitlesi kent nüfusunun ağırlıklı bir parçası haline gelmiştir. Bu göçmen kitlesi, oluşan göç ağı ile birlikte göç dalgalarının devamlılığını da sağlamıştır (İçduygu ve Ünalan, 1997: 44).

Ülkede yerleşim yerlerine göre göç eden nüfusun göstermiş olduğu genel eğilimde, başka bir ifadeyle göçün yönünde bu dönemde diğerlerinin aksine belirgin farklılıklar gözlenmektedir. 

Tablo 2’ye bakıldığında kentten kente göçlerin özellikle 1975 yılından sonra hâkim göç türü olmaya başladığı ve bundan sonra da bu özelliğini koruduğu görülmektedir. 

1975 yılından önce -1960 ile 1970 yılları arasında- hâkim olan göç türü, kır-kent göçü iken bu yerini 1970’lerin başında kent-kent göçüne ve 1970’lerin ikinci yarısından sonra kırsal kesimlerin yanında, küçük ve orta ölçekteki kentlerden büyük kentlere aile göçüne dönüşmüş (İlkkaracan ve İlkkaracan, 1999, 305) olmasının yanı sıra, bu dönemde göç vermede bir önceki dönemin aksine ilçe merkezleri yerine köy ve bucaklara göç önem kazanmıştır. Bu değişim eskiden beri nüfus çekim merkezleri olan büyük şehirlerin çekiciliklerinin devam etmekte olduğunu, beraberinde artık iller içinde mahalli merkez durumunda olan bazı ilçe merkezlerine gitmenin önem kazandığını göstermektedir. Böylece Türkiye’deki iç göçlerde nüfus alan alanlarda da değişim görülmektedir (Tümertekin, 1977: 68, aktaran; Gürkan, 2006: 51). 

Cumhuriyet tarihinin en yüksek düzeydeki kentleşme oranının gerçekleştiği bu dönemde, iç göç hareketleri başta İstanbul olmak üzere; Ankara, İzmir, Mersin, Gaziantep, Bursa, Adana, Sakarya, İzmit gibi illere olmuştur. Göç veren illerin çözümlemesi yapıldığında ise özellikle Sivas, Kars, Kastamonu, Trabzon, Rize, Giresun, Çorum, Malatya gibi iller en yüksek oranda göç veren iller grubunu teşkil etmektedir (İçduygu ve Sirkeci, 1999b: 252). 

3. BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder