8 Mart 2017 Çarşamba

Atatürk ve Kazım Karabekir Paşa Dargınlığın Perde Arkası, BÖLÜM 1


Atatürk ve Kazım Karabekir Paşa Dargınlığın Perde Arkası, BÖLÜM 1



Ekim 11, 2011

Yazdırılan değil.., Yaşanılan Kurtuluş Savaşı nasıl başladı? 

1918’de Büyük dere açıklarında, İstanbul’u işgal eden İngiliz ve Fransız gemilerinde bayrakların göndere çekildiğini görünce dayanamayarak , “ Tek dağ başı mezar oluncaya kadar düşmanla mücadele ederek istiklalimizi kurmaya vicdanıma karşı ahd ettim. Ya istiklal ya ölüm…” (1)
……
John ve Tom iki sıcak arkadaştır. İkisi de gangsterdir. Bütün vurgunlarını birlikte yapmış, bir gün bile birbirlerine dargın kalmamışlardır….
Günün birinde bir trende altın taşınacağını haber alırlar. Planlarını yaparlar; treni soyacaklardır. Nitekim tasarladıklarını bir bir gerçekleştirirler, her şey saat gibi işler, fakat hiç umulmayan bir şey olur ve trende altınları koruyan muhafızlardan biri, altınları alıp kaçan Tom’a ateş eder, Tom vurulmaz ama atı vurulur; John hemen yetişip arkadaşını atının terkisine alır ve sapa yollardan kaybolurlar….
Bir düzlükte yemeklerini yerler. Yemekten sonra altınları atının terkisinde taşıyan John, Tom’a dönüp;

-“Niçin altınları bölüşmüyoruz?” Diye sorar.

Olmaz ama ya trendeki terslik gibi bir terslikle karşılaşır ve birbirimizden ayrılmak zorunda kalırsak, niçin hakkımız kaybolsun! Bölüşelim, ikimiz de kendi paralarımızın sorumluluğunu taşıyalım.

İyi yürekli John’un bu fikri, Tom’un gözlerini yaşartır. Bu ne vefakâr arkadaşlıktır! Altını ortaya dökerler, John, Tom’a;
-“Sen say ve paralarımızı ayır” der.

Tom saymaya başlar…. Bir sana bir bana; bir sana bir bana…  Altın yığını küçüle küçüle yok olacağı sırada, Tom, alnına soğuk bir şeyin dayandığını hisseder.
Bir de bakar ki john, silahını alnına dayamıştır! 

Önce şaşırır, şaka sanır, güler;
-“Bu nasıl şaka?” der gibi bakar…

Fakat John’un yüzünde acımalı bir katılık vardır. Ağır bir sesle konuşur;
– Biliyorsun, der; seninle bunca yıllık arkadaşız. Bugüne kadar birbirimizi incitmedik. Seni çok severim. Senden daha iyisi şöyle dursun, senin gibi bir arkadaşı ömrümün sonuna kadar bulamayacağımı çok iyi biliyorum.  Ama ne yapayım? Kör talih! Görüyorsun, buraya gelinceye kadar atım Bolivar, ne hale geldi! Yine yola birlikte çıkmak isterdim ama, görüyorsun;
-Bolivar iki kişiyi çekemez.(2)

*    *   *

“Milli Mücadele’nin iki büyük kahramanı, Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir Paşa, yakın dönem Türk tarihinin en zor zamanlarında büyük bir başarıya ve dostluğa imza attılar. Bu başarı ve dostluğun menşei II. Meşrutiyet dönemine kadar geri gider.

Mustafa Kemal (Atatürk) 31 Mart vak’ası üzerine İstanbul’a yürüyen Hareket Ordusu’nun Yeşilköy’de duraklaması sırasında Rauf Orbay, Kâzım Karabekir, Selahattin Adil gibi sonradan birlikte çalışma imkânı bulduğu aydınlarla tanıştı.
Tanışıklık Birinci Dünya Savaşı’nın hazırlıkları sırasında dostluğa dönüştü. O sırada Kâzım Karabekir, Harbiye Nezareti İkinci Şube Müdür Yardımcılığı görevine atanmıştı.

Bu dönemde Mustafa Kemal (Atatürk)ün Kâzım Karabekir’e yazmış olduğu mektup bu dostluğu ortaya koymaktır.

Mektup Mustafa Kemal’in İkinci Şube Müdürlüğüne daha önce yazmış olduğu bir yazının yanlış anlaşıldığını dostça bir uyarı ile bildiren Kâzım Karabekir’in mektubuna cevap ve yanlış anlaşılmanın izahı doğrultusunda olup şöyle başlamaktadır.

– “Kardeşim Kâzım Karabekir Bey, Mektubunuzu aldım. İkinci Şube Müdür Muavinliğine atanmamızdan gerek size ve gerekse orduyu tebrike layık görürüm. Mektubunuzdan, bildirdiğiniz içten yakınlıktan pek sevindim.
Son olarak yazdığım bir iki yazımın müdür beyleri pek kızdırmış olduğunu bildirerek beni uyarmış olmanıza da teşekkür borçluyum…
– Şurasını da ilave edeyim ki, değil böyle görev yolunda ve hatta her çeşit davranışta kişisel onurunu korumada fedakârlıktan çekinmeyeceğim için siz kardeşimden yardım görmeseydim dahi bu hususta bu yönden ben savunmamı sürdüreceğime şüphe buyurmayacağınızı sanırım.

– Ama orduya hizmet ve bu suretle vatanın iyiliğine dönük olacak çalışmaya katılmaktır. Yüksek saygılarımın iyi kabulünü rica eder ve gözlerinizden öperim.” (3)

Atatürk ve Kâzım Karabekir Paşa arasındaki dostluk I. Dünya Savaşı yılları ve sonrasında da pekişerek devam etti. Gerek Atatürk ve gerekse Kâzım Karabekir Paşa I. Dünya Savaşı öncesinde Alman subaylarının etkisi altındaki Enver Paşa ve arkadaşlarının ısrarla savaşa girme arzularına karış çıktılar. Ancak başaramadılar.

Bunun üzerine her iki komutan, I. Dünya Savaşı’nda, çeşitli cephelerde görev alarak vatana faydalı olmanın uğraşı içerisine girdiler. Bu gaye ile Kâzım Karabekir, İran, Irak ve Kafkasya cephelerinde görev aldı.
I. Dünya Savaşı’nın sonunda Rus ve Ermeni mezâlimine maruz kalan Doğu vilayetlerinin yanı sıra, Rusların elinde Bulunan Kars ve Gümrü’yü kurtaran muzaffer bir komutan unvanını aldı. Ancak mütârekenin imzalanmasından sonra Tebriz’de bulunan kolordu karargâhının lağv edilmesi üzerine İstanbul’a dönmeye karar verdi.
Gelirken Batum depolarındaki birçok sahra Japon topu ve mermisini Reşit Paşa Vapuru ile Trabzon’a getirdi. (4)
Paşanın bu davranışı daha sonra başlatılacak Milli mücadelenin ilk adımlarından biri oldu.
28 Kasım 1918’de de İstanbul’a geldi. Büyükdere açıklarında, İstanbul’u işgal eden İngiliz ve Fransız gemilerinde bayrakların göndere çekildiğini görünce dayanamayarak,
-“Tek dağ başı mezar oluncaya kadar düşmanla mücadele ederek istiklalimizi kurmaya vicdanıma karşı ahd ettim. Ya istiklal ya ölüm” (5)   diyerek kendi kendisine haykırdı.  (6)
Devam edecek…
(1-6) “Atatürk ve Kâzım Karabekir Paşa, Bir Dostluğun Dargınlığa Dönüşmesi “ Dr. Yaşar SEMİZ
(2)Hikaye, Kazım Karabekir Paşa’nın, “Paşaların kavgası” kitabından alınmıştır.
(3) İlgar İhsan, “Mustafa Kemal’in Çankaya arşivindeki mektubu”, Yıllar Boyu Tarih, Sayı 12, Aralık 1981, s. 22-23
(4) Karabekir Kazım, İstiklal Harbimizin esasları, İstanbul 1981, s.63
(5) Karabekir, s.64; Hz, Baranseli Z. Mahir, Doğunun Kurtarıcısı Kazım Karabekir, Heykelini Yaptırma ve Yaşatma Derneği yayınları No;1 s. 12-13








****


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder