Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2017 Cumartesi

Nasıl İnanalım "Adalet"in Tecelli edeceğine


 Nasıl İnanalım "Adalet"in Tecelli edeceğine 


Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU
07 KASIM 2017
selcantasci@gmail.com


İki terörle mücadele gazisi;Muzaffer Oktay daha 23'ünde. Mardin'de, teröristlerle çatışırken aldığı yaralar dolayısıyla belden aşağısı felçli.İbrahim Kızılkaş 27'sinde. Kars Sarıkamış'ta girdiği çatışmadan kalma onun sol bacağını tutmaz kılan yaraları da...İbrahim'in karısı Seda ve 2 yaşındaki kızı Ada var yanında... Muzaffer'in annesi Kadriye ve kız kardeşi Gamze...Ankara'nın göbeği; en işlek güzergâhlarından biri... Fizik tedavi gördükleri hastaneden çıkıp, biraz hava almakmış niyetleri.Eşkıya hep dağda olacak değil ya, şehirde çıkmış bu defa da karşılarına!Önce araçlarının önünü kesmişler yolda. Kurtulmayı başarmışlar.Bu defa, az ileride, alışveriş merkezinin önünde yakalamış eşkıyalar; sıkıştırmışlar. Yetmemiş, inip, içinde üç kadın, bir bebek ve iki gazi olan aracı tekmelemeye başlamışlar.Gazilerimiz, buradan da kurtulmuşlar. Can havliyle, birkaç km. ötedeki benzin istasyonuna sığınmışlar.Yine peşlerine düşmüş azgınlar...Benzinlikte, daha araçlarından inip de yardım isteyecek fırsatı bulamadan yapışmışlar kapılarına, camlarına... Tekmeler, yumruklar...Gazileri de -onlar geçilmez ya- geçelim; el kadar bebek var arabada, bebek... Umursamamış camları patlatmışlar!Hareket edemeyen, kendini savunamayacak durumdaki felçli gazimizi arabanın içinde, bir bacağı tutmayan gazimizi dışarı çıkarıp dövmeye kalkışmışlar; elim varmıyor "dövmüşler" yazmaya ama dövmüşler basbayağı; yaralayana kadar...O bebeciğe bile vurmuşlar düşünün, sonra o kadınlara...Neymiş;Yol vermemişlermiş!Velev ki vermediler; vermesinler...Vatan verdiler!Bir ömür minnet duymaya, bir ömür başımızın üzerine taşımaya yetmez mi?Kaldı ki, benim, bu insan olma vasfını çoktan yitirmiş yaratıkları muhatap alıp da  diyecek sözüm yok zaten; elleri kırılsın inşallah! Allahlarından bulsunlar! Çünkü 4'ünü ilk andan serbest bıraktıklarına görünce, insan inanamıyor adaletin fani dünyada tecelli edeceğine, sistemin bu eşkıyalara layık oldukları "ibretlik" cezayı vereceğine...Dilerim, utanan biz oluruz sonunda.

***

Geçmiş olsun Tuncay...O alçaklığın yaşandığı gece şahit olduklarını yazdığı için yargılanmış; "15 Temmuz'da nasıl Marmaris'te tatil yaparsın, hııııı" diye 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Şükür, itirazları sonuç verdi. 24. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yeniden yargılaması sonunda yazarımız Tuncay Mollaveisoğlu, beraat etti. Geçmiş olsun...Darısı, bir gün yeniden yargılanacakları ve yeniden yargılandıklarında beraat edecekleri ortada olduğu halde, inatla, tutuklulukla cezalandırılan diğer meslektaşlarımızın başına...

***

Tam "Yeni Taksim"e göre olmuşTaksim'i, Beyoğlu'nu, sanattan, entelektüel buluşma-tartışmalardan, hür düşünceden, özgürlüğü saymıyorum bile özgünlükten, edebiyattan, müzikten arındırıp(!) açık mülteci kampına dönüştürdükten sonra, meydanda gezen halkın da opera-bale izleyebileceği bir "akıllı AKM" tasarlamak çok dahiyane olmuş gerçekten...Daha ilk gösterimde, bölgeyi mesken tutan Ortadoğu kaçkınlarınca -çünkü yazık ki sanata dair fikri olan çok insan uğruyor artık o sokaklara-  taşlansın da açılamadan kapansın istiyorlar zahir!Ha, tabii, AKM yapılana kadar Taksim'in demografik yapısını da özüne döndürebilecek bir planınız varsa o başka...

***

Günün kapağı Yıllarca, kendi kuyruklarına basıldığı güne değin AKP iktidarının baş destekçilerinden olan, Cumhuriyet'in temellerinin dinamitlendiği birçok girişimi "ileri demokrasi" diye cilalayan Hasan Cemal "Erdoğan'a karşı Atatürk'ün yanındayım" yazınca, bakın Kırmızı Kedi Yayınevi'nden, Haluk Hepkon'dan ne cevap geldi:"Parası neyse verelim, git başka yerde dur!"Selden kütük kapmaya, konjonktürü fırsat bilip geçmişlerini temize çekmeye kalkanlara, arada böyle  "unutmadığımızı" göstermek lazım ama değil mi!

***

Kast tehlikesiTürk Eğitim-Sen Tekirdağ Şube Başkanı Muzaffer Doğan, TEOG'un yerine uygulanacak sisteme, kendi şehrinden trajik bir örnekle itiraz ediyor:"Tekirdağ eğitiminde zaten şehrin doğusu Bangladeş, batısı ise Belçika  standartlarında iken, bu ucube sistem uygulanırsa tam anlamıyla kast sistemi oluşacaktır..." 


Kaynak Yeniçağ: 
Nasıl inanalım "Adalet"in tecelli edeceğine - 

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU 

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/nasil-inanalim-adaletin-tecelli-edecegine-44932yy.htm



31 Ekim 2017 Salı

Yok sayan haliniz buysa, ciddiye alsanız ne olacak acaba

Yok sayan haliniz buysa, ciddiye alsanız ne olacak acaba
 

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU
 
27 Ekim 2017
 
İYİ Parti'nin, Ankara'daki kuruluş töreninin yapıldığı saatlerde, CNN Türk dışında, ana akım haber kanallarından hiçbiri törene canlı bağlanmadı, o dakikalar topluma ne "son dakika", ne "flaş haber", ne "sıcak gelişme" diye duyurulmadı... Başlangıçta, zaten tamamı Başbakan'ın Ege Ekonomik Forumu'ndaki konuşmasını yayınlıyor olduğundan mazeretleri vardı,  işleri kolaydı... Ama Başbakan konuşmasını bitirdikten sonra da, üşenmedim tek tek baktım, ı-ıh oralı olan çıkmadı.
 
Gelin görün ki...
 
Bu kanalların tamamına yakınında, gece yapılan tartışma programlarında, tartışma başlığı ne olursa olsun, laf döndürülüp-dolaştırılıp İYİ Parti'ye getirildi ve adeta bir lanetleme ayinine girişildi.
 
Aynı Ayarsızlık dünkü gazetelerde de vardı.
 
Çoğu gazete, İYİ Parti'nin kuruluşunu sözüm ona görmezden geldi; ya birinci sayfalarına hiç koymamayı tercih etti ya da bit gibi başlıklarla ezmeyi...
 
Ve fakat...
 
Aynı gazetelerin, sayfalarını çevirmeye başlayınca görüldü ki, her birinin en az 2-3 yazarının birden gündemi İYİ Parti'ydi!
 
Ne bu?
 
Ayarsızlık, tutarsızlık, çelişkilerin en yamanına namzetlik değil mi?
 
İnsan, ciddiye almadığı, yok saydığı, umursamadığı bir olay üzerine heba eder mi sözcüklerini? Bu kadar öfke biriktirir mi?
 
***
 
Bir kişiyi, kurumu, olayı ciddiye almadığınızı -evet en kestirme yoldan- onu yok sayarak, görmezden gelerek yaparsınız. Misal, İYİ Parti'nin siyasi rakipleri, konuşulmasının, yayılmasının, yaygınlaşmasının önüne geçmek için -anlaşılır- bu yola başvurabilirler. Ama görevi haberdar etmek olan medyanın böyle bir lüksü olabilir mi?
 
Türk basını bunu bir anlayamadı gitti; haber vermek demek destek olmak demek değildir, alkış tutmak demek değildir, taraf olmak demek değildir, olanı, durumu bildirmek yani gazeteciliğin gereğini yerine getirmektir.
 
Ayrıca, yok sayıyormuş gibi yapıp, perde arkasında, bütün gücünüzü yok saydığınızı iddia ettiklerinizi itibarsızlaştırmaya harcayarak komik duruma düşmekten de iyidir!
 
***
 
Ya bir de destek olsaydınız...
 
Onlar iyi diyorsa muhakkak kötüdür yahut onlar kötü diyorsa biz mutlaka destek olmalıyız türü, kamplarla, kutuplarla sınırlandırılmış bir ölçü kullanmayı sevmiyorum. Ama benim sevmiyor oluşum,  "kimler nasıl pozisyon almış"ın dikkate değer bir "gösterge" olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.
 
Misal...
 
İYİ Parti'yi hiiiiiç ama hiç ciddiye almayan, ti'ye almak, maskesini düşürmek, kirli çamaşırlarını pazara çıkarmak üzere köşelerce yazanlara bakınca da insan demeden edemiyor işte:
 
Allah muhafaza ya destek veriyor olsaydı Engin Ardıç, Hüseyin Gülerce, Emin Pazarcı filan İYİ Parti'ye...
 
Birçok insan şüphe ederdi "doğru yerde miyim acaba" diye!
 
***
 
İyi Parti Yorumlarıyla Delirmeceler
 
Mevzunun muhatabı da avukatı da değilim, sadece gül gül öllük birkaç İYİ Parti yorumunu derleyip neşemizi bulalım istedim:
 
-              Ey, "Kardeş Türküler'in darbukacısı Taylan Yıldız ve parti kurucularının "Ülkücü gömleği"ni çıkartmasına rağmen "solcu gömleği"ni çıkartmayan Onur Aydın" diye tahrik fitilleri ateşleyen Mahmut Övür!.. Hani önceki gün salonda, havada işaret ve serçe parmaklarıyla baş parmaklarını birleştirmek suretiyle yapılan bir işaret vardı; hıh işte "bozkurt" onun adı. Türk Milletinin sembolü olmakla birlikte ülkücüler kullanır genellikle. Ve gördüğüm kadarıyla soyunmamıştı, gömlekliydi hepsi de!
 
-              Ah Hüseyin Gülerce, vah Hüseyin Gülerce... Kaç defa dedik, "Akşener'in partisi üzerinden FETÖ gölgesi ve etkisi kalkmayacaktır" diyen sen olunca kargalar bile güler buna diye...
 
-              "Dişi kurt güzellemeleri de insanı gülümsetiyor" diye dalga geçmeye çalışmış Halime Kökçe ama "deri pantolonlu, deri eldivenli, üstü çıplak adamların başörtülü bacımızın üzerine işemesi" fantezisi kadar değildir herhalde!
 
-              İYİ Parti'yi, kurucular kurulundaki Ermeni üyeyle vurmaya çalışan Emin Pazarcı, önce bir "en Müslüman(!)" AKP'nin Ermeni milletvekili, "en Türk milliyetçisi(!)" MHP'nin de Ermeni aday göstermesi üzerine yazsa da okusak mesela!
 
-              Milliyetçilik bir mikropmuş edasıyla "Acaba Türk milliyetçiliğinin bayrağını taşıyan bu partiler bereketi, saflarında Türk milliyetçisi kadro ve seçmen kitlesi barındıran CHP'nin arınmasının bir "vesilesi" olabilir mi?" diyen Aydın Engin amcaya ödev veriyorum: CHP'nin "altı ok"unu yaz bu gece tam 6 sayfa! Sonra da düşün bakalım; Cumhuriyet'in kurucu ideolojisini, Cumhuriyet'in kurucu partisinden tasfiye neyin kafası acaba?
 
Efendim?
 
Engin Ardıç'ın yazısı mı?
 
Geçmişteki anırma borcunu tahsil edemedik daha, ona mesai harcamak beyhude çaba!
 


***

Bütün zamanların en mütevazi emperyalistleri!

Bütün zamanların en Mütevazi Emperyalistleri!



Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU: 

​Ben ikna oldum;

İYİ Parti kesinlikle bir emperyalizm projesi!

Sinsi mi sinsi bir küresel tuzak!

Evlerden ırak!

Kendisini "ülkücü", "milliyetçi", "vatansever", "cumhuriyetçi", "Atatürkçü", "sosyal demokrat" gibi değişik sıfatlarla ama en nihayetinde "millî" olarak tanımlayan onca insanı, avuç içi kadar salona tıkıştırıp da "buhar" haline getirmek suretiyle yok etmeyi başka hangi üst akıl planlayabilirdi ki!

İşin vahimi;

Salonu nefes alınamaz kılan ter oranına, insanların şıpır şıpır erime noktasına ulaşma hızına bakınca, neredeyse de becerecekti!

Şaka bir yana, ben böyle "sermaye partisi" görmedim hayatımda;

Toplantı yapacak salon bulamadılar koca Ankara'da!

Tıpkı referandum sürecinde olduğu gibi yine CHP'li Yenimahalle Belediyesi "demokratik" bir tavır sergiledi de, "kendinden olmayanın ifade hakkı"nı engellemedi, Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nin kullanımına izin verdi.

Ha, bu "mağduriyet" de "üst aklın" oyununun bir parçası derseniz eğer, siyaset tarihinin bilinen en klişe yöntemini kullanıp da sonuç alırlarsa şapka çıkarmak lazım ona da!

Ha bir de sormak lazım tabii:

Her alanda, her anlamda, kurgu değil, analarından emdikleri süt burunlarından getirilene kadar mağdur edildikleri halde, diğer muhalefet partileri niye bugüne kadar bu en kolay yola başvurup da iktidarın en önemli kozunu elinden almayı denemediler ki!

Kim bağladı ellerini!

Onlar yapabilseydi de yeni bir parti ihtiyacı zuhur etmeseydi...

*

Profesyonel siyasetçi

*

Seversiniz sevmezsiniz, benimsersiniz benimsemezsiniz, size hitap eder etmez; bütün bu duygu, his vs. durumlarından bağımsız olarak yıllardır tespitim aynı Meral Akşener'le ilgili:

Profesyonel siyasetçi.

Türkiye'de, siyaseti profesyonel normlarda yapabilen, daha doğrusu siyaseti "hayatı", "yaşam tarzı" haline getirebilen çok az insandan biri. Ve ustaca yerine getiriyor bunun gereklerini; ki kolay şey değil, sabır lazım, öfke kontrolü lazım, soğukkanlılık lazım, kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyebilmek veya tam tersi, kızılcık şerbeti içerken kan kusuyormuş gibi yapabilmek lazım... Hepsinden önemlisi direnç lazım, hem zihnen hem bedenen dinç olmak lazım.

Minicik, alelade bir detaymış gibi görünebilir ama aylardır, zaman zaman da çileden çıkarıcı olduğunu tahmin etmenin hiç zor olmadığı bir istişare sürecinden, kulislerden, pazarlıklardan, nazı-niyaz hazmetmelerden filan sonra, son gün, son gece yarısına kadar devam eden bir "listeye son dokunuş", "ad", "amblem" uzlaşmasını takiben, sabahın köründe toplumun karşısına göz torbaları sarkmamış, ağzı-burnu kaymamış, son derece bakımlı, amiyane tabirle "janti" halde çıkabilmek bile başlı başına adanmışlık gerektiren bir iş. Hele de bir kadın için.

Kendinizden pay biçin, merdivenleri birer ikişer zıplayarak çıkıp sahnede oradan oraya koşacak kaç babaanne var çevrenizde?

*

"İYİ"nin kötüsü...

İYİ Parti adının en kötü tarafı şu ki...

"Nasılsın" sorusuna "iyiyim" demeyi...

"İyi günler" dilemeyi...

"İyi geceler" dilemeyi...

Partizanlık alameti sayıp sövme potansiyeline sahip "güruh" yüzünden, mimlenmekten korkan bir kesim, alternatif/garip/zorlama bir lügat geliştirmek durumunda kalacak günlük konuşmalarında!

O kadar da olmaz demeyin;

16 Nisan'dan önce "hayırlı/hayırlısı" ifadelerinden nasıl kaçınıldığına, bu yüzden ne başların yandığına hep birlikte şahit olmadık mı!

*

Bazı "iyi" laflar

 "Kupon beyinler kupon arazilerden daha kıymetlidir..."

"Devletin dini, adalettir..."

*

Gelenekçiler-yenilikçiler

İYİ Parti'nin kurucularını daha başka birçok eksende sınıflandırmak mümkün de, sadece dünkü tören üzerinden bir değerlendirme yapmak gerekirse;

Yaştan, geldikleri ideolojik kökenden vs. bağımsız olarak bir yeni koşullara ayak uyduranlar, yeni tarzı siyaseti, iletişim dilini kabullenenler, bir de "eski sistem"de ayak direyenler var anladığım kadarıyla...

Ve onlar, çok dikkatle incelemeyenler fark etmemiştir bile belki ama dünkü törenin "imaj bütünlüğü"nü bir miktar bozdular.

Nasıl mı?

Bir "selfi/özçekim geçidi" şeklinde sunulmaya başlanan "kurucular kurulu" portreleri, "makam fotosu" yahut "vesikalık"ta direnen "gelenekselciler" yüzünden hedeflediği espriye erişemedi.


***