MURAT MURATOĞLU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MURAT MURATOĞLU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2019 Salı

GEÇMİŞİMİZLE BUGÜNÜ MUKAYESE YAZILARI., BÖLÜM 9

GEÇMİŞİMİZLE BUGÜNÜ MUKAYESE YAZILARI.,   BÖLÜM 9

Bütün Kürtler Erdoğan’ı Desteklemeli.,


Ahmet Dogan Simsek., 
ahmetdogan.simsek@gmail.com
Jun 05 12:59PM +0300



Terör örgütü PYD/PKK elebaşlarından Salih Müslim’in ağabeyi Prof. Dr. Mustafa Müslim’den, Kürtlere ‘Erdoğan’ı destekleyin’ çağrısı geldi. Zehra
Üniversitesi kurucularından Prof. Dr. Müslim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla önceki akşam TÜYAP Diyarbakır Fuar Merkezi’nde
düzenlenen kanaat önderleriyle iftar programına katıldı, ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

KAN DÖKMEK İSLAM’DA HARAM

Gaziantep Valisi Ali Yerlikaya aracılığıyla davet edildiğini anlatan Müslim, Müslümanları faziletli ramazan ayında bir araya getiren toplu iftar
organizasyonunun önemine değindi. Bu davete, bazı insanlarla bir arada olmak ve bazı konuları görüşmek için katıldığını anlatan Müslim, “Türkiyeli
ve Suriyeli bütün Kürt kardeşlerime sesleniyorum; bu akan kanın devam etmesi boşunadır, yeter artık. Kan dökmek, ne İslamiyet’e ne de insanlığa
sığar, caiz değildir. Başkalarının bizi koçbaşı olarak kullanmalarına fırsat vermemeli ve Müslüman kardeşlerimizi öldürmemeliyiz. Bu yanlışı
yapanları hiçbir zaman hoş karşılamadık ve karşılamayacağız” diye konuştu.

Müslümanlar arasında birliğin önemine dikkati çeken Prof. Dr. Mustafa

Müslim, şöyle devam etti:

MÜSLÜMANLA KIYASLANAMAZ 

“Müslümanların haricinde hakiki anlamda Kürtlerin haklarını verecek kimse yoktur. Bu yüzden de iktidarı elinde bulunduran Müslümanların arkasında
durmalıyız, onlara destek olmalıyız. Konuşma özgürlüğü, eğitim hakkı, üniversite kurma hakkı gibi kazanımlar inşallah Müslümanların sayesinde
gerçekleşecektir. Tekrar etmekte fayda görüyorum, silahla bir yere varılmaz ve Müslümanlarla bir olun. 20 yıl önce Kürt’üm demek yasaktı. 20 yıl önce
çarşıda pazarda Kürtçe konuşamazdınız. Fakat çok şükür Kürtlerin artık televizyonları, gazeteleri var. Eğer Müslümanlarla bir olurlarsa süreç
içerisinde diğer haklarını da elde edeceklerdir.” Afrin halkının bir uyanışa ihtiyacı olduğunu kaydeden Müslim, “Afrin halkı 50 yıldır aynı
yanlışı yapmaya devam ediyor. Kürt alimleri olarak, Afrin’e gidip halkı irşat için izin talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

PYD ÖLÜMLE TEHDiT EDiYORDU

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürtlere verdiği söz ve vaatleri yerine getireceğine olan inancını dile getiren Müslim, “Çünkü Erdoğan Müslüman ve
mümin bir insandır. Müslüman ve mümin bir insan da verdiği sözü yerine getirir. Bu yüzden şu aşamada bence bütün Kürtler Erdoğan’ı
desteklemelidir” dedi. Hafız Esad tarafından karşıt görüşleri nedeniyle Suriye’den sürgün edilen Mustafa Müslim, yıllar sonra döndüğü Suriye’de ise
kardeşi Salih Müslim’in yöneticileri arasında bulunduğu PYD terör örgütünün tehdidi nedeniyle Türkiye’ye yerleşmek zorunda kaldı. Türkiye’de Ez Zehra
Üniversitesini kuran ve rektörü olan Müslim, Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörden temizlediği Cerablus, El Bab gibi şehirlerde eğitim programlarında
öğretim görevlisi olarak çalışıyor.


http://www.star.com.tr/politika/butun-kurtler-erdogani-desteklemeli-haber-1350436/





Salih Müslim 

    Bütün Kürtler Erdoğan’ı desteklemeli PYD terör örgütü elebaşı Salih Müslim’in ağabeyi Prof. Mustafa Müslim, “Kürtler, Erdoğan’ı desteklemeli” dedi.

Terör örgütü PYD/PKK elebaşlarından Salih Müslim’in ağabeyi Prof. Dr. Mustafa Müslim’den, Kürtlere ‘Erdoğan’ı destekleyin’ çağrısı geldi. Zehra Üniversitesi kurucularından Prof. Dr. Müslim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla önceki akşam TÜYAP Diyarbakır Fuar Merkezi’nde düzenlenen kanaat önderleriyle iftar programına katıldı, ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. 

KAN DÖKMEK İSLAM’DA HARAM

Gaziantep Valisi Ali Yerlikaya aracılığıyla davet edildiğini anlatan Müslim, Müslümanları faziletli ramazan ayında bir araya getiren toplu iftar organizasyonunun önemine değindi.  Bu davete, bazı insanlarla bir arada olmak ve bazı konuları görüşmek için katıldığını anlatan Müslim, “Türkiyeli ve Suriyeli bütün Kürt kardeşlerime sesleniyorum; bu akan kanın devam etmesi boşunadır, yeter artık. Kan dökmek, ne İslamiyet’e ne de insanlığa sığar, caiz değildir. Başkalarının bizi koçbaşı olarak kullanmalarına fırsat vermemeli ve Müslüman kardeşlerimizi öldürmemeliyiz. Bu yanlışı yapanları hiçbir zaman hoş karşılamadık ve karşılamayacağız” diye konuştu. Müslümanlar arasında birliğin önemine dikkati çeken Prof. Dr. Mustafa Müslim, şöyle devam etti:    

MÜSLÜMANLA KIYASLANAMAZ 

“Müslümanların haricinde hakiki anlamda Kürtlerin haklarını verecek kimse yoktur. Bu yüzden de iktidarı elinde bulunduran Müslümanların arkasında durmalıyız, onlara destek olmalıyız. Konuşma özgürlüğü, eğitim hakkı, üniversite kurma hakkı gibi kazanımlar inşallah Müslümanların sayesinde gerçekleşecektir. Tekrar etmekte fayda görüyorum, silahla bir yere varılmaz ve Müslümanlarla bir olun. 20 yıl önce Kürt’üm demek yasaktı. 20 yıl önce çarşıda pazarda Kürtçe konuşamazdınız. Fakat çok şükür Kürtlerin artık televizyonları, gazeteleri var. Eğer Müslümanlarla bir olurlarsa süreç içerisinde diğer haklarını da elde edeceklerdir.”  Afrin halkının bir uyanışa ihtiyacı olduğunu kaydeden Müslim, “Afrin halkı 50 yıldır aynı yanlışı yapmaya devam ediyor. Kürt alimleri olarak, Afrin’e gidip halkı irşat için izin talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.      

PYD ÖLÜMLE TEHDiT EDiYORDU

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürtlere verdiği söz ve vaatleri yerine getireceğine olan inancını dile getiren Müslim, “Çünkü Erdoğan Müslüman ve mümin bir insandır. Müslüman ve mümin bir insan da verdiği sözü yerine getirir. Bu yüzden şu aşamada bence bütün Kürtler Erdoğan’ı desteklemelidir” dedi. Hafız Esad tarafından karşıt görüşleri nedeniyle Suriye’den sürgün edilen Mustafa Müslim, yıllar sonra döndüğü Suriye’de ise kardeşi Salih Müslim’in yöneticileri arasında bulunduğu PYD terör örgütünün tehdidi nedeniyle Türkiye’ye yerleşmek zorunda kaldı. Türkiye’de Ez Zehra Üniversitesini kuran ve rektörü olan Müslim, Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörden temizlediği Cerablus, El Bab gibi şehirlerde eğitim programlarında öğretim görevlisi olarak çalışıyor. 

http://www.star.com.tr/politika/butun-kurtler-erdogani-desteklemeli-haber-1350436/

***



Hâkime Saldıran Erdoğan'ı Ali Topuz ve Cindoruk kurtarmıştı!. 


Arslan BULUT
YENİÇAĞ

AKP Genel Başkanı sıfatıyla seçim sonuçları üzerindeki tartışmaları yorumlayan Tayyip Erdoğan, " Bu işler kitapta yazıldığı gibi değil. Önce öğrenin" dedi.

Kitaptan kasıt, seçim yasası olmalı. Yasada yazıldığı gibi yapılmazsa, seçimlere seçim denilebilir mi? Gerçi Erdoğan, bu sözlerden sonra seçim sonuçlarına
itiraz süreçlerini anlattı ve " Son kararı Yüksek Seçim Kurulu verir" dedi. Örnek olarak da kendisinin milletvekili seçildiği hatta mazbatasını aldığı halde,
bu sonucun iptal edilerek tercih oylarıyla öne geçen partisinin adayı Mustafa Baş'ın milletvekili olduğu 1991 genel seçimlerini hatırlattı.

Bu hatırlatma yerindedir ama eksiktir. Zira bundan önce de Erdoğan Beyoğlu belediye başkanlığına aday olmuş ve SHP'li rakibi karşısında seçimi kaybetmişti.

Ondan sonra ne olduğunu ise Beyoğlu İlçe Seçim Kurulu'nda görevli 2. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi Nazmi Özcan'ın avukatı Ali Rıza Dizdar, odatv'ye anlatmıştı.

Tutanakta imzası bulunan Soner Kalkan, ifadesinde şunları söylemişti: "Tayyip Erdoğan isimli şahıs yanında birkaç kişi olduğu halde içeriye girdi. Ve Seçim
Kurulu Başkanı'na 'Şu haline bak sarhoş adam. Şu adalete bak. Kimlere kalmış. Seni yakacağım. Hepinizi adlı tıbba göndereceğim, (hâkime hitaben) Seni süründüreceğim.

Yakacağım' şeklinde tehditte bulundu."

Beyoğlu İlçe Seçim Kurulu'nun şikâyeti üzerine Recep Tayyip Erdoğan hakkında 18 aydan iki yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Erdoğan, 31 Mart 1989 tarihinde polisler nezaretinde Beyoğlu Adliyesi'ne getirildi. Erdoğan, tutuklanacağını anlayınca mahkemenin bekleme salonundan kaçtı.
Bunun üzerine Erdoğan hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı.


***

Bundan sonrasını ise KKTC'de bulunduğu sırada beyin kanaması geçiren ve tedavisi İstanbul'da devam eden Ali Topuz, içinde benim de bulunduğum bir heyete
anlatmıştı:

" Oğuzhan Asiltürk telefonla aradı. Genel başkanları Necmettin Erbakan'ın selamlarını iletti ve bir ricası bulunduğunu söyledi. Erbakan'ın 'Bizim gençlerden
Tayyip Erdoğan bir hata işlemiş. Ali Bey'in dünürü de Ağır Ceza reisi. Acaba devreye girmesi mümkün mü?' dediğini belirtti. Dünürüm, bu tür müdahalelere
kapalı birisiydi. Tam bir kanun adamı idi. Epey düşündüm ve sonunda aradım. Bana yapılabilecek bir şey olmadığını, saldırıya uğrayan hâkimin şikâyetten
vazgeçmesi halinde bile kamu davasının devam edeceğini ancak sanığın cezasının hafifletilebileceğini söyledi. Sonunda Nazmi Bey'in şikâyetten vazgeçmesi sağlandı. Erdoğan'a da 'bir süre ortalıkta görünmesin' diye haber gönderildi. Böylece Erdoğan ağır bir ceza almaktan kurtuldu."

Bu arada, şimdi Erdoğan'ın " Bedel ödeyecek " dediği Hüsamettin Cindoruk da Erdoğan'ı kurtarmak için bizzat devreye girdi.

Erdoğan, 27 Nisan tarihindeki ilk celseye geldi. Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi, yapılan duruşmanın ardından Erdoğan'ı tutuklayarak Bayrampaşa Cezaevi'ne
gönderdi.

4 Mayıs 1989 tarihine kadar cezaevinde kalan Erdoğan, tekrar hâkim karşısına çıktı. Mahkeme, Erdoğan'ı 500.000 TL kefaletle serbest bıraktı. Mahkeme, Erdoğan'ı yargılama sonunda hâkime hakaret suçundan 6 ay hapis ve 20 bin TL para cezasına çarptırdı. Hapis cezası TCK'nın 72. maddesi gereğince 920 bin TL para cezasına çevrilerek tecil edildi.

***

Şimdi Yüksek Seçim Kurulu, AKP'nin her itirazını kabul ediyor. Ankara AKP yetkilisi, "Yeni sayımlar beklentilerimizi karşılamıyor. Sonuna kadar itiraz
edeceğiz" diye açıklama yapabiliyor! Yani kazanana kadar mı?

İstanbul'da İl Seçim Kurulu Başkanı'nın eşi hakkında bir isim benzerliği kullanılarak " FETÖ'cü " diye yayın yapılıyor! Yani hâkim tehdit ediliyor! Yenilgiyi
hazmetmek neden bu kadar zor geliyor acaba?

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/hakime-saldiran-erdogani-ali-topuz-ve-cindoruk-kurtarmisti-51437yy.htm


***


Seçim Bitti, Zam vakti!. 

Murat Muratoğlu. 
Sözcü Gazetesi

Tam 2 yıl önceydi… Saray'da muhtarları topladı; “Özgürlük Avrasya Tüneli'nden geçer, özgürlük Osmangazi Köprüsü'nden geçer” açıklamasını yaptı. Muhtarlar
alkışladı.

“Cebimizden de 5 kuruş para çıkmadı!” diyerek vurguladı. Yine alkışlar yankılandı. Cebimizden 5 kuruş çıkmadan yaptırdığımız Avrasya Tüneli'ne, 2018 için
halkın cebinden 155 milyon lira ödendi.???Hedefi kim hesaplamış sa “Yılda 25 milyon 125 bin birim araç geçer” denildi ancak 17 milyon geçti. Haliyle fatura
bu yıl da vatandaşa zimmetlendi. Nedense miting alanlarında bolca tünelin videosu gösterildi lakin ödenen paralardan hiç bahsedilmedi. Millet zaten atılacak
bedava kenevirden imal torbanın ve 200 gramlık çay paketlerinin derdindeydi.???Sahi nereye gidiyor onca vergi? İhaleyi alan şirket de kredi alıp yaptı tüneli…
Koca devlet daha ucuz kredi bulup yapamaz mıydı? Yap-işlet-devret sisteminde devlet borçlu görünmüyor, orası ayrı…
Borcumuz, borç! Hem de 24 yıl boyunca ödenecek. Vatandaşların dörtte biri bu borcun bittiğini göremeden ölecek! Yaklaşık 815 milyon dolar projenin maliyeti…
Suriyelilere 40 milyar dolar veren devlet bu kadar parayı kendi ödeyemedi mi????
Şimdi seçim bitti. Şu an çarşı karışık. İstanbul Belediye Başkanlığı'na İmamoğlu'nun seçilmesi her türlü işe yaradı… Vakit kazandırdı. Sis biraz dağılsın, tekrar yapacaklar zammı…

İstenirse indirim yapılsın, şirket için fark etmiyor! Neticede parasını dolar üzerinden alıyor. AKP'nin İstanbul mitinginde Avrasya Tüneli kapatıldı. Devlet
garanti vermiş, tüneli işleten şirketin umurunda mı? 
O gün tünelden geçmeyen 70 bin aracın 1.6 milyon liralık ücreti devletin kasasından çıktı.???
Şu 1 Şubat'ta yanlışlıkla yapılan zam işine gelelim. 
Yıllık enflasyon kaç açıklandı? Yaklaşık yüzde 20… 
Avrasya Tüneli'ne yanlışlıkla ne kadar yıllık zam yapıldı?
Yüzde 93… 
Neyse ki seçim vardı. Zam geri alındı.

Zam geçerli olsaydı arabayla İstanbul'da tünelle karşıya geçip dönsen 64 lira 20 kuruş tutardı. Oysa Ankara'dan Kars'a trenle gitsen 48 lira bilet parası…
Avrupa yakasına geçeceğine direkt Avrupa'ya gitsen Sofya'ya otobüs bileti 110 Türk Lirası…???Avrasya Tüneli II. Abdülhamid Han'ın hayaliydi… 1876 yılında
Tünel-i Bahri adıyla gündeme getirdi. Tüneli değil ama hiç değilse diğer hayallerini hayata geçirdi kendisi…
İlk rakı, ilk bira, ilk şampanya fabrikasını bu topraklarda o kurdu. Minnetle anıyoruz ve saygı duyuyoruz. Lakin ilk hayali bizi fena gerdi. Cebinden 5

kuruş çıkmadan yaptırmak neden payitahtın aklına gelmedi?


***

İstanbul, Erdoğan’a itaat etmedi. 

Andrey İsaev. 
DUVAR

Rus basınında geçen hafta (30 Mart-5 Nisan): İstanbul, Erdoğan’a itaat etmedi.,

Nezavisimaya Gazetesi yazarı İgor Subbotin de, ülkenin büyük şehirlerinin Erdoğan’ın kontrolünden çıktığını vurguladı. Subbotin'e göre nihai netice ne
olursa olsun İstanbul, Erdoğan’a itaat etmedi.

Kommersant gazetesine konuşan Ortadoğu uzmanları, “Erdoğan’ın büyükşehirleri kaybettiğinin” altını çizdi.

Gazetenin mikrofon uzattığı Çağdaş Türkiye Araştırma Merkezi Siyaset Bölümü Başkanı Yuriy Mavaşov, AK Parti’nin büyük şehirlerde mağlubiyetinin “ekonomik
problemlerde sorumluluğu paylaşmak için” planlanmış bir eylem olabildiğini tahmin etti. Kendisine göre Recep Tayyip Erdoğan mevcut durumu iyice kullanabilecekse elde ettikleri “galibiyetten daha faydalı” olabilir. Bunun yanı sıra Mavaşov İstanbul’daki kesinlikle planlanmış olmayan gelişmeleri “AK Parti’nin güneşinin batmasına” benzetti.

Öte yandan Rusya Uluslararası Konseyi uzmanlarından Timur Ahmetov’a göre AK Parti’nin “geri çekilişi” Erdoğan için pek etki yaratmayacak. Büyükşehirlerin
kaybedilişinin hesabı Cumhurbaşkanından sorulmaz, bunun faturası parti içindeki “köstebek”lere ve ekonomik krize kesilir.

Ahmetov, AK Parti, diğer muhalif güçlerle rekabete maruz kalırken “Kemalistler”, seçmenlere özen gösterirlerse ve onlara “alıştıkları dilde” hitap ederlerse
ileride konumlarını sağlamlaştırabilir, dedi.

Nezavisimaya gazetesi yazarı İgor Subbotin de, ülkenin büyük şehirlerinin Erdoğan’ın kontrolünden çıktığını vurguladı.

Nihai netice ne olursa olsun İstanbul, Erdoğan’a itaat etmedi. Ankara’da kazanan Mansur Yavaş bir suç bahanesiyle ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Subbotin’in
deyişiyle bu da Erdoğan’ı saran korkunun işareti. Yerel seçimi Erdoğan’a güven referandumu olarak değerlendirirsek, vatandaşların, Cumhurbaşkanının çizdiği
yoldan devam etmek istemediklerini göreceğiz ifadesini kullanan Subbotin, “Erdoğan’ın yapacak tek bir şey kaldı, o da dış düşmanların sinsi planlarından
milleti kurtarmaya devam etmek”, dedi.

Nezavisimaya’nın da röportaj yaptığı Timur Ahmetov AK Parti’nin idealist ve vatandaşlara hizmet eden bir parti olmaktan çıkıp bir Cumhurbaşkanlık Dairesi
haline geldiğini ifade etti.  Uzmana göre “hırs dolu aşırı milliyetçilerle birlik içinde yürümeye mahkum Erdoğan ciddi krizlerle karşı karşıya gelebilir”.
Ahmetov, Türkiye liderinin ana amacının toplumu kutuplaştırmak suretiyle siyasi hayatını sürdürmek olduğunu anlattı.

Aynı gazete yazarlarından Vladimir Muhin, 8 Nisan’da Erdoğan’ın Putin’e “Kürtlere karşı yeni bir operasyon hakkında bilgi vereceğini” öne sürdü.
Recep Tayyip Erdoğan ile Hulusi Akar’a atıfta bulunan Muhin, “Suriye’de Ankara’nın, terörist saydığı Kürt militanlarına karşı yeni operasyona başlayacağını” iddia etti. 

YPG’yi destekleyen ABD bu tür hamlelere sürekli karşı çıkarken Moskova’nın tutumu hâlâ meçhul. Yazara göre mart ayı boyunca Moskova ve Ankara bu konuyu tartıştı.

“Rusya’nın sessizliğinden faydalanan Türkiye’nin Afrin’i işgal ettiğini” hatırlatan “askeri uzman” Albay Şamil Gareyev, “işgal altındaki topraklarda Türkiye
yanlısı militanların zorbalık yaptığını” ve yerli halkın “Türkiye’nin tayin ettiği bürokratlar tarafından yönetildiğini” iddia etti. Kendisine göre “güvenli
bölge bahanesiyle” TSK Suriye’nin kuzey sınır topraklarını “işgal ettiği takdirde” orası da aynı duruma düşecek.

Gazeteye konuşan Rusya Harp Akademisi Üyesi Sergey Sudakov durumu değerlendirirken Şam ve onu destekleyen Moskova ile Tahran yeni operasyona karşı çıksa bile Ankara daima kendi çıkarları peşinde olur, gerisine bakmaz, diğerlerin çıkarlarını önemsemez, dedi.

Voyennoye obozreniye sitesi yazarlarından Gennadiy Granovskiy, makalesine “Türkiye ekonomisinin girdiği krizden sorumlu olan tek Erdoğan değil” başlığını
koydu.
Bundan kısa bir süre önce Türk Akımı’nın deniz ve kara kısımları birleştirildi. Çok mütevazi törene iki ülkeden ne siyasetçi ne bürokrat katıldı. 

Çünkü Granovskiy’nin deyişiyle “bugün Türkiye kutlama havasında değil”. Resesyona giren ekonominin enerjiye ihtiyacı azaldı. Rusya’nın ihracatının çok büyük kısmını teşkil eden doğal gaz, buğday ve demir sevkiyatı adeta dibe vurdu.

“Uzmanlara” atıfta bulunan yazar, sonu görünmeyen ekonomik krizi 2016 darbe girişimine bağladı. Darbe sonrası durumu “sakinleştirmeye” çalışan Recep Tayyip
Erdoğan millete ekonomik kalkınmayı “ibraz etmek” zorundaydı. Yatırım kaynağı, dış borçlar oldu. Neticede enflasyon yükseldi, Merkez Bankası’nın faiz arttırma girişimini frenleyen Erdoğan, Türk Lirasını düşürdü. Sermaye kaçışı başladı, sanayi daraldı, işsizlik arttı.

Krizin ikinci sebebi ise Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanan gerginlik. Türkiye’den ithal edilen alüminyum ve çeliğe vergi artıran ve Ankara’yı politik
açıdan tehdit eden Donald Trump yatırımcıları iyice “korkuttu”.

Yazıyı bitirirken Granovskiy, son yıllarda Rusya’nın en büyük ticari partnerleri arasına giren Türkiye’deki krizin Rusya ekonomisini de önümüzdeki süreçte
olumsuz etkileyeceğini savundu.

Vzglyad.ru sitesinde yayımlanan ve Aleksandr Kolpakov ile Aleksey Neçayev imzalı yazıda “Erdoğan’ın İmparatorvari planlarının” Rus Ortodoks Kilisesi’nin
işine geldiği öne sürüldü. Aya Sofya’nın camiye çevrilme ihtimalini değerlendiren uzmanlar, Fener’in Ortodokslara yaptığı etkinin azalacağını dile getirdi.

Gazeteye konuşan Ortodoks Uzmanlar Derneği Başkanı Kirill Frolov, Erdoğan’ın Patrik Bartholomeus’a Aya Sofya’nın kapısını kapattığını savundu. Frolov’a
göre patrik, Rusya ile stratejik ve ekonomik ilişkileri güçlendiren Türkiye devletinin düşman konumuna düştü.

Öte yandan “Ortadoğu-Kafkas” Araştırma Merkezi Başkanı Stanislav Tarasov, Erdoğan planını gerçekleştirirse Fener’in eski Sovyet topraklarına nüfuzu azalır,
dolayısıyla Rus Ortodoks Kilisesi’ninki artar, dedi.

Rossiya-Kultura TV kanalının yayımladığı röportajda Kırım’daki Bahçesaray Han Sarayı’nda yürütülen kazı ve restorasyon çalışmaları anlatıldı. Sarayın baş
mimarı Rustem Umerov’a göre yarımada Rusya’ya katılalı sitede çoğu sikke, pipo ve silah parçası olan 10 bin kadar obje bulundu.

Bugün çalışmalar, saray alanında bulunan güneş saati, abdest yeri ve “Rus edebiyatının kurucusu” gayri resmi unvanına sahip Aleksandr Puşkin’in “Bahçesarayı çeşmesi” şiirinde anlattığı çeşmelerde yoğunlaştı.


16’ncı yüzyılda inşa edilen sarayın daha eski bir bina temelinde kurulduğunu keşfeden arkeologlar şimdi o eski binanın ne olduğunu araştırmaya çalışıyor.

***

25 Kasım 2017 Cumartesi

Vergi Cennetinin Çocukları,

Vergi Cennetinin Çocukları,


MURAT MURATOĞLU
Geçen yıl ifşa olan Panama Belgeleri'nden sonra şimdi de Paradise Belgeleri açıklanıyor. Az buz değil 91 medya kuruluşundan 382 gazeteci 13.4 milyon belge ile bir yıldır uğraşıyor.

Belgeler, gizlilik politikası uygulayan 19 farklı vergi cennetinin kayıtlarını içeriyor. Vergi cennetleri ne? Kaçırılan vergilerin biriktiği yerler olarak tanımlanıyor.

* * *
Kim bilir kimler çıkacak? 

Çıkanlardan biri belli, Başbakan Binali! Binali Yıldırım'ın Oğullarının 5, Dayısının 2, Yeğeninin yöneticisi olduğu 4 şirket bulunuyor.

İyi de oğulları neden vergi cennetinde şirket kurma ihtiyacı hissettiler? Babaları ülkeyi yönetirken ne tür bir zorluk yaşamışlar? Söyleseler de, Türkiye'de bu eksiklikler düzeltilse… Herkes nasiplense…

* * *
Bu şirketlerin iki tanesine İstanbul İhracatçılar Meclisi Yılın İhracatçısı Ödülü'nü alan Salih Zeki Çakır, Başbakanın ailesi ile birlikte ortaklar…
Salih Zeki Çakır Ulaştırma Bakanlığı'ndan aldığı ihalelerle tanınıyor. Şu şansa bakın ki Başbakan da daha önce 58, 59, 60, 61 ve 64'üncü hükümetler de Ulaştırma Bakanlığı görevlerini yürüttü.

* * *
Belgelerden dişe dokunur bir sonuç çıkar mı? Türkiye'de hiçbir şey çıkmaz! Çıksa da, “Cami yaptıracaktık, onun parasıydı bu!” derler, geçerler…
Daha önce demediler mi? Sıyrılıp gitmediler mi? Üç bakan rüşvet alırken suçüstü yakalandı. Meclis'te cayır cayır aklandı… Paraları faiziyle iade edildi. Adamlar bir de üzerine para alıp gitti!
Biri hâlâ saatine bakıyor, ötekisi takım elbiseleri giyip çikolatalarını yiyor, diğeri altı adet çelik kasanın yanına para sayma makinesi yerleştiriyor.

* * *
Gerçi hepsi tatmin edici açıklamalarla konuyu bağlamışlardı. Yalnız Amerika bunlara inanmadı, gitti Zarrab'ın rüşvet davasına bağladı! Aşk olsun, ne alakası var?
Oysa ekonomi bakanı Zafer Çağlayan 1 milyon 150 bin liralık saati peçeteden fatura göstererek akıllarda şüpheye yer bırakmamıştı. “Türkiye'nin şahlanışından rahatsız oldular” diyerek 52 milyon dolar değerindeki açıklamayı patlatmıştı…

* * *
Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış; “ Hediye Türk geleneğidir ” deyip, kaybolan değerlerimizi hatırlatıp adeta bir insanlık dersi verdi. Çikolataların neli olduğunu hiç söylemedi!
İçişleri bakanı Muammer Güler; “ Oğlum biraz pintidir, işyerini kapatınca kasalarını da evine taşıdı ” dedi… Meğer kasalar içleri doluyken taşımışlar, sırt ağrıları bir türlü geçmedi…

* * *
Zamanın Bilim bakanı Fikri Işık: “ Teknik incelemeye gerek yok, o ses kayıtlarının montaj olduğunu hissettim” deyip derin hissiyatıyla Savunma Bakanlığı'na terfi etti.
Amerika'nın teknolojisi montajı hissedemedi demek ki… Gitti inceledi.
Sonuçta ne olur? Önce dış mihraklar sonra Kılıçdaroğlu suçlu bulunur!

***