Hablemitoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hablemitoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2017 Perşembe

ALIN SİZE ÖNDER; (EMİNE ÜLKER TARHAN GERÇEĞİ )


ALIN SİZE ÖNDER; (EMİNE ÜLKER TARHAN GERÇEĞİ ) 


AHMET AKIN
Ahmet Akın/t2174a
21 Kasım 2014
t2174a@hotmail.com

Bugün ülkenin bir karşı devrim, fiili bir işgal hazırlığı içinde olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Fakat bunlar bir anda değil, adım adım, sindire sindire, hatta göz göre göre yapıldı ki, bu durumun asıl failleri ve sorumluları başta siyasetçiler olmak 
üzere, olacakları bildikleri halde görevlerinin gereklerini yerine getirmeyenlerdir. 

(Sadece son 10 yılı Kastetmiyorum, bugünkü sonuç dünün birikimidir.)

Ve bugün eğer iktidar sahiplerinin çıkarları aksine adım atacak olursanız (ki artık bunu yapamazsınız), gözünüzün yaşına bakılmaksızın, her türlü iftira ve 
yaptırımla karşılaşır, hakkınızı arayacak bir kurum da bulamazsınız.

Gerçek şu ki, artık herkes izin verildiği ölçüde hareket kabiliyetine sahip! Bu çerçevenin dışına çıkıldığı takdirde aklı başında olan herkes neyle karşı 
karşıya kalacağını bilir!..

Buna rağmen ülkede hala bir demokrasi ortamı varmış gibi hava estirilmekte, seçimlerden, partilerden, siyasilerden medet umulmakta, toplumun gözünden 
gerçekler kaçırılmakta ve gizlenmektedir.

Açıkçası bunlar, mevcut ortamda hiçbir getirisi olmayan, halkı oyalama taktikleridir.

Bugün eğer siz insanlık adına bir şeyler yapma niyetinde ve gayretindeyseniz, Atatürk’ün gerçekten manevi mirasçısı ve O’nun fikirlerinin savunucusu iseniz, 
bilin ki size siyasi arenada yahut vb. ortamlarda yaşam hakkı tanınmaz, toplumu yönlendirmenize izin verilmez.

Düşünün ki, halka gerçekleri haykıran Atatürk’ün gerçek manevi mirasçıları Hablemitoğlu, Uğur Mumcu, A. Taner Kışlalı gibi aydınlarımız halihazırda böyle bir ortam oluşmamışken susturuldular.

Sahip çıkan, haklarını arayan da olmadı, çünkü onların arkasında kimse yoktu; tıpkı bugün Türk milletinin sahipsizliği ve arkasında kimse olmadığı gibi…

Şöyle de diyebiliriz, bugün artık birilerinin izni ve onayı olmadan, bu ülkede açıktan kimse Atatürk milliyetçiliği yapamaz. İzin vermezler; sadece 
‘Atatürkçülük’ yapılmasına izin verilir ki, aradaki fark önemlidir.

Ne bir siyasi partinin başı, ne üniversite rektörlüğü, ne bir askeri yahut polis teşkilatının üst kademeleri, ne de belli başlı stratejik noktalar… hiçbir karar 
merciinde söz hakkı tanınmaz, halkı Atatürk’ün milliyetçilik esaslarına göre örgütlemenize müsaade edilmez. Bunun için gerekli tüm önlemler alınmıştır.

Bunların aksini iddia edenler veya edecekler, Akp‘nin bugüne dek yaptıklarına baksınlar;

Kaldı ki adına ‘Ergenekon’ dedikleri aşamada susturulanların, içeri atılanların hepsi Atatürkçü ve vatansever bile değildi, fakat her hükümet karşıtı eylem ve 
söylemde bulunan, muhalif tavır takınan öyle lanse edildi.

Akp ve Erdoğan (daha doğrusu onu yönlendirenler) kendisine ve amacına engel teşkil edecek unsurları susturmuştur, gariptir bunların içinde sosyalisti, 
kürtçüsü de vardır, Apo’nun dostları da… Temelde aynı bölücü zihniyetin hizmetkarlarıdırlar, fakat bunların bir kısmı Amerikancı olmadıkları, bir kısmı 
da Rus emperyalizmi yanlısı oldukları veya Amerikan çıkarlarına karşı oldukları gerekçesiyle içeri alınmışlardır. Kimisi daha sonra içeride devşirilmiş, şartlı 
salıverilmiştir.

( Bunların kimler olduğunu, son dönem gelişmeleri takip edenler tahmin edeceklerdir.)

Bu kişilerden bazılarının Anti Amerikancılık propagandası yapması, halkın gözünden bazı gerçekleri kaçırmak içindi. Mesela bunlar hiçbir zaman bir Rus 
emperyalizmini eleştirmemişlerdir, varsa yoksa Amerikan emperyalizmi… 
Dolayısıyla antiemperyalistlikle alakaları yoktur, amaç bir ‘devir teslim merasimi’nden; yani bahsettikleri gibi tam bağımsızlıktan yana değil, Türkiye’yi 
birinin pençesinden alıp diğerine teslim etmekten ibarettir.

Tabi içeri alınanların tümünü aynı kefeye koymuyoruz. Sapla saman bilinçli olarak karıştırılmıştır çünkü.

İşte, mevcut iktidar sahipleri ve arkasındakiler için her dönem asıl tehlikenin Türk milliyetçiliği olduğu gerçeği göz önünde bulundurulursa, böyle bir ortama 
müsaade edilip edilmeyeceği daha net anlaşılır ki, bugün halkın önüne sürülen bazı milliyetçi yapılanmalar aslında kontrol altında tutulmaktadır.

Fakat bu yapılanmaların içinde olanların birçoğu durumun farkında değildir çünkü iş, hareketin başını çekenlerde bitmektedir.

Bugün belli bir kitle üzerinde söz sahibi olan birtakım kişilerin ya Atatürk’ün devrimcilik anlayışıyla ilgileri yoktur ve bundan dolayı kendilerine yol 
verilmektedir, yahut sistemin çıkarlarına bilerek ya da bilmeyerek hizmet etmekte, dolayısıyla halk oyalanmaktadır ki, boşa akıp geçen zaman karşı tarafın lehine işlemektedir.

Aksi takdirde durumun vehameti görülmüş, artık siyasi partiler ve söylem Atatürkçülüğü ile bir sonuç alınamayacağı anlaşılmış ve halka da uygun bir dille 
anlatılmış olurdu.

Düşünmek gerekir ki, Erdoğan amacına engel teşkil eden herkesi, her kurum, kuruluş, örgüt ve yapılanmayı hiçbir gerekçe göstermeden saf dışı bırakmış, 
kimilerini de devşirmiştir. Bu değişim ve tasfiyeler için gerekli şartlar zaman içinde oluşturulmuş ve kaçınılmaz olan gerçekleşmiştir.

Halka doğruları yazıp söyleyecek bir avuç aydın kesim ise sesini duyuracak ortamlardan mahrum bırakılmış, milliyetçi yapılanmalardan dışlanmıştır.

‘Bakın, ülkede demokrasi var, aksi durum söz konusu olsaydı kimse muhalefet yapamazdı’ izlenimi vermek için de, kimilerinin iktidara açıktan karşı 
propagandada bulunmasına izin verilmiş, göz yumulmuştur. (Yalnız belli koşullarla. Zira bu, oyunun kurallarındandır.)

Fakat inisiyatif ve otorite, mutlak Erdoğan’dadır, çünkü yasalara göre hareket eden değil, yasaları kendine ve amacına alet eden, ‘yasa koyan’ konumundadır ve kimse de bu durum karşısında bir şey yapmamakta, yapamamaktadır.

Bir ‘FAKAT’ daha var ki, o da uyuyan devin uyanması, uyandırılması korkusu ve tehlikesidir! 

İşte Erdoğan ve diğerlerinin asıl korkusu, Türk milletinin ayağa kalkması ve bu oyuna bir son vermesi ihtimalidir.

Bütün bu takiyye, ikiyüzlülük, diktatörlüğünü açıkça ilan edememe vs.. , Türk milletinin gazabından çekindikleri, Türk’e esareti açıkça kabul 
ettiremeyecekleri içindir.

Göstermelik te olsa düzenlenen ‘Atatürk’ü Anma Merasimleri’ de bu sebeptendir. Çünkü Atatürk’ü bu milletin kalbinden ve zihninden kazıyıp atmanın hiç te 
düşündükleri kadar kolay olmadığının bilincindedirler.

Ben burada ne yapılması gerektiğinden ziyade, yapılan yanlışı- yapılmaması gerekeni ortaya koymak istiyorum ki, bu da çözümün bir parçası ve bir adım 
sonrası için önemlidir.

Bugün tam bir kuşatılmışlık altında olduğumuz konusunda kuşkuya yer yok.

Toplum maddi manevi baskı altına alınmış, düşünme ve karar verme yetisi 
zayıflatılmış, psikolojik operasyonlar yaşamın her alanına serpiştirilmiş…

Sağlıklı düşünebilen, bir şeylerin farkında olan çok az, olduğunu zannedenler de 
buzdağının sadece görünen kısmının farkında.

Halkın algısıyla çok rahat oynuyorlar, bir siyasinin (ya da partinin) ömrü biter bitmez (deşifre) hemen bir diğerini öne sürüyorlar ki, o kitle başıboş kalmasın 
ve halk uyumaya devam etsin; toplumda her şeyin, her sorunun mutlak koşul ve şart altında siyasetle çözüleceği görüşü hakim olsun!

İktidara muhalif gözüken partiler ve kadroları bir bayrak yarışı içindelermiş gibi, bayrak bir siyasinin elinden diğerine el değiştirip durmakta, gerçekteyse 
değişen sadece isimler, yüzler olmaktadır. Temel anlayıştaysa değişen bir şey yok ve bugüne kadar bunun örneklerini defalarca gördük, fakat hala da bu ucuz 
numaraları afiyetle yiyoruz.

Birileri çıkıp bunun böyle olmadığını söyleyince de, duygusal davranarak o kişiyi günah keçisi ilan ediyoruz. Ne zaman ki acı gerçeklerle yüzleşiyoruz, o 
vakit aldatıldığımızı fark ediyor, fakat ne fayda ki kaybeden yine biz oluyoruz…

Halbuki biraz üzerinde düşünülse, uyarılara kulak verilse, gözlemlense, araştırılsa her şeyin basit birer siyaset oyunundan ibaret olduğunu göreceğiz.

İş bu noktaya geldiğine göre Chp’den ayrılan ve şimdilerde yeni bir partiyle karşımıza çıkan E. Ülker Tarhan’ın durumundan artık söz edebiliriz.

Kendisine ve partisine gönül vermiş olanlar, samimiyetine inananlar olabileceğini de gözönüne alarak, ben de eleştiri hakkımı kullanmak istiyorum.

Biliyorum ki E. Ülker Tarhan’a ve yeni partisine gönül verenler samimi ve iyi niyetliler, bundan şüphem yok. Ben burada bir girişimi baltalamak amacıyla 
değil, bazı gerçeklere dikkati çekmek, resmin bütününü göstermek amacıyla yazıyorum. O bakımdan bu aslında yapıcı bir eleştiridir.

Yani birinin çıkıp, kralın çıplak olduğunu söylemesi bazılarını rahatsız edebilir.

***

-Chp’nin iki numaralı adamı; Chp Genel Başkan Yardımcısı, Habur’da Pkk’lı teröristlerin davul zurna eşliğinde ülkeye sokulması esnasında başrolde yer alan, Pkk’nın avukatı, Sezgin Tanrıkulu!

-Pkk’lılar tarafından kaçırılma numarasıyla ünlenen, teröriste; ‘’Hak savaşçısı kardeşlerimiz’’, Atatürk’e ‘’soykırımcı’’ diyen Chp Tunceli Milletvekili Hüseyin 
Aygün!

– ‘’ Ne Atatürk rozeti, ne Türk bayrağı, ne türban’’ diyerek Atatürk ve Türk bayrağını türbanla eşdeğer tutan, nötrleştiren Sema Pekdaş!

-‘’Ben Atatürk ilke ve devrimlerinin bekçisi değilim, olmak ta istemiyorum’’ diyen Chp Bursa milletvekili Sena Kaleli!


Çok daha fazlası var, bunlar belli başlı bilinenler ve tüm bunlara sahip çıkan, söylem ve düşünceleriyle onlardan hiç de geri kalmayan, kokmuş balığın başı bir Kemal Kılıçdaroğlu var Chp’nin başında ki; tıpkı diğerleri gibi o da Atatürk’ü soykırımla suçladı, Dersim İsyanı’nı ‘katliam’ olarak niteledi! Hem de bunlar 
bugün değil kaç yıl evvel yazıldı, söylendi.

Böylece Akp ve Kürtçülerle aynı çizgide olduklarını gösterdiler! Yani görmek isteyen için bu kadarı da kafi.

Bu kişiler Chp’nin içine bilinçli eller tarafından bir plan dahilinde sokulan kişiler.
Şimdi bu köstebekler Chp’ye gökten zembille mi indirildi, bir araya toplaştırıldı da, Atatürk’ün kurduğu partinin adına ‘’Y-CHP’’ denildi?

Tüm bunlar olup biterken birileri de ısrarla yazmaya, halkı aydınlatmaya çalışıyordu…

– Peki E. Ülker Tarhan bunlardan bihaber miydi, yahut bu köstebeklerle ülkenin iyiye gideceği gibi iyimser bir beklenti mi içerisindeydi? Yoksa gaflet mi demeliyiz!

– Kürtçüden daha Kürtçü, bölücüden daha bölücü söylem ve eylemlerde bulunan Chp milletvekillerinin asıl niyetlerini, ne amaçla Atatürk’ün partisine monte 
edildiklerini anlayacak bilgi birikimine sahip değil miydi E. Ülker Tarhan?

– Yoksa Chp içinde bizim bilmediğimiz bir ayrılıkçı grup, parti içinde parti örgütlenmesi mi vardı? Var idiyse bu ne menem bir çelişki, nasıl bir anlayıştır?

– Atatürk’e hakaretler edilir, Cumhuriyet’in altı oyulurken, (üstelikte mebusu olduğu partisi Chp ve arkadaşları tarafından) nasıl bunca şeye sabredebildi, 
nasıl onlarla aynı sıraları paylaşabildi, neden gereğini yapıp milletvekilliğinden, tüm konum ve statüsünden vazgeçip sine-i millete dönmedi de 
bu kadar bekledi?

Asıl tehlike arzeden görünürdeki düşman mıdır, yoksa amacını gizleyen mi? Y-Chp’nin Bdp’den ne farkı vardır, adından başka? Kaldı ki Bdp bunlara göre daha 
bile dürüsttür; en azından amaçlarını gizlememektedirler, en azından karşımızdaki düşmanın kim olduğunu ve amacını biliyoruz.

Bunun için ”Y-Chp” denilmedi mi, bu truva atları bu yüzden sokulmadı mı Chp’nin içine?

Türk halkını cepheden yıkamayacaklarını bildikleri için değil midir, cephe gerisinden yıkma gayretleri?

– Peki Chp’nin eski bir milletvekili olarak, ülkenin bölünmesi yolunda atılan adımlar ve alınan kararlarda hiç mi pay sahibi değildir E. Ülker Tarhan? Bu 
vebali nasıl taşımayı düşünmektedir?

– Ülke bölündükten sonra istifa etmenin, bu dakikadan sonra siyasi manevraların, yeni parti kurmanın bu millet için çok geç kalınmış bir proje olduğunun acaba  farkında mıdır E. Ülker Tarhan?

– Uzağa gitmeye gerek yok, daha geçtiğimiz seçimler iktidar sahiplerinin oylar üzerinde göz göre göre nasıl oynadığını ve kendilerini kimseye hesap vermek 
mecburiyetinde dahi hissetmediklerini, artık seçim ve demokrasinin bir oyundan ibaret olduğunu bilmez mi E. Ülker Tarhan?

- Tüm bu bilinen ve bilinmeyen gizli kalmış durumlar yaşanırken, kendisine birileri tarafından susması, sessiz kalması yönünde ikaz ve telkinlerde 
bulunuldu mu, bulunulduysa neden çıkıp bunları açıklamadı? Bulunulmadıysa neden istifa etmedi, neden Atatürk’ün mirasçısına yakışır bir tutum sergilemedi de bu ihanetlere ortak oldu?

Bunlar merak edilen konulardan bazıları.

Bugün Erdoğan padişahlığını ilan etmiş, kim gelirse gelsin değişen sadece isimler olmuş, tüm siyasi partiler aynı amaca kilitlenmiş (görüntüde 
muhalifler), ülke işgal altında parça parça bölünmüş, sınırlar kevgire dönmüş, ‘LOZAN’ yırtılıp çöpe atılmış yerine ‘SEVR’ resmen uygulamaya sokulmuş, T.B.M.M. terör yuvası haline dönüştürülmüş, Atatürk’ün bırakın devlet politikalarını, mecliste ve dahi medyada adını anmak yasaklanmış, ülke yabancı ajanlardan geçilmez olmuş, Türk ordusu sindirilmiş, Türk halkı desen son nefesini vermeye hazırlanmakta… Ve siz, bu şartlar altında hala siyasi partilerden medet mi ummaktasınız!

Bu nasıl bir gaflettir, nasıl bir tezgahtır?

Nerede gerçekçilik ilkesi?
Bu şartlar altında hala bu şekilde düşünebiliyorsa E. Ülker Tarhan, ya çok saftır, ya ne yaptığını bilmiyordur ya da… bir bildiği vardır mutlaka!..

Duruma en iyimser bakış açısıyla yaklaşacak olursak, E. Ülker Tarhan ve kadrosunun sadece ‘Atatürkçülük’ yapmasına izin verirler ki, olan yine Türk 
milletine olacaktır.

VE GERÇEK:

Artık Türkiye’de bir takım şeyler, siyasi ve meşru yollarla düzeltilemeyecek kadar vahimdir! Çünkü bütün köşe başları tutulmuştur.
Bir defa mevcut koşullarda ‘alın size önder’ diyerek önünüze birini sürmezler.

Bu andan itibaren samimiyetine inanılması gereken, önderlik vasfına talip olanlar, siyaset oyunlarının arkasına saklanarak, vatanseverlik postuna 
bürünerek değil, ispatla olmalıdır.

Önderlik odur ki; talip olduğu, çıktığı ve inandığı yolda ölümü göze alabilmelidir. 

Olası başarısızlık ihtimalinde kaybeden sadece halk olmamalı, kendisi de halkla aynı akıbeti paylaşmalıdır.

(Yani bugüne dek görevini ve halkı istismar edenler gibi; ‘çabaladım, elimden geleni yaptım olmadı, ne yapayım’ tarzında duruş sergileyen, sonrasında yaşam 
kalitesinden ödün vermeyen, fakat halkı bir kademe daha çıkmaza sürükleyenlerden 
önder olmaz!)

Kısaca vaat dönemi tükenmiş, artık Türk milletinin boş vaaz dinleyecek zamanı kalmamıştır.

Ahmet Akın/t2174a
21 Kasım 2014
t2174a@hotmail.com

***