ORDUMUZ ÜZERİNDEKİ OYUNLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ORDUMUZ ÜZERİNDEKİ OYUNLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2020 Pazar

ORDUMUZ ÜZERİNDEKİ OYUNLAR!..,

ORDUMUZ ÜZERİNDEKİ OYUNLAR!..,



Bir devleti çökertmenin ve dış güçlerin çömezi haline getirmenin en önemli iki şartı vardır.

    1- "ORDU"sunu zayıflatmak,
    2- Yurdunu federasyonlara ayırmaktır.

Bu İki aşamanın ilk iki ayağı ise;

a- Ahlaki ve psikolojik değerleri dejenere etmek.
b- Ekonomik ve siyasi dengeleri ele geçirmektir.


Maalesef ülkemizde ahlaki değerler yozlaştırılmış, ekonomik dengeler dış güçlere kaptırılmıştır.

Şimdi de Ordumuzu dağıtma ve yurdumuzu parçalama planları başlatılmıştır.

İslam'dan esinlenerek ve İstanbul'un fethinden etkilenerek, 500 yıl önce oluşmaya başlayan Avrupa'da; Yahudi sermayesi bugün ekonomiyi ele geçirmiş, ahlaki ve aile hayatını bitirmiştir. Amerika'da tekelleşmiş olan bu sömürücü sermaye; dünyayı hâkimiyeti altına almak istemektedir. Bütün yeryüzünde Siyonist sermaye devletini ve Büyük İsrail hâkimiyetini oluşturma çabası içerisindedir. Bu hedefe ise adım adım ilerleyerek gelmiştir.

Önce Avrupa'da feodalizmi yıkarak krallıkları getirmiştir. Sonra krallıkları yıkarak cumhuriyetleri getirmiştir. Sonra cumhuriyetleri yıkarak birleşik devletleri oluşturmuş ve dünyayı sosyalizm ve kapitalizm olarak bölüp şekillendirmiştir. Şimdi de tek kutuplu bir dünya hâkimiyeti peşindedir.

Önce karşılıksız ulusal paraları geliştirmiştir. Avrupa Merkez Bankası'nı kendi eline geçirmiştir. Amerika Merkez Bankasını devletleştirmek isteyen J.Kennedy'i öldürtmüşler dir. Dolar ve Euro hakimiyeti ile ulusal merkez bankalarını tamamen emrine almak peşindedir. Böylece tahsildarsız ve ordusuz bir vergi politikası ile dünyayı yönetmek istemektedir. Ulusal orduları etkisiz hale getirmek son hedefleridir. Milli ordular şeklen kalacak; ama o ordular kendi uluslarının hukukunu koruma yerine, tekelci Siyonist sermayenin bekçiliğini üstleneceklerdir.

Irak Ordusu nu; İran'a saldırtan ve sekiz sene savaştıran kendileridir. Şimdi de, Irak parçalansın Türkiye ortadan kalksın! Parça parça devletçikler kurulsun!" diye çalışanlar aynı güçlerdir. Önce topraklarımıza kendi askerlerini yerleştirecekler; ondan sonra da Türk ordusunu küçülterek zayıf düşürecek ve ülkemizi böleceklerdir.

Özetle "büyük sermaye" kendisini hiç sıkıntıya sokmadan ve riske atmadan dünyayı yönetmek istemektedir. Tarihte güçlü ordular olmuştur. Alman Ordusu, Japon ordusu, Rus ordusu ve Osmanlı ordusu, İngiliz ordusu, Fransız ordusu gibi... Tekelci Siyonist sermayesi 20. yüzyılda bu orduların hepsini çeşitli yöntemlerle birbirine vuruşturup bitirmiştir. Bugün sadece Amerikan ordusu vardır. Dünyada başka herhangi güçlü bir ordu bırakmamayı amaçlamıştır...

Ancak henüz alt edemediği ve tamamen ele geçiremediği iki ordu daha vardır: Türk ordusu ve İran ordusu.

Irak savaşında İran; Batıda modeli bulunmayan "halk ordusu" ile Irak'ı yenmiştir. Ondan sonra da hiçbir ordu ile savaşa girmemiştir. Henüz Amerika Ona saldırmamıştır. Ancak bu yönde bir hazırlık içindedir. Ne olacağı bilinmemektedir.

Bölgemizdeki ikinci güçlü ordu " Türk Ordusu "dur. Zaten Türkler, ordu millettir. Her ferdi her an savaşa hazır demektir. Osmanlı ordusu 1. Cihan Savaşı'nda yenilmemiştir. Müttefiklerin yenilmesi sonunda, o da teslime mecbur edilmiştir. Bu teslim de, bugün Irak'ta olduğu gibi, ittihatçı Mason Bakanların ve komutanların ihaneti sonucu gerçekleşmiştir. Yoksa düşman orduları Çanakkale'yi geçememişlerdir!..

Dağılmış olan Türk ordusu Kuvay-ı Milliye olarak yeniden toparlanıp dirildi ve "İstiklal Savaşı"nı zaferle bitirdi. II.Dünya Savaşı'na girmedi. NATO'ya kabul edilme hatırına Kore'ye gitti ve büyük başarılar kaydetti. 1974'te bir haftada Kıbrıs'ı aldı. Yugoslavya'ya, Afganistan'a barış gücü olarak katıldı. Kısaca Türk Ordusu her yerde sadece zafer kazanmıştır. Türkiye NATO'da önemli görevlerde bulunmuştur... NATO'nun içinde ABD'den sonra ikinci güç olmuştur.

Siyasi Siyonizm'in Öncüsü Thedeor Herzlin Planı, Türkiye'yi 1997'de yıkıp parçalamak ve İsrail İmparatorluğunun hududunu Anadolu'nun içlerine sokmak idi. Ama Milli Görüş ve Erbakan faktörü yüzünden bu şeytani hedef sürekli ertelendi. IMF'ci sermayenin ve TÜSİAD'cı işbirlikçilerin şimdi en büyük derdi "Türk Ordusu"nu nasıl etkisiz hale getirebilirizdir. Dış güçler ısrarla bunun peşindedir. Bunun için kendine göre planlar üretmişlerdir..

1- Bunlar;

a-Güçlü ordusu ve Milli Görüş şuuru ile Türkiye Avrupa Birliği'ne girerse, Avrupa'ya sorun olur. Çünkü Avrupa'nın en güçlü ordusuna sahip olacaktır, Avrupa'nın en kalabalık nüfuslu üyesini oluşturacaktır. Ve aynı zamanda Avrupa'nın en genç, dinamik ve nüfusu sürekli artan bir ülkesi konumunda olacaktır... Bu durum AB'nin geleciğini tehdit edebilir diye endişe duyulmakta dır... En önemlisi de, Asya ile köprü teşkil etmesi nedeniyle Türkiye Avrupa ticaretini eline geçirebilir ve böylece güçlenip bütün Avrupa'ya hükmedebilir korkusu yayılmaktadır.

b-Türkiye'nin Avrupa dışında kalması ise daha da tehlikeli görülmektedir. Gelişmekte ve büyümekte olan Türkiye güçlü bir İslam ülkesi olarak yeni oluşumlara öncülük edebilir. Bu itibarla Avrupa ne yapıp yapıp "Türk Ordusu"nu mutlaka küçültmeli ve Türkiye parçalanıp bölünmelidir. Ancak bundan sonra Avrupa Birliği'ne alınmalıdır!? Düşüncesini taşımaktadır. İşte tekelci Siyonist sermaye bu mantıkla AB'yi kışkırtmaktadır: "Avrupa Birliği'ne alacağız! Vaadiyle "Türk Ordusu"nu parçalatmak istemektedir. Sonradan alacakları da şüphelidir.

Aslında bugünkü AKP iktidarı Avrupa'nın ordumuzu parçalama planından doğmuştur. Mesut Yılmaz'ı Avrupa'ya çağırdılar; " Orduyu dağıtırsanız, Biz Sizi AB'ye alacağız!" dediler.

O da Türkiye'ye geldi, Tansu Çiller'le görüştü. Ona başbakanlık verilecek ve ordu dağıtılacaktı. Çiller kabul etmedi. Şimdi bu nedenle O'nu harcadılar. Bahçeli ve Bülent Ecevit de onlara direndikleri için saf dışı bırakıldılar. Ve AKP'yi; AB'ye alınmak karşılığı ve Orduyu zayıflatmak koşuluyla iktidara taşıdılar.

2-Komünizmin iflasıyla Sovyetler parçalanmıştır. Şimdi de Rusya'yı dağıtmak amaçlanmıştır. Hedef; Müslümanlarla Ortodoksları savaştırarak Rusya devletini yıkmaktır. Bunu başarmak için: Türkiye Avrupa Birliği'ne alınacak, Rusya ise alınmayacaktır. Rusya'daki Müslüman halk kışkırtılarak Rusya'nın dağıtılması planlanmıştır. Daha sonra Sibirya'nın da Rusya'dan koparılmasıyla; parçalanmış olarak iki-üç devletçik biçiminde Avrupa Birliği'ne alınacaktır. Bugünkü yapısı ve politikasıyla Rusya onlar için uygun bulunmamaktadır.

Siyonist sermaye güya El-Kaide ve Vahabiler desteğiyle Rusya'yı ve Çeçenleri birbirine kışkırtarak; ve bunun arkasında Türkiye olduğu fikrini yayarak batı dünyasını kandırmakta ve bu nedenle "Türk Ordusu"nun dağıtılması gerektiğine bütün dünyayı inandırmaya çalışmaktadır.

3- Bugün Çin'de 300 milyon Müslüman vardır. Yani Çin'deki her beş kişiden biri Müslüman'dır. Çin'deki Müslümanlar ticaret hayatında; önemli ve etkili bir konumdadır. İşte bu yüzden; Doğu Türkistan'ı da yine Siyonist sermaye kışkırtmakta, bunun suçunu da Türkiye'ye yıkmakta... Böylece giderek düzelen Doğu Türkistan Çin münasebetlerini baltalamak ve asıl Türkiye ile Çin'in arasını açmak için uğraşmaktadır. Türk Ordusunu da bütün Asya'ya karşı ciddi bir tehdit ve tehlike olarak sunmaktadır.

4-ABD'nin ordusu zaten Siyonist sermayenin elindedir. Ne var ki, CIA ile Ordunun arası açılmak üzeredir. ABD Ordusundaki milli cephenin sesi duyulur olmaya başlamıştır. Siyonist Sermayece, Türkiye Amerika'nın sömürgesi olarak görülmektedir. Hatta ülkemizi genel valilerle yöneltmeye bile kalkışmıştır. Ancak Ordumuzun direnmesi ile bunu başaramamıştır.

Bu yüzden Siyonistler Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne sokacak, İngiltere ile işbirliği yapacak, Orduyu zayıflatıp etkisiz bırakacak...  Ve en sonunda; Avrupa Birliği'ni de parçalayacaktı.

Ne var ki Ordumuz gafil ve hain yöneticilere rağmen bu oyunlara gelmemiştir. Şimdi bu yüzden Türkiye, ABD ordusunun hedefindedir.

Türkiye ve Ordumuz üzerindeki şeytani plan şudur:

Türkiye'ye söz geçirmenin tek yolu vardır; o da "Türk Ordusu"nu karışık kamplara ayırıp zayıflatmak ve parçalamak! Türk Ordusu 28 Şubat'ta parçalanma baskısına uğratıldı. Hüseyin Kıvrıkoğlu-Çevik Bir ekipleri karşı karşıya getirilmeye çalışıldı. Ancak Türk Ordusu; Erbakan'ın yüksek feraset ve dehası sayesinde, bu badireyi atlattı. Kontrollü bir stratejik geri adım atılarak; başlatılmak istenen bir iç kavga ve kaos girişimi boşa çıkarıldı.

23 Nisan 2003'te ise, yeni bir deneme daha yapıldı. Kim ne tarafta duracaktı? Cepheler oluştu. CHP, MHP, GP, Cumhurbaşkanı, Yargı, Ordu bir cephede durdu. Meclis, AKP, DYP, ANAP ise karşı bir cephe oluşturdu. Böylece devletle millet karşı saflara oturtuldu. Şayet "Ordu"da bölünme olursa, dış güçler hedefine ulaşacaktı. Ama şükür ki milli dinamik ve düşünceye sahip kadroların dirayet ve diretmesiyle bu hıyanet de sonuçsuz kaldı.

Asıl parçalama denemesi 29 Ekim 2003'te oynanmaya çalışıldı. Tabi bütün bu planlar Amerika'da hazırlanmaktaydı. Buna göre:

Avrupa Birliği'ne girebilmesi ve IMF desteğinin devam edebilmesi için; Türkiye'ye bir madde dayatıldı; "Ordu"yu "Mili Savunma"nın emrine verin... NATO bağımlısı olmayan, milli şuur ve sorumluluk taşıyan komutanları değiştirin!...

Hükümet bu yönde bazı girişimler başlattıysa da yükselen itirazlar nedeniyle geri adım atmak zorunda kaldı..

AKP bugünkü aklıyla hareket etmeye devam ederse; ekonomik imkânsızlıklar, kriz patlamaları, bunalımlar ve Milli muhalefet karşısında çözülebilir.

Ne yazık ki, AKP CIA ajanları tarafından işgal edilmiştir. Ve söz dinlememektedir.

Şimdi "Kahraman Ordumuza" bazı temennilerimizi iletmek istiyoruz:

a-Aziz Milletimizin dini, dili, adetleri ve tarihiyle çatışmak asla yarar getirmez. Çünkü milletine dayanmayan hiçbir ordu varlığını sürdüremez. İçinizden bazı general ve Subaylarımız samimiyetle ve resmi elbiseleri ile Cuma Namazına katılabilsin ve halkın arasında namaz kılabilsin. Böylece Ordunun din düşmanı olduğu yolundaki yanlış imaj yıkılıp silinsin... Ve yine bazı general ve subayların  hanımları, istiyorlarsa başlarını örtmüş olarak dolaşabilsin!.. Başörtüsü bir Partinin veya mezhebin değil; Müslümanların kutsal simgesidir. Bayraksız devlet olmayacağı gibi; simgesiz ve alametsiz din de olmaz. Başörtüsü tek tanrılı dinlerde kadının izzet ve iffet sembolüdür.

b-Tarafsız ve baskısız tam bir milli irade ile oluşacak "Meclis"e ve siyasi partilere saygılı olmalıyız. "Meclis"in ve siyasi partilerin gücünü kırdığımız zaman, milletin gücünü kırmış sayılırız. Ondan sonra, Milletin değil sömürgecilerin ordusu gibi algılanırız. Onlar da Ordumuzu dağıtmaya ve yurdumuzu parçalamaya girişirler.

Türk halkı ve Siyasileri ordularına son derece saygılıdır. Bunları Ordudan korktukları için yapıyorlar zannedenler yanılmaktadır! Türk Milleti ve Milli siyasileri bilmektedir ki, "Ordu"nun yıpranması Türkiye'nin yok olması demektir. Bu yüzden sizi küçültecek davranışlarda bulunmuyorlar. Sizin de Milletimizin her ferdine ve hele bu ülke için rahatını ve hayatını feda edenlere saygılı davranmanız, aslında kendinize güven ve saygı anlamına gelir ve şereftir.

c-Geçmişte olduğu gibi, devletin varlığı için bir gün yine siyasete müdahale yapma mecburiyetinde kalabilirsiniz. Çünkü elbette demokrasi; devletin varlığından ve milletin bağımsızlık ve bekasından daha önemli değildir. Ama geçmişteki müdahalelerde düşülen hataları tekrar etmemeliyiz. Gaflet ve hıyanete yönelen hükümeti ve onun arkasındaki masonik merkezleri ve dış güçlerin içimizdeki işbirlikçilerini tesirsiz hale getirmeliyiz. Ama "Meclis"i, siyasi partileri ve Kuvay-ı Milliyeci şahsiyetleri ürkütmemeliyiz.

Türk milleti gerekli hale gelen müdahaleleri hep tasvip etti ve destekledi. "Ordumuz"da en kısa sürede seçimlere gitmekle samimiyetini her zaman gösterdi.

d-Bir gün yine şartların zorlaması ile müdahale etmek mecburiyeti hasıl olursa dikkat edilmesi gereken hususları sizlerle paylaşmak istiyoruz:

1-İç müdahalede, dışarıdan herhangi bir yardım ve destek alınmamalıdır. 
Kendi kurmaylarınız ın hazırlayacağı projeyi; milli güçlerle birlikte uygulamalıdır. Dışarıdan gelecek tenkitlere ve tehditlere kulak asılmamalıdır. Bu konuda şanlı İstiklal Savaşımız örnek alınmalıdır.

2-Askeri sorunların üstesinden zaten kendiniz gelebilecek birikim ve beceriye sahipsiniz. Diğer konularda ise siyasi partilerden, üniversitelerden, sivil kuruluşlardan, hatta doğrudan halktan çözümler isteyebilmelisiniz.

Asla ayrımcılık yapıyor görünmeyelim. Bunlar komünist, şunlar şeriatçı, onlar Atatürk karşıtı diye suçlamaya girişmeyelim. Vatanseverse, hatta vatan haini değilse ve kendine göre çözümleri ve yararlı yönleri olan birileriyse; mutlaka onlardan yararlanmayı deneyelim.

Kimin vatan Haini olduğunu da CIA'den ve NATO'dan öğrenmeyelim. Kendi Milli ve yerli kriterlerimizle tespite gayret edelim.

3-Müdahaleden sonra; sorunlar kalıcı ve akılcı biçimde: Evrensel hukuk kurallarına, Milli ve manevi değer ve duyarlılıklarımıza uygun şekilde çözülünce,  hemen geri çekilip, meydanı milli iradeye bırakmalı ve derhal seçim yapılmalıdır. Böylece artık her on senede bir müdahaleye gerek kalmayacaktır. Müdahale döneminde de yönetim son derece adil ve demokratik olmalıdır. Sadece devletin tepesinde müdahale yapılmalıdır. Alt kademelerde hain ve hırsız olmamak şartıyla her türlü elemanın ve bürokratın bilgi ve becerisinden yararlanmalıdır.

4-Son söyleyeceğimiz; yeniden yapılanmaya giderken Mustafa Kemal'in, çağdaş medeniyetin üstüne çıkma emri esas alınmalı, müspet ilimden ve milli kimliğimizden sapılmamalıdır.

Tabii ve tarihi şartların; kahraman ordumuzun önüne; hem çok talihli, hem de büyük mesuliyetli fırsatlar koyduğu, ve bu günkü durumun "olmak veya ölmek" meselesi olduğu, asla unutulmamalıdır!..

Türkiye merkezli, yeni ve adil bir dünya medeniyetinin kurulması yolunda, kahraman ordumuz; potansiyel imkânlarımızı ve insanlığın ihtiyaçlarını esas alarak; mutlu ve kutlu bir devrimin en önemli ve şerefli dayanak ve destekçisi olmalıdır. Ve inşallah olacaktır.


http://www.millicozum.com/mc/haziran-2004/ordumuz-uzerindeki-oyunlar


***