27 Şubat 2019 Çarşamba

TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Raporu, Bilgisine Başvurulanlar, BÖLÜM 13

TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Raporu,  Bilgisine Başvurulanlar, BÖLÜM 13




51- BURHANETTİN BİGALI 02.03. 1997 tarihli ifadesinde; 

1927 Bergama’nın Göçbeyli nahiyesinde doğduğunu, 13 yaşında Konya askeri Ortaokulu’na gittiğini, 1947’de Harbiye’yi, 1959’da Harp Akademisini bitirdiğini, 1972 yılında General olduğunu, İstanbul Garnizon Kurmay Başkanlığı, Harp Akademileri Kurmay Başkanlığı, Erzurum’da Tümen Komutanlığı, Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığı, Genelkurmay Sıkıyönetim ve Koordinasyon Başkanlığı ve 6. Kolordu Komutanlığı görevlerinden sonra 1981 yılında MİT müsteşarı olduğunu 1986 yılı Ağustos ayına kadar 5 yıl bu görevde kaldığını,Orgenaral 
olarak 2. Ordu Komutanlığı ve arkasından da Jandarma Genel Komutanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 1990 yılında emekli olduğunu, MİT Kanununa göre; “MİT’in görevinin, T.C.’nin ülkesiyle, milletiyle bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlara karşı, içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratınıdevlet çapında oluşturmak, bunları Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu ile gerekli kuruluşlara bildirmek” olduğunu, Çeşitli Kamu kurum ve kuruluşlarının yukarıdaki bağlamda elde ettikleri bilgileri MİT’e bildirmelerinin gerekli 
olduğunu, bu bilgilerin bir havuzda toplanmasının gerektiğini, MİT Kanununa göre; “ MİT müşteşarının başkanlığında Bakanlıklar ve diğer kurum ve kuruluşlar arasında yukarıda belirtilen görev ve yükümlülüklerin yerine getirilmesiyle ilgili koordinasyon sağlanması ve istihbarat çalışmalarının yönetilmesinde temel görüşler oluşturmak üzere Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu’nun
oluşturulduğunu, bu kurulun her üç ayda bir toplanması gerektiğini”, 
Kendi döneminde Koordinasyon Kurulunu hep topladığını, Oysa bugün bunun sağlıklı şekilde yapılamadığını, kurumlar arasında, özellikle Emniyet, Jandarma ve MİT arasında kopukluk olduğunu, MİT’in gelen bilgileri değerlendirerek icra etmek üzere yine emniyete verdiğini, MİT’in öcü olmadığını, millî bir kuruluşumuz olduğunu, Başbakanın, bakanların bu kuruluştan brifing alması 
gerektiğini, bu kurumu tanımaları ve yardımcı olmaları gerektiğini, MİT’in dışarıya gidecek büyükelçilere brifing verdiğini, onların teröre karşı, mesela Asala eylemlerine karşı nasıl hareket edeceklerini anlattığını, dış 
temsilciliklerimizin korunması için gerekli tedbirleri aldığını, ayrıca dış temsilciliklerimizin sık sık kontrol edildiğini, bir sürü dinleme cihazı vs. bulunduğunu, MİT’in ihtiyaç duyduğu elekronik, teknik cihazlarla 
donatılması gerektiğini, Avrupa’daki Türk varlığını, dış temsilciliklerimizi korumak için çevre kuşak ülkelere dikkat etmek, istihbaratı daima güncel tutmak gerektiğini, 30 Kasım 1983 tarihi itibariyle 195 Asala eylemi olduğunu, 56 kişinin hayatını kaybettiğini, bunlardan 39’unun Türk olduğunu, Bu Asala eylemlerine karşı siyaseten dost ülkelerin istihbarat teşkilatları ile işbirliği yaptıklarını, ayrıca bu devletlere bir gün bu eylemlerin kendilerine zarar vereceğini anlattıklarını, nitekim ölen insanların 17’sinin çeşitli yabancı ülke vatandaşları olduğunu, bu ülkelerin zarar gördüğünü, ayrıca Türkiye ile ticari münasebeti olan ülkelerin bunları desteklememeleri için uyardıklarını, ayrıca Ermeniler içinde de bu eylemlerden rahatsız olan insanlar olduğunu, siyasî platformda da bunların haklılıklarını isbat edemediklerini, ve sonuçta Ermeni terörünün sona erdiğini, kısmen de bu işi PKK’nın sürdürdüğünü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin teröre terörle mukabele etmediğini, Abdullah ÇATLI ismini MİT müsteşarı olduğu dönemde hiç duymadığını, böyle bir kişinin MİT tarafından Asala’ya karşı kullanılmasının asla sözkonusu olmadığını, Müsteşarın bilgisi olmadan alt düzeyde birilerinin de böyle bir şey yapmalarının mümkün olmadığını, MİT’in kişilere pasaport verme görevi olmadığını, dolayısiyle bu kişilere pasaport falan 
vermediğini, kendilerinin Asala terörüne karşı dış temsilciliklerde sadece pasif koruma tedbirleri aldıklarını, Kendi döneminde ne dışarıda, ne de içeride bir takım sağ ve sol militanların, Abdullah ÇATLI gibi, Oral ÇELİK gibi kimselerin tetikçi olarak kullanılmadığını, istihbarat haricinde herhangi bir operasyonda sivil kişilerin kullanılmadığını, bunun mümkün olmadığını, bu kişilerin kendileri tarafından korunmadığını, MİT Müsteşarı iken MİT bünyesinde silah kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı gibi teröre destek veren işlerle ilgilenmek üzere Kaçakçılık Dairesinin kurulduğunu, bunun sebebinin 12 Eylül’de çok sayıda silah  yakalandığını, yani terörü silah kaçakçılığının desteklediğini, O’nu da uyuşturucu kaçakçılığının desteklediğini belirlediklerini, bunun sonucunda 1984 yılında uyuşturucu kaçakçılığına bulaşan Mafya Babaları operasyonu yaptıklarını, Dündar KILIÇ, Behçet CANTÜRK gibi insanların sorgulandıklarını, haklarında fezleke düzenlendiğini ve adli makamlara sevkedildiğini, sonucunun ne olduğunu bilmediğini, Mehmet EYMÜR’ün bu Kaçakçılık Dairesinin başına getirildiğini, bu kişinin çok çalışkan birisi olduğunu, konusu ile ilgili sorgulamalara katıldığını, 

Dündar KILIÇ ve benzeri babaların MİT içindeki, kamudaki insanlarla, (Örneğin iddia edildiği gibi, MİT İstanbul Bölge Eski Müdürü Nuri GÜNDEŞ ile yahut İstanbul Emniyet Eski Müdürü Şükrü BALCI ile ) ilişki içinde olduklarına dair bir bilgisi olmadığını, buna inanmanın da mümkün olmadığını, Mehmet EYMÜR’ün 1987 yılında yayınladığı çeşitli devlet görevlileri hakkındaki Raporun kendisinden sonra olduğunu, sonucunda da MİT’ten ihraç edildiğini, sonradan nedenini bilmediği bir şekilde geri alındığını, Korkut EKEN’in kendi zamanında MİT’te olmadığını, sonra yarbay olarak bir dönem Mehmet EYMÜR’le birlikte MİT’te çalıştığını, bu rapor dolayı sonra ikisinin birlikte uzaklaştırıldığını, halen Emniyet Genel Müdürlüğü danışmanı olarak çalıştığını duyduğunu,

Kendi MİT Müsteşarlığı döneminde Nuri GÜNDEŞ hakkında Dündar KILIÇ’la ilişkisi olduğuna dair bazı iddialar olduğunu, daha üst görevli kimselerden oluşan bir komisyonla hakkında tahkikat yaptırdığını, katiyen böyle bir şey olmadığına dair rapor verdiklerini, iddiaların tamamen yanlış olduğunu, Mehmet EYMÜR’ün 
Nuri GÜNDEŞ hakkındaki iddialarının birtakım şahsi husumetlerden kaynaklandığını, Nuri GÜNDEŞ’le ilgili olarak Dündar KILIÇ’ın verdiği bilgilerin ortadan kaldırıldığı iddialarının doğru olmadığını, JİTEM diye bir kuruluşun kendi Jandarma Komutanlığı döneminde kurulmadığını,kendisinin 1990 yılında 
emekli olduğunu, bunun 1993 yılından sonra ortaya çıktığını, arkadaşlarına sorduğu zaman da böyle bir şeyin olmadığını ifade ettiklerini, Mehmet Ali AĞCA’nın 1982 yılında askeri ceza evinden kaçırılması sırasında MİT’te görevli olduklarını, ancak o günlerde işlerinin çok yoğun olduğunu, bu nedenle Başbakanlıktan özel bir emir de verilmediği için bu konu ile ilgilenmediklerini, bu tip cezaevi firarlarının herzaman olduğunu, hapishanelerin iç ve dış güvenliklerinin ayrı ayrı Bakanlıklarda olmasının bunda rolü olduğunu, 
PKK’nın Ankara’daki İstanbul’daki örgütlenmesine karşı istihbari çalışmaların ve diğer tedbirlerin iyi olduğu kanaatında olduğunu, İstihbarat Teşkilatının kanuni prosedür içinde alelusul şunu bunu dinleme yetkisinin olmadığını, önemli bir 
hedefi,bir örgüt mensubunun ancak savcılığın müsaadesi alınarak dinlenebileceğini, ancak şimdi birçok kişinin elinde dinleme cihazının olabileceğini, buna karşı tedbir alınması gerektiğini, örneğin bu komisyonun 
dinlenmemesi için MİT’ten uzman çağrılarak kontrol yaptırılabileceğini, bir parti lideri dinlendiğini iddia ediyorsa, O’nun da çağırıp uzmanlara kontrol ettirebileceğini, MİT’te görev yapan kişilerin siyasî görüşlerinin, ideolojilerinin görevlerini etkilememesi gerektiğini, bazı siyasî kişilerin MİT elemanlarını MİT Müsteşarının bilgisi dışında ayrı bir yapılanma içinde, mesela Asala’ya karşı 
kullanmalarının kendi döneminde olmadığını, siyasîlerden böyle bir direktif almadığını, şimdi de olmaması gerektiğini, varsa bilemiyeceğini, MİT’in Tarık ÜMİT gibi yasadışı işlere bulaşmış, uyuşturucu kaçakçılarını istihbari amaçla kullanmasının, istihbarat alınması karşılığında onların yasadışı eylemlerine göz yumulmasının, hatta yardımcı olunmasının asla doğru olmadığını, bunun mümkün de olmadığını, kendi zamanında da sureti katiyede böyle bir şeyin 
olmadığını, 
MİT’in sivilleşmesini, yani başına sivil bir insanın gelmsini doğru bulmadığını, çünkü yabancı birisinin teşkilatı tanıyıncaya kadar uzun zaman geçeceğini, oysa askeri birimlerde benzeri istihbari birimler olduğundan asker kişilerin konuya yabancı olmadığını, örneğin kendisinin Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığı yaptığını, MİT’in bazı bilgileri bağlı olduğu siyasî kişilere vermediği iddiasına katılmadığını, Başbakanlar ne zaman isterlerse MİT’ten bilgi alabileceklerini, Milletvekillerinin de Başbakan’ın izniyle brifing alabileceğini, ABD’de 
CİA Başkanının hergün konutundan çıkarken Dışişleri Bakanının arabasına binerek işyerine varıncaya kadar son 24 saat içinde dünyada olan gelişmeleri bildirdiğini, bunun bizde de olabileceğini, Çeşitli basın organlarında zaman zaman MİT kaynaklı olduğu iddia edilen rapor, etüd veya bilgi notlarının çoğu 
zaman gerçeği yansıtmadığını, ancak MİT’in kendini tanıtmak amacıyla kamuoyunu aydınlatmasını doğru bulduğunu, herkesin bu millî kuruluşumuzu tanıması gerektiğini, PKK terörüne karşı askerin yetersiz olduğu iddiasıyla Özel Harekat Polisinin aşırı derecede güçlendirilmesine karşı olduğunu, bunun zaman içinde kontrolden çıkabileceğini, askerdeki disiplini bunlarda sağlamanın çok zor 
olduğunu, yalnızca askerin yaptığı çevirme harekatından sonra yakın operasyon için özel komando eğitimi almış sınırlı sayıda Özel Harekat Timinin bulundurulmasının yeterli olacağını belirtmiştir.(Ek:224) 


52- HÜSEYİN OĞUZ 18.02.1997 tarihli ifadesinde;

1959 Edirne İpsala doğumlu olduğunu, daha sonra nüfusunu İzmir Karaburun Merkez Mahallesine aldırdığını, Baba adı Mehmet, ana adı Havva olduğunu, halen Elazığ İl Jandarma Komutanlığı Merkez Bölüğü personel İşlem Astsubayı olarak çalıştığını, 1977 yılında Astsubay Okulunu bitirdiğini, 1977-1981 arasında Diyarbakırda görev yaptığını, önce 1977-1979 arasında Kulp’ta, 1979-1981 arasında Ergani’de çalıştığını, 1981 yılında Ergani Kesantaş Köyü matematik öğretmeni, Afyon Kırali Kasabası’ndan babası Adalet Partisi İlçe Başkanı olan ve okulda kürtçe konuşulmasına, şarkı söylenmesine karşı olan Kadir ismindeki öğretmenin Ergani-Afyon yolunda otobüs içinde bıçaklanarak öldürüldüğünü, bunun Kesantaş Köyünden Şaban ismindeki failini kendisinin bulduğunu, 
1981-1983 arasında Bursa’da 6 ay komando’da çalıştığını, 1982’de Sorgu’ya geçtiğini, 1983-1986 yıllarında Kars’ta çalıştığını, bu sırada 1984 yılında 3 ay 10 gün faili mechullerle ilgili sorgu kursuna katıldığını (Babası Faili Mechul gittiği için bu konuda hobisi olduğunu), burada herhangi bir terör ya da faili mechul olayı hatırlamadığını, 1986-1993 yıllarında Uşak İl Jandarma’da sorgu kısım amiri olarak çalıştığını, narkotik sorumluluğuna baktığını, burada Dev-Sol içindeki bir hesaplaşma dolayısıyla Ulubey İlçesinin Büyükkayalı köyüne atılan 1 
ceset dışında önemli bir olay olmadığını, 1993-1996 yıllarında (1 Temmuz 1996 tarihine kadar) Malatya İl Jandarma’da sorgu görevinde çalıştığını, Malatya’da görev yaparken 1996 yılında Elazığ-Malatya arasındaki Kömürhan Köprüsünün yakınında 20-25 yaşlarında genç bir erkekle genç bir bayan cesedinin bulunduğunu, her ikisinin de ellerinin arkadan bağlı olduğunu ve enselerinden vurulduğunu, olay yerinde 9 mm. Makina Kimya Mermileri olduğunu, erkeğin 
ayaklarının çıplak olduğunu, ayakkabılarının kendine ait olmadığını tesbit ettiklerini, her ikisinin de temiz giyimli, erkeğin ttraşlı olduğunu, bayanın da bakire kız olduğunu ve iç çamaşırlarının dahi çok temiz olduğunu, 
bunlardan hareketle bu olayın başkası tarafından değil, kesinlikle güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilmiş bir İNFAZ olduğu kanaatine vardıklarını, örgüt işi olsaydı, örgütün maktülün ayağına “Ajan veya provakatörün 
sonu budur” gibi bir bildiri bırakacağını, Maktullerin kimliklerini tesbit etmek için olay yerinde çektiği resimleri basına verdiğini, kızın babasının resmi 
gazetede görerek kendilerini aradığını ve Malatya’ya geldiğini, cesedi morgta teşhis ettiğini, adamın Mersin Gülnar ilçesinde ayakkabı tamircisi ve fakir bir aile oluduğunu, kızın Dicle Üniversitesi Yabancı Diller bölümünde öğrenci olduğunu, herhangi bir olayla ilgisinin olmadığını, Erkeğin ise; Diyarbakır Silvan nüfusuna kayıtlı olup Sivas’ta 2 yıllık yüksek okulu bitirdiğini, Diyarbakır’da iş ararken kızla tanıştıklarını, güvenlik güçlerince gözaltına alındığına dair bir kaydının olmadığını, Diyarbakır’daki sistemi bildiğini, buna göre bir kişinin bu şekilde öldürülmesi için kürt kökenli olması ve PKK’ya MÜZAHİR olmasının (yani PKK’ya hafif bir sempatisinin olmasının) yeterli olduğunu, kendini devlet yanlısı tanıtan birinin “Falan PKK yanlısıdır” gibi bir ihbarı üzerine adamın özel harekatçı kıyafetiyle evinden alındığını ve 2-3 kişilik infaz ekibi (Tetik Timi) tarafından infaz yapıldığını, buna İstihbarat biriminin karar verdiğini, ancak son zamanlarda infazların durduğunu, 
Bu kişinin de bu sisteme göre tahminen müzahir olması nedeniyle yanındaki kızla beraber Diyarbakır ekiplerince gözaltına alındığını, onlar gözaltındayken başka bir infaz olayına tanık olduklarından bu tanıkları yok etmek için infaz edilmiş olabilirler diye değerlendirdiğini, çünkü o sırada 5 kişinin daha Diyarbakır’da atıldığını bildiğini, ayrıca bu kişileri polisin gözaltına aldığının da kesin olduğunu, kızın bir arkadaşının ailesine telefon ederek yurda gelmediğini bildirdiğini, Ayrıca Diyarbakır’la cesetlerin bulunduğu yer arasında 11-12 tane kontrol noktasının bulunduğunu, güvenlik güçlerinden başka kimsenin bu noktaları yanındaki bu kişilerle veya cesetlerle geçmesinin mümkün olmadığını, 
ceset bırakılan yerin güvenlik amirinin de normalden bu işten haberdar olmasının gerektiğini, ancak Malatya’da fazla güvenlik görevlisi olmadığını da düşünerek cesetleri Malatya’ya, Jandarma bölgesine bıraktıklarını, 
Olayı araştırmak üzere İl Merkez Bölük Komutanı Üsteğmen Abdullah KAYA ile Kriminalci Uzman Çavuş Ergun KAYAKAYA ve Ali Başçavuşun Diyarbakır’a gittiklerini, kendisinin gitmek istemediğini ve gitmediğini, bu ekibin polis ve jandarmaya uğradıklarını, adı geçen kişilerin (maktüllerin) poliste gözaltına alındıklarını öğrendiklerini, ancak burada kendilerine; “Sizin ne işinize geliyor, bunun sizinle alakası yok, çekin gidin görevinize” dendiğini, böylece hiç bir evrak almadan ,hiç bir işlem yapmadan geri geldiklerini, onlara “İyi ki sizi de infaz etmemişler” dediğini, olayın böylece kaldığını, 

Yeşil ve Veli KÜÇÜK : 

YEŞİL’in aslen Bingöl Solhan Asmakaya Köyü nüfusuna kayıtlı, 1953 doğumlu Salih oğlu Mahmut YILDIRIM olduğunu, Sakallı diye anılan işinin de aynı şahıs olduğunu, çocukluğunun Elazığ’da geçtiğini, 1982 yılında Ülkü Ocakları davasından Elazığ Polisince gözaltına alındığını, “Devletin manevi şahsiyetine 
hakaret ve Polis Memuruna hakaret”ten 2 fişi bulunduğunu, kendisini gördüğünü, uzun boylu, 1,85 boyunda, esmer bir şahıs olduğunu, çok zengin olduğunu, Yeşil’in önce polisle birlikte çalıştığını, daha sonra Cem ERSEVER’le tanışarak JİTEM’de çalışmaya başladığını, O’nunla birlikte Suriye’ye gidip geldiğini, Jandarma istihbarat birimlerinden herkesin yeşili tanıdığını, Yeşil’in Emniyet ve Jandarma teşkilatlarına rahat girip çıktığını, hatta bazan kapıda karşılandığını, Kürtçe bildiği için herkesle rahat dialog kurduğunu, Çatlı’dan da önemli ve üstte bir adam olduğunu, bilhassa Jandarma’da çok önemli olduğunu, Çatlı ile de ülkücülükten dolayı birbirlerini tanıdığını, ayrıca Jandarma’da 
da ülkücü olanların olduğunu, bunlar arasında da ilişki olduğunu, Yeşil’in Korkuut EKEN’i de Sedat BUCAK’ı da, hatta Mehmet AĞAR’ı da tanıdığını, hatta Mehmet AĞAR’ın “Bu adamı öldürün” diye emir de verdiğini, Yeşil’le irtibatı olanların Ankara’da Cinnah Caddesinde Kumarhane veya Birahane gibi herkesin girip 
çıkmadığı bir yerde buluştuklarını, Tuğgeneral Veli KÜÇÜK’ün de Yeşil’i çok iyi tanıdığını, beraber çalıştıklarını, Yeşil’in Veli KÜÇÜK’ün sözünden çıkmadığını, Veli KÜÇÜK bir zamanlar JİTEM’in en kıdemli, en sözü geçen kişisi olduğunu, bu 
kişiyi tutan kötü insanlar çoğunlukta oldukları için general olduğunu, Kocaeli Jandarma Komutanıyken birkaç soruşturma geçirdiğini, ancak bunların kapatıldığını, Veli KÜÇÜK’ün doğudan ayrıldıktan sonra da telefonla 
doğudaki bazı şeyleri yaptığını, Kocaeli Jandarma Komutanı olduktan sonra Yeşil’in de İstanbul tarafına kaydığını, bu tarafta da infazların başladığını, faili mechullerin arttığını, 1993 yılında Diyarbakır’da birtakım infazlar yapıldığı zaman Yeşil’in de orada olduğunu, tetikçi olarak görev yaptığını, Diyarbakırda Vedat AYDIN’ı Yeşil’in iki kişiyle Özel Harekatçı elbisesi giyerek evine gidip, “Polis” 
diyerek kaçırdığını, sonra da infaz ettiğini, yanındakilerden birinin Alaattin KANAT olabileceğini, bu kişinin de PKK itirafçısı ve tetikçi olduğunu, Ankara açık cezaevinden konuşmasın diye kaçırıldığını, belki de infaz edileceğini, Yeşil’in Malatya’ya da girmek istediğini, ancak o zamanki Jandarma Alay Komutanı Yaşar ERCAN’ın buna izin vermediğini, bir defa Malatya Alay Komutanlığına geldiğini, Alay Komutanını sorduğunu, ancak Yaşar Albay’ın kendisini kabul etmediğini, kendisinin de orada gördüğünü, Yeşil’in Alaattin ÇAKICI’yı çok iyi tanıdığını, bir zamanlar İstanbul’da çıkan çek-senet mafyasında da olduğunu, çünkü Yeşil’in parasız iş yapmadığını, çok parası olduğunu, çok para harcadığını, bekar olduğunu, kadına düşkünlüğü bulunduğunu, Yeşil’in uyuşturucu olayını en iyi yönlendiren kişi olduğunu, TORBACI tabir edilen taşıyıcı olduğunu, 
arabasıyla getirip götürdüğünü, Uyuşturucu’nun Yüksekova’da imal edildiğini, sevk yolunun VAN olduğunu ve oradan ayarlandığını, İstanbul’da da pazarlanıp satıldığını, Güvenlik güçlerinden zaafı olanların, menfaati olanların bu olaya yardımcı olduğunu, bütün bu irtibatları Yeşil’in sağladığını, nerede ne kadar güvenlik gücü olduğuna dair istihbaratı da Yeşil’in sağladığını, Yeşil’in bankaya yatırdığı 300 bin mark, 50 bin doları Urfa Suruç (veya Siverek) nüfusuna kayıtlı Ahmet DEMİR’in çektiğini,Yeşil’in halen MİT’te çalıştığını sandığını, üç gün önce 
İstanbul’da MİT tarafından sorgulandığını, Sabancı Suikastının tetikçisi DHKP’li İsmail AKKOL’u Suriye’den Yeşil’in getirip MİT’e teslim ettiğini, Çünkü 
Yeşil’in Cem ERSEVER’le birlikte Suriye’ye gidip geldiğini, Suriye istihbaratı ile irtibatı olduğunu, Bütün bu bilgileri Jandarma Genel Komutanlığında istihbaratçı olarak çalışan samimi arkadaşlarından şifahi olarak aldığını, 

14 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder